Etiket arşivi: Doğa

Çağdaş Sanata Varış 304|Ekolojik Sanat 4

  • Organik malzemeler kullanılarak üretilen üniteler, cihazlar da vardır. Bu yöntem, atığın doğada bilinmeyen bir kavram olduğu savına dayanır. Atık ve çöpün ortadan kaldırılması ilkesi önemsenmiş, atık etiği diye bir konu gündeme gelmiştir.
  • Plastik poşet yerine kağıt poşeti tercih etme, organik atıkları gübreye dönüştürme (kompostlama), geri dönüşüm ve atık madde ile ilişkimizde önemli değişiklikleri, onu nasıl kullanacağımızı ve atık maddenin kendimizi nasıl suçlu ya da erdemli hissetmemizi sağlayacağını gösterir.
  • Bu kavramlar doğrultusunda atıklara dayalı sanat yapma stratejisi gelişmiştir.
Ganalı kadın sanatçı El Anatsui, Contemporary İstanbul 2015’e şişe kapakları ve bakır tellerden yaptığı büyük boy duvar süslemeleri ile katıldı. Eserleri uzaktan kumaş gibi görünüyordu. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Ganalı kadın sanatçı El Anatsui, Contemporary İstanbul 2015’e şişe kapakları ve bakır tellerden yaptığı büyük boy duvar süslemeleri ile katıldı. Eserleri uzaktan kumaş gibi görünüyordu.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Heykeltıraş Kazım Karakaya (1971-) 2014 yılında açtığı Dönüşüm adlı sergisindeki eserleri, beş aylık bir çalışma sonucunda, Bursa’daki demir-çelik fabrikasındaki atık malzemeleri kullanarak gerçekleştirmişti. Fotoğraf:www.futuristika.org

Heykeltıraş Kazım Karakaya (1971-) 2014 yılında açtığı Dönüşüm adlı sergisindeki eserleri, beş aylık bir çalışma sonucunda, Bursa’daki demir-çelik fabrikasındaki atık malzemeleri kullanarak gerçekleştirmişti.
Fotoğraf:www.futuristika.org

  • Brezilyalı sanatçı Christian Pierini, nam-ı diğer Mister C, portrelerini yaparken işe yaramayan kablo, vida, CD, klavye, plak, kamera gibi elektronik hurdaları kullanıyor.
Resim olmayan resimler yapan Alman sanatçı Isabell Beyel’in (1968-) eseri Swim ve detayı. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Resim olmayan resimler yapan Alman sanatçı Isabell Beyel’in (1968-) eseri Swim ve detayı.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

2015 yılında Bodrum Turgut Reis’te, D-Marin ve İnaf Gari sinema filmi ekibi tarafından düzenlenen Deniz Atığı Sanat Etkinliği çerçevesinde sanatçı Rıfat Koçak ve Deniz Gönüllüleri işbirliği ile hazırlanmış tablolar sergilenmekteydi. Denizden toplanmış pet şişe kapakları, gazoz kapakları, camlar gibi malzemelerle yapılmış tablolardan biri de Sadun Boro’nun portresi idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2015 yılında Bodrum Turgut Reis’te, D-Marin ve İnaf Gari sinema filmi ekibi tarafından düzenlenen Deniz Atığı Sanat Etkinliği çerçevesinde sanatçı Rıfat Koçak ve Deniz Gönüllüleri işbirliği ile hazırlanmış tablolar sergilenmekteydi. Denizden toplanmış pet şişe kapakları, gazoz kapakları, camlar gibi malzemelerle yapılmış tablolardan biri de Sadun Boro’nun portresi idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Burcu Perçin’in 2017 yılında açtığı Yeşili Doldurmak adlı sergisinden. Sanatçı insanın doğayı önce yok edip sonra inşa ettiğini, ona yeniden şekil verdiğini, yeşili bir dolgu malzemesi olarak kullanarak büyük şehirlerde yapay peyzajlar ürettiğini ve bunların estetik açıdan sorgulanmaya açık olduğunu söylüyor. Fotoğraf: Sergi Rehberi

Burcu Perçin’in 2017 yılında açtığı Yeşili Doldurmak adlı sergisinden.
Sanatçı insanın doğayı önce yok edip sonra inşa ettiğini, ona yeniden şekil verdiğini, yeşili bir dolgu malzemesi olarak kullanarak büyük şehirlerde yapay peyzajlar ürettiğini ve bunların estetik açıdan sorgulanmaya açık olduğunu söylüyor.
Fotoğraf: Sergi Rehberi

 

 

Çağdaş Sanata Varış 18 | Realizm-Gerçekçilik

Evrende bizim bilincimizden bağımsız bir  gerçeklik olduğu görüşüdür.

19. yüzyılın ikinci yarısında Klasisizme ve Romantizme tepki olarak, bilimin gelişmesi ile doğmuştur. August Comte’un Pozitivizm felsefesine dayanır. Pozitivizm, neden-sonuç ilişkisine önem veren, doğayı ve insanları gözlem ve deneyle açıklamaya çalışan bir düşünce sistemidir. Realist sanatçılar bu yolu izlemeye çalışmışlardır.

  • Amaç, işin özünü tanımlamaktır.
  • Gerek Klasizmi, gerekse Romantizmi yapay bulurlar.
  • Konuyu arındırıp yüceltmezler.
  • İdeale yaklaşmaya çalışmazlar.
  • Konular gerçek yaşamdan alınmıştır.
  • Olağanüstü olay ve kişilere yer verilmez.
  • Konular, gözün gördüğü gerçeği yansıtırlar.
  • Çevrenin önemi ve etkisi kavranmıştır.
  • Doğa ve insan betimlemeleri ölçülüdür.
  • ‘Sanat için sanat’ anlayışına sahiptiler. Sanatı, toplumu değiştirme ve geliştirme aracı olarak görmediler.
  • Yapmacıksız bir üslüp kullanılmıştır.
  • Zariflik değil, gerçek önemsenmiştir.
  • Çoğunlukla çalışan sınıfı resmettiler.
  • Genelde karamsar
  • Ama, ‘halk eziliyor’ temasını da vurgulamıyorlar (Romantizm vurguluyordu).
  • Günlük yaşamı önyargısız yansıtmaya çalıştılar, nesnel bir akış açısı eserlere hakimdi.
  • İyiyi Klasizme yaklaşır diye almadılar.
  • Portrelerde ifade vardır (Klasikte yoktu).
  • Doğayı seviyorlar (Empresyonistlerle ortak).
Gustave Courbet (1819-1877), Batı Medeniyeti. Courbet, Fransız Gerçekçi Okulunun öncüsü. Bazı tablolarında sembolist ögelere de rastlanır.

Gustave Courbet (1819-1877), Batı Medeniyeti. Courbet, Fransız Gerçekçi Okulunun öncüsü. Bazı tablolarında sembolist ögelere de rastlanır.

Honoré Daumier (1808-1879).

Honoré Daumier (1808-1879).

 

Eduard Manet (1832-1883) birden fazla sanat akımı için önemlidir: Klasik, Realist, Empresyonist ve Modern. Formu Klasik, konusu Realist tablolar yapmış; Realizmden Empresyonizme geçişte önemli bir rol oynamış; çizildikleri düz yüzeyleri vurguladıkları için, düz bir yüzeyde resme bakıldığını net bir biçimde belli ettikleri için tabloları ilk Modernist tablolardan sayılmıştır.

Eduard Manet (1832-1883) birden fazla sanat akımı için önemlidir: Klasik, Realist, Empresyonist ve Modern. Formu Klasik, konusu Realist tablolar yapmış; Realizmden Empresyonizme geçişte önemli bir rol oynamış; çizildikleri düz yüzeyleri vurguladıkları için, düz bir yüzeyde resme bakıldığını net bir biçimde belli ettikleri için tabloları ilk Modernist tablolardan sayılmıştır.

  • Realist edebiyatın temsilcileri olarak Flaubert, Balzac, Stendhal, Zola, Tolstoy, Dickens, Gorki, London ilk akla gelenlerdir.
  • Osman Hamdi ve Halit Ziya Uşaklıgil de Realizm akımı sanatçılarıdır.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 13 | Romantizm 10

Romantik Düşünce

Romantizm faslını kapatırken bir nevi özet olarak romantik düşünceye bakacağız. Çağdaş Sanata Varış dosyamız Realizm’e doğru yol almaya devam edecek.

  • Romantizm, Avrupa’nın sonuncu büyük kültür dönemi sayılır. Romantizm, 18. yüzyılın sonlarında başlayıp 19. yüzyılın ortalarına dek sürdü. Bu dönemden sonra tümüyle edebiyatı, felsefeyi, sanatı, bilimi ve müziği kapsayan böyle bir “dönem”den söz etme imkanı olmadı.
  • Romantizm, Avrupa’nın varoluşa son ortak yaklaşımıdır.
  • Romantizm Almanya’da, Aydınlanma Çağı’nın tek yanlı Usçuluğuna tepki olarak çıkmıştır.
  • Kant’ın Usçuluğu yerine duygu, hayal gücü, yaşamak ve arzu moda sözcükler oldu.
  • Rousseau da aralarında olmak üzere pek çok Aydınlanma Çağı düşünürü de, usa gereğinden çok önem vermeye bir eleştiri olarak, duyguların önemini belirtmişti.
  • Kant, bilginin oluşumunda “ben”in öneminin altını çizmiş, varoluşun yorumu tümüyle bireye kalmıştı. Romantikler bu “bencilik”i kullandılar.
  • Rönesans hümanistleri de bireyciydi. Rönesans ile Romantizm arasındaki bir ortak nokta da insanın bilgiye ulaşmasında sanata verdikleri önemdir.
  • Kant’a göre de sanatçı bilme yeteneğiyle özgürce oynar. Schiller, Kant’ın bu görüşünü daha ileri götürerek sanatçının etkinliğini bir oyun olarak görür. (22 Ekim’de blogumuzda Görsel Sanatlar ve Oyun yazımızı yayımlamıştık). İnsan yalnızca oyun oynarken özgürdür çünkü ancak o zaman kendi kurallarını kendi koyar.
  • Sanatçı dehaya tapınma. Bazıları sanatçıyı Tanrı’ya benzettiler. Çünkü sanatçı da Tanrı’nın evreni yaratması gibi kendi gerçeğini yaratıyordu.
  • Romantiklere göre yalnızca sanat bizi “dile gelmeyen”e yaklaştırabilirdi.
  • Uzak ve ulaşılmaz olanı özlemek Romantizm’e özgüdür. Ortaçağı özlemek, gizemli Doğu’yu özlemek, uzak ve erişilmez aşk gibi.
  • Erişilmez aşk teması ilk kez 1774’te Goethe’nin Genç Werther’in Acıları’nda işlendi. Romanın yayımlanmasından sonra, Werther’in sonuna benzer şekilde intiharlarda artış gözlendi. Kitap bir dönem bazı ülkelerde yasaklandı.
  • Gece, alacakaranlık, eski harabeler, doğaüstü şeyler varoluşun karanlık yüzü, kasvetli, kötü ve esrarengiz olan, Romantikleri çeker.
kadiniz.com

kadiniz.com

  • Romantizm kente özgü bir olguydu.
  • Onların dilinde küçük burjuva düşman demekti.
  • Tembellik Romantizm’in özüdür. Bir Romantiğin görevi yaşamı yaşamak ya da hayallerle ondan uzaklaşmaktı. Gündelik işler küçük burjuvanın işiydi.
  • Romantiklerin çoğu genç yaşta, genellikle veremden öldüler, kimisi de intihar etti.
  • Doğa tutkusu, doğa gizemciliği, dolayısıyla esrarengiz ormanlar, sisli, vahşi bir doğa yansıtan doğa tabloları. (Doğaya dönmek, demişti Rousseau)
  • Doğayı bir bütün olarak görmek. Romantikler, Rönesans filozofları gibi, doğada bir tanrısal ben gördüler. Doğanın evrensel ruh ya da koskoca bir “ben” olduğunu söylüyorlardı.
  • En önemli Romantik filozof, Alman İdealistlerinden  Schelling (1775-1854) idi. Ruh ile madde arasındaki ayrımı kaldırmak istedi. Tüm doğa, yani hem insan ruhu hem de fiziksel gerçeklik, tek bir Tanrı’nın ya da evrensel ruhun ifadesiydi. Ona göre, doğa görünen ruh, ruh ise görünmez doğa; madde uyuklayan zeka idi. Doğa ve insan bilinci aynı şeyin ifadesiydi. İnsan evrensel ruhu hem doğada, hem de kendi içinde bulabilirdi. Schelling, doğada taş-topraktan insan aklına uzanan bir gelişme görüyordu.
  • Novalis’e göre,  insan tüm evreni içinde taşıyor, evrenin sırlarını çözmek için insanın önce kendi kendini tanıması gerekiyordu.
  • Romantiklerin çoğu için felsefe, doğa bilimleri ve edebiyat yüce bir bütünün parçalarıydı. Doğa, yaşayan bir evrensel ruhtu.
  • Romantik doğa felsefesinde doğa bir organizmadır. Aristo da doğayı organik bir biçimde algılamıştı.
  •  Evrensel Romantizm doğayla, evrensel ruhla, sanat/sanatçı ile ilgilidir, 1800 yıllarında, Jena kentinde doğmuştur.
  • Ulusal Romantizm halkın dili, halkın tarihi, halkın kültürüyle ilgilidir. Bu ekol için halk da doğa ve tarih gibi bir organizmadır. Ulusal Romantizm, Evrensel Romantizm’den bir müddet sonra Heidelberg’de doğmuştur. (Doğduğu  yer ile ilerde olacaklar arasında bir bağlantı var mı? Ne de olsa herşeyin tohumu önceden atılır.)
  • Romantizm’in iki boyutunu birbirine bağlayan organizma kavramıdır.
  • Romantizm’in bir başka önemli filozofu Herder (1774-1803) idi. Herder, Aydınlanma Çağı filozoflarının aksine tarihi dinamik bir süreç olarak gördü. Tarih, süreklilik, gelişme ve amaç barındıran bir şeydi. Ona göre, her halk da kendine has özelliklere, özgün bir halk ruhuna sahipti. Önemli olan kendimizi başka kültürlerin yerine koyabilmemizdi. (Herder, kendini Türklerin yerine koymuş ve bundan hiç hoşlanmamıştı. Ama bu başka bir konu). Bu, çok yeni bir düşünceydi. Romantizm her ulusun kendi kimliğini bulup, bu kimliği güçlendirme çabalarına katkıda bulundu.
  • Herder pek çok ülkeden halk söylenceleri toplayıp bunları yayınlamıştır. Halk söylencelerini halkın ana dili diye tanımlıyordu.
  • Eski mitler ve destanlar 19. yüzyılın ortasından itibaren yeniden değer kazandı. Avrupa’daki besteciler yaptıkları müziklerde halk müziğinden temalara yer vererek halk müziğiyle sanat müziği arasında köprü kurdular. Sanat müziğini bir besteci tarafından, halk müziğini ise belli bir kişi tarafından değil, bir halk tarafından yaratılan müzik olarak tanımlayabiliriz. Halk müziği ile halk masalının ne zaman ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Oysa yazınsal masalın yazarı ve yazılış tarihi bellidir.

 

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ın simgesi olan Deniz Kızı,  Hans Christian Andersen’in “Küçük Deniz Kızı” masalının kahramanıdır. Heykelin başına gelenler de bir masal gibidir. Üzerine defalarca boya dökülmüş, iki kez kafası kopartılmış, bir kez de kafası kesilmeye teşebbüs edilmiş, sağ kolu kesilmiş, oturduğu taştan kaldırılmış, 2004 yılında çarşaf giydirilerek Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği protesto edilmiştir.

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ın simgesi olan Deniz Kızı, Hans Christian Andersen’in “Küçük Deniz Kızı” masalının kahramanıdır. Heykelin başına gelenler de bir masal gibidir. Üzerine defalarca boya dökülmüş, iki kez kafası kopartılmış, bir kez de kafası kesilmeye teşebbüs edilmiş, sağ kolu kesilmiş, oturduğu taştan kaldırılmış, 2004 yılında çarşaf giydirilerek Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği protesto edilmiştir.

  • Tiyatro Barok Dönemin, masal Romantiklerin gözde yazın türüdür. Grimm Masalları, Andersen Masalları, Hoffmann Masalları gibi. Masal yazara, yaratıcı gücünü sınırsız biçimde kullanma olanağı veriyordu. Yazar okuyucusuna onun dünyasında da masalsı bir yan olduğunu hatırlatıyordu. Bu, Romantik İroni’dir. Sahnedeki oyuncu kendisinin yalnızca bir hayal ürünü olduğunu hatırlatan replikler söylüyordu.
  • Romantizm filozoflarından, Alman İdealistlerinden  Fichte’ye göre doğa, daha yüce ve bilinç ötesi bir kavrayışın sonucuydu. Schelling’e göre ise doğanın bazı yanları Tanrı’nın bilinçötesi varlığının bir yansımasıydı. Çünkü Tanrı’nın da bir karanlık yüzü vardı.
  • Romantiklere göre, yaratma eylemi her zaman bilinçle gerçekleştirilen bir eylem değildi. (Sürrealizm’i okurken bu fikri hatırlamalıyız.)
  • Romantizm’in herşeyi ruha bağladığını gördük. Felsefeyi bu yörüngeden çıkaran ilk filozof Hegel oldu.