Etiket arşivi: dul kadın

Şiddet 46| Doğu’da Kadının Konumu 7 | Hindistan 2

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

  • Hindistan’da önceden, okuma yazma, dans etme, şarkı söyleme gibi eğitimleri almak sadece Hindu tapınaklarındaki fahişelere tanınan bir haktı. Kadınların eğitilmesinin fahişelikle özdeşleştirilmiş olması 19. yüzyıl sonlarına kadar devam etti. Kadınların eğitimi konusunda İngiliz yönetimi de başarılı olamamıştı.
  • Çocuk gelin olayı Hindistan’da da yaygındır.
Racistan, Jaiselmer, Çöl Festivali. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Racistan, Jaiselmer, Çöl Festivali.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

  • Dul kadınlardan beklenen özveriler arasında yeniden evlenmemek, yerde yatmak, günde tek öğün yemek, ölünceye kadar eşinin yasını tutmak başta gelir. Kocası ölen kadın da neredeyse ölmüş gibidir. Mahabharata, kocalarının yakıldığı ateşe atlayarak yanan kadınlardan söz eder. Bu töreye, erdemli kadın anlamına, Sati adı verilir. Hindistan’da 12. yüzyılda başlayan Müslüman, daha sonra ise İngiliz yönetimleri Sati töresini yasaklamış ama ortadan kalkmasını sağlayamamışlardı. Hint Anayasası da yasaklamasına rağmen, vakalar azaldı ama tamamen önlenemedi. Kayıtlara geçen son olay 2002 yılında gerçekleşti. İnsan yaşamını hor gören Sati töresinde ana fikir kadının aşağılanması değildir, düalizm inancıdır, denir.
Racistan’ın Jodpur kentinde Jaswant Thada adı verilen yerde 132 sati aynı mekana gömülmüştür. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Racistan’ın Jodpur kentinde Jaswant Thada adı verilen yerde 132 sati aynı mekana gömülmüştür.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Racistan, Bikaner Kalesi. Mughal ile savaşta kale kuşatılınca, kaledeki kadınlar, erkekleri savaşta öldü diye düşünerek kendilerini yakıyorlar. Bu bir Sati uygulaması. Ateşe atlamadan önce ıslak sıvaya el izlerini bırakıyorlar. Buna cohar deniyor. Sati, daha erkek egemen geleneklere sahip olan Racistan’da önemli, lehine gösteriler yapılıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Racistan, Bikaner Kalesi.
Mughal ile savaşta kale kuşatılınca, kaledeki kadınlar, erkekleri savaşta öldü diye düşünerek kendilerini yakıyorlar. Bu bir Sati uygulaması. Ateşe atlamadan önce ıslak sıvaya el izlerini bırakıyorlar. Buna cohar deniyor. Sati, daha erkek egemen geleneklere sahip olan Racistan’da önemli, lehine gösteriler yapılıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

  • Kadınlar için ikinci evlilik hala bir tabu. Oysa yasa ile buna 19. yüzyılda izin verilmişti.
  • Hindistan’da kadının cinselliği göklere çıkartılırken, toplumsal konumu düşüktür.
  • Hindistan alt kıtasındaki milyonlara ilaveten, Hinduizm Nepal’in de resmi dini; ayrıca Bangladeş ve Sri Lanka nüfuslarının %20’si; Fuji ve Mauritus nüfuslarının %50’si; Endonezya’da, Bali Adası’nın da %90’ı Hindu. Dolayısıyla Hinduizm’in kuralları büyük bir nüfusu etkiliyor.
  • Hint Anayasası, herkesin eşit olduğunu yazıyor ama kast sistemi hala varlığını koruyor. Çocuk, babasının kastından oluyor.
  • Hinduizm’de her tanrının bir taşıtı, bir eşi, birkaç tane de simgesi oluyor. Brahma, Şiva, Vişnu ve diğer tanrıların eşleri de bu inanç tarafından benimsenmiş. Şiva’nın erkek enerjisi Linga, dişi yaşam kaynağı Yoni tarafından kuşatılıyor. Şiva’nın sayıları çok fazla olan eşleri, hangi biçimde görünürse görünsün, her zaman ilahi dişi enerji.
  • Bazı geleneklere göre, kadınlar, bir Hindu’nun ulaşmak istediği son nokta olan Mokşa’ya ulaşma becerisinden yoksunlar. Tek çare, bir sonraki döngüde erkek olarak dünyaya gelmek. Bunun için, darma’nın gereklerini yerine getirmeye çalışıyorlar.
  • Hindularda evlilik için din, kast, alt kast, ekonomik durum, dil, yeme-içme alışkanlıkları hatta burçların tutmasına dikkat edilir. Hindistan, boşanma oranı en düşük ülkelerden biridir. Aileler, müstakbel çifte evlilik öncesi bir öğle yemeği buluşmasına izin verir. Başlık, kızın babasından hissesine düşen mirasıdır. Düğünü kız tarafı yapar. Gelin düğünde ağlar, göğsünü döver. Bazen bu iş için profesyonel ağlayıcı da tutulur.
Bu kadar çok faktörün tutabilmesi kolay olmadığından evlilik için uygun birini bulabilmek amacıyla gazeteye ilan vermek Hindistan’da sık başvurulan bir yöntemdir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu kadar çok faktörün tutabilmesi kolay olmadığından evlilik için uygun birini bulabilmek amacıyla gazeteye ilan vermek Hindistan’da sık başvurulan bir yöntemdir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Şiddet 43| Doğu’da Kadının Konumu 4 | Çin 2

  • Konfüçyüs inancı, ataerkil bir düzen getiriyor; bedeni kötü bir şey olarak görmüyor ama tehlikesine karşı uyarıyordu. Kadınların devlet içinde düzensizliğe ve karışıklığa yol açacağı ve imparatorluk sarayı için de ayıp bir şey sayılacağı için kamu görevleri kadınlar için yasaktı.
  • Emperyal Çin’de kadınlar tüccar da olamıyorlardı.
  • Qing Hanedanlığı döneminde, 17.-18. yüzyıllarda elit kadınlar matbaacılık konusunda seslerini duyurdular. 19. yüzyıl sonunda kadın hakları savunusu yapan entelektüel bir hareket gelişti.
  • Geç emperyal dönemde kadınlar bazı durumlarda miras yoluyla mülk edinebiliyordu.
  • 1928 yılında iktidara gelen Milliyetçi Parti, kadınlara vatandaşlık hakkı tanıdı ve teoride de olsa, evlilik ve miras konularında eşit statü hakkı verdi.
  • 1949 yılında Çin Komünist Partisi zafer kazanınca posterlerde kadınlar elinde tüfek, erkekler ise bebekleri beslerken görüntülendi. ÇKP dulların ve kızlarının haklarını güçlendirmek, mirastan eşit pay alabilmelerini sağlamak için önemli işler yaptı. Ancak günümüzde bile, özellikle kırsal alanlarda, erkekler miras konusunda önceliğe sahiptir.
  • Çin’deki Kültür Devrimi (1965-1969) sırasında cinsel köleliğin simgelerinden biri sayılan etek giyme yasağı getirildi. Eşitliği vurgulamak için erkeklerle kadınlar tek tip giyinmek zorundaydılar.
  • 1978 yılından sonraki reform çağında, ÇKP’deki kadın yönetici sayısı, yerel ve üst düzeyde, dramatik şekilde azaldı.
Duvar resimleri ve başka yerlerde tasvir edilen Han Hanedanı dansçılarının, dansın bu dönemde daha da geliştiğine tanıklık etmektedir. Tang Hanedanı döneminde dans, yeni doruklara ulaşmıştır. Çin'in kültürünün önemli bir parçası olan operada kadın rolleri erkekler tarafından oynanırdı. Şanghay, 1995.

Duvar resimleri ve başka yerlerde tasvir edilen Han Hanedanı dansçılarının, dansın bu dönemde daha da geliştiğine tanıklık etmektedir. Tang Hanedanı döneminde dans, yeni doruklara ulaşmıştır.
Çin’in kültürünün önemli bir parçası olan operada kadın rolleri erkekler tarafından oynanırdı.
Şanghay, 1995.

  • İmparatorluk döneminde kadına karşı ön yargılı bakış açısı dul kadınların tekrar evlenmesini istememek, bedensel hareket kabiliyetini kısıtlamaya da yönelik olan kızların ayaklarının bağlanması, memuriyet sınavlarının sadece erkeklere açık olması ile kendini göstermişti.
  • Cumhuriyet döneminde (1912-1949) cinsiyet ve aile ilişkilerini düzenlemeye yönelik hamleler yapıldı. 1911 Devrimi’nden hemen sonra kadınlara oy hakkı tanınmıştı. Ancak bu dönemde seçimler pek de önem verilmeyen bir hak olmuştur. Ayak bağlama uygulaması ise devlet tarafından hoş görülmeyen bir uygulamaya dönüşmüştü.
  • Mao Çin’de kadınlara farklı bir baskı uygulandığına dikkat çekmiş, kadınların sadece sınıfsal adaletsizlikten değil, erkek akrabaların uyguladıkları şiddetten de mustarip olduklarını belirtmişti.
  • Çin Halk Cumhuriyeti’nde ulus çapındaki ilk hareket 1950 tarihli Yeni Evlilik Kanunu oldu. Bu uygulama ile:
             * Eskiden aile büyüklerine ait olan kimin kimle evleneceği uygulamasına son verilerek, nikahın  özgür iradeleri ile karar vermiş iki birey arasında kıyılması gerektiği;
             *Eski sistemde erkek için çok daha kolay olan boşanma hakkında da eşitlik ilkesinin geçerli kılınarak karı ve kocaya hukuk önünde eşit muamele edileceği hükme bağlandı.
  • ÇHC’de evlilik törenlerinde aile büyüklerinin resimlerinin yerini Mao’nun portresi almış, daha önce damadın anne babasının önünde eğilen yeni evli çift, 1949 sonrasında Mao’nun portresinin önünde eğilir olmuştur.
  • Köyde yaşayan bir gelinin evlendiğinde kocasının ailesinin yanına taşınma zorunluluğu hakkında yeni yasa hiçbir değişiklik getirmemiştir.
  • ÇHC, kanunlarla cinsiyet eşitliği tanındığı için Tibet kadınlarının statüsünü yükselttiğini savlar.
  • Devrim öncesi kız ceninlerin öldürülmesi bilinen bir uygulamaydı. 1949’dan sonra hızla terk edilmişti. 1980’lerin başında bu uygulama hortladı. Cinsiyete dayalı kürtajlar yeniden başladı.
  • Çinlilerde de cinsellik utanma duygusu ya da günah düşüncesiyle yüklü değildir. Ancak kadınlar başka alanlarda baskı altındadır.
  • Eski Çin’de cenazenin layıkıyla kalkabilmesi için her ailenin bir oğul sahibi olması gerekiyordu. Kadının bir erkek çocuk doğurmamış olması boşanma için sağlam bir sebepti. Bir genç kız için ülkü, erkek çocuk doğurmaktı. Oğlan çocuk doğurmayan kadın yerini başka bir kadına bırakıyordu.
  • Çin’de nüfusun %92’si Han ırkından. Nüfus patlamasının yarattığı endişeyle 1979 yılında çocuk sayısı konusunda Han ırkına sert kısıtlamalar getirildi. İlk önlem erken evlilikleri caydırmak oldu. Erkeklerin 22, kızların 20 yaşından önce evlenmesi yasaklandı. İkinci önlem, çocuk sayısını kısıtlamak oldu. Büyük kentlerdeki çiftlerin tek çocuk yapmasına izin verildi. İzin verilenden fazla çocuğu olanlar, yaşadıkları bölge ve gelir durumuna göre değişen para cezaları ödüyor. Kırsal kesimde ilk doğan çocuk kız ise ya da kalıtımsal olmayan bir sakatlığı varsa, ikinci bir çocuğa izin veriliyordu. Nüfus yoğunluğu çok düşük olan bölgelerde yaşayan ailelere ve etnik azınlıklara, ikinci çocuk izni vardı.
  • Kentte olsun, köyde olsun art arda çocuk sahibi olmak mümkün değil. İki çocuk arasında 4-5 yıl beklemek gerekiyor.
  • Bugün de Çin’de oğlan çocuklara öncelik verilmektedir. Çoğu hamile kadın, karnında taşıdığı bebeğin erkek olmadığını öğrenince kürtaja karar veriyor.
  • Çin’de kürtaj serbest. Üstelik gebeliğin her aşamasında mümkün.