Etiket arşivi: David

Çağdaş Sanata Varış 329|Çağdaş Sanata Yöneltilen Eleştiriler

Düşünen, Cody Choi (1961-). Rodin’in Düşünen Adam’ı tuvalet kağıdı, Pepto-Bismol adlı mide bağırsak rahatlatıcı, alçı ve ahşap ile 1995-1996’da üretilmiş. Düşünen’in üzerine konduğu ahşap sandık ise sanatçının 1994 yılındaki bir yapıtı. Bienal’de eser, diğerinin fotoğrafı ile birlikte sergileniyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, Kore Pavyonu, 2017.

Düşünen, Cody Choi (1961-). Rodin’in Düşünen Adam’ı tuvalet kağıdı, Pepto-Bismol adlı mide bağırsak rahatlatıcı, alçı ve ahşap ile 1995-1996’da üretilmiş.
Düşünen’in üzerine konduğu ahşap sandık ise sanatçının 1994 yılındaki bir yapıtı. Bienal’de eser, diğerinin fotoğrafı ile birlikte sergileniyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, Kore Pavyonu, 2017.

  • Dünyadaki büyük metropollerin hepsinin birbirine benzemesi, mimarinin kendini kopyalaması olarak düşünülüyor.
  • Sanatın insanı şaşırtması, sarsması gerektiği genel kabul gören bir kanı. Ama çağdaş görsel sanat yapıtlarının aracı amaç haline getirdiği; bütün meselenin hüner göstermeye indirgendiği; sanatın gösteri yanının ağır basmaya başladığı; hatta lunapark derinliğine indiğini; söylenmek istenen sözlerin çok sıradan olduğu; çağdaş sanatçının daha az estetik, daha çok etik talep ettiği; içerik ön plana çıktıkça da sığlaşmaya, zayıflamaya başladığı getirilen eleştiriler arasında.
  • Nasıl ki popüler kültürün baskısı bir dönem edebiyatı tepki olarak felsefe yapmaya ittiyse, görsel sanatta da özellikle Pop Art akımına tepki olarak Kavramsal Sanat bir dönem için önem kazanmıştı. İki alanda da derinleşme uzun sürmedi, küreselleşmenin etkileriyle bir kez daha tezli ya da slogancı edebiyat ağır basar oldu, Kavramsal Sanat da yerini yerleştirme, video, fotoğraf gibi araçlarla bir tür slogancı sanata bıraktı. Etik açıdan derinleşmek yerine, etik boyut giderek sığlaştı, politikleşti. Çağdaş sanat gazeteciliğe, röportaja, belgesele benzemeye başladı, deniyor.
  • Politik ya da sosyolojik kurgularla, estetiğin tamamen ikinci plana atıldığı, çarpıcı söz söylemenin en önem verilen konu olduğu söyleniyor. Çağdaş Sanat derinlikli sanat yapıtları değil, çarpıcı tek söz söyleyen politik ya da sosyolojik kurgular olmakla suçlanıyor.
  • Etik boyutu tamamen politikaya indirgeyen, gerçekliğe slogancı, yararcı açıdan yaklaşan, güzelliği yadsıyan bir estetik.
  • Militan sokak estetiği.
  • Radikal olmayı taklit eden ama hiç radikal olamayan bir başkaldırı.
  • Çağdaş sanatta “güzel” büsbütün anlamsızlaşıyor, çağdaş sanat bizi çirkinin, korkunç olanın ortasında bırakıyor.
  • Çağdaş sanat bize karşı şiddet uygulayarak uyarıyor bizi.
  • Çağdaş sanatın dinin yerine geçme eğilimi var.
  • Zanaat eksikliği ile malul.
  • İfade düzeyinde zaman zaman fazla kolaylaşabiliyor.
  • Venedik Bienali’nde 100 yıldır hangi ülkeler askeri, ekonomik açıdan güçlüyse onların pavyonları var. Diğer ülkeler kenarda köşede yer alıyor. Çağdaş Sanat, bütün başkaldırı iddiasına rağmen, bu ekonomi-kültür-coğrafya politikalarına hala tutsak.
  • Çağdaş Sanatı, aşırı incelikle en üst düzeyde basitliğin birbirine girdiği bir yapı olarak tanımlayanlar da var.
  • Bu dönemde kültür kelimesinin sanat kelimesini; teknoloji kelimesinin bilim kelimesini; yönetim kelimesinin politika kelimesini; cinsellik kelimesinin aşkı sildiği öne sürülür.
David, Guan Xiao; üç kanallı, renkli ve sesli video enstalasyonu, 2013. Çinli heykeltıraş ve video sanatçısı Guan Xiao (1983-), Rönesans’ın ünlü ustası Mikelanj’ın David adlı heykelini ele alıyor. Sanatçı ünlü heykelin kupalarda, önlüklerde ve daha pek çok ıvır zıvırın üzerindeki izini sürerek bu kült eserin değerinin düşürülüşünü vurguluyor. Görüntülere sanatçının söylediği bir şarkı eşlik ediyor. Şarkının sözleri de eserin ana fikrini destekliyor. David, sadece kaydettiğimizi, anmadığımızı; sanat eserinin metalaştırılmasını, ticarileştirilmesini, anlamının içinin boşaltılmasını vurgulayan alegorik ve eleştirel bir çalışma. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

David, Guan Xiao; üç kanallı, renkli ve sesli video enstalasyonu, 2013.
Çinli heykeltıraş ve video sanatçısı Guan Xiao (1983-), Rönesans’ın ünlü ustası Mikelanj’ın David adlı heykelini ele alıyor. Sanatçı ünlü heykelin kupalarda, önlüklerde ve daha pek çok ıvır zıvırın üzerindeki izini sürerek bu kült eserin değerinin düşürülüşünü vurguluyor. Görüntülere sanatçının söylediği bir şarkı eşlik ediyor. Şarkının sözleri de eserin ana fikrini destekliyor. David, sadece kaydettiğimizi, anmadığımızı; sanat eserinin metalaştırılmasını, ticarileştirilmesini, anlamının içinin boşaltılmasını vurgulayan alegorik ve eleştirel bir çalışma.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

Jeff Koons’un eserlerinin taklitleri Çin’de bir lokantanın paravanında kullanılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

Jeff Koons’un eserlerinin taklitleri Çin’de bir lokantanın paravanında kullanılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

Aynısı Hatta Daha İyisi, Jake ve Dinos Chapman, 2010. Tracey Emin’in tanınmış yapıtlarından biri olan Bugüne Kadar Beraber Olduğum Herkes’in yangında yok olmadan önce çekilmiş fotoğrafları yardımıyla yeniden yapımı. Chapman Kardeşler, içeriği anlamdan boşaltma girişimi kapsamında tekrarı bir taktik olarak kullanarak kültürel değeri sıfır olan işler üretmeyi arzuluyorlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2017.

Aynısı Hatta Daha İyisi, Jake ve Dinos Chapman, 2010.
Tracey Emin’in tanınmış yapıtlarından biri olan Bugüne Kadar Beraber Olduğum Herkes’in yangında yok olmadan önce çekilmiş fotoğrafları yardımıyla yeniden yapımı. Chapman Kardeşler, içeriği anlamdan boşaltma girişimi kapsamında tekrarı bir taktik olarak kullanarak kültürel değeri sıfır olan işler üretmeyi arzuluyorlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2017.

  • Çağdaş görsel sanat izleyiciye kendini tanımayı ve var olmayı öğreten değil, sadece öfkelenme yolları öneren bir sanat olarak eleştiriliyor.
  • Marksist düşünür Theodor Adorno’nun (1903-1969) estetik teorisi de bir ders veya mesaj vermeye adanmış bir sanat eseri yaratmanın terk edilmesi gerektiği üzerineydi. Sanat eseri dünyanın gidişatına, örneğin mevcut toplumsal düzene, sadece formu yoluyla direnmelidir. Jacques Lacan da (1901-1981) sanatla alakasız bir şeyler ifade etme düşüncesine karşıdır. Sanat kurumunun alternatiflere dikkat çekme amacı taşımadığını belirtmiştir.

 

Islam 2

Islam believes in the Torah as revealed to Moses, in the Psalms of David and the New Testament. The Koran repeats many sacred stories from the Old and the New Testament, such as that of Adam and Eve, the adventures of Joseph, and accounts concerning Abraham and Ishmael.

Islam acknowledges all the prophets who appeared prior to Mohammed, of whom twenty-five are mentioned in the Koran. These include Moses, David, John the Baptist, the Virgin Mary. 10 pages are devoted each to Adam, to Abraham, to Shit, and 30 to Idris. The Virgin Mary appears in the Koran much more often than she does in the New Testament. According to Islamic doctrine, all the prophets, including Jesus, were human. In the Koran, Jesus does not claim to be divine, but anticipates the advent of God’s ultimate messenger. Concerning Jesus, the Koran states, “They (the Jews) did not kill Him or crucify Him, as it appeared so to them… but God raised Him to Himself” (Sura 4 .157-8).

The fifth element of the Muslim faith is the belief that after death, the soul lives on in another state of being. The Day of Judgment marks the end of the world, when all deeds will be reviewed and judged. Their position in the next world will be determined by the verdict regarding their deeds in this world, according to which they will either enter paradise or be condemned to hell. According to Muslim belief, only those who deny the existence and unity of God, those not of the Islamic faith will remain for ever in hell, while believers who have sinned will be taken up into heaven once they have served out their punishment. It is an obligation for Muslims who have sufficient wealth to sacrifice an animal at the Festival of Sacrifice.

During the development of Islamic dogma, belief in God’s predetermination of good and evil was added. This is the topic of most discussion in the world of Islam and does not derive from the Koran. While Muslims preserve the concept of God’s absolute omnipotence by claiming that He is the progenitor of good and evil, disputes concerning the role of fate began early in the development of Islamic doctrine. There are many who strive for a compromise between the two opposing views: “Humanity has no freedom of choice, fate is supreme” and “Humanity is free to choose but has responsibility.”

The Prophet Mohammed, born circa 570 CE in Mecca (now in Saudi Arabia), was a member of the Hashimi branch of the Quraysh tribe. Orphaned at the age of six, He was brought up by His grandfather and paternal uncle. At the age of 25 He found employment with a 40-year-old wealthy widow, Khadija, who was engaged in trade. Later He married her. In 610 when He was 40, He received the call to prophethood. At Mount Hira He was called to proclaim the worship of the one God, and the first of His revelations was brought to Him from God by the angel Jibra’il.

At first He spoke of His experience only to a few close friends, but from 613 onwards He preached to all the people of Mecca. He and His followers were persecuted but in 619 He was taken by the angel Jibra’il on the Night Journey to Jerusalem, from where He ascended to the throne of God,

(Mi’raj) from the rock on the Temple Mount, now notable for the sacred shrine of the Dome of the Rock, which is said to contain the Prophet’s footprint. From this Rock, the angel Israfil will blow the trumpet announcing the Day of Judgment and, according to some traditions, the Ka’ba will come there like a bride. It is believed that He ascended at night to the heights of Allah on His horse, Buraq, and returned to Mecca by morning. In 622 still suffering from persecution and now a widower, Mohammed was obliged to flee from Mecca to Medina. This journey is known as the Hecira (the migration) and marks the beginning of the Islamic era. The Islamic calendar, which is lunar, dates its Years from the Hecira.

Jerusalem – In the higher part of the Temple Mount stands the Dome of the Rock, with its golden cupola, known also as the Mosque of Omar.  It was built in the seventh century.  Inside, is the Rock which is sacred to Jews  and Muslims alike.  It is sacred to the Jews because they believe that the episode of Abraham and Isaac took place there.  For the Muslims, from which Mohammed rose to Heaven during his dream-visit. The Rock is marked with Mohammed’s footprint.

Jerusalem – In the higher part of the Temple Mount stands the Dome of the Rock, with its golden cupola, known also as the Mosque of Omar. It was built in the seventh century. Inside, is the Rock which is sacred to Jews and Muslims alike. It is sacred to the Jews because they believe that the episode of Abraham and Isaac took place there. For the Muslims, from which Mohammed rose to Heaven during his dream-visit. The Rock is marked with Mohammed’s footprint.

 

The Muslims of the time who followed Mohammed are known as Muhajirun and those who supported Him in Medina are called Ansar (the helpers). The descendants of both these groups are honored in Islam. It was in Medina that Mohammed established himself as a religious and political leader, and it was there that in 630 He defeated the opposing forces of Mecca. The ancient sanctuary there was purified, rededicated to God, and became the central shrine of Islamic pilgrimage. At the age of 62, Mohammed went on a pilgrimage to Mecca, where He died after having organized His many followers and Arab tribes as an Islamic community. He chose to be buried in Medina where the wives He had married after the death of Khadija lived. He left no male successor, it was not clear who was to succeed Him.

 

Iran – Esfahan, Harun Velayeti or Emamzadeh Tomb.  On the left Prophet Mohammed with Salman Farisi and Imam Ali;  On the right, Imam Ali with his sons Imam Hasan and Imam Huseyn.   The Prophet’s face is hidden by a veil, to show His elevated status and because in Islam it is forbidden to depict His image.

Iran – Esfahan, Harun Velayeti or Emamzadeh Tomb.
On the left Prophet Mohammed with Salman Farisi and Imam Ali;
On the right, Imam Ali with his sons Imam Hasan and Imam Huseyn.
The Prophet’s face is hidden by a veil, to show His elevated status and because in Islam it is forbidden to depict His image.

Çağdaş Sanata Varış 5 | Romantizm 2

  • Rönesans ve Manyerizm’in son evresinin Barok’a yol vermesi, Neo-Klasisizm’in Barok’a tepki olarak doğması gibi, romantik ressamların çoğu önceleri Neo-Klasik akımın takipçileri idi.
  • Romantik resimde insan ve doğa farklı kavrandı.
  • Akımın ressamları manzara resimlerine melankoli ve düşlerini de kattılar. Peyzaj için nimfalar, satirler, mitolojik kişiler kullanma gereği kalmadı.
  • İngiliz ressamlar Constable, Turner, Crome, Bonington ile Géricault romantizmin öncüleri olarak kabul edilirler.
  • Neo-Klasik ressamlar Ingres ve Akademi tarafından üç kez reddedilen David’in talebeleri romantik akımın ilk ressamları oldular. David’in kendisi de ülkesinin ilk romantik kuşağında yer aldı: tablonun konusuna bağlı olarak, bazı tabloları Neo-Klasik, bazı tabloları Romantik tarzdadır.
Louvre Müzesi’nde sergilenmekte olan, romantik resmin doruk yapıtlarından biri olarak kabul edilen, Théodore Géricault’nun en ünlü tablosu Medusa’nın Salı. Tablo, bir Fransız gemisinin kayalara bindirerek batışı sonucunda bitkin düşmüş ve deliliğin sınırlarına varmış kazazedelerin ufukta bir yelkenli gördükleri duygusal anı yansıtmaktadır. Yapıtlarındaki piramit biçimli hareket, ters ışık uygulamaları, dehşet ve çılgınlık sahneleri, ayrıntıların gerçekçiliğine rağmen onu Romantizm’in temsilcilerinden biri yapmıştır. Medusa’nın Salı, yıkım, acı ve yoksunlukla biçimsizleşmiş vücutlar ve yüz ifadeleri, kalın ve yoğun boya tabakalarındaki yalın ve gerçekçi tekniği ile Goya’ya yaklaşır.

Louvre Müzesi’nde sergilenmekte olan, romantik resmin doruk yapıtlarından biri olarak kabul edilen, Théodore Géricault’nun en ünlü tablosu Medusa’nın Salı.
Tablo, bir Fransız gemisinin kayalara bindirerek batışı sonucunda bitkin düşmüş ve deliliğin sınırlarına varmış kazazedelerin ufukta bir yelkenli gördükleri duygusal anı yansıtmaktadır.
Yapıtlarındaki piramit biçimli hareket, ters ışık uygulamaları, dehşet ve çılgınlık sahneleri, ayrıntıların gerçekçiliğine rağmen onu Romantizm’in temsilcilerinden biri yapmıştır.
Medusa’nın Salı, yıkım, acı ve yoksunlukla biçimsizleşmiş vücutlar ve yüz ifadeleri, kalın ve yoğun boya tabakalarındaki yalın ve gerçekçi tekniği ile Goya’ya yaklaşır.

  • Restorasyon’la birlikte (Bourbon Restorasyonu 1814/1815-1830), romantizmin büyük dönemi gelişmeye başladı. Eskilerle yeniler, klasiklerle romantiklerin, Ingres gibi klasisizm yandaşları ile Delacroix gibi romantizm savunucularının birarada bulunduğu bir dönemdir bu. Bourbonların yönetimi tekrar ele geçirmeleri belli bir klasizmi yüreklendirmişse de, romantizmin yandaşlarının çoğalmasına engel olamamıştır.
Eugéne Delacroix’nın Avrupa’nın en önemli diplomatlarından, Fransız Dış İşleri Bakanı Talleyrand’ın evlilik dışı oğlu olduğu söylenir. Sakız Adası Kırımları adlı tablosunda 1822 yılında kılıçtan geçirilen Yunanlıların trajik öyküsünü dile getirir. Bu yapıt, yalnızca bir siyasal tavır alış değil, aynı zamanda gerçek bir romantizm bildirisi ve o yıl asiler arasında can veren Byron’a bir sungudur.

Eugéne Delacroix’nın Avrupa’nın en önemli diplomatlarından, Fransız Dış İşleri Bakanı Talleyrand’ın evlilik dışı oğlu olduğu söylenir.
Sakız Adası Kırımları adlı tablosunda 1822 yılında kılıçtan geçirilen Yunanlıların trajik öyküsünü dile getirir. Bu yapıt, yalnızca bir siyasal tavır alış değil, aynı zamanda gerçek bir romantizm bildirisi ve o yıl asiler arasında can veren Byron’a bir sungudur.

Halka Yol Gösteren Özgürlük, Fransız resim sanatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilir.  1830 senesinde Kral  X. Charles’in devrilişine yol açan üç günlük halk ayaklanmasının anısına yapılmıştır. Tüm dünyada Fransız Devrimi’nin simgesi kabul edilmektedir.  Resimde, özgürlüğü simgeleyen bir kadın, bir elinde Fransız bayrağı, diğer elinde ise bir tüfek taşıyarak yürümekte, peşinden gelen devrimci insanlara barikatları aşmada öncülük etmektedir. Elbisesi yırtıktır, göğsü ve ayakları çıplaktır, başında özgürlük simgesi olan Frigya başlığı vardır. Bir yanında yoksulları temsil eden, her iki elinde de birer tabanca taşıyan bir çocuk, öbür yanında burjuvaları temsil eden, eli tüfekli, başında silindir şapka olan bir adam vardır. Çatışma içindeki bir şehirde, yerdeki yaralıların ve ölülerin arasından geçmektedirler. Bu tablo, modern resim sanatının ilk politik çalışması olarak kabul edilmektedir. Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. Resimdeki eli tabancalı çocuk figüründe Victor Hugo’nun Sefiller romanındaki Gavroche karakterinden esinlenildiği düşünülmektedir. Silindir şapkalı adamın kim olduğu konusu tartışmalıdır. Bazıları ressamın kendisini çizmiş olduğunu söylemektedir, bazı iddialara göre ise bu figürü çizerken ressam tiyatro yönetmeni Etienne Arago’yu model almıştır. Delacroix, bu resmi 1830 yılının sonbaharında yapmıştır. İlk olarak Mayıs 1831’de sergilenmiştir. Eleşirmenler, resimde özgürlüğün kıllı, yarı-çıplak ve pis bir kadın olarak simgelenmesini eleştirmişlerdir. Fransız hükümeti tarafından 3000 frank ödenerek satın alınmıştır. Krala kendisini tahta getiren Temmuz Devrimi’ni ve devrimi yaratan halkı hatırlatacak bir eser olarak Lüksemburg Sarayı’nda sergilenmesi uygun görülmüştür. Ancak kışkırtıcı nitelikte bir politik mesaj taşımakta olan bu tablo, sadece birkaç ay Saray Müzesi’nde kalabilmiş, başlangıçta eseri çok seven Kral Louis Philippe, siyasi geleceğinden endişe etmeye başlayınca bu tablodan rahatsız olup onu sarayından atmak istemiştir. Ressamın tabloyu geri almasına ve teyzesine göndermesine izin verilmiştir. 1848 devrimi sonucunda Kral Louis Philippe devrilip III. Napolyon başkan seçildiğinde, Halka Yol Gösteren Özgürlük yeniden sergilenebilmiştir. 1848 ve 1855’te kısa süreli olarak sanat sergilerinde yer alan eser, 1874’ten itibaren Louvre’da sergilenmeye başlanmıştır. 1990lar’ın başında bu resim, Fransa’da 100 franklık paraların üzerine işlenmiştir. New York’taki Özgürlük Anıtı, Delacroix’in tablosundaki kadın örnek alınarak yapılmış, Fransa tarafından Amerika’ya hediye edilmiştir. Ancak, Amerikalı yetkililer kadının yarı-çıplak vaziyette olmasını uygun bulmadıklarından, heykelde değişiklik yaparak kadının açıkta kalan göğsünü kapatmışlardır.

Halka Yol Gösteren Özgürlük, Fransız resim sanatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. 1830 senesinde Kral X. Charles’in devrilişine yol açan üç günlük halk ayaklanmasının anısına yapılmıştır. Tüm dünyada Fransız Devrimi’nin simgesi kabul edilmektedir.
Resimde, özgürlüğü simgeleyen bir kadın, bir elinde Fransız bayrağı, diğer elinde ise bir tüfek taşıyarak yürümekte, peşinden gelen devrimci insanlara barikatları aşmada öncülük etmektedir. Elbisesi yırtıktır, göğsü ve ayakları çıplaktır, başında özgürlük simgesi olan Frigya başlığı vardır. Bir yanında yoksulları temsil eden, her iki elinde de birer tabanca taşıyan bir çocuk, öbür yanında burjuvaları temsil eden, eli tüfekli, başında silindir şapka olan bir adam vardır. Çatışma içindeki bir şehirde, yerdeki yaralıların ve ölülerin arasından geçmektedirler. Bu tablo, modern resim sanatının ilk politik çalışması olarak kabul edilmektedir. Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir.
Resimdeki eli tabancalı çocuk figüründe Victor Hugo’nun Sefiller romanındaki Gavroche karakterinden esinlenildiği düşünülmektedir. Silindir şapkalı adamın kim olduğu konusu tartışmalıdır. Bazıları ressamın kendisini çizmiş olduğunu söylemektedir, bazı iddialara göre ise bu figürü çizerken ressam tiyatro yönetmeni Etienne Arago’yu model almıştır.
Delacroix, bu resmi 1830 yılının sonbaharında yapmıştır. İlk olarak Mayıs 1831’de sergilenmiştir. Eleşirmenler, resimde özgürlüğün kıllı, yarı-çıplak ve pis bir kadın olarak simgelenmesini eleştirmişlerdir. Fransız hükümeti tarafından 3000 frank ödenerek satın alınmıştır. Krala kendisini tahta getiren Temmuz Devrimi’ni ve devrimi yaratan halkı hatırlatacak bir eser olarak Lüksemburg Sarayı’nda sergilenmesi uygun görülmüştür. Ancak kışkırtıcı nitelikte bir politik mesaj taşımakta olan bu tablo, sadece birkaç ay Saray Müzesi’nde kalabilmiş, başlangıçta eseri çok seven Kral Louis Philippe, siyasi geleceğinden endişe etmeye başlayınca bu tablodan rahatsız olup onu sarayından atmak istemiştir. Ressamın tabloyu geri almasına ve teyzesine göndermesine izin verilmiştir. 1848 devrimi sonucunda Kral Louis Philippe devrilip III. Napolyon başkan seçildiğinde, Halka Yol Gösteren Özgürlük yeniden sergilenebilmiştir. 1848 ve 1855’te kısa süreli olarak sanat sergilerinde yer alan eser, 1874’ten itibaren Louvre’da sergilenmeye başlanmıştır. 1990lar’ın başında bu resim, Fransa’da 100 franklık paraların üzerine işlenmiştir.
New York’taki Özgürlük Anıtı, Delacroix’in tablosundaki kadın örnek alınarak yapılmış, Fransa tarafından Amerika’ya hediye edilmiştir. Ancak, Amerikalı yetkililer kadının yarı-çıplak vaziyette olmasını uygun bulmadıklarından, heykelde değişiklik yaparak kadının açıkta kalan göğsünü kapatmışlardır.

Halkın yoksulluğuna, yönetici sınıfların adaletsizliğine ve zulmüne tanık olan Honoré Daumier, gerçekçi romantizmi ile yeteneklerini ezilenlerin hizmetine sunup öfkesini dile getirir. Mevcut iktidara karşı, adalet örgütüne karşı, keyfi baskılara karşı yaptığı siyasi karikatürleri, taş baskıları ya da resimleri bütün romantik kavramları kapsar. Özgür ifade tarzı, coşkun üslubu ve dinamizmi de romantiktir. Armut biçiminde, Gargantua adını verdiği, 1831 tarihli taş baskısında kralı, Louis Philippe’i çizdi. Bunun sonucu olarak altı ay hapse mahkum oldu. Mevcut iktidarı destekleyenlere, yani burjuvalara karşı tavır aldı.  Jürilerin sürekli düşmanlığı karşısında öcünü taş baskılarla aldı. Hapishaneden çıkınca parlamenterlerin bir dizi renkli pişmiş toprak büstlerini yaptı. Bu çalışmalar 1930’larda bronza döküldü.

Halkın yoksulluğuna, yönetici sınıfların adaletsizliğine ve zulmüne tanık olan Honoré Daumier, gerçekçi romantizmi ile yeteneklerini ezilenlerin hizmetine sunup öfkesini dile getirir. Mevcut iktidara karşı, adalet örgütüne karşı, keyfi baskılara karşı yaptığı siyasi karikatürleri, taş baskıları ya da resimleri bütün romantik kavramları kapsar. Özgür ifade tarzı, coşkun üslubu ve dinamizmi de romantiktir.
Armut biçiminde, Gargantua adını verdiği, 1831 tarihli taş baskısında kralı, Louis Philippe’i çizdi. Bunun sonucu olarak altı ay hapse mahkum oldu. Mevcut iktidarı destekleyenlere, yani burjuvalara karşı tavır aldı. Jürilerin sürekli düşmanlığı karşısında öcünü taş baskılarla aldı. Hapishaneden çıkınca parlamenterlerin bir dizi renkli pişmiş toprak büstlerini yaptı. Bu çalışmalar 1930’larda bronza döküldü.

 

Fransız – İspanyol Savaşı’na katılan Francisco Goya (1746-1828), toplumsal çalkantıların çözümleyicisi, savaşların iğrençliklerinin yansıtıcısı olarak yaptığı tablolardan biri olan Üç Mayıs adlı eserinde ve diğer eserlerinde aşırı kişiselleştirme, portrelerindeki dışavurumculuk, kösnül bakış açısı, düşsel koreografiye dönüşen toplumsal çözümleme, savaşın suçlanması ile Goya’nın yapıtları tümüyle romantizmden kaynaklanır. Resim tekniği bilinçaltına inmeyi amaçlar. Çizgiler giderek ortadan kalkar, yüzler buruşuk maskelere, karikatüre, ölüye dönüşür. Goya, düşsel dışavurumculuğun sanatçısıdır.

Fransız – İspanyol Savaşı’na katılan Francisco Goya (1746-1828), toplumsal çalkantıların çözümleyicisi, savaşların iğrençliklerinin yansıtıcısı olarak yaptığı tablolardan biri olan Üç Mayıs adlı eserinde ve diğer eserlerinde aşırı kişiselleştirme, portrelerindeki dışavurumculuk, kösnül bakış açısı, düşsel koreografiye dönüşen toplumsal çözümleme, savaşın suçlanması ile Goya’nın yapıtları tümüyle romantizmden kaynaklanır. Resim tekniği bilinçaltına inmeyi amaçlar. Çizgiler giderek ortadan kalkar, yüzler buruşuk maskelere, karikatüre, ölüye dönüşür. Goya, düşsel dışavurumculuğun sanatçısıdır.

 

 

İnanç Dosyası 36 | Judaism 4

Saul anointing David. Syria – Damascus, National Museum, Dura Europos Synagogue

Saul anointing David.
Syria – Damascus, National Museum, Dura Europos Synagogue

So despite opposition from the priests, the reign of kings began. The first king was Saul of the tribe of Joseph, who had defeated the Ammonites, and after his death in a battle against the Philistines, his commander-in-chief, David, of the tribe of Judah, became king in his place. As a boy, David had won renown for slaying Goliath, the Philistine giant, with a stone from his sling. From around 1001-968 BCE, David was the anointed king of all Israel. He took the city of Jerusalem and made it his capital, and brought the Ark of the Covenant to Jerusalem and in accordance with Mosaic tradition, set it in the middle of the Tabernacle he had built for it. During David’s reign, the State of the Children of Israel gained in importance. After David’s death, Solomon, son of David and Bathsheba, who was the widowed wife of the Hittite lieutenant Uriah, became king. King Solomon was famous for his wisdom and ruled from about 968-928 BCE, and his reign brought peace and prosperity through commercial and political transactions. King David’s conquests had gained possession of gold and silver mines which now enabled Solomon to increase his wealth. He built a glorious palace for himself and a grand Temple in Jerusalem for Yahveh. No longer was Yahveh housed in a tent, (10th century BCE). The account in the Old Testament tells how the Queen of Sheba came on a visit to Jerusalem and how, seeing the costly palace of Solomon in all its glory, even this wealthy Queen was impressed. Solomon was also renowned for his huge harem of wives and concubines. David is said to have written the Psalms, King Solomon to have composed another three Books of the Old Testament: the Song of Solomon, Proverbs and Ecclesiastes.

The oldest church in Africa south of the Sahara, is the original St. Mary of Zion, which dates back probably to the fourth century. Burned down 1200 years later, but its imposing ruins still remain. This ancient place of worship, because of its great age and its association with the Ark of the Covenant, was long considered the most important church in the whole of Christian Ethiopia. New St. Mary is still a place for active worship. Through the centuries, Ethiopian Christians have claimed that the Ark rests in a chapel in Axum. It arrived nearly 3,000 years ago, they say, and has been guarded by a succession of virgin monks who, once anointed, are forbidden to set foot outside the chapel grounds until they die. The ground floor of the chapel adjacent to St. Mary’s church, which is said to contain the original Ark of the Covenant. Early Ethiopian ties with the Judaic world find expression in the legendary story of the Queen of Bathsheba’s visit to King Solomon and the birth of their son Menilek, founder of an Ethiopian dynasty, as well as in the Ethiopian tradition, followed throughout the Middle Ages, of celebrating Saturday as the Sabbath. The country’s historic ties with Judaism can also be seen in several present-day Ethiopian customs, including circumcision, the following of food prescriptions akin to those of the Jews, and in the presence of the Falashas, an Ethiopian sect following the Judaic religion. Ethiopia – Axum

The oldest church in Africa south of the Sahara, is the original St. Mary of Zion, which dates back probably to the fourth century. Burned down 1200 years later, but its imposing ruins still remain. This ancient place of worship, because of its great age and its association with the Ark of the Covenant, was long considered the most important church in the whole of Christian Ethiopia. New St. Mary is still a place for active worship. Through the centuries, Ethiopian Christians have claimed that the Ark rests in a chapel in Axum. It arrived nearly 3,000 years ago, they say, and has been guarded by a succession of virgin monks who, once anointed, are forbidden to set foot outside the chapel grounds until they die.
The ground floor of the chapel adjacent to St. Mary’s church, which is said to contain the original Ark of the Covenant.
Early Ethiopian ties with the Judaic world find expression in the legendary story of the Queen of Bathsheba’s visit to King Solomon and the birth of their son Menilek, founder of an Ethiopian dynasty, as well as in the Ethiopian tradition, followed throughout the Middle Ages, of celebrating Saturday as the Sabbath. The country’s historic ties with Judaism can also be seen in several present-day Ethiopian customs, including circumcision, the following of food prescriptions akin to those of the Jews, and in the presence of the Falashas, an Ethiopian sect following the Judaic religion.
Ethiopia – Axum

The Solomon’s Temple stood on what is now the site of the Omar Mosque it was built as a rectangle, the entrance facing east, and in the porch, were two huge pillars of bronze, cast by Hiram, the Phoenician from Tyre. The walls were lined with cedar wood, embossed with carvings in relief, and tons of gold were used to ornament the Temple. The inner courtyard was reserved for soothsayers and the outer for the populace. It was said to have taken seven years to complete and was the first building for worship devoted to those who believed in the One Supreme God, after the ones which devoted to Aton by the Egyptians. In time, the Temple in Jerusalem, and indeed the whole city became a religious centre. However, this Temple had a relatively short history. In 586 BCE it was demolished by the Babylonians, replaced in 515 BCE with a smaller version and King Herod the Great rebuilt it on a more lavish scale in the 1st century BCE. Finally the Romans destroyed this in the year 70 CE, and tradition has it that it will be rebuilt once more when the Messiah returns.

Wall paintings from Dura Europos Synagogue’s reconstructed assembly room, installed at the National Museum in Damascus. Oldest of the murals was painted in the 240s CE.

Wall paintings from Dura Europos Synagogue’s reconstructed assembly room, installed at the National Museum in Damascus. Oldest of the murals was painted in the 240s CE.

The contentions among the tribes of Israel were exacerbated on the death of Solomon: the southern Kingdom of Judah was comprised of the tribes of Judah and Benjamin, the northern Kingdom of Israel consisted of the other ten of the Twelve Tribes. The Kingdom of Israel lasted from the end of the 10th to the beginning of the 8th century BCE. By 721 BCE, Israel had been conquered and some were carried away into captivity by the Assyrians. The Kingdom of Judah was at first under the protection of Assyria, but later fought to end this domination with the help of the Egyptians. They were defeated by the Assyrians but the Assyrian army was the victim of a plague. At this time the worship of many foreign gods was spreading, and after Egyptian dominance, the Babylonians took control. As a result of the 587 BCE insurrections, the Babylonians captured Jerusalem, set fire to the city and its Temple, and removed most of the inhabitants to Babylon. While in exile there, from 587- 538 BCE, the Jews began to trade, since at that time it was a huge commercial centre. This rendered it easier for the Jews to observe their own religious practices. It had been very difficult for a farmer not to water his fields nor feed his flocks on the Sabbath, but after Jews became more involved in commerce keeping the Sabbath strictly became easier. Moreover, since there was no longer a Temple and therefore sacrifices could not be performed, other aspects of their religious law, especially the keeping of the Sabbath gained in importance. The concept of a congregation arose to replace the Holy Temple, and the shared faith which was the only thing they could take with them into exile, made them into a nation.

Turkey – Istanbul. In the Neve Shalom Synagogue, Jews with their kippahs (skull-cap) and talliths (prayer-shawls). At a certain point during the prayers they cover their faces with their shawls.

Turkey – Istanbul. In the Neve Shalom Synagogue, Jews with their kippahs (skull-cap) and talliths (prayer-shawls). At a certain point during the prayers they cover their faces with their shawls.