Etiket arşivi: doğru vücut oranları

Güzel 1

Bu yazı, Umberto Eco’nun düzenlediği, Doğan Kitap’tan çıkmış olan Güzelliğin Tarihi adlı kitabın dört bölümde sunacağımız küçük bir özetidir.

Fotoğraf olarak, Göztepe 60. Yıl Parkı’nın bu yılki lalelerinin güzelliğini paylaşıyoruz.

 

  • Güzellik fikri, mutlak ya da değişmez değildir. Zamana ve mekana göre değiştiği gibi, aynı dönemde, hatta aynı ülkede bile farklı estetik idealler görülebilir.
  • Güzel, duyuları biçimiyle okşayan bir şeydir.
  • İlahiler ahenkle, şiirler sihirle, heykeller simetriyle, güzel konuşma doğru ritmiyle Güzelliği ifade eder.
  • Zen Budizm’e göre Güzellik salt kusursuzluk ve yetkinlik değildir. Güzeli kusurluda hatta çirkinde bulmak amaçlanır.
  • Kitabı Mukaddes’te Neşideler Neşidesi’nde, Orta Çağ’da Carmina Burana’larda (öğrenci şarkılarında) kadın güzelliğine dair tasvirler yer alır.
  • Antik Yunan, biçimsel güzellik ile ruhsal iyiliğin ahenk oluşturduğu bir güzellik ifadesini aramıştır. Yunan başyapıtlarının özelliği hem duruşta hem de ifadede soylu bir sadelik ve sakin bir yücelik taşımasıdır. Yunan geleneği, Güzelliğin aynı zamanda renk olduğunu belirtir.
  • Pisagor (MÖ 570-495), her şeyin başlangıcının sayı olduğunu ilk iddia eden ilk kişiydi. Pisagor’la birlikte evrene estetik-matematik bakış doğdu. Tek sayı, doğru ve kare iyiyi ve güzeli temsil eder. Pisagorçu tahlil, simetri ihtiyacını dile getirir.
  • Sokrat (ö. MÖ 399), İdeal Güzellik, Ruhsal Güzellik ve İşlevsel Güzellik olarak en azından üç estetik kategori belirlemiştir.
  • Platon (MÖ 427-347), uyum ve oran olarak Güzellik ile görkem olarak Güzellik diye iki güzellik kavramı oluşturmuştur.
  • Delfi Tapınağı’nın duvarlarına “En güzel, en adil olandır” deyişi kazınmıştır.

  • Güzel, Apollon’un korumasına terk edilmiş bir fikirdir. Apolloncu Güzellik, uyumlu ve görünebilirdir. Nietzsche’ye göre, düzen ve ölçü olarak anlaşılan dingin ahenk, Apolloncu Güzellik’tir. Yunan sanatçıları, şu ya da bu tanrının adını verdikleri görüntülerde mükemmel insan Güzelliğini betimlemek istemilerdi.
  • Belirgin biçimlerde betimlenmeyen, huzursuzluk uyandıran Dionisosçu Güzellik, sağduyudan uzak, çoğu kez delilik ve çılgınlıkla tanımlanan, hem neşeli, hem de tehlikeli bir güzelliktir.
  • Vitruvius (ö. MS 15), doğru vücut oranlarını şöyle ifade eder: yüz, toplam boyun 1/10’u, kafa 1/8’i, göğüs uzunluğu ¼’ü olmalıdır. Yunan oran yasası, Mısırlıların yasasından farklıydı. Mısırlılar, sabit ölçüler öneren eşit boyda karelerden yararlanıyordu: insan figürü 18 birim ise, ayağın büyüklüğünün 3 birim olması gerekiyordu.
  • Üçüncü yüzyılda Plotinos, basit renge güzelliğini maddesiz bir ışık olan akıl ve düşünce verir, demiştir. Plotinos, bilgelik ve iç güzelliğini her tür güzelliğin üstüne koymuştur.
  • Augustinusçu düşünce (354-430), kaynağını Kitabı Mukaddes’ten alan, Tanrı’nın her şeyi bir düzen ve ölçü çerçevesinde yarattığını ileri sürer.
  • Daha sonra oranların görüntünün gereklerine uyarlanması dönemine gelindi. Orta Çağ’da (375-1453) sanatçı, oranlar matematiğinden yararlanmamıştır. Ortaçağ felsefesinin ortak kanısı, güzelliğin karşıtların zıtlığından da doğduğu şeklindedir. Çünkü İlahi İrade’nin buyruğuyla biçimlenmiş her şey iyidir, güzeldir, doğrudur. Düzenin içindeki kötü de iyi ve Güzel olur. Bütün erdemler,  karşıt erdemsizlikler sayesinde yücelir. Ortaçağ insanı, dünya güzelliklerinin geçici olduğunu düşünür. Antik Çağ ve Orta Çağ toplumlarında zenginler için mor ve altın rengi ile mücevherler, parlak, işlemeli kumaşlar Güzel iken; yoksulların içgüdüsel Güzellik kavramı doğanın sunduğu renk çeşitliliğine bağlıdır. Canavarların Güzelliğe nasıl katkı sağladığını göstermek, Orta Çağ mistiklerinin, teologlarının ve filozoflarının göreviydi. Canavarların da İlahi İrade’den doğdukları, doğaya değil, bizim alıştığımız doğaya aykırı oldukları ileri sürülür, düzenin kendisinin Güzel olduğu öne sürülürdü.
  • Skolastik hareketin bütünü (800-1500), çevrelerine ışık saçan maddeler, görkemli güzellikler dağıtan Arap felsefesi ve şiirinden etkilenmiştir.
  • Aquinolu Thomas (1225-1274), güzelliğin var olabilmesi için, doğru oran dışında parlak renkli, ışıklı olması ve bütünlük taşıması gerektiğini ileri sürdü. Ahlaki Güzellik, amaca uygunluk ve karşılıklı işbirliğini de aynı bağlamda düşündü. Bu görüşe göre, işlevini doğru bir biçimde yerine getiremeyen bir nesne, değerli bir malzemeden yapılmış olsa bile, çirkin olarak değerlendirilir. Elektriğin bulunmasına kadar geçen bütün dönemlerin eserlerinin ortak özelliği ışık dolu olmalarıdır. Birçok kültürde Tanrı da ışıkla özdeşleştirilmiştir. Işık, tüm görünür yaratıkların Güzelliği ve düzenidir.