Etiket arşivi: Domuz

Şiddet 78| Hayvanlara Yönelik Şiddet 6

  • Popüler bir bilgisayar oyunu olan Angry Birds’de (Kızgın Kuşlar) amaç, basitçe, sahip olduğunuz kuşları sapanla fırlatarak domuzları öldürmek; hapis kuşları serbest bırakmak veya maymunları öldürmektir. Bu gibi oyunların hayvanlara yönelik şiddeti azaltması beklenemez.
  • Ancak, hayvanlara negatif şiddet alanında da gelişmeler oluyor.
  • Hindistan’da Caynacılar negatif şiddet ilkesini tüm yaşamlarına uygulayan kişiler. Yürürken küçük böcekleri, karıncaları ezmemek için adım atacakları yeri süpürerek yürüyen, küçük kanatlıların ağızlarına kaçıp ölmelerini engellemek için maske kullanan kişiler. Hindular gibi onlar da vejetaryen. Et yiyen Müslümanlar ile dostluk ev dışında gerçekleşiyor. Hindu mabedine gelen turistlerin deri kemer ve çanta ile mabede girmeleri saygısızlık oluyor.
  • Bu kadim inançlara eklenen yeni güzel gelişmelerden biri Çin Halk Cumhuriyeti tarafından pandaların korumaya alınması.
  • WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) Türkiye, deniz kaplumbağası, orfoz, yunus ve saz kedisi, Hatay dağ ceylanları, Mısır meyve yarasası hakkında araştırma, izleme ve koruma çalışmaları yürütüyor.
  • Balinaların bazılarına gemiler çarpabiliyor. Deniz kaplumbağaları ve bazı diğer deniz hayvanları markalanarak izleniyor, doğal ortamları ve dağılımları haritalanıyor. Hayvan nüfusunun haritalandırılması, insanlara yakın yaşadıkları ve dolaştıkları önemli yerlerin belirlenmesi konusunda veri sağlıyor. Çevreciler bu bölgeleri korumak için devletler, şirketlerle iş birliği içinde çalışıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Primatolog Dian Fossey, 20 yılını Ruanda’daki dağ gorillerine adadı ve çalışmalarıyla bu canlıların soyunun tükenmesini bir cinayete kurban gidene kadar önledi.
  • Jaguarların hayatta kalmasını ve gen havuzlarının varlığını sürdürmesini sağlamak için Alan Rabinowitz’in koruma örgütü Panthera çalışmalarını sürdürüyor. Panthera’nın çalışmaları, jaguarların doğal ortamlarını ve göç yollarını kapsıyor.
  • Küçük akbabaların Türkiye ve Balkan nüfusu son 30 yılda %80’e yakın azaldı. Nesli tehlike altındaki küçük akbabaların güvenle göç edebilmeleri için Afrika, Ortadoğu ve Avrupa’da akbabaların göç yolu üzerinde bulunan Türkiye dahil 14 ülkenin uzmanları bir arada çalışma kararı aldılar. Avcılık, zehirlenme ve elektrik hatları sebepli ölümlerin önüne geçerek göç yollarını güvenli hale getirmek amaçlanıyor.
  • Nepal, yüzyıllardır devam eden ayı oynatma geleneğini 2017 yılında tamamen bitirdi. Ayı oynatma 1973 yılında yasaklanmış ama yasadışı olarak devam etmişti.
  • Çin hükumeti 2017 yılının son günü fildişi ticaretini tamamen yasakladı. Yasakla beraber fildişinden yapılmış ürünlerin de alım-satımına yasak geldi. Kaçak avlanma ile her yıl 30 bin Afrika filini fildişi için öldürerek nesli tehdit altına giren fillerin yaşamını koruma yönünde önemli bir adım atılmış oldu.
  • Ülkemizde ayı, çengel boynuzlu dağ keçisi, tilki, çakal, domuz türlerinde %10 artış gözlendi. Ayıların insanlara zarar vermesini önlemek amacıyla Doğa Koruma ve Milli Parklar Rize Bölge Müdürlüğü tarafından ayılara kameralı GPS cihazı takılarak hayvanlar takibe alınacak. İki yıl süreyle uygulanacak proje ile insan-yaban hayvanı çatışmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
  • 2017 yılında Türkiye’de hayvanlara şiddet ile ilgilenen yeni bir masa kuruldu. Hayvana yönelik şiddet ve hayvan haklarını ihlal edenlere yönelik çalışmalar başlatıldı. Hayvanlara şiddet içeren görüntüleri yayan, bunları paylaşan ve hayvana şiddet uygulayanlar tespit edilerek adli mercilere çıkarılıyor. Adalet Bakanlığı hayvanları korumaya ilişkin yeni düzenlemeler yaptı. Hayvanları mal değil, can olarak gören bir anlayışın hedeflendiği açıklandı.

 

 

Şiddet 73| Hayvanlara Yönelik Şiddet 1

Fransa’da, Dordogne’daki Lascaux Mağarası, Boğalar Salonu. Mağaralardaki betimlemelerin çoğunlukla, o insanlarca eti yenmeyen hayvanlara ait oluşu, resimlerin av büyüsü için yapıldığı varsayımını geçersiz kılıyordu. Besin ekonomilerinde pek fazla yer tutmayan at, bizon gibi hayvanlar betimlemelerin büyük çoğunluğunu oluşturuyordu. Fotoğraf: Arkeoloji Gazetesi

Fransa’da, Dordogne’daki Lascaux Mağarası, Boğalar Salonu. Mağaralardaki betimlemelerin çoğunlukla, o insanlarca eti yenmeyen hayvanlara ait oluşu, resimlerin av büyüsü için yapıldığı varsayımını geçersiz kılıyordu. Besin ekonomilerinde pek fazla yer tutmayan at, bizon gibi hayvanlar betimlemelerin büyük çoğunluğunu oluşturuyordu.
Fotoğraf: Arkeoloji Gazetesi

  • Paleolitik Çağ’da (MÖ yaklaşık 20.000-8.000) insanoğlu avlayarak öldürdüğü hayvanlara bir yakınlık duyardı. Kurban etme törenlerinde duyduğu acıyı dile getirir, onları onurlandırırdı. Hayvanlara da insanlarınki gibi duygu ve zeka bağışlanmış olduğuna, onların da ruhları olduğuna; ölümden sonra ruhlarının başıboş dolaştığına veya hayvan şeklinde yeniden doğduklarına; öç alabileceklerine inanılırdı. Ruhu gelip onları taciz etmesin diye bağışlanmayı dilerlerdi.
  • Fil öldürünce ondan özür dilerler, saygıdan hortumunu törenlerle gömerlerdi. Doğu Afrikalı kabilelerden bazıları aslan öldürdüklerinde kabile şefi ölen aslana saygılarını sunardı.
  • Avcı toplayıcı insanlar, av hayvanlarının kemiklerine de saygı gösterirler, eğer kemikleri saklanırsa, hayvanın yeniden yaşama döneceğine inanırlardı. Kurban kemiklerini kırmak da doğru bulunmazdı.
  • Korkmadıkları ve eti lezzetli olmayan hayvanları hor görürlerdi.
  • Moğolların uyguladığı, kurban edilen hayvanın derisinin doldurulması veya bir çerçeveye gerilmesi de yeniden dirilmeye inanç olarak yorumlanır.
  • Doğu Hint Adaları erkekleri savaşta cesur ve hızlı olabilmek için köpek eti; Yeni Gine Papualıların delikanlıları güçlü olmak için domuz, kanguru ve iri balık eti; Kore’de cesaret için kaplan eti; Çin’de cesaret için kaplan ve ayıların safra kesesi yenirdi. Cesaret için kurt kalbi, aslan eti yiyenler, ayı kalbi yiyip, ayı kanı içerek güç ve cesaret kazandığını düşünenler de vardı. Fas’ta uyuşuk insanlara karınca yutturulur, Orta Asyalı Türkler konuşması geciken çocuklara kuş dili yuttururdu. Orta Afrikalılara göre ruh karaciğerdeydi; çiğ yenen karaciğer insanın ruhunu genişletirdi; kadınların ruhu olmadığı için karaciğer yemesine izin verilmezdi.
  • Yunanlar horoz dövüşünden çok hoşlanır, bunların askeri direnci artırdığına ve ölümüne dövüşte kararlılığı getirdiğine inanırlardı.

 

Şiddet 12 | Ritüellerdeki Şiddet 4 |Kurban Olarak Hayvan

  • Hayvanların kullanıldığı kurban seremonilerinde kuş, köpek, teke, koyun, kuzu, koç, domuz, boğa, eşek, kaplumbağa ve kobra gibi hayvanlar kullanılmıştır.
  • Tahıl ruhu kimi zaman insan, kimi zaman hayvan şeklinde temsil edilirdi. Kurban, kimi zaman kutsal törenlerle yenirdi.
  • Kutsal kabul edilen bir hayvanın öldürülmesi yılda bir kez yapılır, yılın geri kalan bölümünde bir tanrı olarak korunur, kesildiğinde bir tanrı karakterinde kesilirdi.
  • Törenlerde kesilen hayvanın olasılıkla bir totem olduğu, ya da bir zamanlar totem olduğu düşünülür.
  • Eski Mısır’da Amon’a tapan halk, koçların kutsal olduğuna inanır, yılda bir kez, koç kesip derisini yüzer, deriyi tanrının tasvirine giydirirdi. Sonra koç için yas tutup, kutsal bir mezara gömerlerdi. Koç, Amon’un kendisiydi; Amon’a bir kurban olarak değil, tanrının kendisi olarak kesiliyordu.
Luxor’daki Hatshepsut Tapınağı’nda yer alan Apis kabartması, Mısır. Fotoğraf: LookLex

Luxor’daki Hatshepsut Tapınağı’nda yer alan Apis kabartması, Mısır.
Fotoğraf: LookLex

  • Eski Mısır’da Apis’e (boğa) tapılır, belli bir süreden uzun yaşamasına izin verilmez, süre bitiminde kutsal suda boğulurdu. Böylece tanrı yaşlılığın zayıflığından korunur, güçlü kalırdı.
  • Hitit ritüellerindeki kurban uygulaması daha çok hayvanlarla gerçekleştirilirdi. Orduları savaşı kaybedince “nehrin öte yakası” ritüeli yapılırdı. Bunda, nehrin öte yakasında bir teke, bir köpek yavrusu, bir domuz yavrusu veya bir insan ortadan ikiye kesilirdi.
  • Kuraklığa, kıraçlığa son vermek için Eski Yunan’da Tanrıça Athena için öküz kurban edilirdi.
  • Japon adalarında yaşayan ve ayıyı kutsal kabul eden bir halk olan Ainolar, hayvanı keserken saygı gösterilerinde bulunurlardı. Etini çiğ olarak yiyip kanını içerlerdi. Ayının eti, kutsal bir yemekti.
  • Hayvanın ruhunun ya da canının kanda olduğuna inanan topluluklar, bu ruhun kendi bedenlerine girmemesi için hayvanın kanını iyice akıtarak keserler, kanı tatmazlardı.
  • Kurbanın kanını içmek bir başka uygulamaydı.
  • Yunanistan’da Argos’ta Apollo tapınağında ayda bir kez geceleyin kuzu kurban edilirdi; kahin kadın kuzunun kanını içer, kehanette bulunurdu. Gelecekten haber vermek için Aegira’da rahibe taze boğa kanı içerdi. Güney Hindistan’da şaman, kafası kesilmiş kurban keçinin gırtlağından kanını içerdi.
  • Avustralya’da yağmur yağdırma töreninde akıtılan kan, yağmur gibi kabile üyelerinin üzerine akıtılırdı.
  • Romalılar, ürünlerin olgunlaşması, kızarması için baharda kızıl tüylü köpekler kurban ederlerdi.
  • Hinduların Vedik kuttöresine karşı gelen Buda, hayvan kurban etmenin yalnızca yararsız olmayıp aynı zamanda zulüm olduğuna inanıyordu.
  • Fransa’nın Lorraine bölgesinin günümüzdeki merkezi Metz’de yaz dönümü şenliklerinde altı kedi; Rusya’da beyaz bir horoz; Meissen’de bir at kafası yakılırdı. Yaz dönümü ateşinde sincaplar, ama en çok kediler kurban edilirdi.

 

Özbekistan Gezisi 47 Özbek Yemekleri

  • Pamuk yağı yemek pişirmekte kullanılıyor. Dolayısıyla yemekler biraz ağır oluyor.
  • Özbek pilavı en ünlü yemekleri. Gerçekten çok lezzetli. Pirincin az bulunduğu zamanlarda bayram yemeğine dönüşüyor.
  • Eski Yunanlar pirinci Büyük İskender’in Hindistan’a düzenlediği seferden sonra tanıdılar.
  • Romalılar pirinç ile yapılan yemeklere düşkün değillerdi.
  • Bizans ve Girit metinlerinde pirincin ilk kez tatlı yapımında kullanıldığı yazılı.
  • Pirinç, Ortadoğu’ya Moğol istilasıyla geldi. 13.-15. yüzyıl arasında bölgeyi istila eden Moğollar pirinci Çin’den getirdiler. Böylece pirinç Safevi Sarayı’nda ve aristokrasisinde moda oldu. 16. yüzyıl başında Safevi mutfağında çok çeşitli pirinç pişirme teknikleri geliştirildi ve bugün anlaşıldığı biçimiyle pilav Safevi Sarayında yaratıldı. Osmanlıların pirinç-pilav kültürü ayrı bir gelişim çizgisi izledi. Bu farklılıklar bugün de devam ediyor. İranlıların yöntemine süzme denir. Pirinci haşlayıp süzerler, yağ ilave ederler. Osmanlılar’da en sık kullanılan yöntem, pirincin suyunu çekinceye kadar tuzlu suda pişirip  yağ dökülmesi idi.
  • Pilavın asıl yurdu Çin’dir. Pilav bugünkü Türkmenistan’da mükemmelleştirilmiştir. İranlılar 4. yüzyıldan beri pirinci tanıyor olmalarına karşın ancak 17. yüzyılda bizde olduğu gibi törensel biçimde sunmaya başlamışlardır. Evliya Çelebi Bitlis’te konuk edildiği paşanın evinde 14 çeşit pilav sunulduğundan söz eder. Pilav, Osmanlı yemek kültüründe özel itibarı olan bir yiyecek olduğundan pilav yemek ve yedirmek, ayrı bir anlam taşırdı. Saray mutfağında üç ayda bir ulufelerini almaya gelen beş bine yakın yeniçeriye çorba, pilav ve zerde pişirilir, mutfağın önündeki avluda sunulurdu. Bu yemek listesi hiç değişmemiştir.
  • Sicilya, İspanya ve Fransa’ya pirinç tarihte ilk kez Araplar tarafından ulaştırılmıştır. Batılıların 15. yüzyılda ilaç niyetine kullandıkları, Osmanlı ordusunun temel besin maddesi olan Asyalı pirinç, en geç 14. yüzyıl itibariyle Türkler tarafından Anadolu’ya tanıştırılmıştı. Avrupalılar, pirinç pilavına Türk pirinci diyorlardı.
Özbekistan gezimizde pek çok kez evlerde ağırlandık. Hepsinde çok sıcak karşılandık. Tüm ikramlar çok lezzetliydi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Özbekistan gezimizde pek çok kez evlerde ağırlandık. Hepsinde çok sıcak karşılandık. Tüm ikramlar çok lezzetliydi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ünlü Özbek pilavından başka norin denen, at etli erişte ve şaşlık da gözde Özbek ana yemeklerinden.
  • Sürekli yinelenen ve her seferinde saatlerce süren çay ikramı bir Özbek adetidir. Eski zamanlarda içilen çayın tuzlu ve yağlı olduğunu okudum. Bu çaya Özbekler Kalmuk çayı derlermiş. Bu çaydan Tibet’te içmiştim, Tibet’te en makbul çay günümüzde de yak yağlı ve tuzludur. Zaten Kalmuklar da Budizm’in Lama koluna bağlı Türklerdir. Ama Özbekistan’da ben bu çaya rastlamadım. Bugün tuzlu çay içme adetine Kırgızlar ve Kazaklarda da rastlanmaktadır.
  • Domuz, tavşan, hindi ve güvercin eti yenmiyor. Koyun ve deve eti tüketiliyor. Çarşıda eskiden kervanlar için büyük miktarda kurutulmuş et satılırmış. Balık tutuluyor, av hayvanları üst sınıflara ayrılıyordu.
  • Boza (buza), bilinen en eski Türk içeceklerinden biridir. Darı irmiği, su ve şekerden üretilir. Günümüzde de eski Osmanlı coğrafyası ile Orta Asya coğrafyasının bazı kısımlarında yapılıp tüketilir. Balkan coğrafyasında da tüketilen bir içecektir.
  • Timur’un yaptığı bir şölende ateşte çevrilmiş veya sosla pişirilmiş at ve koyun eti parçalarının büyük deri tepsilerde sunulduğunu biliyoruz. Beyazlar giymiş, deri manşetler takmış görevlilerin etleri altın, gümüş, porselen veya pişmiş topraktan kaplarla servis ettiğini; aşçıların bunların üzerine tuzlanmış et suyu döküp, dörde katlanmış yufkalarla kapladığını elçilerin hatıratından öğreniyoruz. Etin ardından koyun etinden yapılmış köfteler ve yanında pilav sunulduğunu; sakilerin altın veya gümüş ibriklerle şeker katılmış kısrak sütü, kımız, dağıttığını; en son kavun, şeftali ve üzüm ikram edildiğini aynı kaynaktan öğreniyoruz. Ayrıca aynı şölende Timur’un Kastilyalı elçileri Çin elçilerinden daha yüksek bir yere oturtarak Çin hükümdarına hakaret ettiğini; hazırlanan yemek kaplarının önce Timur’un önüne getirildiğini; Timur’un onurlandırmak istediği kişilere en iyi parçaları yolladığını da öğreniyoruz.
  • Tarikatlar köylerde müritlerle dini ayin yapmak ve/veya topluca yemek yemek üzere buluştuğu mekanlara sahip.
Fotoğraf: www.jaleninmutfagi.com

Fotoğraf: www.jaleninmutfagi.com

Bazılarına göre Özbek Pilavı, bazılarına göre Türkistan Pilavı tarifini paylaşmak istiyoruz. Tarif, Sahrap Soysal’a aittir.

300 gr küçük doğranmış kuşbaşı kuzu eti
3 yemek kaşığı zeytinyağı
2 su bardağı (300 gr) pirinç
1 adet büyük kuru soğan
2 adet orta boy havuç
30-40 gr tereyağı
3 su bardağı sıcak et suyu
1 çay kaşığı tuz, karabiber

 

Pirinci derin bir kapta 5 su bardağı kaynar suyla 30 dakika ıslatın.

Zeytinyağını kızdırın, ince doğranmış soğanı 1-2 dakika kavurun. Eti ilave edin, 5 dakika soğanlarla beraber kavurun.

Etlerin üzerini iki parmak aşacak şekilde sıcak su ekleyin ve kaynatın. Ardından kısık ateşte, etler pişinceye kadar, yaklaşık 20-25 dakika pişirin.

Ayrı bir kapta tereyağını eritin. Pirinci yıkayıp süzün. Havucu rendeleyin. Havucu ve pirinci kızgın yağda 2-3 dakika kavurun. Tuz ve karabiberi ilave edin. 4-5 dakika daha kavurun.

Pişen etleri ve suyundan 3 bardak kadarını pilav tenceresine aktarıp karıştırın, kapağı kapatın. Pilavı orta ateşte pişmeye bırakın.

Pilav suyunu çekince ocağın altını kapatıp 30 dakika dinlendirin.

Özbek pilavının tavuklusu da yapılabiliyor.

Afiyet Olsun.

 

Yeme-İçme Tabuları

Adem ile Havva’nın elması malum.

Yazı öncesi toplumlarda ağız sadece yeme içme ve konuşma organı olarak görülmez. Ağız ruhun kapısıdır. Ruh ağızdan çıkıp gider. Ve ruh, sadece insan öldüğünde ve sadece kendi ruhu çıkmaz. Altın Dal’da Frazer, başıboş dolaşan ruhlar da açık ağızdan girip, kişiyi etkisine alabilir, bu tehlikenin en fazla olduğu an da yeme-içme anıdır, der.

Eski Mısırlılar, et yemekten kaçınırlardı. Çünkü hayvanları kutsal görüyorlardı.

Budist yasa, öldürmeyin, sevgi dolu olun, canlıların evrim dairesini bozmayın, dediği için Budistler vejetaryendir.

Zerdüşt zararsız hayvanların öldürülmesini cinayet olarak değerlendirir. Avesta’da tarım insanlığın ilk kutsal işidir.

Ne zaman yemek için öldürürse, bu adet onun tabiatına yerleşir ve bu gıda yırtıcılık getirir. Seneca’ya göre barbarlık et yemekten gelir. 8.yüzyılda Bilge Kaan’ın Budizm’e belirgin eğilimine karşın, Çin yıllıklarına göre, veziri Tonyukuk onu kararından vazgeçirir. Vezir, Budizm’in insanlara yumuşaklık ve alçakgönüllüğü öğrettiğini, bunu temin için et yemeyi yasakladığını, bunların savaşçılara uygun şeyler olmadığını öne sürmüştür.

Mazdek ve Mani, Budistlerde olduğu gibi et yemeyi yasaklar.

araştıralım.net

araştıralım.net

Eski Ahit’te Levililer’de cinsellik yasaklarından önce yeme-içme yasakları sıralanır.

Antropoloji bize her yasağın, tabunun, çoğunlukla bir totem ya da fetişe bağlı olduğunu göstermektedir. Antropologlar yeme-içme yasaklarını toteme bağlı olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayırır.

Hıristiyanlık hemen hemen hiç yeme-içme yasağı koymamıştır. Sadece Paskalya öncesi, kutsal oruç gününde et ve balık yeme yasağı vardır.

Müslümanlık ise leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı, şarap yasağı koydu.

Domuz, bütün Ortadoğu’da en güçlü tanrılardan olan Baal’in totem hayvanıdır.

Sibirya şamanından Avustralya’daki Aborijin ihtiyarlarına, hastalıkları sağaltanlar, ruhlarla iletişim kuranlar yeme-içme tabusundan nasiplerini fazlasıyla almaktadır. Ama onlar, toplumun kullanması yasak yiyecekleri yeme hakkına da sahiptir.

Tolstoy, et yeme alışkanlığı barbarlık zamanlarından kalmıştır ve vejetaryenlik çok tabii ve eğitim-öğretimin ilk tesiri sayılır demiştir.

Günümüzde ise yasaklar giderek çoğalmaktadır. Obezite tehlikesi arttığı için gelen yasaklar, alkali diyete uymak için birlikte yenmemesi gerekenler veya mutlaka birlikte tüketilmesi gerekenler gibi.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Vejetaryenliğin Yararları, Sadık Hidayet, Sanat Dünyamız, Sayı 60-61. 1996.
  • İlk Yasak: Yeme-İçme Tabuları, Güven Turan, Sanat Dünyamız, Sayı 60-61. 1996.
  • Türklerin Tarihi, Jean-Paul Roux, Milliyet Yayınları, 1989.