Etiket arşivi: demir

Çağdaş Sanata Varış 301|Ekolojik Sanat 1

İsimsiz, Herbert Golser, 2014. ArtInternational İstanbul, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Herbert Golser, 2014.
ArtInternational İstanbul, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Antik dönemde Stoacılar, ilahi akışa kendimizi bırakarak mutlu olmamızı tavsiye etmişlerdi. Çünkü evren böyle işliyordu. Ya da akıntının tersine yüzmeye çalışıp mutsuz olabilirdik.
  • İspanya, gümüş ve demir yataklarının zenginliği nedeniyle Hanibal’ in ailesi Barcalar’ı kendine çekmişti. Romalılar döneminde, bu madenlerde yaklaşık 40.000 köle çalıştırılıyordu ve günde yaklaşık 5 ton gümüş üretiliyordu. Bu bölgede ve Roma İmparatorluğu’ nun hemen her yerinde bu kadar çok metal işlenmesi, Roma döneminde Grönland’ın buz çekirdeklerinde büyük bir kirlilik oluşması sonucunu doğurmuştu. Böylesi bir kirlilik, 19. ve 20. yüzyıla kadar bir daha görülmedi.
    Yani, çevre sorunu yeni değil.

 

 

  • Orta Asya’yı dünyanın en büyük pamuk üreticisi haline getirmeyi tasarlayan Sovyetler Birliği döneminde Aral Gölü’nü besleyen Amu Derya ve Siri Derya’nın suları pamuk tarlalarının sulanması için kullanılmaya başladı. Bu politikanın sonucunda Özbekistan 1980′lerde dünyanın en büyük pamuk üreticisi haline geldi. Beslenemeyen Aral’ın kurumasıyla bölgedeki iklim de değişti. Yağmurlar azaldı, yeşil alanlar kuraklaştı. Aral’a yakın tatlı su göletleri de Aral’la birlikte kurudu. Aral’ın beslediği bitki örtüsü içerisinde yaşayan antilop sürüleri yeryüzünden silindi. Balıkçılık bitti. Aral, sadece bir örnek.
  • Endüstri için olmazsa olmaz üç hammadde var: çelik yapımında kullanılmak üzere demir, makineleri çalıştırmak için yakıt ve tüm hareketli parçaları birbirine bağlamak ve korumak için kauçuk.
  • Sık tropikal ormanlar kesilerek, yakılarak, yağmur ormanları yok edilerek  yerine  kauçuk ağacı dikiliyor.
  • Ürün, dünyanın bu yoksul kesiminde yaşayan insanlara refah getiriyor, bölgenin yalıtılmışlığına son veriyor.
  • Dünyanın büyük çeşitliliğe sahip ekosistemleri monokültür yapılan tarım alanlarına dönüşüyor. Monokültür, belirli bir bitki türünün bir bölgede çok yaygın olarak uzun yıllar boyunca yetiştirilmesine dayanan bir tarımsal yöntem. Endüstriyel tarımda sıklıkla kullanılan bu yöntem, kısıtlı işgücü olanaklarına sahip bölgelerde yüksek hasat oranlarına ulaşılmasına yardımcı olmaktadır.
  • Kauçuk ağacı ekimi, dünya tarihinin en büyük ve en hızlı ekolojik değişimlerinden birine neden oluyor.
  • Kauçuk ağaçlarının çok fazla suya gereksinim duyması nedeniyle kuyular ve nehirler kuruyor, bu durumda ekosistemlerin zarar görmesinden kaygılanılıyor.
Global Karaköy’deki Banksy sergisinden. Yakıt üretiminde kullanılmak üzere genetiği değiştirilmiş soya ekiminin yaygınlaşması, kozmetik ihtiyacı için Endonezya’da palmiye yağı üretimi amacıyla ormanların kesilmesi önemli ekolojik zararlara yol açmaktadır. Toplumsal eşitsizlikler ve ekolojik yıkımlar tırmanışa geçmektedir. Fosil yakıt türleri, aşırı kullanıldığında çevreye birtakım zararlar verir. Asit yağmuru oluşumuna neden olmak, havanın karbondioksit oranını artırmak, iklim değişikliği yaratmak, küresel ısınma fosil yakıtların yol açtığı başlıca çevresel zararlar arasındadır.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

Global Karaköy’deki Banksy sergisinden.
Yakıt üretiminde kullanılmak üzere genetiği değiştirilmiş soya ekiminin yaygınlaşması, kozmetik ihtiyacı için Endonezya’da palmiye yağı üretimi amacıyla ormanların kesilmesi önemli ekolojik zararlara yol açmaktadır. Toplumsal eşitsizlikler ve ekolojik yıkımlar tırmanışa geçmektedir.
Fosil yakıt türleri, aşırı kullanıldığında çevreye birtakım zararlar verir. Asit yağmuru oluşumuna neden olmak, havanın karbondioksit oranını artırmak, iklim değişikliği yaratmak, küresel ısınma fosil yakıtların yol açtığı başlıca çevresel zararlar arasındadır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

 

 

 

Libya 49 Fizan ve Metkanduş Vadisi

  • Gıdamis’ten sabah ayrıldık. Yağmurlu bir havada 13 saat içinde Karyat-Sebha-Germe yolunu yaptık.
  • Sebha, Fizan’ın merkezi. 11. yüzyıldan beri kervan yollarının geçtiği işlek bir nokta. Günümüzde de bir ticaret ve taşımacılık merkezi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ertesi sabah Metkanduş Vadisi’ne gitmek üzere 4x4’lerle Fizan Çölü’nü geçtik.
  • Tarihçi Heredot, Fizan’dan Garamantlar’ın Ülkesi diye söz eder. MÖ 19’da Romalılar bölgeyi kendilerine bağladılar. Bir dönemde Vandal istilasına uğrayan bölge, 666 yılında Araplar tarafından alındı ve halkı Müslüman oldu.
  • 1842’de Osmanlı İmparatorluğu’na bağlandı. Senusiye Tarikatı bölgede tekkeler kurarak en etkili güç haline geldi. Önce Afrika’nın Ekvator bölgesinden yayılan Fransızlar, 1911’de de İtalyanlar bölgenin egemeni oldu. 1912’de Osmanlı-İtalyan Savaşı’nı sona erdiren Ouchy (Uşi) Antlaşması ile Fizan İtalyan egemenliğindeki Trablus ve Berka ile birleştirildi. 1951 yılında ilan edilen Birleşik Libya Krallığı altında Fizan bir eyalet oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Metkanduş artık var olmayan, kurumuş bir nehrin adı.
  • Vadi’nin Messak Settafet bölgesinde bulunan prehistorik kaya sanatı gerçekten görülmeye değer: Çok geniş bir alana yayılıyor, pek çok çizim var.
  • MÖ 8500’lerde tropik bir iklimi olan Sahra’nın MÖ 4000’li yıllarda çöl olduğu biliniyor.
  • Çizimler, kumtaşı oyularak yapılmış. Daha sonra parlatmak için üzerleri zımparalanmış ve şu anda kireçtaşının içinde bulunmayan mineraller içeren koyu renk bir vernik ile mikron kalınlığında kaplanmış. Demir ve manganez oksidin 5000 yıl önce, iklim daha nemli iken bölgede bulunduğu düşünülüyor. Figürlerin önce çizildiği, sonra oyulduğu sanılıyor.
  • Kaya oyma resimlere petrogrif deniyor.
  • Resimler, MÖ 2000’lere tarihleniyor.
    Güney Fransa’da bulunan Chavet Mağarası’nda 32 bin yıllık olduğu tahmin edilen insan yapımı resimlerle dolu mağaranın, ayinler ve saklanmak için kullanıldığı düşünülüyor. İspanya’daki Altamira Mağarası ise 16 bin yıllık resimlere ev sahipliği yapıyor.
  • Resmedilmiş hayvanların çoğu Sahra’nın kuzeyinde bulunmayan hayvanlar.
  • Bir şey iyi taklit edilirse ona ulaşılabileceği inancı vardır. İyi av resmi çizersen, avın iyi olur, diye inanılmıştır. Ama buradaki resimlerin çok azı av ile ilgili. Burada anlatılan hikaye çözülebilmiş değil. Belki sembolik, belki dini inanç var anlattıklarında? Çizimlerin hangi koşullarda, kimler tarafından yapıldıkları da bilinmiyor.

 

Kaya oyma resimlerden bazılarının fotoğraflarını paylaşıyoruz.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uzmanlar bu tabloya Savaşan Kediler adını vermişler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uzmanlar bu tabloya Savaşan Kediler adını vermişler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Akakus Dağı ve Metkanduş Vadisi çevresindeki duvar resimlerinin, kaya oyma resimlerin ve yazıların Cezayir’in Tasili Dağı’nda da uzantısı görülüyor. Bu yazılar günümüzde Berberiler ve Tuaregler tarafından kullanılan Tıfinagh yazılarıdır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Görebildiğimiz kadarıyla çizimler içinde insan figürü barındıran bir tek bu vardı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Görebildiğimiz kadarıyla çizimler içinde insan figürü barındıran bir tek bu vardı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Kauçuk 1

Doğal kauçuk elde edilen ağaç: Hevea brasiliensis. Fotoğraf: www.panoramio.com

Doğal kauçuk elde edilen ağaç: Hevea brasiliensis.
Fotoğraf: www.panoramio.com

  • Endüstri için olmazsa olmaz üç hammadde var: çelik yapımında kullanılmak üzere demir, makineleri çalıştırmak için yakıt ve tüm hareketli parçaları birbirine bağlamak ve korumak için kauçuk.
  • 19. yüzyıl başında kauçuk yaz sıcağında eriyen, soğukta esnekliğini kaybeden bir üründü.
  • 1840 yılında ABD’li Charles Goodyear kauçuğu stabilize etmeyi başardı ve kauçuk yaygın kullanıma uygun hale geldi. Goodyear’ın keşfine vulkanizasyon adı verildi.
  • Güney Amerika’ya özgü kauçuk ağacı sıcak ve yağışlı iklimlerde, özellikle Ekvator civarında yetişiyor.
  • Kauçuk ağacının anavatanı Amazon Havzası.
  • Kauçuk ağacının özsuyu lateks.
  • Lateks veren ağaçların civarında, Amazon ormanları yakınlarında yeni kentler ortaya çıkmaya başladı.
  • İngiltere’de Kew Gardens yetkilileri, Amazon’dan kaçak olarak kauçuk tohumu getirttiler. 1870’lerde Henry Alexander Wickham, yarım tondan fazla kauçuk ağacı tohumu toplayarak Londra’ya sattı. Bu tohumlardan elde edilen fidanlar, izleyen dönemde Asya’daki İngiliz, Fransız ve Hollanda sömürgelerine taşındı.
  • 1910’larda Asya’da 50 milyonu aşkın Güney Amerika ağacı yetişiyordu.
  • Günümüzde Malezya, Endonezya, Tayland, Kamboçya, Vietnam ve Myanmar’ın güney kesimlerinde üretim yapılıyor. Güneydoğu Asya kauçuk üretiminin merkezi durumuna geldi.
  • Bugün dünyada kauçuğun %40’tan fazlası ağaçlardan elde ediliyor.
  • Küresel doğal kauçuk üretimi 1983’te 4 milyon ton iken günümüzde 12 milyon ton.
  • 2014 üretim yüzdelerine baktığımızda, Kuzey ve Güney Amerika %3, Afrika %5, Asya %92.
  • Asya kaynaklı rekabet, sık ekim nedeniyle yaşanan yaprak küfü salgını Amerika’daki üretimi çökertmiş bulunuyor. Afrika’daki üretimin düşüklüğü, yol ve elektrik gibi altyapı yokluğundan kaynaklanıyor.

 

Bizans İmparatorluğu 92| Trabzon Rum İmparatorluğu

TRABZON RUM İMPARATORLUĞU
1204-1461

Trabzon Aya Sofya Kilisesi tavan freski. Roma İmparatorluğu genelinde rağbet gören mozaik ve fresk sanatı, Trabzon İmparatorluğu genelinde inşa edilen kilise ve manastır gibi yapıların içlerinde de kullanılmıştır. Fotoğraf:tr.wikipedia.org/Vladimer Shioshvili

Trabzon Aya Sofya Kilisesi tavan freski.
Roma İmparatorluğu genelinde rağbet gören mozaik ve fresk sanatı, Trabzon İmparatorluğu genelinde inşa edilen kilise ve manastır gibi yapıların içlerinde de kullanılmıştır.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org/Vladimer Shioshvili

  • Trabzon İmparatorluğu, Konstantinopolis’in 1204 yılında Haçlılar tarafından işgal edilmesinin ardından Komnenos Hanedanı‘nın üyeleri tarafından kurulmuştur. Komnenos Hanedanı, 100 yıl kadar kesintisiz iktidarda kalmayı başarmış nadir Bizans hanedanlarından biridir; 1081-1185 arasında Bizans’ı, 1204-1461 arasında da 257 yıl Trabzon İmparatorluğu’nu yönetmiştir.
  • Bagrationi Hanedanı mensubu Gürcü kralı III. Giorgi’nin (1156 – 1184) kızı Rusudan ile evlenen Manuel Komnenos’un, Aleksios ile David adlı oğulları Trabzon İmparatorluğu’nun kurucuları olmuştur.
  • Oğlanlar, işgal sonrası, teyzeleri Gürcü Kraliçesi Büyük Tamara‘nın (1184-1213) yardımıyla ata yurtları Karadeniz’e sığınmışlardır.
  • Trabzonlu olarak anılan I. Aleksios Komnenos (1204-1222), 22 yaşında taç giydiğinde kendisini Roma İmparatoru olarak adlandırmıştır. Aleksios, 18 yıllık hükümdarlık sonrası 40 yaşında ölmüştür. En büyük oğlu İoannes henüz küçük olduğu için taç, damadı Trabzonlu I. Andronikos‘a (1222-1235) geçmiştir. Onun döneminde Selçuklular Trabzon’a saldırmış ama başarı sağlayamamışlardır.
  • Andronikos öldüğünde büyümüş olan İoannes, Trabzonlu I. İoannes Komnenos adıyla tahta geçmiş, ama saltanatı kısa sürmüş, bir kaza sonucu ölmüştür.
  • İoannes’in oğlu keşiş olmaya karar verip manastıra kapandığı için, İoannes’in erkek kardeşi I. Manuel tahta geçti. Trabzonlu I. Manuel Komnenos (1238-1263), Trabzon’daki Aya Sofya Manastırını inşa ettirmiştir.
Trabzon Aya Sofya Kilisesi, I. Manuel Komnenos (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılan bir manastır kilisesidir. 1960 yılında dek cami olarak kullanılan yapının freskleri 1957-62 yılları arasında Edinburgh Üniversitesi tarafından temizlendikten sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek 1964 yılında müze haline getirilmiş, 2013 yılında,  52 yıl aradan sonra yeniden cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Geç Bizans Kiliselerinin örneklerinden biri olan yapı, kapalı kollu haç planlı olup, yüksek kasnaklı bir kubbeye sahiptir. Kuzey, batı ve güneyinde revaklar bulunmaktadır. Yapı ana kubbenin üzerine değişik tonozlarla örtülmüştür. Taş işçiliğinde, kuzey ve batıdaki revak cephelerinde ve batı cephesindeki mukarnaslı nişlerde Selçuklu etkileri de görülmektedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trabzon Aya Sofya Kilisesi, I. Manuel Komnenos (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılan bir manastır kilisesidir.
1960 yılında dek cami olarak kullanılan yapının freskleri 1957-62 yılları arasında Edinburgh Üniversitesi tarafından temizlendikten sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek 1964 yılında müze haline getirilmiş, 2013 yılında, 52 yıl aradan sonra yeniden cami olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Geç Bizans Kiliselerinin örneklerinden biri olan yapı, kapalı kollu haç planlı olup, yüksek kasnaklı bir kubbeye sahiptir. Kuzey, batı ve güneyinde revaklar bulunmaktadır. Yapı ana kubbenin üzerine değişik tonozlarla örtülmüştür. Taş işçiliğinde, kuzey ve batıdaki revak cephelerinde ve batı cephesindeki mukarnaslı nişlerde Selçuklu etkileri de görülmektedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Binanın en görkemli cephesi güneyde olandır. Burada Adem'le Havva'nın yaratılışı frizi ve kemerin kilit taşı üzerinde Trabzon'da 257 yıl hüküm süren Komnenos Hanedanı'nın sembolü olan tek başlı kartal motifi bulunmaktadır. Fotoğraf:www.karadenizgezi.net

Binanın en görkemli cephesi güneyde olandır. Burada Adem’le Havva’nın yaratılışı frizi ve kemerin kilit taşı üzerinde Trabzon’da 257 yıl hüküm süren Komnenos Hanedanı’nın sembolü olan tek başlı kartal motifi bulunmaktadır.
Fotoğraf:www.karadenizgezi.net

  • 1261 yılında Bizans tahtına Mihail Paleologos oturmuş, kendisinin Yeni Roma İmparatoru olduğunu, Trabzon’dakilerin ise Laz Kralları olduklarını beyan etmiştir.
  • 1280-1297 arasında imparator olan Trabzonlu II. İoannes Komnenos, Konstantinopolis yönetimi ile ilişkileri düzeltmiştir. Oysa Bizans, İoannes’i bir tehdit olarak görüyordu, çünkü Mihail’in İkinci Lyon Konsili‘nde alınan Batı Kilisesi ile birleşmeyi kabul etmesine karşı çıkanların bazıları, İoannes’i Ortodoks Kilisesi’nin imparatorluk tacı için uygun görüyorlardı. Mihail’in üçüncü kızı Eudokia ile Konstantinopolis’te 1282 yılında evlenmiştir. Trabzon’a döndükten sonra, Roma İmparatoru ünvanını terk etmiştir. Trabzon İmparatorları ve onların aileleri kendilerini Büyük Komnenoi (Megas Komnenos/Megale Komnene) olarak adlandırmaya başlamışlardır. 1291 yılında Papa IV. Nicolas, II. İoannes’e Katolik olması ve kutsal toprakların yeniden ele geçirilmesi için hazırlanan haçlı seferine katılması için iki mektup yazmış, İoannes, bu mektuplara cevap vermemiştir.
  • Trabzon İmparatorluğu’nun en parlak dönemi, II. Aleksios Komnenos dönemi olmuştur (1297-1330). Giresun’a sızmaya çalışan Türkmenler bu bölgelerden çıkarılmışlar; Venediklilerle anlaşmalar yapılarak ticaretin Ceneviz tekeline girmesi engellenmeye çalışılmıştır. İmparatorluğun savunmasını da arttırarak gece-gündüz devriye gezecek güvenlik kuvvetleri oluşturulmuştur. Fakat köklü aileler, imparatorluğun yönetimine karışmaya başlamışlardır.
  • 1331-1351 yılları arasında saray hiziplere bölünmüş, bu yıllar iç savaşlarla geçmiş, 1347 yılında büyük veba salgını ve deprem felaketi yaşanmıştır.
  • Trabzon İmparatorluğu, sınırlarının en geniş olduğu zamanda, batıda Karadeniz Ereğli’sinden başlayarak doğuya doğru yaklaşık 1000 kilometrelik sahil şeridine yayılıyordu. Kırım’da da toprakları vardı.
  • Bizans İmparatoru III. Andronikos Paleologos’un gayrı meşru kızı İrene Paleologina,  saray darbesi ile tahtı ele geçirmiş, 1340-1341 arasında Trabzon İmparatorluğu’nun imparatoriçesi olmuştur.
  • Karadenizli Komnenos ailesinin haricinde birinin, kendilerinden olmayan bu Konstantinopolis’li kraliçenin tahtta oturmasından rahatsız olan yerliler, Aziz Eugene Kilisesi’ni ele geçirmişlerdir. Daha sonra Konstantinopolis’ten gönderilen kuvvetler bu isyanı bastırıp ele başlarını idam ettirseler de Laz Lordlarından Anakutlu‘nun torunu, II. Aleksios ‘un kızı Anna, yerli askerlerin yardımıyla Trabzon tahtını ele geçirmiştir. Anna Anakutlu Megale Komnini 1341-1342 tarihleri arasında Trabzon İmparatorluğu’nun imparatoriçesi olmuş, İrene Konstantinopolis’e gönderilmiştir.
Trabzon’un Maçka ilçesinde, Karadağ’ın üzerinde yer alan Sümela Manastırı. İlk kuruluşu 385 yılına, günümüzdeki boyutlara ulaşması ise 1360 yılına tarihlenmektedir. Manastırdaki fresklerde sıkça yer alan ve özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Aleksios Komnenos (1349-1390), manastırın kurucusu sayılmaktadır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trabzon’un Maçka ilçesinde, Karadağ’ın üzerinde yer alan Sümela Manastırı.
İlk kuruluşu 385 yılına, günümüzdeki boyutlara ulaşması ise 1360 yılına tarihlenmektedir. Manastırdaki fresklerde sıkça yer alan ve özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Aleksios Komnenos (1349-1390), manastırın kurucusu sayılmaktadır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Konstantinopolis, Trabzon üzerinde hakimiyet kurma sevdasından hiç vazgeçmedi. Bu çabalar, halk isyanlarına neden oldu. İktidar sık sık el değiştirdi. Ortodoks Hıristiyan inancı sebebiyle Konstantinopolis’e bağlı olan Trabzon, bu yüzden Bizans ile arasını iyi tutmaya çalıştı.
  • Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alan Trabzon İmparatorluğu, Karadeniz ticaretinde önemli bir paya sahip olmuştur. İtalyanlara karşı da avantajını iyi koruyan imparatorlar başlarda vergiyi yüksek tutarak büyük bir gelir sağlamış, devlet ihtiyaç fazlası ürünleri de ihraç etmiştir. Bu ürünlerin başlıcaları gümüş, demir, şap, kereste, şarap, kumaş ve fındıktır.
  • Çok önemli bir görev olan donanma komutanı, Büyük Duka unvanını taşır ve soylulardan seçilirdi. Çok eski çağlardan beri denizcilikle uğraşan halkın giriştiği mücadelelerde kilit rolü donanma komutanları hatta korsanlar üstlenmiştir.
  • Karadeniz ticaretinin hakimi Cenevizliler de zaman zaman tahta geçecek kişi üzerinde söz sahibi olma çabası gösterdiler. Karışıklıklardan istifade etmek isteyen Türkmenler pek çok kez Trabzon’u kuşattılar ama başarılı olamadılar. Tüm bu çatışmalar Trabzon İmparatorluğu’nu zayıf düşürdü. Gürcistan Timur tarafından işgal edildi.
  • Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan (1453-1478), Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Trabzon İmparatorluğu’nun yanında yer almıştır.
  • Trabzon İmparatorluğu İran ile iyi ilişkiler geliştirmiş ve astronomi alanındaki araştırmaları Trabzon’a taşıyarak geliştirmişlerdir.
  • 15. yüzyıla girerken Osmanlı Devleti ile Trabzon İmparatorluğu artık sınır komşusu olmuşlardır. Aynı dönemde Türkmenler de Giresun’a girmişlerdir. Trabzon, Osmanlı tarafından ilk kez 1440′larda kuşatılmışsa da alınamamıştır. Akabinde Erdebil Şeyhi Cüneyt (1447-1460), müritleri ile Trabzon İmparatorluğu’na saldırdı, şehri kuşatıp aldıysa da kaleyi alamadığı için geri çekildi. Osmanlı Sultanı II. Mehmet’in Trabzon’u almak için harekete geçtiğini duyunca Trabzon’u terk etti ve Amid’e (Diyarbakır) gitti.
  • Son olarak Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında 140.000 kişilik ordusuyla gelerek yaklaşık bir aylık bir kuşatmadan sonra şehri teslim almıştır. Trabzon İmparatorluğu’nun son kralı David Komnenos (1459-1461), tahttan indirilerek ailesiyle birlikte Edirne’ye yerleştirilmiştir. İki yıl sonra imparator, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın eşi olan yeğeni Theodora ile yazışmaya başladı. Osmanlılar tarafından ihanet olarak kabul edilen yazışmalar nedeniyle, David, büyük oğulları ve yeğeni, Fatih’in emriyle İstanbul’da idam edildiler.

 

 

 

Böcek Yemeye Hazır Mısınız?

 

BM Gıda ve Tarım Örgütü açlıkla mücadele etmek, beslenmeyi desteklemek ve çevre kirliliğini azaltmak için alternatif besin kaynağı olarak ilginç bir öneride bulunarak böcekleri işaret etti. Örgütün “Yenilebilir Böcekler: Gıda ve Yem Güvenliğinin Geleceği için Öneriler” adlı 200 sayfalık raporunda, dünyanın farklı bölgelerinde 2 milyar kişinin halihazırda sofralarında protein ve mineral açısından zengin böceklere yer verdiği belirtildi. Gıda ve yem güvenliğinin sağlanması için böcek çiftliklerinin kurulabileceği ifade edilen raporda, “böceklerin hemen her yerde yaşayabildiği, kolayca üreyebildiği ve çevreye zarar vermediği” vurgulandı. Örgüt, kırmızı et ve balık eti ile karşılaştırıldığında protein açısından son derece zengin olan böceklerin yetersiz beslenen çocuklar için çok iyi bir besin kaynağı olabileceğine işaret etti. Raporda, böceklerin aynı zamanda zengin demir, magnezyum, manganez, fosfor, selenyum ve çinko kaynağı olduğunun altı çizildi.

Phnom Penh’deki ilk günümde çarşıda gezerken çeşitli böceklerin satıldığını, alanların yüz ifadelerinden çerez gibi yedikleri böceklerden pek memnun olduklarını görünce acaba ben de denesem mi diye düşünmüş, daha gezimin ilk günü hastalanma riskini göze alamadığım için vazgeçmiştim. EKOIQ Dergisi’nin 10 Haziran tarihli sayısından alıntıladığımız bu haberi görünce tekrar, acaba denese miydim, diye düşündüm. İkinci kez Kamboçya’ya gidişimi beklemem lazım galiba.