Etiket arşivi: De Stijl

Çağdaş Sanata Varış 111| Kinetik Sanat

1950’ler

Uzayda Yapılanma (Kristal), Construction in Space (Crystal), Naum Gabo, 1937-1939. Eser, Londra’da Tate Modern’de sergilenmektedir. Naum Gabo (1890-1977), Konstrüktivizm akımının önemli uygulayıcılarından ve Kinetik Sanat’ın kurucularındandır. Bu eseri, şeffaf düzlemlerden ürettiği çok sayıda yapıtın ilkidir. Gabo’nun 1910’lu yıllardan beri hedeflediği, objelerin dinamik içeriğini yansıtmaktır. Bilimsel modeller ve teorilerle ilgilenmiş, bunları heykellerinde kullanmıştır. Bu eseri matematiksel bir modelin uygulamasıdır. Şeffaf plastik malzemenin tutkal ile yapıştırılmasıyla üretilmiş yapıtın çeşitli noktalarından yayılan çizgiler, dönme hissi vermektedir. Fotoğraf:tate.org.uk

Uzayda Yapılanma (Kristal), Construction in Space (Crystal), Naum Gabo, 1937-1939. Eser, Londra’da Tate Modern’de sergilenmektedir.
Naum Gabo (1890-1977), Konstrüktivizm akımının önemli uygulayıcılarından ve Kinetik Sanat’ın kurucularındandır. Bu eseri, şeffaf düzlemlerden ürettiği çok sayıda yapıtın ilkidir. Gabo’nun 1910’lu yıllardan beri hedeflediği, objelerin dinamik içeriğini yansıtmaktır. Bilimsel modeller ve teorilerle ilgilenmiş, bunları heykellerinde kullanmıştır. Bu eseri matematiksel bir modelin uygulamasıdır. Şeffaf plastik malzemenin tutkal ile yapıştırılmasıyla üretilmiş yapıtın çeşitli noktalarından yayılan çizgiler, dönme hissi vermektedir.
Fotoğraf:tate.org.uk

  • Kinetik Sanat, hareketi tasvir etmek isteyen bir sanat akımıdır.
  • Fütürizm, Konstrüktivizm, Bauhaus, De Stijl ve Alexandre Calder akımın kaynağını oluşturur.
  • Alexander Calder (1898-1976), heykel alanına hareket kavramını sokan sanatçıdır. 1931’de figüratif olmayan ilk kinetik konstrüksiyonunu yapmıştır.
  • Calder’in elle yada motorla hareket edebilen yapıtlarını 1932’de Duchamp ‘mobil’ler olarak adlandırmış. Aynı yıl Jean Arp da sanatçının hareket etmeyen işleri için ‘stabil’ler deyimini önermiştir. Daha sonra bu deyimler tüm heykeller için de kullanılır olmuştur. 1950’lerde Kuleler diye adlandırdığı duvar mobilleri, Çanlar diye adlandırdığı ses mobilleri üretmiştir.
  • Kinetik Sanat akımının kuramcısı Macaristan doğumlu Fransız sanatçı Nicolas Schöffer (1912-1992), 1950’li yıllarda ilk Kinetik eserleri vermiş; yapıtlarında mekanın değişik özelliklerini, ışık, müzik ve film ögelerini kullanmış, daha sonra zaman faktörünü de eserlerine dahil etmiş, dinamizmin ilkelerini ortaya koymuştur.
CYSP 1, Nicholas Schöffer, 1956. Bu eser sanatçının ilk güdümlü heykelidir. Yaratıcısına, etkileşimin babası ünvanını kazandırmıştır. Fotoğraf:thecreatorsproject.vice.com

CYSP 1, Nicholas Schöffer, 1956.
Bu eser sanatçının ilk güdümlü heykelidir. Yaratıcısına, etkileşimin babası ünvanını kazandırmıştır.
Fotoğraf:thecreatorsproject.vice.com

  • Kinetik yapıt çoğu kez bir mühendis ve sanatçının ortak ürünüdür.
  • Kinetik Sanat’ta mekanik, elektronik, dönüşümlü ve titreşimli hareketlerden yararlanılır; hava, su, su buharı gibi doğal güçler de kullanılır.
  • Bu akımda seyirci etkin ve yaratıcı bir role sahiptir.
  • Kinetik Sanat’ta hareket:
    *Optik yanılsama sonucu hareket yaratan yapıtlar (çoğunlukla Op Art tanımı içinde değerlendirilir),
    * İzleyicinin mekanda yerini değiştirmesiyle hareket yaratan yapıtlar (ilk örneği 1928 yılında El Lissitski tarafından verilmiştir. 1950’lerde ise Soto ve Agam tarafından bu tip yapıtlar üretilmiştir.),
    *Bir işin kademeli olarak aydınlatılmasıyla elde edilen ışık akışından yararlanarak yaratılmış hareket yanılsaması,
    *Hareket sağlayan bir aygıt olmaksızın kendiliğinden hareket kazandırılan üç boyutlu nesneler (Calder’in eserleri gibi),
    *Bir aygıt aracılığıyla hareket kazandırılan üç boyutlu nesneler ile sağlanır.
  • Eserler, yapım hatasından doğan veya kaza ile oluşabilecek tasarlanmamış değişimlere açıktır.
  • Op sanatçılar görsel hareketten gerçek harekete, iki boyutluluktan üç boyutluluğa kolayca geçebilmişlerdir.
  • İsviçreli sanatçı Jean Tinguely (1925-1991), 1953 yılında yerleştiği Paris’te karmaşık donanımlı ilk kinetik eserlerini yapmıştır. Makineler kullanarak hareketlendirdiği heykeller tel ve metal levhalardan oluşan, her parçası ayrı bir hızda dönen veya hareket eden, robota benzeyen düzeneklerdi. Tinguely, 1950′li yıllarda, Resim Makineleri isimli heykeller yapmıştır. Yaptığı bu heykeller robota benzemekte ve bir takım ses ve kokular çıkarabilmekteydi. 1960 yılında, kendi kendini yok eden ilk yapıtını, hurdalardan yaptığı işlevsiz makinelerini gerçekleştirdi. 1970’lerde halkın katılabileceği sokak gösterileri düzenledi. Yeni Gerçekçilik kapsamında da bu sanatçıdan bahsetmiştik.
Méta-mécanique, Jean Tinguely, 1955. Basel’deki Tinguely Müzesi’nde sergilenmekte olan; demir, metal ipler, kablolar, renklendirilmiş metal parçalar, elektrik motoru ile yapılmış olan Méta-mécanique adını vermiş olduğu heykelin çeşitlemelerini de yaptı. Bunlar, hareket edebilen ve değişebilen yapıtlardı. Fotoğraf: www.tinguely.ch

Méta-mécanique, Jean Tinguely, 1955.
Basel’deki Tinguely Müzesi’nde sergilenmekte olan; demir, metal ipler, kablolar, renklendirilmiş metal parçalar, elektrik motoru ile yapılmış olan Méta-mécanique adını vermiş olduğu heykelin çeşitlemelerini de yaptı. Bunlar, hareket edebilen ve değişebilen yapıtlardı.
Fotoğraf: www.tinguely.ch

L'Avant-Garde, Jean Tinguely, 1988. Yapıt metal, papier maché, masklar, V kayış, tahta tekerlekler, elektrikli motorlar ile yapılmış. Eser, İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen Maske Festivali’nde, kortejin en önünde yürüyenlerin taşıdığı Vortrab’ı temsil ediyor. Maskelerin çoğu Tinguely’nin festivalde kullandığı maskeler. Renkli tekerleklere bağlı maskeler yükselip alçalmakta. 1972’den sonra bu festival, sanatçının üretiminin merkezine oturmuş, bu amaçla kostümler ve maskeler üretmiştir. Festival teması Tinguely’nin anarşik ve gizli melankolik karakterine uyuyordu. İşlemekte olduğumuz 1950’li yıllardan 30 yıl sonra sanatçının yapmış olduğu bir eserinden de örnek vermek istedik. www.tinguely.ch

L’Avant-Garde, Jean Tinguely, 1988.
Yapıt metal, papier maché, masklar, V kayış, tahta tekerlekler, elektrikli motorlar ile yapılmış.
Eser, İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen Maske Festivali’nde, kortejin en önünde yürüyenlerin taşıdığı Vortrab’ı temsil ediyor. Maskelerin çoğu Tinguely’nin festivalde kullandığı maskeler. Renkli tekerleklere bağlı maskeler yükselip alçalmakta.
1972’den sonra bu festival, sanatçının üretiminin merkezine oturmuş, bu amaçla kostümler ve maskeler üretmiştir. Festival teması Tinguely’nin anarşik ve gizli melankolik karakterine uyuyordu.
İşlemekte olduğumuz 1950’li yıllardan 30 yıl sonra sanatçının yapmış olduğu bir eserinden de örnek vermek istedik.
www.tinguely.ch

  • Akımın sanatçıları zaman içinde sibernetik, elektronik ve yapay ışık yardımıyla Lumino Kinetik Sanat’a ve Çevre Sanatı’na yönelmişlerdir.

Din-Edebiyat-Sanat Açısından Kanon

  • Kanon, bir şeyin ölçülebileceği bir standarttır.
  • Sözcüğün kökeni dinidir. Ekümenik konsiller tarafından kabul edilen kilise kanun ve kuralları kanonik olarak tabir edilir.
  •  Aynı zamanda dini belge ve kitapların orijinalliği ile de ilgili bir kavramdır. Hıristiyan dünyasında pek çok İncil’den sadece dördü orjinal, kanonik, olarak kabul edilir. Orjinal olmayanlara ise apokrif denir.
  • Sanat tarihinde kanon sözcüğü, Yunancada marangozun ölçü çubuğu anlamına gelen sözcükten türetilmiştir ve bir kalite ölçütüne işaret eder.
  • Sanatta bir kültürün, veya kronolojik dönemin, bir ülkenin veya bölgenin, bireysel bir sanatçının veya bir konunun en iyi örneğini ifade eder.
  • Dolayısıyla birçok kanon vardır: Modern kanon, Fransız resim sanatı kanonu, natürmort resim kanonu gibi. Ortak nokta, kanonik sanatın hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde en yüksek niteliğe sahip olduğunun kabul görmesidir.
  • Bir resmin ya da çalışmanın Batı kanonuna dahil edilmesini önermek, eserin değeri, tanınırlığı veya statüsü açısından olumlu bir yargıyı ifade eder.
Lenin Smolny’de, Isaac Brodsky, 1930. Bazı uzmanlar bu tablonun kanonik bir öneme sahip olmadığını iddia edebilir. Ama bazı kitaplardaki reprodüksiyonları ve ilişkili olduğu tarihsel koşullar ve olaylar nedeniyle, sanatın rolüne belirli bir bakışı ve anlayışı temsil ettiği için kanonik olduğu düşünülebilir. Fotoğraf:www.learn.columbia.edu

Lenin Smolny’de, Isaac Brodsky, 1930.
Bazı uzmanlar bu tablonun kanonik bir öneme sahip olmadığını iddia edebilir. Ama bazı kitaplardaki reprodüksiyonları ve ilişkili olduğu tarihsel koşullar ve olaylar nedeniyle, sanatın rolüne belirli bir bakışı ve anlayışı temsil ettiği için kanonik olduğu düşünülebilir.
Fotoğraf:www.learn.columbia.edu

  • Mikelanj İtalyan resminde kanonik bir figürdür, Picasso 20. yüzyılın kanonik ressamıdır, da Vinci’nin Mona Lisa tablosu kanonik bir tablodur….
  • Akademilerde kanon, hakim elitler tarafından tespit edilmiş olduğundan, modern dönemde yapay bir standart olarak görülmüştür. Akademiler çizimi renkten, tarihsel konuları natürmorttan önde tutmuşlardır.
  • Sanat, kendi zamanının bir ürünü olduğu ve tarihsel, toplumsal, ekonomik, felsefi bağlamlar sanatın ortaya çıkışını, gelişimini ve yorumlanmasını etkilediği için, kanon sabit bir kavram değildir. 17. yüzyıl ortalarında kanondaki yeri sorgulanan El Greco (1541-1614), 20. yüzyılda Modern Sanat’ın öncüsü olarak değerlendirilmiş, tekrar kanonik bir sanatçı olmuştur.
  • Bir kanona dahil edilmenin birçok farklı nedeni vardır: Patronun statüsü, sergilendiği yerin seçkinliği, sanatçının ünü, konu ve stilin popülerliği, eleştirmenlerden, sanat tarihçilerinden, küratörlerden gördüğü ilgi, kitaplarda ne kadar yer aldığı, ne kadar kopya edildiği…..
  • Bir de popüler kanon vardır ki, bu şartlardan bağımsız, tamamen halkın ilgisine bağlıdır.
  • Modern sanat için, 1860-1960 yılları arası sanatı için, özellikle 20. yüzyılın başından itibaren bu terim daha esnek biçimde kullanılmaya başlanmıştır.
  • Tamamen soyut ve geometrik kompozisyonlar yapan Hollandalı sanatçı Theo van Doesburg, Birinci Dünya Savaşı’ndan 1931’deki ölümüne kadar, De Stijl adı verilen sanat hareketinin öncüsü olmuş, onun resim tarzı, soyut Modernist kanon olarak kabul edilmiştir.
Mark Rothko’nun Soyut Dışavurumcu stilindeki İsimsiz/Untitled No. 5/No. 22 (1951-1952) adlı tablosunda form ve konu birbirinden ayırt edilemez. Soyuttur, gördüğümüz haliyle dünyayla hiçbir benzerlik taşımaz; dışavurumcudur, sanatçının duygularından ve hislerinden bir şeyler aktarır. Rothko’nun bu tablosu genel olarak kanonik kabul edilir, çünkü Modernizm’e ait bir eser olarak olumlu eleştiriler almıştır. Eser, Modernist kanona dahil edilir. Eseri kategorize edersek bu tablonun dönemi için Modern; stili için Soyut Ekspresyonist; janrı için soyut resim, teknik için tuval üzerine yağlı boya dememiz gerekir. Fotoğraf:blog.kavrakoglu.com

Mark Rothko’nun Soyut Dışavurumcu stilindeki İsimsiz/Untitled No. 5/No. 22 (1951-1952) adlı tablosunda form ve konu birbirinden ayırt edilemez. Soyuttur, gördüğümüz haliyle dünyayla hiçbir benzerlik taşımaz; dışavurumcudur, sanatçının duygularından ve hislerinden bir şeyler aktarır. Rothko’nun bu tablosu genel olarak kanonik kabul edilir, çünkü Modernizm’e ait bir eser olarak olumlu eleştiriler almıştır. Eser, Modernist kanona dahil edilir.
Eseri kategorize edersek bu tablonun dönemi için Modern; stili için Soyut Ekspresyonist; janrı için soyut resim, teknik için tuval üzerine yağlı boya dememiz gerekir.
Fotoğraf:blog.kavrakoglu.com

  • Eğitim kurumlarında okutulmak üzere seçilen kitaplara kanonik diyebilir, seküler bir kanondan da bahsedebiliriz.
  • Kanon, bireysel düşüncenin imgesi, kültürel düşüncenin temelidir.
  • ABD’li eleştirmen Harold Bloom, edebi eserler için hazırladığı Batı Kanonu’na seçtiği yazarların temsil güçleri nedeniyle kanonik olduğunu öne sürüyor.
  • Harika bir üslup, imgesel dile hakim olma, bilişsel güç, bilgi, dil coşkusu, tekrar okunmayı talep etmek ve tabii ki özgünlük Bloom’un kanona giriş formülünde yer alan hususlar. Batı Kanonu için seçtiği yazarların geleneği alt ettiğini ve aynı zamanda geleneği içine aldığını belirtmektedir.
  • Bloom, Batı Edebiyatını Teokratik Çağ, Aristokratik Çağ, Kaos Çağı gibi dönemlere ayırırken, ulusal kanonları da ayırıyor. Eserinde Teokratik Çağ’ı kapsam dışında bırakıyor. Dante ile başlatıp, Samuel Beckett ile bitirdiği akışta, Aristokratik Çağ’ın merkezine Shakespeare’i alıyor. Kaos Çağı kapsamında ise Hemingway, Fitzgerald ve Faulkner’dan bahsediyor.
  • Kanon matematikte, fizikte, bilgisayar biliminde de kullanılan bir terimdir.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Çağdaş Sanatı Anlamak, Graham Whitham ve Grant Pooke, Optimist Yayım, 2013.
  • Sanatı Anlamak, Graham Whitham ve Grant Pooke, Optimist Yayım, 2012.
  • Batı Kanonu-Çağların Ekolleri ve Kitapları, Harold Bloom, İthaki Yayınları, 2014.
  • Zamana Direnenler Kulübü, Gamze Akdemir, Cumhuriyet Kitap, Ekim 2014.

 

Çağdaş Sanata Varış 73 | Soyut Sanat 1

  • Soyut sanatın ortaya çıkışı 100 yıldan daha eskiye dayanır.
  • Soyut bir resim, bir şeyi, bir fikri, düşünceyi, felsefeyi veya estetik deneyimi temsil edebilir ve bildiğimiz bir şeye benzemesi gerekmez.
  •  Soyut, dünyaya ilişkin görsel deneyimimizi andırmayan eserlerdir. Daha esnek bir tanımda ise soyut resmin belirli formları belirli bir düzeyde benzerlik taşıyabilir. Doğa ve objeler soyutlanarak temsil edilebilir. Bu tür yorumlar soyut olarak kabul edilebilir, ama soyutlama olarak nitelendirmek daha doğru olur.
  • Mimetik olmayan biçimler geliştirilerek mimesisin sanat olarak algılanması sorgulanmıştır.
  • Sanat temsil eder, bir şeyi simgeler ama o şeye doğalcı veya mimetik düzeyde benzemesi gerekmez.
  • Soyut sanat konu sunmaz, bakan kişiyi yönlendirmez.
  • Figüratif değildir. Bir kişiyi, sahneyi veya gerçek bir nesneyi temsil etmez.
  • Soyut sanat, biçimler ve renklerin temsili olmayan, öznel kullanımı ile yapılan sanattır.
  • Soyut sanat yapan sanatçılar çevreden kopup, doğrudan doğruya kendi iç enerjileri ile diğer enerjiler arasında bağ kurmaya çalışırlar.
  • Soyut sanat şahsi değildir, evrenseldir.
  • Soyut sanat anlamak için değil, hissetmek içindir.
  • Sinestezik (herhangi bir duyunun uyarımının otomatik olarak başka bir duyu algısını da tetiklemesi) düşünenler harfleri ve sözcükleri görselleştirerek görür; bazıları müziği aynı şekilde görür. Bazı kişiler nesnelerin yapısı, düzenlenişi ve yan yana duruşlarının iyice farkındadır; buna karşılık kimileri esas olarak ışığı, dengeyi ve renklerin karşılıklı etkileşimini görür.
  • Sözcükler gerçek dünya referansları olmadan işlev göremezler ama müzik notaları, renkler ve soyut biçimler, eserin ötesindeki dünyada var olmayan şeyleri temsil edebilir. Bu durumda eser, yeni olanakların, yeni ruh hallerinin, düşüncenin ve duygunun yeni alanlarının bir bağlaşığı haline gelir. Soyut Sanat gibi müzik de birtakım şeylerin oldukları haliyle çağrışımlarını yapabildiği gibi, olmaları gereken ya da ideal bir dünyada olabilecek şeyleri de akla getirebilir. Soyut biçimler hiç gerçekleşmemiş olayları, henüz düşünülmemiş düşünceleri ve hissedilmemiş duyguları uyandırabilir. Onlar daha önce hiç bir araya gelmemiş birtakım şeyleri yeni bir şekilde buluşturabilirler. Organik şekillerin olmadığı bir dünyayı, sınırsız şekillerin ve renklerin dünyasını akla getirebilir.
  • Konstrüktivizm ve De Stijl soyutlamayı heykel ve mimariye de taşıyan akımlardır.
  • Soyut sanatı savunanlar, onun en büyük özgürlüğün sanatı olduğunu söylerler.
  • Oranların estetiğini çağrıştıracak bir geometrik uyum kavramı geliştirmiş tek modern sanat ekolü soyut sanattır.
  • Soyut sanat gerek doğaya, gerekse de gündelik hayata köle olmaya başkaldırarak bizlere saf biçimler sunar.
  • Oranların estetiğine Yeni Pitagorasçı bir dönüştür.
  • Soyut eserler genellikle sokaktaki insanların Güzellik anlayışına aykırı eserlerdir.
  • Soyut sanatın rolü, doğanın gizemlerini farklı bir yönden görme deneyimleme yollarını sunmaktır.
  • Fütürizm (1909-1939), Orfizm (1912), Neo Plastisizm/De Stijl (1912-1917), Süprematizm (1913-1920), Konstrüktivizm (1916), Geometrik Soyutlama adını alıyor. Bu dönemin ressam ve heykeltraşlarının geometrik ve çok bilimsel, matematiksel yaklaşımları oldu. İyi renk armonileri; hangi karenin hangi kareyle dengelenmesi gerektiği; ışığın renklerden yansıyışı, hangisiyle ters düştüğü, birbirlerini nasıl etkiledikleri gibi, karşıdakine hiçbir şey iletmeyen, kendisinden başka hiçbir şeyin simgesi olmayan, çok bilimsel, mantıklı soyutlamalar yapıldı.
  • Amerikan Formalizmi’nden önce Avrupa’da Geometrik Soyutlama vardı.
  • İslam sanatı, hat, kaligrafi dekoratif sanatlara girer. Soyut sanat ise güzel sanatlar kategorisine girer.
  • Çağdaş Sanata Varış dosyamızın 37. sayısına Kandinski ve Soyut Ekspresyonizm için bakabilirsiniz.
Soyuta doğru değişim sürecinde karşımıza ilk çıkan sanatçılardan biri Kandinski’dir (1866-1944). Yaptığı resimler soyut sanatın en önemli örneklerindendir. Slamxhype.com

Soyuta doğru değişim sürecinde karşımıza ilk çıkan sanatçılardan biri Kandinski’dir (1866-1944). Yaptığı resimler soyut sanatın en önemli örneklerindendir.
Slamxhype.com

  • 1930’larda Konstrüktivistlerden  Süprematistlere kadar tüm çağdaş akımların temsilcilerinin bir kısmı Nazi Almanya’sından kaçıp Paris’e geldiler, çalışmalarını burada sürdürdüler, Soyut Yaratım (Abstraction-Création) adlı bir de dergi çıkardılar. Soyut sanatı destekleyen sergiler açtılar. Sürrealizm’in etkisine karşı idiler. Doesburg, Auguste Herbin, Jean Hélion, Georges Vantongerloo grubun kurucusu oldular. Grup adına bir manifesto açıklanmadı. Kupka, Mondrian, Arp, Gabo, Schwitters ve Kandinski de grubun üyesiydi. 1932-1936 arasında beş tane yıllık yayınlandı, 1968’de bu yıllıklar tekrar basıldı.
  • 1930’larda SSCB’de ise Sosyalist Gerçekçilik, Devrim’e hizmet etmeye çalışıyordu. Sanat toplum içindir  anlayışı geçerliydi. Resim ve edebiyatta devrim, devrimci kahramanlar, işçi sınıfı, sanayi ana konuları oluşturuyordu. Maksim Gorki’nin romanları bu akımın güzel örnekleridir.
Abstraction-Création grubunun kurucularından Fransız ressam Auguste Herbin’in (1882-1960), 1931 tarihli bir tablosu. Fotoğraf: midcenturia.com

Abstraction-Création grubunun kurucularından Fransız ressam Auguste Herbin’in (1882-1960), 1931 tarihli bir tablosu.
Fotoğraf: midcenturia.com

Çağdaş Sanata Varış 70 | Bauhaus 1

BAUHAUS  1
1919-1933

  • İsviçreli Le Corbusier (1887-1965) hem kent yaşamına uygun, hem bireyselliği koruyan, sıradan olmayan, yaratıcı bir biçim anlayışını koruyan yapıları savunuyor. Bir evde dış görünüşten çok odaların, evin içinin iyi organize edilmiş olmasının, rahatlığın, sahibine beklentisinin karşılığını verebilmesinin önemli olduğunu öne sürüyor.
  • Almanya’da Le Corbusier’nin bu görüşlerini savunan, Frank Lloyd Wright’ın (1867-1959) teorilerinden etkilenen, teknik gelişmelerle sanatı birleştirmeyi amaçlayan, zanaat ile de elele veren Bauhaus Mimarlık ve Sanat okulu Weimar’da Walter Gropius (1883-1969)  tarafından kuruldu (1919 ) (Staatliches Bauhaus) .
  • Bauhaus 20. yüzyılın en etkili mimarlık ve tasarım okulu oldu.
  • Gropius, mimarların, ressamların, heykeltraşların zanaate geri dönmesi gerektiğini; çünkü profesyonel sanat diye birşey olmadığını; sanatçı ile zanaatkar arasında temelde bir fark olmadığını; sanatçının yüceltilmiş bir zanaatkar olduğunu; zanaat temelinin her sanatçı için elzem olduğunu; sanatçı ile zanaatkar arasında ayrım yapmayan yeni bir lonca kurulması gerektiğini öne sürüyordu.
  • Bauhaus’ta mimarlıktan başka vazo tasarımından şehir planlamasına, çocuk mobilyasından fotoğrafçılığa çeşitli sanat dallarında eğitim verilmesi hedeflenmiştir.
  • Bauhaus’un ilk ve en önemli hedefi sanat ve zanaat ikilemini ortadan kaldırmaktır.
  • Teknoloji bu dönemde yapıya girdi.
  • Gropius sanat-zanaat-endüstri üçlüsünü birleştirmeyi amaçladı. Bu, Birinci Dünya Savaşı sonrası yeni dünyaya yeni bakış açısı oldu.
  • Bauhaus, yaratıcılığın, tarihteki klasik örneklerin kopya edilmesi ile geliştiğini varsayan o güne kadarki çeşitli sanat ve mimarlık kurumlarından çok farklı bir çizgi izledi.
  • Tasarımda netlik, akılcılık, sadelik, geometrik düzenlemeye bağlı biçimler, asal renkler ve işlevsellik temeline oturan De Stijl ve Konstrüktivizm Weimar’a gelince Bauhaus’un modernist çizgisi belirmeye başladı.
  • Vitray, mobilya, dokuma, duvar kağıdı, çeşitli basım teknikleri, reklamcılık ve afiş gibi yeni konular ilk kez sistematik olarak ele alındı.
  • Bauhaus kesin programa dayalı bir kurum değildi, Gropius’un fikirlerine dayanıyordu.
  • Bauhaus Ekspresyonizm ve Konstrüktivizm’in (1916) getirdiği bir akım oldu.
  • Mondrian ve Cezanne’ın eserlerindeki yalınlık ve denge mimariye yansıdı.
  • Doğada, insanda hatta makinada denge ve düzen gözetildi.
  • 1910’dan sonra Almanya’da Ekspresyonizm, Hollanda’da Neo Plastisizm ve De Stijl, Rusya’da Konstrüktivizm etkileri ile yapılarda arınmışlık ortaya çıktı.
  • 20. yüzyıl sanatında aranan özellikler yalınlık, ifade gücü (ekspresyon) ve yapısallık (denge ve kalıcılık) oldu. 1912’lerde Avrupa’da hatırı sayılır hale gelen Doğu etkisi ile arı, sade ve işlevsel olma öne çıktı.
  • Özellikle Almanlarda bu arayışlar güçlü oldu.
  • Art Nouveau’nun dekoratifliğine ve her türlü dekoratif ögeye karşı çıktılar.
  • Mimarlıkta :
    **işlevsellik,
    **yalın biçim arayışı,
    **toplumun ihtiyaçlarını dikkate almak,
    **yapının çevre ile uyumlu olmasına (organik yapıya) özen göstermek,
    **binalara saydam bir görünüş kazandırarak iç ve dış mekanı birleştirmek,
    **bu ana ilkeleri kişisel yaratıcı güç ile ifade etmek önemsendi.
1860 yılında Büyük Dük tarafından sanat okulu olarak hizmete açılan binaya 1919’da Walter Gropius  tarafından Bauhaus adı verildi. 1996 yılında adı Bauhaus Üniversitesi oldu. Günümüzde 4000 talebesi var.

1860 yılında Büyük Dük tarafından sanat okulu olarak hizmete açılan binaya 1919’da Walter Gropius tarafından Bauhaus adı verildi. 1996 yılında adı Bauhaus Üniversitesi oldu. Günümüzde 4000 talebesi var.

  • Okulda metal işleme, mobilya yapımı, dokuma, seramik, tipografi, duvar resmi için işlikler açıldı. Ancak bu faaliyetler maliyeti karşılamadı.
  • 1921’de Wassily Kandinsky (1866-1944)Weimar’da Bauhaus diye bilinen tasarım okulunun kadrosuna dahil oldu. 1926’da biçimlerin etkili anlamları konusundaki Kandinski’nin araştırmalarının özeti Bauhaus’ta yayımlandı.
  • 1922 yılında Bauhaus’a giren Paul Klee (1879-1940) de Bauhaus’ta uzun süre öğretmenlik yaptı. Öğrencileriyle çizgilerin, biçim kalıplarının, renklerin, simgelerin, perspektifin resimsel işlevleri üzerinde çalıştı. Klee Bauhaus’tan 1931’de, Kandinski ise 1933’te ayrıldı.
  • Gropius zanaat vurgusundan vazgeçmeden Bauhaus’un amaçlarını 1923 yılında yeniden belirledi: seri üretim için tasarım yapmak. Okulun yeni sloganı “endüstri için sanat” oldu.
  • Josef Albers (1888-1976), 1920’de Weimar’da Bauhaus Tasarım Okuluna yazılarak 32 yaşında okulun en yaşlı öğrencisi oldu. Burada malzemelerini çöplerden sağlayarak ilk defa soyut resimlerle deneysel çalışmalara girişti; 1922’de cam atölyesini yeniden organize etti. 1925’te Bauhaus ile Dessau’a taşınan Albers, burada profesörlüğe getirildi. 1939’da Amerikan vatandaşlığına geçti.  1950’de Yale Üniversitesi sanat bölümünde mimarlık ve tasarım bölümlerini yönetti.
  •  Bauhaus döneminde dans nasıldı diye bakarsak: Oskar Schlemmer (1888-1943), Almanya’da 1913-1933 yılları arasında Bauhaus bünyesinde hem eğitmen hem sanatçı olarak çalışan bir heykeltraş, tasarımcı ve kuramcıydı. Bauhaus estetiğinin prensiplerini ortaya koyan eseri Das Triadisches Ballet (1922), insan figürünün geometrik şekillerle dönüştürülmesini esas almıştır. Bu eser aynı zamanda dönemin en fazla sahnelenen avangard dansı olmuştur. Schlemmer, dansın koreografik olarak oluşturulmuş geometrisinin hem mekanik, Apllovari, hem de ilkel itkilerin ifadesini esas alan Dionizyak akımın bir sentezini sunduğunu düşünüyordu.
Albers ilk kez değişmeyen bir biçimi renklerle çeşitlendirdi. Başyapıtı olan Kareye Saygıyı  1950’den sonra çalışarak rengin durum, çevre, ışık yoğunluğu gibi faktörlere bağlılığını gösterdi.

Albers ilk kez değişmeyen bir biçimi renklerle çeşitlendirdi. Başyapıtı olan Kareye Saygıyı 1950’den sonra çalışarak rengin durum, çevre, ışık yoğunluğu gibi faktörlere bağlılığını gösterdi.

Çağdaş Sanata Varış 69 | Le Corbusier 1918 Pürizm

LE CORBUSİER
1887-1965

  • Modernizm’e ve Uluslararası Üslup’a yaptığı katkılarla tanınan Fransız asıllı İsviçreli mimar, şehir plancısı, ressam, heykeltraş, yazar, mobilya tasarımcısı.
  • Le Corbusier takma adını 1920 de kullanmaya başlamıştır.
  • Kalabalık şehirlerde yaşayan insanlar için daha iyi yaşam koşulları sağlamaya, toplu konut anlayışına yeni bir boyut getirmeye çalışmıştır.
  • Geleneksel, süslemeci mimarlık anlayışı yerine yalın ve işlevsel yapıları savunmuştur.
  • Sade Akdeniz evlerinden çok etkinlenmiştir.
  • Kübizm’in zamanla bezemeci bir nitelik kazandığını düşünen Amedee Ozenfant (1886-1966) ve Le Corbusier (1887-1965), 1918 yılında bir bildiri ile herkes tarafından anlaşılabilen, bu yüzden de insana sevinç ve huzur veren, küp, daire, üçgen gibi soyut rasyonel ve saf biçimlerin; evrensel ve durağan bir yaklaşımın çağın ruhunu yansıtabileceğini savunmuşlardır. Onlara göre bir sanat yapıtı rastlantısal, alışılmamış, izlenimci, inorganik, tepkici ve pitoresk olmamalıdır. Sanat genelleşmiş, statik ve değişmezliğin bir ifadesi olmalıdır. Aynı zamanda bir düşünce ve duygu biçimi olduğunu öne sürdükleri yaklaşımlarına Pürizm adını verdiler. Yaklaşımları, Platonik idi. Platon da güzelliği küp, küre, üçgen, daire gibi soyut rasyonel biçimlerde bulmuştu. 20. yüzyılın ilk yarısında Almanya’da, algı konusuna yoğunlaşan Gestalt psikolojisi de saf biçimlerdeki iç kuvvetlerin iyi bir denge durumu yaratmadaki üstünlüklerinden dolayı kullanılmalarının yaygın olduğunu açıklar.
  • Ozenfant ve Le Corbusier  biçimin işleve uyarlanması gereğini vurgulamış; duygu ve dışavurumun kompozisyondan bütünüyle ayıklanmasını savunmuşlardır.
  • Le Corbusier, 1911′deki İstanbul gezisinde küre, prizma gibi temel geometrik biçimlerin oluşturduğu cami kütlelerinin pürist kompozisyonundan da oldukça etkilenmiştir.
  • Terim Türkçeye Arıtmacılık olarak çevrilmiştir.
  • Biçimci bir yaklaşım olan Pürizm, yalınlığın yoksulluk olmadığını, tersine belli bir arınmışlığı ifade ettiğini savunmuştur.
  • Sanat yapıtını minimuma indirgenmiş sayıda öğe kullanarak oluşturma, her tür ayrıntı zenginliği ile renk, teknik ve malzeme çeşitliliğini yadsıyan Pürizm, hedeflediği amaçlarla Uluslararası Üslup’un temelini oluşturmuştur.
  • 1925′te Paris’teki uluslararası bir dekoratif sanatlar sergisinde Le Corbusier’nin, “yaşayan hücre” olarak nitelediği ilk ev modeli yer almıştır. Hücre adını verdiği birimler bir araya getirildiğinde bir blok oluşturuyordu.
Le Corbusier’in Pürist tarzdaki bloklarından biri Marsilya'da 1946-1952 yılları arasında yapılan Unite d'Habitation'dur (Yerleşim Birimi). 1.800 kişiyi barındıracak 18 katlı bu yapının içinde apartman dairelerinin yanı sıra, anaokulu, tiyatro, alışveriş merkezi, spor salonu gibi ortaklaşa kullanılacak hizmet birimleri bulunuyordu.

Le Corbusier’in Pürist tarzdaki bloklarından biri Marsilya’da 1946-1952 yılları arasında yapılan Unite d’Habitation’dur (Yerleşim Birimi). 1.800 kişiyi barındıracak 18 katlı bu yapının içinde apartman dairelerinin yanı sıra, anaokulu, tiyatro, alışveriş merkezi, spor salonu gibi ortaklaşa kullanılacak hizmet birimleri bulunuyordu.

Le Corbusier’nin Villa Savoye (1931) adlı eseri Pürist tarzın bir uygulamasıdır ve Uluslararası Stil’e ve erken modern mimariye bir örnektir. Daha iyi yaşamaya yönelik “Yaşama amaçlı makineler”den biridir. Betonarme, cam ve çelik kullanılarak yapılmıştır. Le Corbusier, Villa Savoye’da binanın kütlesini gizlemeyi amaçlamış, zeminde sütunlarla desteklenen bölüm, bahçeyi iç mekanla bütünleştirecek şekilde tasarlanmıştır. Le Corbusier otomobiller gibi üretim bandında imal edilen evler hayal etmiştir.

Le Corbusier’nin Villa Savoye (1931) adlı eseri Pürist tarzın bir uygulamasıdır ve Uluslararası Stil’e ve erken modern mimariye bir örnektir. Daha iyi yaşamaya yönelik “Yaşama amaçlı makineler”den biridir. Betonarme, cam ve çelik kullanılarak yapılmıştır. Le Corbusier, Villa Savoye’da binanın kütlesini gizlemeyi amaçlamış, zeminde sütunlarla desteklenen bölüm, bahçeyi iç mekanla bütünleştirecek şekilde tasarlanmıştır. Le Corbusier otomobiller gibi üretim bandında imal edilen evler hayal etmiştir.

  • Yapıtlarından bazıları Unite d’Habitation (Fransa/Marsilya), İsviçre Öğrenci Yurdu (Fransa/Paris), Notre Dame-du-Haut Kilisesi (Fransa/Ronchamp), Carpenter Görsel Sanatlar Merkezi (ABD), Villa Savoye (Fransa), Batı Sanatları Ulusal Müzesi’ndedir (Japonya/Tokyo).
  • Zaman içinde  kendini beğenmiş bir kişi ve ‘ruhsuz yekpare dikmeler’ yapan bir mimar olarak eleştirilmiştir. Frank Lloyd Wright, Modern mimariyi,  genel olarak,“tahta göğüslü” diye adlandırıyordu.
1940’ların sonlarından itibaren Le Corbusier, Pürist  üslubundan ayrılıp,  tepeye doğru kıvrılan betondan çatısı ve siloyu andıran kulesiyle Fransa, Ronchamp’taki Haç Şapeli’ni (Notre Dame-du-Haut )(1950-54) inşa etti.  Fotoğraf: www.mimdap.org

1940’ların sonlarından itibaren Le Corbusier, Pürist üslubundan ayrılıp, tepeye doğru kıvrılan betondan çatısı ve siloyu andıran kulesiyle Fransa, Ronchamp’taki Haç Şapeli’ni (Notre Dame-du-Haut )(1950-54) inşa etti.
Fotoğraf: www.mimdap.org

İşlevsel ve sade ev eşyası tasarımı da yapan Le Corbusier, bazı mobilyalarının yapımında çelik borular kullandı.

İşlevsel ve sade ev eşyası tasarımı da yapan Le Corbusier, bazı mobilyalarının yapımında çelik borular kullandı.

  • Mobilyada “İşlevsellik” kavramı 1900’lere uzanıyordu. Alman mimar Richard Riemerschmid  (1868-1957) hafif, sade, pratik iskemleler tasarlamıştı.
Riemerschmid Stuhl 1898

Riemerschmid Stuhl 1898

  • Modern sanatın ana eğilimlerini barındıran en eski mobilyanın 1919 yılında Hollandalı De Stijl grubundan Gerrit Thomas Rietveld tarafından tasarlandığı kabul ediliyor. Rietveld, Mondrian’ın tablolarındaki soyut geometrik formlardan ödün vermeden, aynı ilkeleri uygulamalı sanatlara adapte etmişti.