Etiket arşivi: Doğan Kitap

Şiddet 91| Yasaklar ve Sansür Şiddeti 2

Fotoğraf: netgazeti.ge

Fotoğraf: netgazeti.ge

  • Nazi döneminde avangard sanat, üstü örtülü komünizm propagandasının ve yozlaşmışlığın ürünü olarak görülüp yasaklanmıştı. Bu tip sistemler özellikle soyut sanatı çok tehlikeli bulurlar; sansür mercii tarafından deşifre edilemedikleri gibi, izleyici de esere gönlünce yorum getirebilir. Sovyetler Birliği’nde, Nazi Almanya’sında ve Çin’de Mao döneminde Modernizm sapkın sanat olarak kabul edilmiş, Çin’de Modernist sanatsal gelişim neredeyse durma noktasına gelmişti.
  • Özgür düşüncenin sansür ve güç gösterileriyle susturulması sanatın eleştirel yönünün önemini belirginleştiriyor. Çağdaş Sanat, farklı, toplumun büyük bir bölümü tarafından doğru olarak kabul edilmiş kalıp düşünceleri tersine çevirerek farklı bakış açıları sunmayı hedefler.
  • Devlet sanatı devletin tasviridir; bünyesinde, içinde üretilmiş olduğu politik düzenin unsurlarını barındırır.
  • Arthur C. Danto’ya göre mimesis, sanat teorisi olmaktan çok, sanata yönelik felsefi bir saldırıdır. Sanatın politik gerçeklik ile etkileşim halinde bulunduğu takdirde tehlikeli olabileceği bilinciyle ortaya çıkan bu yaklaşım, Danto’ya göre, sanatı etkisiz kılar.
  • “Sessizlik ve gürültü yoluyla da sansür yapılabilir. Gündemi gizleme amaçlı gürültü yapılır. Gürültü arttıkça ne dendiğine daha da az dikkat edilir. Gürültünün ilginç mesajlar aktarmasına da gerek yoktur; mesajlar üst üste biner ve gürültü yaratır. Gürültü, uyuşturucu görevi görür ve asıl önemli olan şeylere odaklanmayı engeller. Bilgi fazlalığı gürültüye dönüştüğünde sansürdür.” Düşman Yaratmak, Umberto Eco, Doğan Kitap, 2014.
  • Para-militer grupların galerileri basması veya çeşitli sanat fuarlarında iktidar baskısıyla eserlerin sansürlenmesi günümüzde bile yaşanmaya devam ediyor.
  • Sanatın, özel hayatın, günlük konuşmaların bile tehlikeli sayıldığı, kuşkucu, katı, mizahtan yoksun devlet mekanizmasının işler olduğu her yerde satırlar, bilhassa araları okunsun diye yazılır. Yazılmadan söylenenler metnin özüdür. Devletin sansür mekanizmaları her şeyi en ufak detayına kadar irdeliyorsa, paranoya olağan hale gelir.
    Oysa hayal kurabilmek, programlanabilir ve boyun eğdirilebilir bir şey değildir.

 

Püritenler 9

Protestan Ahlakı

  • ABD’ye görevli olarak giden Anglikan John Wesley, orada Metodizm’in kurucularından olmuştu. Wesley, yalan söylemeyi iğrenç bir şey olarak görüyor ve bunu ayinlerde vaz ediyordu.
  • Aydınlanma sırasında bilimin yükselişi doğruluğa önem kazandırdı. Bilimsel sorgulama kesin tanıklık etiğine dayanıyordu. Aynı şekilde yeni ortaya çıkmakta olan hukukun üstünlüğü prensibi de.
  • Bu etik aynı zamanda, güvenilir bilgi ve kişisel güvene ihtiyaç duyan kapitalizmin yükselişine de katkıda bulunmuştu.
  • Max Weber’e göre bu, katı dürüstlüğe vurgularıyla Protestanların serbest piyasa ekonomilerinde neden bu kadar başarılı olduklarını açıklıyordu. Alman sosyolog, Protestan Reformu’nun ve Protestan ahlakının Batı Avrupa’nın modern sanayi toplumunun yükselişini kolaylaştıran bir rol oynadığını öne sürmüştü.
  • 17. yüzyılda yaygın olan “Bir Huguenot kadar dürüst” tabirinin hem dini hem de ekonomik tınısı vardı.
  • 17. yüzyılda İngiltere’de George Fox tarafından kurulan Quaker mezhebine mensup tüccarların sıra dışı başarısı kısmen namuslu olarak tanınmalarından kaynaklanıyordu.
  • Benjamin Franklin’in Püriten ilkesi “Dürüstlük en iyi politikadır” bile ekonomik bir önem taşıyordu. Böyle bir politika olmadan borç vadesinin uzatılması mümkün olamazdı.
  • Immanuel Kant’ın mutlak dürüstlük kavramına göre, sağlıklı bir toplumun üyeleri hangi doğruları söyleyeceklerini seçmezlerdi. Aynı Augustinus gibi Kant da hakikatin onu hak edenlere saklanması gerektiği fikrine karşı çıkıyordu. Yalan, yasanın kaynağını yozlaştırarak insanlığa zarar verirdi.
Fotoğraf: Harvard Business Review Türkiye

Fotoğraf: Harvard Business Review Türkiye

  • Nüfusun büyük çoğunluğunu Protestanların oluşturduğu ülkelerin, örneğin Hollanda ve İngiltere’nin, modern çağın ilk büyük ekonomik başarılarına imza atmalarına karşın din ve ekonomik başarı arasındaki ilişki, Daron Acemoğlu’na göre, çok sınırlıdır.
  • Çoğunluğu Katoliklerden oluşan Fransa 19. yüzyılda hızla Hollandalıların ve İngilizlerin başarısını yakalamış, İtalya da bu ülkelerden herhangi biri kadar müreffeh olmuştur. Uzak Doğu’ya baktığımızda ise Doğu Asya’nın başarılarından hiçbirisinin Hıristiyan dininin hiçbir biçimiyle alakası olmadığını görürüz. Acemoğlu, Protestanlıkla ekonomik başarı arasında özel bir ilişki olduğunu gösterecek pek bir şey olmadığını öne sürerek, ekonomik başarıyı kültür ile açıklamak isteyen hipoteze karşı çıkar.

 

 

 

 

James Joyce 1

Yararlanılan Kaynaklar

 

1-İngiliz Edebiyatı Tarihi, Mina Urgan, YKY, 2004.

2-Ulysses, James Joyce, YKY, 1999. Çeviren: Nevzat Erkmen

3-Joyce’un Kulesi, Enis Batur, 1996,Ulysses, YKY, 1999.

4-1922’de Bir “Ulysses”, 1984’de Bir Başka “Ulysses”, Enis Batur, 1984, Ulysses, YKY, 1999.

5-Çevirenin Sözü, Nevzat Erkmen, Ulysses, YKY, 1999.

6-Joyce’un Sürgününde, Feridun Andaç, Cumhuriyet, 21 Haziran 2001.

7-Finnegan Uyanması, James Joyce, Sel Yayıncılık, 2016. Çeviren: Fuat Sevimay

8-Jim-Session, Enis Batur, 2016. (Finnegan Uyanması’nın önsözü)

9-Fuat Sevimay ile Finnegan Uyanması seminerleri.

10-Dublinliler, James Joyce, İletişim Yayınları, 2011.

11-Önsöz, Murat Belge, Dublinliler, İletişim Yayınları, 2011.

12-Giacomo Joyce, James Joyce, Aylak Adam, 2014.

13-Sunum, Nil Sakman, Giacomo Joyce, Aylak Adam, 2014.

14-Var Olarak Yok Olmak, Murat Özer, Radikal Kitap, 29 Temmuz 2011.

15-Kitap İçin 3, Selçuk Altun, Sel Yayıncılık, 2013.

16-Ben Buradan Okuyorum, Tim Parks, Metis Yayınları, 2016.

17-Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.

18-Bir Ulysses Eksikti, Umberto Eco, 2009. (Düşman Yaratmak, Doğan Kitap, 2014.)

19-Mitolojinin Gücü, Joseph Campbell, MediaCat, 2015.

20-Joyce Vakfı’nın Zor Adamı, Cem Akaş, Radikal Kitap.

21-James Joyce’u Anlamak, Yankı Enki, Remzi Kitap Gazetesi, Eylül 2012.

22-Paulo Coelho’dan Ulysses’e Aşağılama, Alison Flood, The Guardian, 6 Ağustos 2012.

23-Joyce’un Düşünce İklimi, Asuman Kafaoğlu Büke, Radikal Kitap, 8 Kasım 2013.

24-Edebiyattan Pek Anlamam, Kenneth C. Davis ve Jenny Davis, NTV Yayınları, 2011.

25-Don Kişot’tan Bugüne Roman, Jale Parla, İletişim Yayınları, 2000.

26-Entelektüelin Kutsal Kitabı, David S. Kidder ve Noah D. Oppenheim, Maya Kitap, 2014.

27-Okurken Ne Görürüz?, Peter Mendelsund, Metis Yayınları, 2015.

28-Başka Hayatlar, Nilüfer Kuyaş, Dünya Kitapları, 2003.

29-Avrupa Romanı Üzerine On Bir Makale, Richard P. Blackmur, İletişim Yayınları, 2017.

30-Edebiyat Üstüne Yazılar, Murat Belge, YKY, 1994.

31- Sevin Emiroğlu, Batı Edebiyatı seminer notları.

32- The Modern World – Ten Great Writers, Malcom Bradbury, The Penguin Books, 1988.

33- Yazınsal Yaşamlar, Javier Marias, Can Yayınları, 2008.

 

 

Dublin, 2001. Fotoğraf: Hülya Bakır

Dublin, 2001.
Fotoğraf: Hülya Bakır

JAMES JOYCE

(1882-1941)

 

  • Dublin’in gözde bir semtinde, hizmetlileri olan üst-orta sınıf bir ailede dünyaya gelmiş, altı yaşında saygın bir Cizvit okuluna yatılı olarak verilmişti. James on bir yaşına geldiğinde babasının birikmiş borçlarının ödenebilmesi için mülkler satıldı.
  • 2 Şubat günü dünyaya geldiği için bu günü özelleştirmek adına hem Ulysses hem de Finnegan Uyanması kitaplarının ilk baskılarını bu güne denk getirmek istediği söylenir.
  • İlk şiir kitabı 4, ilk romanı 13, ilk öykü kitabı 8 yayınevi tarafından reddedilmiştir.
  • Hafızası kuvvetli, şarkı söylemeyi seven, piyano dersleri alan, tiyatro oyunlarında oynamaktan zevk alan bir çocuk ve aynı zamanda iyi de bir koşucuymuş.
  • Büyüyünce kendine ve dış görünüşüne önem veren, ayrıca poz vermesini de seven biri olmuş.
  • Joyce yirmi yaşında ilk Paris yolculuğuna çıkarken, kardeşi Stanislaus’a kendisine bir şey olursa yazılarının dünyanın bütün büyük kütüphanelerine gönderilmesini istediğini söylemişti.
  • “Ben yaşarken meşhur olmak istiyorum,” dediği söylenir.
  • En gözde yazarı Dante, en favori düşünürleri Aquinolu Thomas ve Giordano Bruno’dur. O sıralar sesini duyurmaya başlayan Ibsen’i de seviyordu.
  • James Joyce, Robinson Crusoe’ya yazdığı bir önsözde, yabancı yapıtlara öykünmediği, kişilerini gerçek İngilizler olarak canlandırdığı, daha önce var olmayan bir edebiyat türünü biçimlendirdiği için, Daniel Defoe’yu İngiliz romanının babası saydığını yazmıştır.

 

Dövme – Tendeki Nakış 5

Substitutes for My Father adlı sergisinde ataerkil bir ortamda dayatılan değerlere meydan okumayı hedefleyen eserler veren bir Fransız-Türk fotoğraf ve video sanatçısı Sarp Kerem Yavuz (1991-), Maşallah adlı serisinde geleneksel kültürün ve tutuculuğun yarattığı şiddetten, kimliksizleşmeden bahsediyor ve genel olarak kültürü ve bu kültürün ne kadar barışçıl olduğunu sorgulamayı amaçladığını söylüyor. Fotoğraf: Based İstanbul

Substitutes for My Father adlı sergisinde ataerkil bir ortamda dayatılan değerlere meydan okumayı hedefleyen eserler veren bir Fransız-Türk fotoğraf ve video sanatçısı Sarp Kerem Yavuz (1991-), Maşallah adlı serisinde geleneksel kültürün ve tutuculuğun yarattığı şiddetten, kimliksizleşmeden bahsediyor ve genel olarak kültürü ve bu kültürün ne kadar barışçıl olduğunu sorgulamayı amaçladığını söylüyor.
Fotoğraf: Based İstanbul

  • Geleneksel dövme süslenme, kötülüklerden korunma, nazardan korunma, bereket, tılsım, sağaltma gibi amaçlarla yapılırdı.
  • İs, çivit, öd, anne sütü ile elde edilen karışım kullanılır. Anne sütü için kız annesi sütü tercih edilir. Bu sütün sağaltma (iyileştirici, yenileyici), doğurganlık ve bereketle ilişkisinden ötürü kullanıldığı düşünülmektedir.
  • Dövme için hazırlanan karışım bir süre bekletilir. Bekletme süresinin nedeni rengin koyulaşması için ya da karışımı yıldızların görmesi gerektiğine olan inançtır.
  • Dövme genellikle işlenecek motifin büyüklüğüne uygun ama 3, 5, 7, 9 gibi sembolik sayıda dikiş iğnesi birbirine bağlanarak karışıma batırılıp vücuda işlenir .
  • Dövme Kürtçe ve Arapça konuşan topluluklarca dek, dak olarak, Türkçe konuşan topluluklarda ise dövün, döğün, döğün olarak anılır. Arapça konuşan bazı topluluklarda ise veşm, vesm adını alır.
  • Geleneksel dövmede kullanılan motiflerin adları ve sembolik anlamları vardır. Kullanılan işaret, sembol ve simgeler o topluluğun veya kişinin düşünsel, duygusal, inançsal ve estetik içyapısı hakkında önemli ipuçları verir. Bir sözcük ya da resim, açık olan ve ilk bakışta anlaşılabilenden daha fazla anlam içerdiği zaman simgesel hale gelir. Bir şeyin simgesi yoluyla kendisi ile bütünleşme, ilkel düşünme sistematiğinin merkezinde yer alır. Farklı coğrafyalarda aynı simgeler, farklı anlamlara gelebilir.
  • Güneydoğu bölgesinde dövme ile işlenenler arasında göksel simgeler, hayvan simgeleri, bitki simgeleri, geometrik formlar ve noktalar en sık rastlananlardır.
  • Avuç içine üç nokta şeklinde yapılan dövme kocanın kuma getirmemesi, koca şiddetini engellemek, elin lezzetli olması için yapılıyor.
  • Çocuk ölmesin diye doğumdan sonra çocuğa, doğumdan önce anneye, çocuğu olmayan kadına çocuğu olsun diye dövme yapılır. Bu uygulamalarda dövmenin nazardan koruma ve tılsım işlevleri öne çıkmaktadır.
  • Ağrıyan bölgeye sağaltıcı olarak dövme yapılıyor. Romatizma, göz, baş ağrıları için eklemlere, şakaklara dövme yapılır. Süt sağan kişilerin elleri, bilekleri şişmesin diye sıklıkla dövme yaptırdıkları görülür.
  • Geçmişte dövme taşımayan kadınlar için erkek gibi, erkek yüzlü denirmiş. Erkeklerin evlenmek için daha çok dövmeli kızları tercih ettikleri; Irak’ta da erkeklerin eskiden dövmesiz bir kadınla evlenmeyi reddettikleri biliniyor.
  • Ülkemizdeki geleneksel dövme taşıyıcıları yaşlılardır. Gençler geleneksel dövmeye ilgi göstermedikleri için bu tür dövme artık yapılmamaktadır diyebiliriz.
“Duyduğumuza göre yaptırdığımız dövmeler günahmış. Ahirette kerpetenle sökülecekmiş. Tabii bu bizi korkutuyor. Ancak, o zaman kimse günah olduğunu söylemedi. 50-60 yıl önce daha çok yaygındı. Dövmede kız çocuğu emziren anne sütü kullanıldığında ölene kadar çıkma ihtimali yoktur.” “Biz yaptırdıktan sonra günlerce yataktan kalkamazdık. Ateşimiz çıkardı.” Fotoğraf: www.cnnturk.com/dovmenin-deq-hali

“Duyduğumuza göre yaptırdığımız dövmeler günahmış. Ahirette kerpetenle sökülecekmiş. Tabii bu bizi korkutuyor. Ancak, o zaman kimse günah olduğunu söylemedi. 50-60 yıl önce daha çok yaygındı. Dövmede kız çocuğu emziren anne sütü kullanıldığında ölene kadar çıkma ihtimali yoktur.”
“Biz yaptırdıktan sonra günlerce yataktan kalkamazdık. Ateşimiz çıkardı.”
Fotoğraf: www.cnnturk.com/dovmenin-deq-hali

  • Kırsalda yaşayan ve geleneksel dinsel kurumlar aracılığıyla öğrenilen dinsel tasavvur zaman zaman kadim halk inançlarıyla karmaşık bir yapı oluşturabilir. Kırsal çevrenin dini önderlerinin, içinde bulundukları geleneksel bağlamla daha esnek bir ilişki geliştirdiği düşünülür.
  • Geleneksel dövmenin gençler arasında uygulanmasının azalması, daha çok ötekileştirilmeye karşı stratejik bir yaklaşım da olabilir deniyor.

 

Yararlanılan Kaynaklar

 

Renk 18 Marquez ve Atwood

Özellikle niteleyici sözcüklere ve sıfatlara çok önem veren; tatları, kokuları, renkleri niteleyen sözcükleri çok öznel olarak kullanan; sözcüklerin anlamlarının kişinin bakış açısına göre değiştiğini söyleyen Gabriel Garcia Marquez (1927-2014), her sabah sözlüğü açıp birkaç sayfa okurmuş. Sözlüklerde sarı sözcüğünün açıklamasına baktığında, her bir sözlükte başka, yani öznel bir açıklama görmüş. Kiminde limonun rengi, kiminde altının rengi, kiminde mutsuzluğun rengi, kiminde hastalığın rengi, bazısında ise aşıkların rengi. Marquez, iyi bir romancıyla kötü bir romancı arasındaki farkın da sözcükleri böyle öznel bir biçimde kullanmaları olduğunu söylermiş.

Çevirmenin Gözünden G. G. Marquez, İnci Kut, Cumhuriyet Kitap 803.

Fotoğraf: Kayıp Rıhtım

Fotoğraf: Kayıp Rıhtım

Kanadalı yazar Margaret Atwood (1939-) 1985 yılında basılan Damızlık Kızın Öyküsü (The Handmaid’s Tale) adlı apokaliptik fantezisinde kadınların sosyal sınıfları renklerle tanımlanıyor:

Kadın hiyerarşisinin tepesinde yer alan komutan eşleri mavi;
Damızlık olarak kullanılan kızlar kırmızı;
Orta yaşlı kısır kadınlardan oluşan denetim mekanizmasında yer alanlar haki;
Komutan eşlerinin emrindeki dadılar ve hizmetçiler gri;
En alt sınıf olan yoksul erkeklerin karıları çizgili giymek zorundalar.

Damızlık Kızın Öyküsü, Margaret Atwood, Doğan Kitap, 2017.

Damızlık Kızın Öyküsü Valker Schlondorff tarafından sinemaya aktarılmış, TV dizisi de çekilmiş. Fotoğraf: Sinema Türk

Damızlık Kızın Öyküsü Valker Schlondorff tarafından sinemaya aktarılmış, TV dizisi de çekilmiş.
Fotoğraf: Sinema Türk