Etiket arşivi: David Lynch

Çağdaş Sanata Varış 328|Çağdaş Sinema 5

  • Günümüzün en tartışmalı interaktif belgesel yönetmeni olan Michael Moore, bir gözlemciden çok bir katılımcıdır. Roger and Me (1989) adlı belgeselinde büyük şirketlerin başkanlarının uyguladıkları politikaların yarattığı toplumsal yıkımdan sorumlu olduklarını savunur; zengin ve güçlü insanların işsizliğin yoksullar üzerindeki etkisini nasıl anlamadığını göstermek ister. Bowling for Columbine (2002) adlı filminde ise ABD’nin silah kültürüne düşkünlüğünü tartışır.
  • Yeni nesil yönetmenlerden Güney Koreli alaylı sinemacı Kim Ki Duk (1960-), özel mülkiyeti sorgulayan, herkesin hem suçlu hem suçsuz olduğu, göz dahil her şeyin silah olduğu filmler çekiyor.
  • Hong Kong’lu sinemacı Wong Kar-Wai (1958-), extradiegetic olarak adlandırılan anlatıcılardan. Filmini anlamak için diğer filmlerini de bilmek gerekiyor. O da Matrix serisi gibi seyirciyi pasif olmaktan çıkartmak, seyirciyi tüm öyküyü anlamak için tüm ürünlerini takip etmeye çağırıyor. Bilimkurgusu da alışılmışın dışına çıkıyor.
  • Olivier Assayas’ın2016 yılında çektiği ve Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülünü aldığı Personal Shopper (Hayalet Hikayesi), hayaletle iletişim ileteknolojik aletlerle iletişim arasında paralellik kuruyor. Her ikisinin de sanalla iletişim olduğunu vurguluyor. Film, sinema hayaletler yaratır diyen Jacques Derrida’yı akla getiriyor.
Yönetmenliğini Spike Jonze’un yaptığı, senaryosunu Charlie Kaufman’ın yazdığı 2002 yılı yapımı Adaptation, Tersyüz isimli film, tipik bir üstkurmaca örneğidir. Fotoğraf: Cinematic Intelligence Agency

Yönetmenliğini Spike Jonze’un yaptığı, senaryosunu Charlie Kaufman’ın yazdığı 2002 yılı yapımı Adaptation, Tersyüz isimli film, tipik bir üstkurmaca örneğidir.
Fotoğraf: Cinematic Intelligence Agency

  • Cyberspace estetiği ve internet gibi yeni gösterim imkanları doğmuştur.
  • Bazı sahneler, dijital işlenmiş görüntülerle, arşivden alınmış gerçek resim ve sesler karıştırılarak oluşturulmaya başlamıştır.
  • İletişim alanında, teknolojik gelişmeler sayesinde erişilen hız, film yapımında da önemli bir etken olmuştur.
  • Arthur Danto’ya göre sanat, Francis Fukuyama’ya göre tarih, David Lynch’e göre ise sinema bitmişti. 2015 yapımı Listen to Me Marlon adlı filmde başrolü 2004 yılında vefat eden Marlon Brando oynuyordu. Artık film yapmak için bir başrol oyuncusuna bile ihtiyaç kalmamıştı: Jacques Derrida sinemanın hayaletler yarattığını söylemişti.
  • Televizyonun, kasetlerin, DVD’lerin sinema salonuna rakip olmasının ardından bilgisayarda film indirme, akıllı televizyonlarda arzu edilen filmin arzu edilen zaman ve mekanda izlenebiliyor olması ile süreç devam ediyor.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 325|Çağdaş Sinema 2

Pulp Fiction filmine Banksy’nin bakışı. Fotoğraf: www.nellyduff.com

Pulp Fiction filmine Banksy’nin bakışı.
Fotoğraf: www.nellyduff.com

  • Gilles Deleuze’e göre, olay örgüsünün gereklerine uygun bakış açısı yeni sinemada geçersiz olmuştur. Film karesinde bakışın güvenle ilişebileceği nesne ya da kişiler artık ortadan kaybolmuştur. Film, kendi kendisini anlatan imgelerle inşa edilmiştir. Artık olayın nerede ve ne zaman geçtiği önemsizdir. Bakma eylemi filmin konusunu ve biçimini şekillendirmeye başlar. Sinema zamanın ruhuyla uyum içerisine girer. Bu değişimin en belirgin görünümü, filmlerde olağan durum ya da olayların, anlatıların yok olmasıdır; gündelik dünyanın gerçeğiyle bağlantı kurulamaz olur. Nesne ve temsili, mevcut olan ile sanal olan birbirine karışır. Gündelik haller ortasında fanteziler, anı parçaları, sanrılar, düşler görünür olur. Kamera, bazen eylemi ve olayı izlemekten vazgeçer; kameranın seçimleri sinema dilini yaratır. 1980’lere kadar baskın görüş kameranın nesnel gerçekliği yansıtabileceği yönündeydi. Neyin hayal ürünü neyin gerçek olduğunu ya da neyin fiziksel neyin zihinsel olduğunu bilemeyeceğimiz, Dünya’yı yeni şekillerde tarif etme yolları bulunur. Artık imajların birbirine nasıl bağlandığını sormayız, önemli olan imajların ne gösterdiğidir. Nesnenin kendisi yerine nesneye yönelen bakış açılarıyla nesneyi algılamaya başlarız.
  • Olaylarının sunulduğu sıralamayı radikal biçimde değiştirme 1956 yılında Stanley Kubrick’in Son Darbe (The Killing) filmi ile başlamış, Pulp Fiction (1994), Kayıp Otoban (1997), Memento (2000), Mulholland Çıkmazı (2001) adlı filmlerle devam etmiştir. Bazı filmler neden-sonuç mantığını kronolojik bir sırada göstermezler.
  • Quentin Tarantino, Pulp Fiction (1994) adlı filminde anlatımını geri dönerek ve ileri sıçrayarak yapar. Kronolojisi uç bir örnektir. Filmin adı, çok fazla ciddiye alınmaması gerektiğini işaret eder. Film, kendi etkisi, kendi çarpıcılığı hakkındadır. Pulp Fiction, Baudrillard’ın ifadesiyle işaretin, eski yükümlülüklerinden kurtulmasının bir göstergesidir. Filmin karmaşıklığı çok popüler olmasını engellememiştir. Coen Kardeşler’in filmlerinde de referansların kullanımı, benzer bir düzene sahiptir.
  • Christopher Nolan’ın Memento, Akıl Defteri (2000) adlı filminde anlatım, öyküyü karmaşık bir biçimde, geriye doğru anlattığı için olayların akışını takip etmek zordur, film bir bulmaca gibidir (puzzle film). İzleyicinin sahneleri doğru sıraya yerleştirmesi gerekir. Zaman ve nedenselliğin tersine çevrildiği bir durumu anlamanın mümkün olup olmadığı sorusu gündeme gelir.
  • David Lynch’in Mulholland Çıkmazı (2001) adlı filminde izleyicinin bir anlam çıkarması için tekrarlayan eylem, olay ve diyaloglar arasında bağlantı kuması gerekir. Kronolojisi tersine çevrilmiş filmde başlangıçta anlamsız görünen olaylar, izlemeye devam ettikçe aşama aşama anlam kazandığından filmde daha sonra neler olduğuna göre ilk izlenimleri gözden geçirmek gerekir. Çekimler zaman zaman bir karakterin görüş açısı ile filtrelenirken bazen de yönetmenin görüşü belirleyici olur; bulanık çekimler, parlayan ışıklar, hareketli kamera, kısıtlanmış görüş olaylara iştirak eder. Sahneler arasında herhangi bir neden-sonuç bağı kurulmaz ya da çok ince bir bağ bulunur. Film zaman zaman her şeyi bilen anlatıma geçer. Gilda, Alice Harikalar Diyarında, Persona, Kayıp Otoban, Sapık filmlerine göndermeler yapılır. Filmde yeterince açıklığa kavuşmayan veya çözümlenmeyen durumlar vardır; bazıları ise yalnızca geriye doğru bir okuma yaparak çözümlenebilir.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 324|Çağdaş Sinema 1

  • 1990’lı yılların film kuramındaki en çarpıcı gelişmeler cinsiyet çalışmaları alanında olmuştur. Erkeklikleri hiçbir şekilde sorgulanmayan aktörler için yaratılmış toplumsal imgenin altına gizlenmiş biseksüel ögeler bulunmuş; bütün erkeksilik gösterilerinin temelde histerik olduğu savunulmuş; aslında hiç kimsenin erkek ya da kadın olmadığını öne süren kuramcılar ortaya çıkmış, bu tezleri destekleyen çalışmalar yapılarak toplumsal cinsiyet kavramına ağır eleştiriler getirilmiştir. Çalışmalar, sınıf ve ırk konularını da içermiştir.
  • Gilles Deleuze (1925-1995) sinema tarihini iki döneme ayırır. Yönetmenlerin, mekan ve film kişilerinin seçiminin, kameranın hareketinin, izleyicinin genel hikayeye ve kahramanlara hakim olduğu bakışın İkinci Dünya Savaşı sonrasında değiştiğini, klasik sinemanın bitip modern sinemanın başladığını söyler. Yeni sinema ile mevcut algı kalıplarının ve duyum şemalarının bozulduğuna, yönetmen kadar seyircinin de katılımıyla yeni bir gerçekliğin doğduğuna işaret eder. Sabit duran kameraya çerçeve dışından, bakışın erişemediği yerlerden sesler karışır. Çerçeve içerisindekiler, dışarısıyla beraber varlık kazanırlar; geçmiş ve gelecek şimdiyle buluşur, dışarıda duranı da çerçeveye katar. Yeryüzünün hareketi uzamda bir dördüncü boyut açar. Sesin yanında resim de kararsızlaşır, resimler ve sesler organik ilkeden uzaklaşarak olayın, duygunun, bakışın, duyuların kaynağını başka bir zaman ve uzama taşırlar. Hareketi nesneler ve varlıklar değil, renklerin, ışığın, sesin değişen tonları, yoğunluğu ve gücü verir. Deleuze’e göre, Dreyer, Rohmer ve Bresson’un filmlerinde tinsel beşinci boyut ta görünür olur. Deleuze’e göre, Alain Resnais ve Stanley Kubrick gibi yönetmenler beyin sinemasını temsil ederler; bedensel dramanın bozduğu dünya, beyin sineması ile yeniden inşa edilir; dünya üzerine yapay beyinler yerleştirilerek, yeni yaratıcılık olasılıkları, yeni hareket biçimleri yaratılır. Hitchcock, iki sinema geleneğini olduğu kadar, Amerikan ve Avrupa sinema yaklaşımları arasında da geçişim sağlar. Olayların nedenleri çerçevenin ötesinde, dışarıdadır, nedensiz yere cürüm işleyen kuşlar söz konusudur.
Marco Brambilla’nın yönettiği Demolition Man, Yıkıma Giden Adam (1993) adlı filmde Sylvester Stallone ve Sandra Bullock fütüristik bir başlık aracılığı ile seks yaparlar. Beyin yolu ile seks daha önce Roger Vadim’in Barbarella adlı filminde 1968 yılında görülmüştü. Fotoğraf: perspectiva.com.gt

Marco Brambilla’nın yönettiği Demolition Man, Yıkıma Giden Adam (1993) adlı filmde Sylvester Stallone ve Sandra Bullock fütüristik bir başlık aracılığı ile seks yaparlar. Beyin yolu ile seks daha önce Roger Vadim’in Barbarella adlı filminde 1968 yılında görülmüştü.
Fotoğraf: perspectiva.com.gt

  • Paul Verhoeven’in 1990 yılında yönettiği distopyaGerçeğe Çağrı’da (Total Recall) bir şirket, beynimize ideal bir tatilin anılarını yerleştirmeyi önerir. İnsanın gerçekten bir yere gitmesi gerekmez. Yolculuk anılarını elde etmek çok daha kolay ve ucuzdur. Aynı mantığın bir başka versiyonu arzu edilen tatili sanal gerçeklikte deneyimlemek olurdu; asıl önemi olan şey deneyim olduğuna göre, neden, gerçeklik aracılığıyla dolanıp durmak yerine, sadece deneyimi aramayalım? Burada Lacancı üçleme Gerçek, Simgesel, İmgesel uygulamadadır. Filmin 2012 yılında devamı çekilmiştir.
  • Çağdaş Dönem’de yaşanan seri cinayet popülaritesine en iyi örneklerden biri Ridley Scott‘un yönetmenliğini üstlendiği 1991 yapımı Kuzuların Sessizliği filmidir. Devam filmleri de çekilmiştir.
  • David Lynch, tek tür olan filmleri sevmediğini,bu nedenle 1997 yılında çektiği Kayıp Otoban adlı filmindebiraz polisiye,biraz korku filmi, ama esas olarak bir gizem filmi çekerek bir tür birleşim yaptığını belirtmiştir.
  • Olağan Şüpheliler (Bryan Singer, 1995), Kayıp Otoban (David Lynch, 1997), Kaybedenler (Oliver Stone, 1997), Becerikli Bay Ripley (Anthony Minghella, 1999) Neo Noir filmlerden bazılarıdır. Coen Kardeşler’in filmleri de bu tür içinde düşünülür. Neo Noir, bilimkurgunun da içine yerleşmiştir.
  • Önceleri distopya büyükşehirde geçerdi ve genel bir dünya tasavvuru işlenirdi. 1990’lardan sonra distopya banliyöye taşındı ve feminizm, ekoloji gibi konular işlenir oldu.
  • Diktatör Franco 1975 yılında öldükten sonra özgür İspanyol filmciler dünya sahnesine çıktı. İlk filmini 1980 yılında çeken, alaylı yönetmen Pedro Almodovar (1949-) Çağdaş Dönemin pop ikonu oldu. Almodovar, yerleşik melodram kodlarına uygun ama türün muhafazakar kalıplarını kıran, kodlarını saptıran; kadın olma hali ile cinsellikle ilgili, cinsel rolü sorgulayan, cinsellik üzerinden politika yapan filmler çekiyor.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 218| Postmodern Sinema 4

  • Stanley Kubrick’in (1928-1999) 1968 yılı yapımı 2001 Uzay Yolu Macerası (2001-A Space Odyssey), yaratılış ve insanın sonu ile ilgilenir. Filmde günün, hatta sonraki yılların bilimsel verilerine şaşılacak derecede uygun uzay araçları gösterilir. Uzay çağı, insanın ulaştığı teknolojik aşamanın kaçınılmaz bir uzantısıdır. Uzay gemileri, Johann Strauss’un Mavi Tuna ezgileri ile sunulur. Blok ayrılıklarının bulunmadığı, uluslar arası iş birliğine gidilen bir çağda geçer ve dolayısıyla insanlık için daha güven verici bir ortamdır. Film çekildiği tarihte insanoğlu Ay’a henüz ayak basmamıştır (1969). Uzay gemisini yöneten dev bilgisayarın insanlaştırılmış kişiliği, Freud’un öğretilerini anımsatır; film yeni bir Frankenstein öyküsüdür, insanoğlu yeniden kendi yarattığı canavara karşı savaşır. İnsanın, Doğa’nın veya Tanrı’nın en karmaşık yaratışlarından biri olan insan beynini kendisinin yeniden yaratmak istemesindeki cüret vurgulanır. Kubrick’in filme eklediği mizah duygusu ise yalnızca dehşeti arttırır. Film, soyut bir finalle, yoruma açık biçimde biter. Filmin her sahnesi kendi içinde anlamlıdır. Çok modern dekorlarla birlikte 16. Louis mobilya kullanılarak karmaşık bir estetik yaratılır. Ölüp, hemen ardından kahramanın dirilmesi teması ile gizemli taşın varlığı farklı biçimlerde yorumlanmıştır.
  • Yine Stanley Kubrick’in 1971 yapımı, Anthony Burgess’in çağdaş toplumlarda şiddet ve pornografiye düşkünlüğün artmasını radikal, ama alegorik biçimde eleştiren romanından yola çıkan Otomatik Portakal adlı eseri dönemin anahtar filmlerinden biridir. Toplumların en önemli sorununun şiddet olduğu; sinema ve televizyonun, çoğunlukla şiddeti eleştirmek savıyla yola çıkıp onu yansıtan ve kullanan birer alana dönüştüğü yıllarda çekilmiştir. Biraz bilimkurgu, biraz Fütürizm, biraz korku filmi, kara mizah ve toplumsal eleştiri içeren bu yapıt, hem klasik hem de barok olması açısından tipik bir Kubrick filmi olarak değerlendirilmiştir. Film, şiddetin bireysel değil, toplumsal olduğu; şiddetin toplumun bağrında bulunduğunu savlar.
Star Wars Bölüm 1 Gizli Tehlike. Fotoğraf: hergunhdfilm.com

Star Wars Bölüm 1 Gizli Tehlike.
Fotoğraf: hergunhdfilm.com

  • 1977 yılında ilki çekilen Yıldızlar Savaşı (Star Wars), “kapitalist sinemanın anıtı” olarak anılır. Sinema tarihinin o zamana kadar gerçekleşmiş en büyük hasılatını getiren, 175 milyon dolar, ilk filmin iki de devam filminin çekilmesi planlanırken 2015 yılında yedincisi gösterime girdi. Sinema tekniğinin, uzay maketlerinin, özel efektlerin olağanüstü düzeyde kullanıldığı ilk Star Wars ile George Lucas, kapanmanın eşiğine gelmiş 20. Century Fox’u yeniden multi-milyarder yaptığı gibi, can çekişen Hollywood’u da yeniden ayağa kaldırmıştır. İlk Yıldız Savaşları filmi, çoğu teknik dallarda altı Oscar almıştır. Star Wars, düşünce-dışı, felsefe-dışı, ideoloji-dışı bir filmdir. Filmin bazı sahnelerinde kullanılan The Wizard of Oz filminin hayvan kahramanları ile eski korku filmlerinin garip hayvanları karışımı ve serüven filmlerine özgü motiflerin kullanımıyla bazı sahneler tam bir parodidir. Dolby Stereo’nun (yüksek volümlü ses) ilk döneminde yapılan bu büyük popüler sanat örneği ve Amerikan sinemasının fetiş filmi, hayal gücünü ve fanteziyi kamçılayan büyüleyici başarısını, teknolojik açıdan giderek büyüyen bir toplumda anlam bulmakta zorluk çeken bir kültüre seslenerek elde etmiş olabilir. Film, hayatımıza bir anlam getirebileceğimizi savunur.
  • David Lynch’in (1946-), orta sınıf Amerikan ailesine takıntısı, Amerikan değerlerinin arkasındakileri gösterme isteği filmlerinde baskındır. Lynch, görünenin arkasındaki ile ilgilenir. Farklı zamanları aynı anda kullanarak, giriş-gelişme-sonuç bölümlerini karıştırarak anakronizm yaratır. Bu özelliklerin bariz olduğu ilk filmi Blue Velvet’tir (Mavi Kadife, 1986). Lynch, tüm filmlerinde sadece perdede görebileceğimiz hikayeler anlatmayı amaçlar.
  • Francis Ford Coppola (1939-), 1979 yapımı filmi Apocalypse Now (Kıyamet) ile Vietnam Savaşı için söylemek istediklerini mitler üzerinden söyler. Wim Wenders’ın eseri Paris-Teksas adlı filmde Hades’ten geri dönüş işlenirken, bu film, bir yeraltına iniş filmidir. Mitolojide yeraltına inenler, tekrar yeryüzüne çıkamazlar. Tanrıça olduğu için Persephone’yi saymazsak, yalnızca Odysseus, Aeneas, Orpheus, Herkül gibi kahramanlar bunu başarmıştır ve Martin Sheen de bir kahramandır.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 190| Kamusal Sanat / Sokak Sanatı / Grafiti

Nur Emiroğlu’nun Berlin’in Türklerin yoğun şekilde yaşadığı Kreuzberg semtinde, 2014 yılında çektiği fotoğrafı sizlerle paylaşıyoruz.

Nur Emiroğlu’nun Berlin’in Türklerin yoğun şekilde yaşadığı Kreuzberg semtinde, 2014 yılında çektiği fotoğrafı sizlerle paylaşıyoruz.

  • Çeşitli sanatçılar toplum, kentliler, mahalle sakinleri için sanat yapıyor. İnsanlar sokaklarda, vitrinlerde sanat yapıtlarıyla karşılaşıyor.
  • İnsanlar kendi iradeleri dışında, davetsiz ama görmeye zorunlu oldukları bir sergi izliyorlar.
  • Kamusal Sanat, toplum için, kitle için yapılan bir çalışma.
  • Kamusal Sanat, 1970’li yıllarda belli bir yaygınlık kazanmıştı. Çünkü, 1970’ler dünyanın her yerinde siyasal bilincin, tavrın, atılımın, etkinliğin doruğa çıktığı bir dönemdi.
  • Kamusal Sanat’ın ardında iki somut ve Modernist düşünce yatıyor: İlki, kitlenin, toplumun estetikle, sanatla karşı karşıya getirilmesi gerektiğini düşünenler bu işe kalkışıyor. Estetiğin insanlar için zorunlu, kaçınılmaz ve eğitici olduğuna inanan bir tutum. Kitlenin bilinçsiz bir kalabalık olmaktan çıkıp nitelik kazanması için estetikle bütünleşmesinin şart olduğunu düşünenler.  İkincisi, sanat yapıtının izleyiciye sunulması gereken bir şey olduğunu; sanat yapıtının bir izleyici kitlesi tükettiğinde varlığını gerçek kıldığını düşünmek (George Dickie’nin Kurumsal Sanat Teorisi, Modernizm 3 bölümünde yer almaktadır.).
  • 1975 yılında ABD’de Ulusal Duvar Resimleri Projesi tarafından düzenlenen konferans ile Kamusal Sanat’a ilgi duyan sanatçılar bir araya getirilmişti. Vietnam Savaşı (1965-1973) sürerken ABD’de yapılan duvar resimleri, toplumsal bir hareket yaratmak potansiyeline sahipti.
  • Bugün, kitlenin elitler tarafından kararlaştırılmış bir estetik doğruya yönlendirilmesinin totaliter rejimlerin yaklaşımı olduğu düşünülüyor.
  • Otoriter rejimlerin aksine, Kamusal Sanat, o resmi sanatın ve resmi estetik ideolojinin getirdiği, önerdiği standart sanatı eleştirmek, sanatsal duyuyu özgürleştirmek peşindedir. Bütünüyle sivil bir girişimdir. Burada amaç, halkla demokratik bir ilişki kurmaktır.
  • Kamusal Sanat bir paylaşım, bir katılım, bir etkileşim ve iletişim biçimidir.
  • Kamusal Sanat eseri iletişimi sağlamak için çok dilli, çok boyutlu üretilir.
  • Kamusal Sanat eseri, çevresiyle birlikte var olur.
  • Kamusal Sanat’ın gidip bir sanat eserini görme özgürlüğünü kişilerin elinden aldığını, eserin kendisini herkese dayattığını öne sürenler var. Ayrıca sanatın kamusal alana taşmasının eserleri herkesin bakışına maruz bıraktığı, sokakta sergilenen eserin herkese ait olduğu, dolayısıyla sanatçının ona vermek istediği anlamı yitirdiği de söyleniyor.
  • Farklı görüşte olanlar da var: Kamusal Sanat eseri sonsuza kadar orada duracak bir nesne değil. Bir süre sonra eskiyecek, aşınacak ve yitip gidecek. Kamusal Sanat bir dayatma içermiyor.
Almanya'yı Doğu ve Batı olarak ikiye bölen Berlin Duvarı'nın her iki yanı protest kişilerce boyanarak, yazı ve sloganlarla bezenmişti. 1989’da Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra Duvar’ın bazı parçaları şehrin çeşitli yerlerinde sergileniyordu.

Almanya’yı Doğu ve Batı olarak ikiye bölen Berlin Duvarı’nın her iki yanı protest kişilerce boyanarak, yazı ve sloganlarla bezenmişti. 1989’da Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra Duvar’ın bazı parçaları şehrin çeşitli yerlerinde sergileniyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin’de, Komischeoper’in önünde, gösteriyi izlemeye gelenlere müzik yapan bu –muhtemelen- baba-oğul, sizce Kamusal Sanat’ın alanına girer mi? Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin’de, Komischeoper’in önünde, gösteriyi izlemeye gelenlere müzik yapan bu –muhtemelen- baba-oğul, sizce Kamusal Sanat’ın alanına girer mi?
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dünyanın en büyük açık hava sanat gösterisi olan Cow Parade (İnek resmi geçidi) dünyanın 39 büyük şehrinden sonra Ağustos 2007’de İstanbul'a geldi. Proje iş dünyası, tasarımcı, sanatçı ve halkı bir araya getiriyor. Tasarım ve sanat konusunda kendine güvenen, uygulamayı da başarılı yapacak herkes Cow Parade’e katılabiliyor.                                                      Dünyada İnek heykellerine desen veren sanatçılar içinde Vivienne Westwood, Chantal Goya, Christian Lacroix, Sir Norman Foster, David Lynch gibi bir çok ünlü isim var. Sergi her şehirde bir kez yapılabiliyor. Müzayede ile satılan ineklerden elde edilen gelir belirlenen vakıflara bağış olarak aktarılıyor. Bugüne kadar 15 milyon doların üzerinde değişik vakıf ve derneklere yardım aktaran bir etkinlik olmuş Cow Parade. 150'ye yakın inek heykeli, İstanbul’un en hareketli yerlerinde sergilenerek üç ay boyunca şehri süsledi. Fotoğraf:www.veteknoloji.net

Dünyanın en büyük açık hava sanat gösterisi olan Cow Parade (İnek resmi geçidi) dünyanın 39 büyük şehrinden sonra Ağustos 2007’de İstanbul’a geldi.
Proje iş dünyası, tasarımcı, sanatçı ve halkı bir araya getiriyor. Tasarım ve sanat konusunda kendine güvenen, uygulamayı da başarılı yapacak herkes Cow Parade’e katılabiliyor.
Dünyada İnek heykellerine desen veren sanatçılar içinde Vivienne Westwood, Chantal Goya, Christian Lacroix, Sir Norman Foster, David Lynch gibi bir çok ünlü isim var.
Sergi her şehirde bir kez yapılabiliyor. Müzayede ile satılan ineklerden elde edilen gelir belirlenen vakıflara bağış olarak aktarılıyor. Bugüne kadar 15 milyon doların üzerinde değişik vakıf ve derneklere yardım aktaran bir etkinlik olmuş Cow Parade.
150′ye yakın inek heykeli, İstanbul’un en hareketli yerlerinde sergilenerek üç ay boyunca şehri süsledi.
Fotoğraf:www.veteknoloji.net

  • Kendini sanat ortamından dışlanmış hisseden çeşitli ırklardan sanatçılar duvar resimlerini galeri sanatına bir alternatif olarak görüyorlardı.
  • Vandalizm mi, sanat mı tartışmalarına yol açan Grafiti 1970’lerden sonra tüm dünyada yaygın hale gelmiştir. Baskıcı yönetim altındaki ülkelerde bile görülen sanat; genellikle barış yanlısı, savaş karşıtı bir eğilim göstermektedir. Grafiti için en uygun zeminlerden biri duvarlardır. Yasa dışı bir uygulama olması nedeniyle Grafiti yapanların çok büyük bir çoğunluğu kimliklerini gizlemekte, takma isimler kullanmaktadır. Bazı grafiti uygulamaları kaligrafiye dönüşmüştür. 1970′li yılların sonunda gelişen Hiphop kültürü, Amerika’da kötü koşullarda ve azınlık olarak yaşayan zencilerin oluşturduğu bir kültür ve yaşam tarzıdır. Bu kültür Rap müziği, Grafiti sanatı, Break dansı ve Dj’liği içerir. 1980 sonrası Grafitinin tüm dünyada zirve yılları olmuştur.
Avrupa’da dışlanan Türkler de Hiphop kültürüne yönelmiş, Grafiti sanatı ile tanışmışlardır. Berlin, Kreuzberg. Fotoğraf: www.prolog-berlin.com

Avrupa’da dışlanan Türkler de Hiphop kültürüne yönelmiş, Grafiti sanatı ile tanışmışlardır.
Berlin, Kreuzberg.
Fotoğraf: www.prolog-berlin.com