Etiket arşivi: Doktor Jivago

Şiddet 94| Yasaklar ve Sansür Şiddeti 5 Kitaplar 2

Kum Kitabı 5, Micha Ullman, demir ve kırmızı kum, 2000. Fotoğraf: http://museum.imj.org.il

Kum Kitabı 5, Micha Ullman, demir ve kırmızı kum, 2000.
Fotoğraf: http://museum.imj.org.il

  • Binbir Gece Masalları adlı Ortaçağ’da yazılmış masallar külliyatı 1926-1950 yılları arasında ABD’de müstehcen olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştı. Günümüzde Irak, İran ve Afganistan’da hala yasak. Mısır’da da yasaklanması gündemde. 1865 tarihli Lewis Carroll’un fantastik romanı Alice Harikalar Diyarında hayvanlara haddinden fazla insan özellikleri yüklenmiş olmasının insanlara hakaret sayılacağı gerekçesiyle 1931 yılında Çin’in Hunan eyaletinde yasaklandı.
  • 1990 yılında son bölümü tamamlanan Harry Potter serisinin dört kitabı ABD’de cadılığı ve büyücülüğü desteklediği ve satanist gözbağcısı olduğu gerekçesiyle yasaklandı ve yakıldı.
  • Salman Rushdie’nin The Satanic Verses, Şeytan Ayetleri adlı romanı 1988 yılında yayımlanmış, aynı yıl İngiltere’nin en saygın kitap ödüllerinden biri olan Whitbread ödülünü kazanmıştır. Kitap, Müslümanlığa hakaret ettiği gerekçesiyle Hindistan ve Güney Afrika’da yasaklanmış, daha sonra Ayetullah Humeyni tarafından yazar hakkında ölüm fetvası verilmiştir. Rushdie’nin, İslamiyet’in ilk dönemlerindeki bazı olaylara dayanarak taşlama formundaki kurgusal kitabında, Peygamber’in ashabına ve hanımlarına bir genelevdeki fahişelerin ve kadın tüccarlarının ismini verdiği; Peygamber’i Ortaçağ Hıristiyanları tarafından kullanılan şeytan anlamındaki Mahound adıyla anarak onun kutsallığını lekelediği düşünüldü.
  • ABD hükumeti müstehcenlik gerekçesiyle James Joyce’un Ulysses adlı eserini toplatma kararı almış, kitap 1933 yılı sonunda aklanmıştı. D. H. Lawrence’ın Lady Chatterly’in Sevgilisi de zamanın sansür mekanizmalarına takılan eserlerdendir.
  • Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, Erich Maria Remarque; Yaşam ve Yazgı, Vasili Grossman; Umut, André Malraux; 1984, George Orwell; Alice Harikalar Diyarında, Lewis Carroll; Candide, Voltaire; Canterbury Hikayeleri, Geoffrey Chaucer; Gazap Üzümleri, John Steinbeck; Doktor Jivago, Boris Pasternak; Lolita, Vladimir Nabokov; Hayvan Çiftliği, George Orwell; Madame Bovary, Gustave Flaubert; Suç ve Ceza, Dostoyevski; Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley; Ulysses, James Joyce; Lady Chatterly’nin Sevgilisi, D. H. Lawrence çeşitli ülkelerde, farklı zamanlarda, muhtelif gerekçelerle yasaklanan ünlü eserlerden bazılarıdır.
  • Medarı Maişet Motoru, Sait Faik; Sınıf, Rıfat Ilgaz; Böyle Bir Sevmek, Atilla İlhan; Fikrimin İnce Gülü, Adalet Ağaoğlu; Bizim Köy, Mahmut Makal; Sırça Köşk, Sabahattin Ali; Renkahenk, Can Yücel; Asılacak Kadın, Pınar Kür; Yarın Yarın, Pınar Kür; Bitmeyen Aşk, Pınar Kür; Allah’ın Kızları, Nedim Gürsel; Bir Avuç Gökyüzü, Çetin Altan; Baba ve Piç, Elif Şafak; Yaşadıkça, Rıfat Ilgaz yasaklı Türk edebiyatı külliyatının küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. Nazım Hikmet’in kitapları da uzun yıllar yasaklı eserler arasındaydı.
  • Müstehcenlik, savaş karşıtı olmak, mevcut rejimle uyuşmamak genel yasaklama nedenleri arasında ön sıralarda yer alırken ülkemizde komünizm propagandası yapmak, sol görüşü temsil etmek veya çağrıştırmak, askeri/yöre insanını aşağılamak veya küçük düşürmek, köylümüzü fakir göstermek, halkın ar duygularını incitmek, halkı suça teşvik etmek gibi nedenler öne çıkmıştır.
  • Ülkemizin yazarları içinde hapiste yatma rekoru 22,5 yıl ile solcu yazar Hikmet Kıvılcımlı’ya aittir. Kemal Tahir 12,5 yıl, Nazım Hikmet 12 yıl, Necip Fazıl 10,5 yıl, Aziz Nesin 5,5 yıl ile Kıvılcımlı’yı izler.
  • Yasaklanmış eserlerin ve yazarların adlarını, yasaklanma sebeplerini eksiksiz olarak verebilmek neredeyse olanaksızdır. Biz burada bir seçki sunmaya çalıştık.

 

 

 

Şiddet 85| Sanat ve Şiddet 4

  • Librettolarda da kadınlara geleneksel olarak yöneltilen eleştiriler yer alır. Figaro’nun Düğünü’nde, Dördüncü Perdede Figaro’nun Susanna kendisini Kont’la aldatıyor zannettiğinde sadece Susanna’ya değil, genel olarak kadınlara acımasız, yalancı, sadakatsiz gibi tanımlar ve hakaretler yöneltir. Mozart’ın Cosi Fan Tutte (1790), Bütün Kadınlar Yapar Bunu adlı operası için de sıkça mizojen yorumu yapılır.
  • Modern bir sanat biçimi olan polisiye de aynenantik trajediler gibi, Katharsis’e erişmeyi amaçlar. Erotizm de kötü itkileri yatıştırmaya uygundur.
  • Nilüfer Kuyaş, 19. yüzyıl edebiyatında anlatı biçiminin kaynağı iyinin kötüye karşı mücadelesi iken, 20. yüzyılda anlatı formunun kökeninin kötülükle nasıl yaşanabileceğine döndüğünü yazar.
  • Basım tarihi 1949 olan George Orwell’in 1984 adlı romanı polis devletinin şiddeti üzerinedir.
  • Doktor Jivago adlı roman ve yazarı Boris Pasternak, Soğuk Savaş’ın malzemelerinden biri haline gelmişlerdi. 1956 yılında SSCB’nin Rus edebiyatının büyük şairi Pasternak’ın tek romanı Doktor Jivago’yu ülkesinde yayımlatmasına izin vermemesi, ABD için eşi görülmemiş bir propaganda fırsatı yaratmıştı. Peter Finn ve Petra Couvée’nin eserin yayımlanmasında CIA’in oynadığı rolü gösteren belgelerden yola çıkarak hazırladıkları Jivago Vakası, CIA’in sanatı, edebiyatı nasıl kendi amaçları için kullandığını göstermesinin yanı sıra, yazarın eserini yayımlatma çabasını, yasaklanmış kitapların öyküsünü de anlatır. Yasaklanan eserler, sürgüne gönderilen yazarlar SSCB’de sık yaşanan durumlar olmuştur.
Eserlerinde devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkileri göstermeye çalışmış; Sovyetler Birliği’nde rejim/devlet şiddetinin çeşitli uygulamalarına maruz kalan (8 yıl bir kampta hapis cezası, normal hapishanede hapis, siyasal tutuklular için kurulan özel bir kampta 3 yıl tutulma, istenmeyen kişi ilan edilme, sürgün, ülke dışına çıkma yasağı, yazarlar birliğinden kovulma, vatandaşlığının iptali, sınır dışı edilme) yazar Aleksandr Soljenitsin (1918-2008). Fotoğraf: Nkfu

Eserlerinde devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkileri göstermeye çalışmış; Sovyetler Birliği’nde rejim/devlet şiddetinin çeşitli uygulamalarına maruz kalan (8 yıl bir kampta hapis cezası, normal hapishanede hapis, siyasal tutuklular için kurulan özel bir kampta 3 yıl tutulma, istenmeyen kişi ilan edilme, sürgün, ülke dışına çıkma yasağı, yazarlar birliğinden kovulma, vatandaşlığının iptali, sınır dışı edilme) yazar Aleksandr Soljenitsin (1918-2008).
Fotoğraf: Nkfu

  • Bazı pop müzik parçalarının sözleri kadın düşmanlığı içerir. Hayal kırıklığından doğan bir kültür olan Rap müziğinin sözlüğünde kadınlar, fahişe ve sürtük olarak geçer.
  • Hayatı reddeden, seksten nefret eden, alkolü sadece kayıtsızlık için kullanan Beat sendromunun en tanımlayıcı işaretlerinden biri, özellikle Kerouac ve Burroughs’un kitaplarında, kadını hakir görmektir.
  • Sineklerin Tanrısı adlı romanında yaşları 6-13 arasında değişen çocuklar tarafından gerçekleştirilen şiddet dolu olayları anlatan William Golding’e 1983 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nün verilmesi kamuoyunda rahatsızlık yaratmıştı.
  • Sanat yapıtlarında yer alan şiddet, insanın yıkıcılığının kültürel yapısını ortaya koyar. Antik kültürde sanat yapma edimi, sıradan insanlara sunulan bir şiddet gösterimi idi. Bu gelenek, bir kültürel miras olarak hem Doğu hem de Batı resminin tüm süreçlerinde kendini göstermiştir.

 

 

Edebiyatta Lüzumsuz Adam Teması

Yararlanılan Kaynaklar

  • Yevgeni Onegin, Aleksandr Puşkin, Everest Yayınları, 2003.
  • Zamanımızın Bir Kahramanı, Mihail Lermontov, Milliyet Yayınları, 1995.
  • Lüzumsuz Bir Adamın Günlüğü, İvan Sergeyeviç Turgenyev, Notos Kitap, 2013.
  • Rus Edebiyatında Lüzumsuz Adam, Ellen Chances, Notos Kitap, 2013.
  • Conformity’s Children, Ellen B. Chances, 1978.
  • Oblomov, İvan Gonçarov, Öteki Yayınevi, 1996.
  • Babalar ve Oğullar, İvan Sergeyeviç Turgenyev, Sosyal Yayınlar, 1990.
  • Yeraltından Notlar, Fyodor Dostoyevski, MEB Yayınları, 1990.
  • Suç ve Ceza, Fyodor Dostoyevski, Remzi Kitabevi, 1993.
  • Cinler, Fyodor Dosteyevski, İletişim Yayınları, 2004.
  • Lüzumsuz Adam, Murat Belge, piktobet.blogspot.com/2013/02.
Libya, Trablusgarp, 2005.

Libya, Trablusgarp, 2005.

  • 19. yüzyıl başından ortasına kadar olan sürede Rus edebiyatında, çok tanınmış edebi karakterlerle yaygınlaşmış bir “lüzumsuz adam” geleneği olmuştur.
  • Aylak/Lüzumsuz Adam fikri Rusya’ya özgü olsa da kültürlerin, insanları konformist ve uyumsuz olarak sınıflandırması daha geniş bir olgunun parçasıdır.

**ABD’nin güneyli yazarı Kate Chopin’in Uyanış (1899) adlı romanı,

**Alman yazar Friedrich Schiller’in Haydutlar (1871) adlı oyunu,

**Fransız yönetmen Eric Rohmer’nin Öğleden Sonra Aşk (1972) adlı filmini zikredersek farklı zaman ve mekanlarda aynı temanın, statükoya riayetin erdem olarak sunulması devam etmiştir.

  • Erich Fromm Özgürlükten Kaçış’ta özgürlük arzusunun itaat arzusuyla birlikte var olduğunu söyler.
  • Rus yazarların uyumsuz kahramanı ikircikli bir tavırla yansıtmaları ile Rus edebiyatında lüzumsuz adam geleneği oluşmuştur.
  • 18. yüzyıldaki Bilgungsroman geleneği  (Alman edebiyatında bireyin oluşum dönemini ve sonunda ulaştığı ideal durumu ele alan roman türü), insanın toplumla uzlaşmasında eğitimin önemine vurgu yapmıştır.
  • Amerikan kültüründe keskin bireycilik de uyumlu olma olma istenci de gözlemlenir.
  • Rusya’da, Rus Ortodoksluğunda ise insan, bireyden çok, büyük bir cemaatin parçası olarak görülür. Kurtuluşa bireysel çabadan ziyade cemaat içinde kalarak erişilir. Rus Ortodoksluğu insanın tek başına veya bağımsız bir varoluş sürme girişimlerini kınar. 19. yüzyılda Slavofil denen aydınlar bu değerleri savunmuşlardır. Batılılaşma yanlısı olan aydınlar ise Rusya’nın kurtuluşunun bireycilik ve akılcılık değerlerinde yattığını öne sürmüşlerdir. İşte Batılılaşma yanlısı/Batılılaşmış Rusların arzuları lüzumsuz adam portrelerine yansımıştır. Genellikle Batı Avrupa üniversitelerinde okumuş ve ülkelerine geri dönmüş olan aydınlar Batı tarzı eğitimleri nedeniyle Rusya’ya, Rus oldukları için de Avrupa’ya uyum sağlayamamışlardır.
  • Lüzumsuz adam edebi tipi, toplumla çatışan aciz aristokrattır; hayalci ve faydasızdır; başarısız bir idealisttir; toplumsal ve etik sorunlara duyarlı, ama kısmen kişisel zaafları, kısmen de eyleme geçme özgürlüğü üzerindeki toplumsal ve siyasi kısıtlamalar nedeniyle eyleme geçemeyen kahramanlardır. Bu aciz/yabancı/uyumsuz/aylak adamlar genellikle toplumla barışık, eyleme geçebilen, güçlü kadınlarla birlikte işlenir.
  • Lüzumsuz adamlar, çoğunlukla şehir hayatının sahte ve kirlenmiş atmosferinden gelir. Bu şehir genellikle Batılılaşmış Petersburg’dur. Yanlarındaki güçlü kadınlar ise tam tersine, Rusya’nın kırsal kesiminden gelirler.
  • Bu edebi terim, Puşkin’in Yevgeni Onegin’i ile başlayan ve Turgenyev’in Lüzumsuz Bir Adamın Günlüğü’ne uzanan karakterleri imlemek için kullanılmıştır.
  • Aleksandr Puşkin (1799-1837) Yevgeni Onegin’de (1825-1832) kahramanına karşı ikircikli bir tavır sergiler. Uyumsuz olduğu için Onegin’i eleştirirken statükoya baş kaldırmamış olan Tatyana’yı över.
  • Zamanımızın Bir Kahramanı (1840) adlı romanında Mihail Yuryeviç Lermontov (1814-1841), metafizik asi ve yalnız Peçorin’i yıkıcı bir kuvvet olarak gösterip, ona karşı olumsuz bir tutum sergilerken, kaderi sorgulamayan, yaşamın sunduğu ile yetinen Maksimiç’i över.
  • Albert Camus ( 1913-1960), metafizik asiye dair olan varoluşçu romanı Düşüş’te (1956) Lermontov’un romanından alıntı yapar.
  • Aleksandr Herzen’in ( 1812-1870 ) Suçlu Kim? (1846) adlı toplumsal romanındaki aylak, hayata uyum sağlayamadığı için kendini toplumdan soyutlamış, kitap ve düşünce dünyasına kapanmıştır.
  • İvan Turgenyev’in (1818-1883) Rudin’i (1855 ) uyumsuzluğu yüzünden normal bir yaşam süremeyen bir toplumdışıdır. İdealizmini mazeret gösterek sorumluluğu diğer insanların üzerine yıkar. Çevresindeki insanların mutsuz olmasına ve acı çekmesine sebep olur. Rudin, toplumsal anlamda uyumsuz geleneğinde yer alırken, Turgenyev’in diğer romanlarındaki lüzumsuz adamlar, doğanın döngüsüne ayak uyduramayan, birlik olmayı arzuladığı doğanın döngüsünden kopmuş, metafizik yabancılardır.
  • Turgenyev’de üstü kapalı olarak yaşama boyun eğmenin bir erdem olduğu inancı vardır. Mesele, Babalar ve Oğullar değil, boyun eğme ile başkaldırma arasındaki karşıtlıktır. Ait olmayanlar yerilir, ait olanlar başarılı olur.

 

Ukrayna, Çernivitzi, 2010.

Ukrayna, Çernivitzi, 2010.

 

  • Bu trajik ya da romantik kahramanların başarısızlıkları, toplumun üstün özelliklere sahip dışlanmış bireycileri anlayamamasına atfedilir. Yazarlar toplumdaki bozuklukları göstererek bu dışlanmış figürlere destek verirler.
  • İlk örneklerden biri Aleksandr Griboyedov’un (1795-1829) Akıldan Bela (1822) adlı oyunudur. Toplumun deli olarak gördüğü uyumsuz karakter, güçlü ahlaki değerleri olan biri olarak betimlenmiştir.
  • İvan Gonçarov’un (1812-1891) romanı Oblomov (1859 ) ancak kitabın üçte biri bittikten sonra yataktan çıkabilen bir toprak sahibi üzerinedir. Yeni fikirleri yüzünden topluma uyum sağlayamayan karakterlerin aksine Oblomov hiçbir düşünceye sahip değildir, geçmişin hayali ile yaşamak ister. Gonçarov, Oblomov’un kişisel sorununu, eski Rusya’nın yeni Rusya’ya uyum sağlayamaması olarak soyutlamıştır. Şimdiki zamana ayak uyduramayanlar kınanır ve değişim tarafından yenilgiye uğratılırlar.
  • Fyodor Dostoyevski (1821-1881) için lüzumsuzluk, Rus aydınlarının halktan kopmuş olmasıdır. Halkın normlarından kopmuş aydınlar, kusurlu ve yolunu şaşırmıştır. Dostoyevski Büyük Petro’nun reformlarının doğru olduğuna inanır, yine de Ruslar körü körüne Batı’ya tapmamalıdır. Yeraltından Notlar (1864) örneğinde, yeraltı adamının Avrupai formları benimsemesi, mutlak bir eylemsizliğe ve gerçeklikle başa çıkamamasına yol açar. Kitaplar ve hayaller içinde yaşar, hayatala başa çıkamaz. Yeraltı adamı ideolojik bir uyumsuzdur. Batılılaşmış soyut düşüncenin bozduğu hastalıklı biridir. Dünyanın en soyut, en tasarlanmış şehri olan Petersburg’da yaşamaktadır.
  • Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sında (1866 ) Raskolnikov  ise özünden ve Rusya’nın manevi değerlerinden kopmuştur. Çünkü egoizm ve kişisel çıkar gibi Batıcı fikirler yüzünden hastalanmıştır.

Dostoyevski, Ecinniler’de (1872) ise karakterlerin Batı Avrupa fikirleri tarafından nasıl ele geçirildiğini anlatır. Batılılaşmış Rusya’nın kendisi lüzumsuzdur. 1868 yılında basılan Budala’da ise Prens Mişkin iyiliği yüzünden, yozlaşmış gündelik hayata lüzumsuzdur. Kirlenmiş bir toplum, kirlenmemiş bir insanı kabul edemez. Mişkin kendisi de içinde bulunduğu toplumda lüzumsuz olduğunu söyler.  Dostoyevski son romanı 1880 yılının şaheseri Karamazof Kardeşler’de ise iki yol gösterir: İlki, Batılı akılcı düşünce, yalnızlaşma, bireycilik, egoizm, maddi ya da manevi ölüm; diğeri ise, dünyayı olduğu gibi kabul eden, karşılıksız sevgiyle ve herkes, herkesten sorumludur yaklaşımıyla belirlenen yoldur. Lüzumsuz adam ölmeye mahkumdur.

  • Lev Tolstoy (1828-1910) Savaş ve Barış’ta (1869) lüzumsuzları tarihin yasalarına başkaldıranlar olarak betimler. Dostoyevski’de lüzumsuzluk dinsel etmenlerle alakalı bir durumdur. Tolstoy ise lüzumsuzluğu tarih kuramıyla bağdaştırır. Hayatı kontrol etmek isteyenler lüzumsuzdur. Anna Karenina’da (1877) Anna, Tanrı’nın yasasını ihlal ettiği için çocuğunun odasında bile lüzumsuz.
  • Tolstoy ve Dostoyevski’nin romanlarında karakterler topraktan ve dinsel inançlardan ne kadar uzaksa, o kadar lüzumsuzdur. Çünkü metafizik düzene uymayı reddetmişlerdir.
  • Anton Çehov’un (1860-1904) bazı öykülerinde, 6. Koğuş’ta (1892), Lüzumsuz Adam’da karakterlerin uyumsuzluklarında evrensel bir yalıtılmışlık hissi vardır.
  • 1930’lardaki Sovyet döneminde toplumsal gerçekçiliğin ortaya çıkmasıyla birlikte lüzumsuz adam temasının yok olduğu söylenebilir.
  • Yuri Oleşa (1899-1960) 1927 yılında yayımlanan Kıskançlık adlı romanında Sovyet toplumunun kişisel ahlaka ve bireyin kendini ifade etme hakkına yer verip vermediğine ilişkin zekice sorgulamaları ile lüzumsuz adamlar yeni Sovyet devletinde varlıklarını hissettirmişlerdir. Oleşa bu durumun birkaç çeşitlemesini yapmış, 1930’dan sonra yazmayı bırakmıştır.
  • Boris Pasternak, topluma lüzumsuz Doktor Jivago’sunun (1957) bireyciliğini ve bağımsız düşünce gücünü  olumlu bir nitelik olarak yansıtır ve cezasını çeker.
  • 1937 doğumlu Andrey Bitov, 19. yüzyılın lüzumsuz adam geleneğini  günümüzde küresel bir bağlam içinde görmek gerektiğini söyler ve ülkesinde 1993 yılında yayımlanan Maymunları Beklerken adlı romanında “İnsan doğaya lüzumsuz mu?” diye sorar.
  • 1948 yılında Sait Faik Abasıyanık da Lüzumsuz Adam adlı bir öykü yazar. Yusuf Atılgan’ın (1921-1989) Aylak Adam’ı (1959) da aynı çizgededir.
  • Murat Belge, lüzumsuz adamların çevrelerini saran insanlardan daha zeki, daha yetenekli kişiler olduklarını ve felaketlerine bunun sebep olduğunu söyler. Ötekiler gibi olsalar, toplumla birlikte “geçinip gideceklerdir”; ama zekaları onları uyumsuzluğa iter. Ötekiler gibi sıradan olamazlar. Sıradan olmayı reddedince de, sıradanlığın kural olduğu toplum düzeni onları yok etmek üzere çalışır. “Lüzumsuz adam”dırlar; çünkü zekaları ve yetenekleri bu topluma “lazım” değildir; bu topluma “fazla” gelirler.

 

 

Boris Pasternak

Bu yıl Nisan ve Temmuz aylarında iki Pasternak kitabı yayımlandı. Ben de 1998 yılından beri ara verdiğim Pasternak okumama bunlarla devam etmek istedim. Pasternak ile tanışmam MGM sayesinde olmuştu. Doktor Jivago’nun önce filmini görmüş, romanı çok sonra okumuştum.

Bu yıl YKY İnsanlar ve Haller adlı özyaşamöyküsünü, Can Yayınları ise Erken Trenlerde adlı seçme şiirlerini yayımladı.

Boris Pasternak’ın babası Post Empresyonist ressam Leonid Osipoviç Pasternak (1862-1945)’ın bir tablosu.

Boris Pasternak’ın babası Post Empresyonist ressam Leonid Osipoviç Pasternak (1862-1945)’ın bir tablosu.

İnsanlar ve Haller’de Boris Pasternak, “şahsi ve özel olan şeylerden uzak durup önemli ve genel olan şeylerle sınırlı kalmayı seçtiğini” söylüyor. Ama, küçükten beri mistisizme ve batıl inanca eğilimli olduğunu, taşralılığa heves duyduğunu, altı, yedi, sekiz kez intiharın kıyısına geldiğini de okurla paylaşıyor.

1890-1960 yılları arasında yaşayan Boris Pasternak sırasıyla 1905 devrimini, Birinci Dünya Savaşı’nı, 1917 devrimini, İkinci Dünya Savaşını yaşamış bir kişiydi. Ancak çocukken attan düşerek ayağını kırması ve ayağın yanlış kaynaması onu bütün celplerde askerlik hizmetinden kurtarmıştır.

Babası ünlü bir ressam, annesi piyanist. Okul öncesi eğitimi ile annesi ve eve gelen özel öğretmen ilgileniyor.

Maksim Gorki, Rainer Maria Rilke, Andrey Belıy, Lev Tolstoy, Aleksandr Skriabin, Vladimir Mayakovskİ, Sergey Tretyakov, Anna Ahmatova, Sergey Yesenin, İlya Ehrenburg çeşitli vesilelerle hayatına giren kişilerden bazıları.

Babası ile Skriabin’in dostluğu, onu besteciye hayran bırakıyor, onun gibi besteci olma hayali ile müziğe  gönül veriyor. Ancak piyanoyu zar zor çalabildiğini, notaları bulmakta güçlük çektiğini, müzik kulağı olmadığını, çalınan notanın perdesini tahmin edemediğini görünce altı yıllık müzik çalışmasını bırakıyor. Yaylıların tınılarının kendisini rahatsız ettiğinden bahsediyor.

Babası ile Skriabin’in yaşam, sanat, iyilik, kötülük, Tolstoy, Nietzschecilik hakkında yaptıkları tartışmalara tanık oluyor.

Babasının Tolstoy’un Diriliş romanı için illüstrasyonlar yaptığını, Yasnaya Polyana’ya gidip geldiğini yazıyor. Tolstoy Astapov istasyonunda öldüğü zaman tegrafla babasını oraya, Tolstoy’un resmini yapmak üzere çağırdıklarında Boris Pasternak da babası ile gidiyor. İfadeden, babasının Tolstoy’un eşi ile de yakın olduğunu anlıyoruz.

 

Leonid Osipoviç Pasternak, Lambanın Altında Tolstoy ve ailesi, 1902, Rus Müzesi, St. Petersburg.

Leonid Osipoviç Pasternak, Lambanın Altında Tolstoy ve ailesi, 1902, Rus Müzesi, St. Petersburg.

 

Boris Pasternak, Rilke’nin şiirlerine çok hayran. “Çevirmenler, söylenen şeyin havasını değil, anlamı yeniden üretmeye alışıktır, fakat Rilke’de bütün her şey o havada saklıdır”diyor ve şiirlerini Rusçaya çeviriyor. Gürcü şiirinin de ilk çevirmenlerinden biri oluyor. Rilke’nin şiirlerinden yaptığı çevirilerden örnekler de var İnsanlar ve Haller’de. Martin Amis, Görüş Evi’nde “Pasternak yazar olarak susturulunca çeviriye yönelmişti” diye yazmış. Yine Martin Amis, aynı eserinde, “on dokuzuncu yüzyıl Rus aristokratlarının belki bir düzine Rusça kelime bildiği” ile alay ediyor ama burada durum öyle değil tabii.

Belıy, Tretyakov, Yesenin ve Ehrenburg’dan çok olumlu söz etmesine rağmen, birbirine düşman iki ayrı fütürist grup içinde yer aldığı Mayakovski’ye dair görüşleri olumsuz. Türk okurun Nazım Hikmet ile bağlantılı olarak yakından tanıdığı Mayakovski ile ilgili çok bilgi var İnsanlar ve Haller’de. Bu kitap, sadece Boris Pasternak ile ilgilenenleri  değil, dönemin kaosu, gelişmeleri ve bir çok ünlü hakkında verdiği bilgilerle herkesi ilgilendirebilecek özellikte.

Boris Pasternak,  1907 yılından sonra Moskova’nın St. Petersburg ile kültür alanında yarışmaya başladığı bir ortamda bulunuyor. Ailesiyle birlikte Berlin’de yaşıyor. Moskova’da üniversitede felsefe okuyor. Üstün başarılı öğrencilerin yollandığı Marburg Üniversitesi’nde bir dönem okuyor. Bu üniversiteye gidişini “başarılı olduğum için” demeden çok zarif bir şekilde yazıyor. Bu sırada Almanya’dan İtalya’ya geçiyor, Venedik ve Floransa’yı geziyor. İki kez evleniyor, iki oğlu oluyor.

1935 yazında Paris’e antifaşist kongreye gönderiliyor. Stalin’e yazdığı mektup ile Ahmatova’nın kocasının ve oğlunun kurtulmasını sağlıyor. Ama 1945-1955 yılları arasında yazdığı Doktor Jivago adlı romanı SSCB’de sansüre takılıyor, hatta Sovyet hükümeti kitabın İtalya’da basılmasını önlemeye çalışıyor fakat İtalya’daki yayınevi kitabı yayımlıyor. Eser çok kısa zamanda dünya dillerine çevriliyor.  1958’de Nobel Edebiyat Ödülü Boris Pasternak’a veriliyor ama ödülü reddetmek zorunda kalıyor, sürgüne gönderiliyor.  Ama cenazesine binlerce kişi katılıyor.

1960 yılında akciğer kanserinden, Moskova yakınlarındaki Peredelkino’da öldüğü daça bugün müze.