Etiket arşivi: Derrida

Çağdaş Sanata Varış 321|Çağdaş Dönemde Edebiyat 3

  • Edebiyatta, kimlik ve çokkültürlülük, dolayısıyla melezlik ve post kolonyal meseleler Çağdaş Dönem’de öne çıktı.
  • 1990’larda sözcüklerle oynamak çok modaydı. Derrida’nın Yapısökümcü etkisi yaygındı. Kabul edilmiş bazı sözcüklerin, içerdiği anlamlar sökülüyor, yeni anlamlara kavuşturuluyordu.
  • Ticari çoksatarların pazarı, günden güne büyümektedir.
Artık e-kitap var ama Berlin’de, Kollwitz Strasse’de ağaç gövdelerinden yapılmış, bir sosyal sorumluluk projesi olarak geliştirilmiş, bedava kitap alınabilen ve isteyenin kitap bırakabildiği kütüphane hala iş görüyor. Fotoğraf: Nur Emiroğlu, 2014.

Artık e-kitap var ama Berlin’de, Kollwitz Strasse’de ağaç gövdelerinden yapılmış, bir sosyal sorumluluk projesi olarak geliştirilmiş, bedava kitap alınabilen ve isteyenin kitap bırakabildiği kütüphane hala iş görüyor.
Fotoğraf: Nur Emiroğlu, 2014.

  • Artık hayatımızda bir de e-kitap var. Bir kitabın sayısal ortamdaki kopyasına, ya da doğrudan elektronik ortamda kitap olarak yazılmış içeriğe e-kitap (elektronik kitap) deniyor. Bunlar, elektronik araçlarla okunabilmektedir.
  • 2006 yılından bu yana, yazarların hikayelerini tefrika ederek okurlarıyla buluştuğu ve kimi zaman okurların yorum yazabildiği, oy verebildiği yeni sosyal medya alanları oluştu. Bu ücretsiz uygulamalara yüklenen hikayeler mobil cihazlar ve internet aracılığıyla paylaşılabiliyor. 2015 yılı sonuna gelindiğinde her ay 40 milyon kişi bu uygulamaları ziyaret ediyor, iki milyon aktif yazar bu platformları kullanıyordu ve 150 milyondan fazla hikaye paylaşılmıştı. Penguin Random House 2015’in son 100 gününde 5 bin kitap çıkarmıştı, oysa yeni platforma 20 dakikada 5 bin orijinal hikaye yüklenmişti. Bu mecra, geleneksel yayıncılık endüstrisinin yeni yetenekleri keşfetmesi ve mevcut yazarlarını tanıtması için uygun bir platform. Bu yeni medya alanlarında 2015 sonuna kadar 7 milyondan fazla Türkçe hikaye paylaşılmıştı.
  • 2007 yılından bu yana elektronik mürekkeple çalışan e-kitap okuyucularından yararlanmak mümkün. Sanal kitap dükkanından seçilen kitabı, gazeteyi, dergiyi cihazın belleğine yüklemek, kablosuz ağ sayesinde, internet bağlantısı kesildiği durumda da okuyabilmek için gerekli. Kitap okunurken alınan notlar, altı çizilen pasajlar paylaşılabiliyor. E-satış lisansı alınmış, yayına hazırlanarak oluşturulmuş kitaplıkta milyonlarca e-kitap bulunuyor. Çok sayıda kitabı muhafaza edebilirken; e-kitabın ticari olarak ortaya çıkışı ile basılı kitaptan daha ucuz bir seçenek doğmuş oldu. Bir kitap yerine üç e-kitap alınabiliyor.
  • İnternette bir kitapçıda bulunandan daha fazla çeşit var. Bir kütüphane dolusu kitabı bir e-kitap okuma cihazına yükleyip seyahate gidebilirsiniz.
  • İnternetten bölüm bölüm kitap yayımlayıp, her bölümün sonunda okurlarından belli miktarda bir ödeme talep eden ilk yazar Stephen King oldu. Yazar, 2000 yılında, kendi sitesinde, bir ay ara ile yeni kitabı The Plant’in ilk iki bölümünü ücretsiz, sonraki bölümleri 1 dolar ödeme ile yayımlayacağı açıklamasını yapmıştı.
  • 2012 yılında, 15. yüzyılda Gutenberg’den bu yana basılan 100 milyondan çok kitabın Google tarafından elektronik ortama aktarılması gündeme geldi. Devletler ve kurumlar kamuya açık dijital kütüphane projeleri geliştirmeye başladılar. Bu gelişmeler, üniversite kütüphanelerinin kitap alımına sekte vurdu.
  • Yeni sosyal medya alanlarının oluşmasından sonra, Batı uygarlığında yüksek kültüre yakıştırılan dile, Ölü Beyaz Adamlar (Dead White Men) yakıştırması yapılmaya başlandı.

 

Çağdaş Sanata Varış 290|Sokak Sanatı 1

  • Sokak Sanatı, seyirci kitlesine sunduğu eseri ile sanat nesnesinin konumunu, geleneksel algılama ve sahip olma araçlarını sorgular. Bu sanatçılar, her yapıtın üretilmesinden önceki ve sonraki süreç üzerine daha çok odaklanır. Derrida’nın görüşlerine uygun olarak, gönüllü bedensel emeğin ve zaman adamanın buradaki gerçek armağan olduğu söylenebilir.
  • Kamusal Sanat, sanat eserini ve bu eser vasıtasıyla kamusal alanları ve sokağı Öteki ile ilişkilerin geliştirilmesi potansiyeline açık tutar.
  • Çağdaş Kamusal Sanat eserleri bize bazen modanın, siyasi sıradanlığın ve medyatik adetlerin ortasında hala heterojenlik üretebileceğimizi hatırlatır.
2016 yılının Avrupa Kültür Başkentlerinden biri seçilen Polonya’nın Wroclaw şeh¬rinde, çeşitli işler yapan iki yüzden faz¬la cü¬ce hey¬ke¬li var. Cü¬ce hey¬kel¬le¬ri ko¬mü¬nizm dal¬ga¬sı¬nın gel¬di¬ği dö¬nem¬ler¬de ko-mü¬niz¬mi des¬tek¬le¬yen, Turuncu lakaplı bir gru¬bun anı¬sına yapılmış. İlginç bulunmaları üzerine sayıları artmış, kentin her yerine yerleşmişler. Fotoğraf:seferia.com

2016 yılının Avrupa Kültür Başkentlerinden biri seçilen Polonya’nın Wroclaw şehrinde, çeşitli işler yapan iki yüzden fazla cüce heykeli var. Cüce heykelleri komünizm dalgasının geldiği dönemlerde komünizmi destekleyen, Turuncu lakaplı bir grubun anısına yapılmış. İlginç bulunmaları üzerine sayıları artmış, kentin her yerine yerleşmişler.
Fotoğraf:seferia.com

  • Sokak Sanatı, şablonları, yapıştırmaları, posterleri, ahşap kutuları, kartonu, çerçevenin içindeki renkleri, ahşap baskıları, kaldırım resimlerini, mozaikleri, haritaları, hatta örgü ve dantelleri de içine alıyor. Lambadan otobüse kadar her şeyi örgü malzeme ile kaplayanlar, tığ işi ile grafiti yapanlar var. Olek, New York’ta, bronz inek heykelini tığ işi ile kaplamıştı. Çalışması birkaç saat sonra yerinden kesilip çıkarılmıştı.
  • Grafiti Sanatı, Şehir Sanatı, Sokak Sanatı ya da Dışlanmış Sanat adı verilen sanatın ünlü çizerleri: D*Face, Swoon, Shepard Fairey, Belçikalı Roa, Ben Eine, Robbo, Inkie, Pure Evil, Tox..
  • Ben Eine, grafiti Vandalizm’inden 20 kez tutuklanmış, 6 kez suçlu bulunmuş. David Cameron başbakan olarak Beyaz Saray’a yaptığı ziyarette Obama’ya Ben Eine’nin resmini hediye etmişti. Eine artık çok ünlü, fiyatı yükseldi ve San Francisco’daki bir gösteride tüm eserleri satıldı.
  • İngiltere’nin Bristol kenti tam bir grafiti şehridir. 1989 yılında İngiliz polisi 72 ressamı Vandalizm’den yakaladı. Açılan dava, sanatçılara büyük tanınırlık sağladı; hepsi ulusal kanala çıktı; BBC 2 konu ile ilgili bir belgesel hazırladı. Bu durum pek çok kişi için esin kaynağı oldu ve yeni bir heves yarattı. Bristol’de Barton Hill tehlikeli bir yer olarak ün kazandı; grafiti çizerleri için bir vahaya dönüştü.
  • Bristol grafitiyi sahiplenmeye karar verince şehir meclisi Inkie’nin düzenlediği Sokak Sanatı sergisine 40 bin pound destek verdi. Şehir merkezindeki bir sokak dünyanın en büyük açık hava sanat sergisine ev sahipliği yaptı.
  • David Samuel, Londra metrosunun durak isimlerini ünlü grafiti ressamlarının adları ile değiştirmişti.
  • Joseph Campbell ABD’nin büyük şehirlerinde çok grafiti olmasını ABD’de gençlerin kendi mitlerini kendilerinin oluşturma arzusuna bağlamıştı.

 

Çağdaş Sanata Varış 266|Heykeller ve Nesneler 5

Sonsuz Körlük, Ilgın Seymen, 2014. Sanatçı, alışveriş odaklı yaşam, tüketim çılgınlığının hedonist duyguları kamçılayışı, mutluluğun her zaman daha fazla lüks tüketim olarak tanımlanışı/algılanışı, sistemin yarattığı bağımlılık, tehlikeli alışkanlıklar zinciri, gözümüzü boyayan kozmetik ve güzelleştirici ürünlerin verdiği anlık mutlulukların yarattığı körleşmeye gönderme yapıyor. Fotoğraf:ilginseymen.com

Sonsuz Körlük, Ilgın Seymen, 2014.
Sanatçı, alışveriş odaklı yaşam, tüketim çılgınlığının hedonist duyguları kamçılayışı, mutluluğun her zaman daha fazla lüks tüketim olarak tanımlanışı/algılanışı, sistemin yarattığı bağımlılık, tehlikeli alışkanlıklar zinciri, gözümüzü boyayan kozmetik ve güzelleştirici ürünlerin verdiği anlık mutlulukların yarattığı körleşmeye gönderme yapıyor.
Fotoğraf:ilginseymen.com

Merdiven, Monika Sosnowska, 2010. Polonyalı sanatçı, mimari ile heykeli, mekanın şiirselliğini ve siyasasını deneyimlemek için, birleştiriyor. Monika Sosnowska (1972-), eserlerini kıvırarak, bükerek, sıkıştırarak, çökerterek mekana yerleştiriyor; yanılsamaya neden olan işler üreterek mekanın ve yapının algılanışını değiştirmeyi amaçlıyor. Polonya halkının yaşadığı hayal kırıklığının sanatçıyı etkilemeye devam ettiği düşünülüyor. Varsayılan şeylere güvenilemeyeceği Sosnowska’yı etkileyen fikirlerden. Eser, 2010 yılında İsrail’de, 2012’de Polonya’da, 2012-13’te Shanghai Bienali’nde, 2014 yılında Berlin’de, her seferinde mekana uyarlanarak, sergilenmiş. Merdivenin  işlevselliğini kaybetmiş olması ile totaliter rejimlerin çöküşü arasında bir paralellik düşünülüyor. Babil Kulesi de eserin düşündürdüklerinden. Tamamlanamamış anıt,  söylemin ve yapıtın negatif anlamda eksikliğine, sürekli eksik kalışına değil, pozitif anlamda söylemin ve yapıtın sonsuz-yeniden-yapımına, dolayısıyla var ol(a)mayanı var etme, görünür ol(a)mayanı görünür kılma, yüzü ol(a)mayana yüz verme, sesi ve dili ol(a)mayanları konuşmaya katma arzusuna işaret eder. Yapısöküm mimarisinde  mekan olgusuna sabit ve değişmez bir nesnellik olarak değil, sürekli devinen bir hareket olarak  bakmak söz konusudur. Derrida Babil Kulesi’nin dillerin çeşitlenmesine indirgenemeyeceğini; Babil Kulesi’nin kendini her zaman başkalaşıma ve ötekiliğe açan, hiçbir zaman inşası bitmeyen, hiçbir zaman tam anlamıyla anıt olamayan bir yapıdır ve yapının tamamlanamıyor olması felsefenin temel yapısını oluşturur. Derrida’ya göre hiçbir söylem, metin ya da yapıt tamamlanmamıştır; her metin, kendi içinden yeni bir metnin doğmasına olanak tanır ve bu sayede kendini yaşatır. Fotoğraf:polishartandtea.tumblr.com

Merdiven, Monika Sosnowska, 2010.
Polonyalı sanatçı, mimari ile heykeli, mekanın şiirselliğini ve siyasasını deneyimlemek için, birleştiriyor.
Monika Sosnowska (1972-), eserlerini kıvırarak, bükerek, sıkıştırarak, çökerterek mekana yerleştiriyor; yanılsamaya neden olan işler üreterek mekanın ve yapının algılanışını değiştirmeyi amaçlıyor. Polonya halkının yaşadığı hayal kırıklığının sanatçıyı etkilemeye devam ettiği düşünülüyor. Varsayılan şeylere güvenilemeyeceği Sosnowska’yı etkileyen fikirlerden.
Eser, 2010 yılında İsrail’de, 2012’de Polonya’da, 2012-13’te Shanghai Bienali’nde, 2014 yılında Berlin’de, her seferinde mekana uyarlanarak, sergilenmiş.
Merdivenin işlevselliğini kaybetmiş olması ile totaliter rejimlerin çöküşü arasında bir paralellik düşünülüyor. Babil Kulesi de eserin düşündürdüklerinden.
Tamamlanamamış anıt, söylemin ve yapıtın negatif anlamda eksikliğine, sürekli eksik kalışına değil, pozitif anlamda söylemin ve yapıtın sonsuz-yeniden-yapımına, dolayısıyla var ol(a)mayanı var etme, görünür ol(a)mayanı görünür kılma, yüzü ol(a)mayana yüz verme, sesi ve dili ol(a)mayanları konuşmaya katma arzusuna işaret eder.
Yapısöküm mimarisinde mekan olgusuna sabit ve değişmez bir nesnellik olarak değil, sürekli devinen bir hareket olarak bakmak söz konusudur.
Derrida Babil Kulesi’nin dillerin çeşitlenmesine indirgenemeyeceğini; Babil Kulesi’nin kendini her zaman başkalaşıma ve ötekiliğe açan, hiçbir zaman inşası bitmeyen, hiçbir zaman tam anlamıyla anıt olamayan bir yapıdır ve yapının tamamlanamıyor olması felsefenin temel yapısını oluşturur. Derrida’ya göre hiçbir söylem, metin ya da yapıt tamamlanmamıştır; her metin, kendi içinden yeni bir metnin doğmasına olanak tanır ve bu sayede kendini yaşatır.
Fotoğraf:polishartandtea.tumblr.com

Hero, Leader, God, Alexander Kosolapov, 2007. Medyanın ve günlük yaşamın sunduğu belirgin imajları kullanarak dünyanın gündelik doğasını yansıtan Pop Art, geçtiğimiz yüzyılın en önemli sanat akımlarından biriydi. 2014 yılı sonunda açılan Post Pop: East Meets West adlı karma sergi, Pop Art’ın çok farklı hatta zıt ideolojiler taşıyan sanatçılar üzerinde dahi büyük bir etki yarattığını irdeliyor. Pop Art’ın en parlak döneminde çok uzak coğrafyalardaki yansımaları; Doğu dünyasındaki Politik Pop, Sinik Realizm gibi türevleri sergileniyor. Mizahi bir dil kullanan eserler, popüler imajları provokatif bir şekilde kamusal algıdaki imajlarla birleştirilmiş. Sergi, Pop Art’ın Çağdaş Sanat üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor. Fotoğraf:www.artefactmagazine.com

Hero, Leader, God, Alexander Kosolapov, 2007.
Medyanın ve günlük yaşamın sunduğu belirgin imajları kullanarak dünyanın gündelik doğasını yansıtan Pop Art, geçtiğimiz yüzyılın en önemli sanat akımlarından biriydi. 2014 yılı sonunda açılan Post Pop: East Meets West adlı karma sergi, Pop Art’ın çok farklı hatta zıt ideolojiler taşıyan sanatçılar üzerinde dahi büyük bir etki yarattığını irdeliyor. Pop Art’ın en parlak döneminde çok uzak coğrafyalardaki yansımaları; Doğu dünyasındaki Politik Pop, Sinik Realizm gibi türevleri sergileniyor. Mizahi bir dil kullanan eserler, popüler imajları provokatif bir şekilde kamusal algıdaki imajlarla birleştirilmiş. Sergi, Pop Art’ın Çağdaş Sanat üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor.
Fotoğraf:www.artefactmagazine.com

For the Love of God (Tanrı Aşkı İçin), Damien Hirst, 2007. Hirst’ün ölüm-güzellik-lüks bağlantısını kuran, değerli taşlarla ortaya koyduğu bu eseri, sanat yapıtının değerini belirleyen olguları, sanat-meta sorunsalını irdelemeyi amaçlar. Memento mori (ölümü hatırla) ve vanitas (beyhude dünya) betimlemelerinde daima bir kurukafa (fanilik) kullanılmıştı. Aztekler’in turkuaz maskeleri de bir başka ilham kaynağı olmuş olabilir, deniyor. Meksikalı sanatçı Gabriel Orozco (1962-), içinden ve dışından siyah-beyaz geometrik bir desenle boyanmış bir insan kafatası olan Siyah Uçurtmalar’ı yapmış. Hirst, eserini yaptığında kendisinden almış olduğu ilham için Orozco’ya bir teşekkür mektubu yazmış. Platinden dökülen bu eserde, 200 yaşında olduğu tahmin edilen bir Avrupalıya ait kafatası kalıp olarak kullanılmış. Dişler orijinal kafatasından alınmış, 8,601 adet 1,106.18 karat elmas kullanılmış. Eserin, 14 milyon pounda mal olduğu; Hirst ve galerinin 50 milyon pound istediği; eseri, içinde Hirst’ün de bulunduğu bir konsorsiyumun satın aldığı söylentisi var. Başka kaynaklara göre ise eser 2007 yılında 100 milyon dolara satıldı ve  yaşayan bir sanatçıya ait en pahalı eser unvanını aldı. Andy Warhol eserlerinden büyük paralar kazanmaktan çok mutluydu, Damien Hirst de öyle. Bu eserin yarattığı sansasyon, sanatsal etkisinin önüne geçti. Fotoğraf:www.artspace.com

For the Love of God (Tanrı Aşkı İçin), Damien Hirst, 2007.
Hirst’ün ölüm-güzellik-lüks bağlantısını kuran, değerli taşlarla ortaya koyduğu bu eseri, sanat yapıtının değerini belirleyen olguları, sanat-meta sorunsalını irdelemeyi amaçlar.
Memento mori (ölümü hatırla) ve vanitas (beyhude dünya) betimlemelerinde daima bir kurukafa (fanilik) kullanılmıştı. Aztekler’in turkuaz maskeleri de bir başka ilham kaynağı olmuş olabilir, deniyor. Meksikalı sanatçı Gabriel Orozco (1962-), içinden ve dışından siyah-beyaz geometrik bir desenle boyanmış bir insan kafatası olan Siyah Uçurtmalar’ı yapmış. Hirst, eserini yaptığında kendisinden almış olduğu ilham için Orozco’ya bir teşekkür mektubu yazmış.
Platinden dökülen bu eserde, 200 yaşında olduğu tahmin edilen bir Avrupalıya ait kafatası kalıp olarak kullanılmış. Dişler orijinal kafatasından alınmış, 8,601 adet 1,106.18 karat elmas kullanılmış.
Eserin, 14 milyon pounda mal olduğu; Hirst ve galerinin 50 milyon pound istediği; eseri, içinde Hirst’ün de bulunduğu bir konsorsiyumun satın aldığı söylentisi var. Başka kaynaklara göre ise eser 2007 yılında 100 milyon dolara satıldı ve yaşayan bir sanatçıya ait en pahalı eser unvanını aldı. Andy Warhol eserlerinden büyük paralar kazanmaktan çok mutluydu, Damien Hirst de öyle.
Bu eserin yarattığı sansasyon, sanatsal etkisinin önüne geçti.
Fotoğraf:www.artspace.com

1951 İtalya doğumlu Danimarka’da yerleşik sanatçı Sandra Davolio seramik ve porselen işlerinde mercan kayasını andıran formları sık kullanır. Çağın doğaya saygı motosuna bir saygı duruşu. Fotoğraf: sandradavolio.dk

1951 İtalya doğumlu Danimarka’da yerleşik sanatçı Sandra Davolio seramik ve porselen işlerinde mercan kayasını andıran formları sık kullanır. Çağın doğaya saygı motosuna bir saygı duruşu.
Fotoğraf: sandradavolio.dk

  • Doğanın sanata dahil edilmesi / doğadan ilham alınması mücevher tasarımında da kendini gösteriyor. New York’ta çalışmalarını sürdüren mücevher tasarımcısı Monique Péan, takılarda doğal taşlara ilaveten mors dişi fosili, dinozor kemiği, bir milyon yıllık olduğu iddia edilen meteorit  parçaları kullanarak doğayı işinin bir parçası haline getiriyor.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 259|Çağdaş Resim

150.000 yıl önce ortaya çıkıp dünyaya yayılan insanoğlu, ilk resmini ancak mağara duvarlarına 40.000 yıl önce yapmıştır. Yaratıcı düşüncenin gelişmesi daima vakit alır.

Resmin anlatımında taklit etme kavramı, daha sonraları tanımlama ile değiştirilmiş, yakın tarihlerde öyküleme kavramı kullanılmaya başlanmıştır.

Derrida için resim, bir tür kötü yazılmış yazıdır.

Strateji (Güney Cephe/ Ön Yüz/ Kuzey Cephe), Jenny Saville, 1993-4. Britanyalı Genç Sanatçılar’dan olan ressam Jenny Saville (1970-), büyük ebat çıplak kadın tabloları ile tanınıyor. Saville, model olarak genellikle kendini kullandığı, Rubens’i hatırlatan nü’leri ile güzellik ve beğeni standartlarını sorgular. Beslenme düzensizlikleri, zararlı diyetler ve kozmetik ameliyatlarının artmakta olduğu bir dönemde Saville’in eserleri, insan bedeninin yüceltilmesi işlevini görür, deniyor. Sanatçının bu üçlemesi, Manic Street Preachers rock grubunun 1994’te piyasaya çıkan The Holy Bible adlı albümünün kapağında kullanılmıştı. Jenny Saville, zihnindekini tam olarak yansıtabilmek için Sürrealizm ve Realizm’i bir arada kullanıyor. Bu karışıma Psikolojik Realizm adı veriliyor. Fotoğraf: www.saatchigallery.com

Strateji (Güney Cephe/ Ön Yüz/ Kuzey Cephe), Jenny Saville, 1993-4.
Britanyalı Genç Sanatçılar’dan olan ressam Jenny Saville (1970-), büyük ebat çıplak kadın tabloları ile tanınıyor. Saville, model olarak genellikle kendini kullandığı, Rubens’i hatırlatan nü’leri ile güzellik ve beğeni standartlarını sorgular. Beslenme düzensizlikleri, zararlı diyetler ve kozmetik ameliyatlarının artmakta olduğu bir dönemde Saville’in eserleri, insan bedeninin yüceltilmesi işlevini görür, deniyor.
Sanatçının bu üçlemesi, Manic Street Preachers rock grubunun 1994’te piyasaya çıkan The Holy Bible adlı albümünün kapağında kullanılmıştı.
Jenny Saville, zihnindekini tam olarak yansıtabilmek için Sürrealizm ve Realizm’i bir arada kullanıyor. Bu karışıma Psikolojik Realizm adı veriliyor.
Fotoğraf: www.saatchigallery.com

Bakış Serisinden, İrfan Önürmen, 2012. 1990’ların sonundan itibaren boya resminin yanı sıra gelinlik tülünü kullanarak Pentül, Skülptür olarak isimlendirdiği işler, gazete kağıtları ile duvar rölyefleri ve heykeller yapan İrfan Önürmen (1958-), enstalasyonlarında da figürden uzaklaşmamıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bakış Serisinden, İrfan Önürmen, 2012.
1990’ların sonundan itibaren boya resminin yanı sıra gelinlik tülünü kullanarak Pentül, Skülptür olarak isimlendirdiği işler, gazete kağıtları ile duvar rölyefleri ve heykeller yapan İrfan Önürmen (1958-), enstalasyonlarında da figürden uzaklaşmamıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Çağdaş resimde yarı heykelsi oyunlar; bir damla boyanın değmediği, tahta, ayna parçaları, desenli kumaş gibi nesnelerle oluşturulmuş; özgün fikirlerin yanı sıra, çeşitli sanatçıların etkileriyle dolu eserlere de rastlamak mümkündür.
  Emire Konuk, mobil elektronik tablolar, 2013 Contemporary İstanbul. “Akılcı kare formlara duygusal renklerin yansıdığı derin, şeffaf, sade, neşeli bir dünya; akılla duygunun dengelendiği, yaşam ve sanatın oyun olduğu böyle bir dünyada yaşamak isterdim...” diyor sanatçı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Emire Konuk, mobil elektronik tablolar, 2013 Contemporary İstanbul.
“Akılcı kare formlara duygusal renklerin yansıdığı derin, şeffaf, sade, neşeli bir dünya; akılla duygunun dengelendiği, yaşam ve sanatın oyun olduğu böyle bir dünyada yaşamak isterdim…” diyor sanatçı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zaferler ve Ağıtlar: Roma İçin Bir Proje, William Kentridge, 2016. Roma’da, Tiber Nehri kıyısında Güney Afrikalı sanatçı William Kentridge’in (1955-) Mazzini ve Sisto Köprüleri arasında yer alan, 550 m boyunca uzanan duvar resmi, Roma’nın 2769 uncu kuruluş yıldönümünü kutlamak için tasarlandı. Bu alan, Roma’da Çağdaş Sanat’a tahsis edilen ilk ve en büyük yer olduğu gibi, Avrupa’daki en büyük açık hava sergisi. Sanatçı, nehrin kıyısındaki duvarlarda biriken kir ve yosun tabakasını, hazırlanan şablonların duvarlara yerleştirilmesi ve şablonların içinin ya da etrafının temizlenmesi yöntemiyle şehri simgeleyen figürler oluşturdu. Kentridge kullandığı tekniğin Banksy’ninkinin tam tersi olduğunu, boyama değil temizleme yöntemiyle çalıştığını söylüyor. Sanatçı, şehrin havasının, suyunun bıraktığı lekelerden oluştuğu için eserinin, Roma’nın doğal bir parçası olduğunu; 3-4 yıl içinde, doğal bir süreçle yok olacağını belirtiyor. Eserin zaman içinde yok olmasının da projenin bir parçası olduğunu; eserinin de dünyadaki her şey gibi dönüştüğünü ve geçici bir karakter taşıdığını söylüyor. Kentridge’in halı tasarımları, baskıları, operalar için sahne tasarımı, heykelleri ve animasyon filmleri de var. Filmleri 2004 Cannes Film Festivali’nde gösterilmiş. Kendisi çok yönlü ve başarılı bulunan bir sanatçı. Fotoğraf:www.purple-home.com

Zaferler ve Ağıtlar: Roma İçin Bir Proje, William Kentridge, 2016.
Roma’da, Tiber Nehri kıyısında Güney Afrikalı sanatçı William Kentridge’in (1955-) Mazzini ve Sisto Köprüleri arasında yer alan, 550 m boyunca uzanan duvar resmi, Roma’nın 2769 uncu kuruluş yıldönümünü kutlamak için tasarlandı. Bu alan, Roma’da Çağdaş Sanat’a tahsis edilen ilk ve en büyük yer olduğu gibi, Avrupa’daki en büyük açık hava sergisi.
Sanatçı, nehrin kıyısındaki duvarlarda biriken kir ve yosun tabakasını, hazırlanan şablonların duvarlara yerleştirilmesi ve şablonların içinin ya da etrafının temizlenmesi yöntemiyle şehri simgeleyen figürler oluşturdu.
Kentridge kullandığı tekniğin Banksy’ninkinin tam tersi olduğunu, boyama değil temizleme yöntemiyle çalıştığını söylüyor. Sanatçı, şehrin havasının, suyunun bıraktığı lekelerden oluştuğu için eserinin, Roma’nın doğal bir parçası olduğunu; 3-4 yıl içinde, doğal bir süreçle yok olacağını belirtiyor. Eserin zaman içinde yok olmasının da projenin bir parçası olduğunu; eserinin de dünyadaki her şey gibi dönüştüğünü ve geçici bir karakter taşıdığını söylüyor.
Kentridge’in halı tasarımları, baskıları, operalar için sahne tasarımı, heykelleri ve animasyon filmleri de var. Filmleri 2004 Cannes Film Festivali’nde gösterilmiş. Kendisi çok yönlü ve başarılı bulunan bir sanatçı.
Fotoğraf:www.purple-home.com

 

Çağdaş Sanata Varış 182| Kavramsal Sanat 6 Çokkültürcülük

  • 1960’lı yıllarda ırkçılık karşıtlığı yükselişteydi. Öyle ki, tek bir insan ırkının olduğunu savunanlar vardı. Irkçılık, yüz kızartıcı bir çağdışılık, bir utanç kaynağı haline gelmişti.
  • 1968 yılında Memphis, Tennessee, ABD’de öldürülen Martin Luther King Jr., insanların özünde bir ve aynı olduğunu söyleyenlerdendi.
  • Apartheid’ı Güney Afrika Cumhuriyeti’nden başka savunan pek kalmamıştı.
  • O yıllarda ayrıca insanlar hayatlarını diledikleri gibi yaşamaları yönünde teşvik ediliyordu. Olduğu gibi olmak bir kimlik siyasetiydi. Bu siyaseti tarif etmek için kullanılan terim, ABD çıkışlı, Çokkültürcülük (Multiculturalism) oldu.
  • Çokkültürcülük terimi, Britanya ve Avrupa’da daha dar bir anlamda kullanıldı. Buralarda bir siyasal hareket neticesinde değil, halk hareketliliği neticesinde, göç olgusu yüzünden çokkültürlü hale gelindiği düşünüldü.
  • Bazı ülkelerde, ırkçılık ve sömürgeciliğin mirası sorunların merkezinde yer alır.
  • Çokkültürlü hale geldiklerinden bahseden ilk ülkeler, çok etnikli bir yapı olarak tasarlanmış Kanada, Avustralya ve ABD olmuştur. Bu ülkeler 1970’lere dek göçmenlerden ama özellikle çocuklarından asimile olmalarını (anglo-konformizm) beklemişti. Daha sonra göçmenlerin bir yandan yeni ülkelerine uyum sağlarken diğer yandan özgün kültürlerini koruyup yaşatabilmeleri gerektiği anlayışı ortaya çıktı. Bir miktar asimilasyon kaçınılmazdı ama kimseye dayatılmamalıydı. Geçmişi 1971 yılına uzanan, 1988 yılında çıkartılan Kanada Çokkültürlülük Yasası ile Kanada hükümetinin, kültür ve ırk çeşitliliğini benimseyip teşvik edeceği, toplumunun her üyesine kendi kültürel mirasını koruma, arttırma ve paylaşma özgürlüğü tanındığı bildirilmiş; engellerin kaldırılması için devletin gerekli yardımı yapacağı beyan edilmiş; ırkı, ulusu, etnik kökeni, rengi ve dini de kapsayan çeşitli zeminlerde ayrımcılık yapılması yasaklanmıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Batı Avrupa, 1940’ların sonları ile 1973 petrol buhranı arasındaki dönemde işçi ithal etmişti. Bu ülkelere insan akışı, işçilerin birinci derece akrabalarının ve diğer yakınlarının da gerek yasal gerek yasadışı yollarla göçmenlere katılmasıyla devam etmişti.
  • Avrupa ülkelerindeki beyaz olmayan insanların çoğunu Müslümanlar oluşturmaktadır. Etnik azınlıkların üçte birini Müslümanların oluşturduğu Birleşik Krallık, bu konuda müstesna bir yere sahiptir. Bu ülkede bir üst kimlik de hep var olmuştur; İskoç, Galli, İrlandalı gibi kimlikleri kapsayan Britanyalılık.
  • Farklı olarak algılanan, karıştıkları nüfusun içinde kolayca erimeyen, görünür kalmaya devam eden çeşitli çokkültürlü, çok etnikli, çok inançlı dinamikler, genelde aşağı görülmüş toplumlardan veya gruplardan gelmektedir.
  • Göçmenlerin gelip yerleştikleri toplumlar genellikle liberal demokrasilerdir. Zaten Çokkültürcülük de liberal demokrasilerden doğar. Çokkültürcülük, liberal demokrasilerin temelini oluşturan ilkeleri, kurumları ve siyasi normları baştan varsayar. Yeni bir siyaset fikri olan Çokkültürcülük, liberal veya sosyal demokrat eşitlikçilik ve yurttaşlık anlayışından doğmaktadır.
  • Siyasal Çokkültürcülük ahlaki ve bilgisel görelilik, liberalizm, sömürgecilik sonrası düşüncesi veya küreselleşme (karşıtlığı) gibi daha geniş kapsamlı kuramsal çerçevelerin bir parçası olarak ifade edilebilir.
  • Söz konusu kimlik siyaseti, olduğu gibi olmak fikri bazı kadınların, kadın-erkek arasındaki cinsiyet farklılıklarına odaklanmasına; eşcinsellerin doğasını utanç duymadan yaşamak istemesine de ortam hazırladı.
  • 1980’li yılların sonlarından itibaren, Fransız kuramcılar Derrida ve Foucault’nun etkisinin yoğun şekilde hissedildiği bir ortamda, siyasal söylemlerin ve Çokkültürcülüğün işe yararlığına yönelik eleştiriler ağırlık kazanmaya başlamıştı.