Etiket arşivi: Danimarka

Şiddet 88| Sanat ve Şiddet 7

  • 1989 yılı, aynı zamanda Salman Rushdie’nin Şeytan Ayetleri kitabı hakkında Ayetullah Humeyni tarafından fetva verildiği yıldır.
  • Urduca ve İngilizce konuşan Müslüman bir ailenin Bombay doğumlu oğlu olan Rushdie, 1981 yılında Geceyarısı Çocukları adlı romanıyla, Britanya’nın en saygın ödüllerinden Booker’a değer görülmüş, ünlü bir yazardı. (Daha sonra aynı kitabı ile 1993 yılında Booker’ların Booker’ı-Booker of Bookers ve 2008 yılında Booker’ların En İyisi-Best of the Booker ödüllerine de layık görülecekti.)
  • Salman Rushdie’nin The Satanic Verses, Şeytan Ayetleri adlı romanı 1988 yılında yayımlanmış, aynı yıl İngiltere’nin en saygın kitap ödüllerinden biri olan Whitbread ödülünü kazanmıştır.
  • Kitap, Müslümanlığa hakaret ettiği gerekçesiyle Hindistan ve Güney Afrika’da yasaklanmış, daha sonra Ayetullah Humeyni tarafından yazar hakkında ölüm fetvası verilmiştir.
  • Rushdie’nin, İslamiyet’in ilk dönemlerindeki bazı olaylara dayanarak taşlama formundaki kurgusal kitabında, Peygamber’in ashabına ve hanımlarına bir genelevdeki fahişelerin ve kadın tüccarlarının ismini verdiği; Peygamber’i Ortaçağ Hıristiyanları tarafından kullanılan şeytan anlamındaki Mahound adıyla anarak onun kutsallığını lekelediği düşünüldü.
  • Humeyni-Rushdie olayı, “Postmodern’in panik ara yüzü Fundamentalizm” olarak yorumlanmıştır.
  • İngiliz Müslümanları Salman Rushdie’ye karşı İran İslam Cumhuriyeti tarafından çıkarılan fetvayı kınadılar.
Fotoğraf: imgur.com

Fotoğraf: imgur.com

  • 1990’lı yıllardan bu yana Avrupa sanatında İslam’ın simgesel figürleri giderek daha önemli bir yer işgal etmeye başlamıştır.
  • Rushdie, 2002 yılı başına kadar polis koruması altında yaşamıştır.
  • Kışkırtma etkisi kutsal ile kutsal olmayanı, temiz ile murdarı, helal ile haramın yan yana getirilmesi suretiyle yaratılmaktadır. Tahrik ettikleri polemiklerle bu eserler kamusal alanın bir parçası olmaktadırlar.
  • İlk başörtüsü olayı Fransa’da 1989 yılında olmuştur. 2003 yılına kadar başörtüsü (foulard) olarak anılan giysi, bu tarihten itibaren İslami örtü (voile islamique) adını almıştır.
  • Rushdie olayından sonra, Avrupa’da yaşayan Müslümanları temsil eden kurumlar doğmuştur. (Action Commitee for Islamic Affairs gibi)
  • Yine 1989’da, Danimarka eşcinsel evliliği yasalaştıran ilk Avrupa ülkesi olmuştur.
  • Irk çeşitliliğine dayanan demokratik yapılanma talepleri, halkı ırksal kategorilere ayırmış ve onlara ikamet için özel bölgeler oluşturmuş bir sistem olan Apartheid rejimine karşı 1980’lerde Güney Afrika Cumhuriyeti’nin sorunu olmaktan çıktı, dünya çapında aktivistlerin hedefi haline geldi.
  • 1990’larda küreselleşme, kimlik, çokkültürlülük, çoğulculuk siyasal kavramlar olarak ele alınmıştır. Sanatta politikanın önemi artmış, 2000’lerin sanatı bu kavramlar üzerine oturmuştur.
  • Bu yıllarda bellek, kimlik, tarih, coğrafya, göç, göçebelik, sınır/sınırsızlaşma, mekan, politik İslam, kamusal alan-özel alan kavramları, özel hayat, gizlilik ve masumiyetin kaybı, eşcinsellik siyasaları en önemli konular olmuştur.

 

Şiddet 37| Batı’da Kadının Konumu 2

Fotoğraf sanatçısı Melisa Mızraklı’nın Contemporary İstanbul 2015’te yer alan eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf sanatçısı Melisa Mızraklı’nın Contemporary İstanbul 2015’te yer alan eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Protestanlık, bütün baştan çıkarmaların ve günahların nedeni olarak görülen kadının imajını değiştirmiş, kadını erkeğin yardımcısı konumuna yükseltmişti.
  • Kuzey Amerika’da hem kadının hem de erkeğin işlediği seksüel suçlar, kamçıyla dövme, kızgın demirle dağlama ile cezalandırılıyordu.
  • Püritenlerin beden düşmanlığı, ruj sürmenin ve güzel görünmeye çalışmanın günah ve ahlak düşkünlüğü olarak görülmesine yol açarken, edepli bir kadının yüzünden ve ellerinden başka her yerini örtmesi gerektiği düşünülüyordu.
  • ABD Anayasası, vatandaşın devredilemeyen hakları arasında eşitlik ve mutluluğa ulaşma hakkını da içeriyordu.
  • 1835 yılına gelindiğinde Amerikalı kadınların çoğu dönemin İngiliz ve Fransız kadınlarından daha eğitimli ve daha bağımsızdı. Kadınlar, 1849’da hekim olarak çalışma hakkı elde ettiler. 20 yıl sonra Wyoming Eyaleti kadınların seçime katıldığı ilk eyalet oldu. Kadınlar bu eyalette mahkemelerde jüriye de katılabileceklerdi. Seçimlere katılma, 50 yıl sonra anayasal hak haline geldi.
  • Kadınların seçme hakkını kabul eden ilk ülke 1893 yılında Yeni Zelanda olmuştu. Onu Danimarka, Finlandiya, İzlanda ve Norveç izledi. Rusya’da kadınlar 1917 Ekim Devrimi ile seçme hakkı kazandılar. 1918’de İngiltere, 30 yaşından büyük kadınlara seçme hakkı verdi. On yıl sonra yaş sınırı 21’e indirildi. Bu hak ABD’de 1920’de tanındı. Türkiye’de kadınlara 1930′da belediye seçimlerinde seçme, 1933′te muhtar seçme ve köy heyetine seçilme, 1934′te milletvekili seçme ve seçilme hakları tanınmıştır. Fransa’da kadınlar bu hakkı 1944’te elde ettiler.
  • Freud, 1929’da erkekleri kültürle özdeşleştirmiş, kadını ise erkeği düşman olarak gören, olumsuz ve tutucu bir güç olarak tanımlamıştı. Kadın, kültürün rakibiydi.
  • Ünü, Avrupa’yı aşarak ABD’ye bile ulaşan Otto Weininger’e (1880-1903) göre, kadın maddeselliğin en alt basamağında olan bir nesnedir. Kendisi de bir Yahudi olan Weininger, kadınların yanı sıra Yahudilere de düşmandır. Ona göre Yahudiler ve kadınlar en yüksek düzeyde güvenilmezdir. 1903 yılında intihar ettikten sonra eserleri çok ilgi uyandırdı. Weininger’in kadınları aşağılama olgusu, Yahudi-Hıristiyan köklerine ve eski Yunan filozoflarının düşüncelerine dayandırılır. Onun fikirlerinde kadın eşitliğinin fahişeliğe geçme isteği olduğu; kadın hakları hareketinin bir Yahudi icadı olduğu savlanır. Adolf Hitler’in (1889-1945) Schopenhauer, Nietzsche ve Weininger’den etkilendiği düşünülür. Bu dördünün yaşamlarında da ortak noktalar bulunur: Dördü de tek başlarına kalmışlar, doygun bir aile hayatı yaşamamışlar; hepsinde toplumun dışında kalma duygusu ve kendi önderliklerine çok güçlü bir inanç vardı; hepsinde kadınlara yakın olma korkusu ve Yahudi düşmanlığı vardı.
  • Freud, Batı kültüründe, kadınları aşağılama ile antisemitizm arasında bir ilişki olduğunu yazar.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 285|Cam ve Ayna 2

BİR SANAT ARACI OLARAK CAM VE AYNA 2

  • Aynalar, ziyaretçileri sanat eserinin parçası haline getiriyor. Sanatseverler, aktif katılımcı durumunda işe dahil oluyor. Böylece izleyici sanatın parçası oluyor.
  • Aynalar, karşıt alanları da yansıtarak eserin kapladığı alanın dışını da içererek genişliyor.
  • İki ayna sadece mekanı değil, birbirlerini de yansıtıyor.
  • Bakılan yere göre bambaşka görüntüler oluşuyor.
  • Aynalar, yansıtıcılar, elektronik flaşlar, kaleydoskopların yarattığı görsel yanılsama, rüya ve fantezi gibi işlev görerek izleyiciyi daha dikkatli bakmaya teşvik ediyor. Bu araçların kullanıldığı eserler, izleyiciye daha büyük bir dünya ile ilişki içinde olduğunu hatırlatıyor.
Sonsuz Sütun, Emire Konuk, 2012. 2013 Contemporary Istanbul’da eseri sergilenen sanatçı İznik Çinilerinin suyolu motifini eserine dahi etmiş. Suyolu motifi, yaşamın sürekliliğini, yeniden doğuşu, bedensel ve ruhsal yenilenmeyi, sonsuzluğu simgeler.  Konuk, tabanı ve tavanı ayna ile kaplanmış mekanın ortasına 3 m yüksekliğinde bir çini sütun yerleştirdiği bu Enstalasyonu ile sonsuzluk hissini yaşatıyor. Fotoğraf:www.emirekonuk.com

Sonsuz Sütun, Emire Konuk, 2012.
2013 Contemporary Istanbul’da eseri sergilenen sanatçı İznik Çinilerinin suyolu motifini eserine dahi etmiş.
Suyolu motifi, yaşamın sürekliliğini, yeniden doğuşu, bedensel ve ruhsal yenilenmeyi, sonsuzluğu simgeler.
Konuk, tabanı ve tavanı ayna ile kaplanmış mekanın ortasına 3 m yüksekliğinde bir çini sütun yerleştirdiği bu Enstalasyonu ile sonsuzluk hissini yaşatıyor.
Fotoğraf:www.emirekonuk.com

Ahmet Güneştekin’in (1966-) aynaları kullanarak çalıştığı üç boyutlu eserleri diğer eserleri gibi dünya çapında ilgi görüyor. İşletme mezunu olan, 36 yaşında ilk sergisini açan sanatçının Türkiye’nin en pahalı sanatçısı olduğu söyleniyor. İstanbul Bienali 2015’te sergilenen Yüzleşme Konstantiniyye serisinden üç boyutlu, aynanın da kullanıldığı eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ahmet Güneştekin’in (1966-) aynaları kullanarak çalıştığı üç boyutlu eserleri diğer eserleri gibi dünya çapında ilgi görüyor. İşletme mezunu olan, 36 yaşında ilk sergisini açan sanatçının Türkiye’nin en pahalı sanatçısı olduğu söyleniyor. İstanbul Bienali 2015’te sergilenen Yüzleşme Konstantiniyye serisinden üç boyutlu, aynanın da kullanıldığı eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1967, Kopenhag doğumlu Danimarka-İzlandalı sanatçı Olafur Eliasson; ışık, ısı, basınç ve su kullanarak yarattığı dev yerleştirmeleri, optik oyunlarla kurguladığı etkileşimli eserleri, doğayı ve doğa olaylarını taklit ettiği çalışmaları ve tematik fotoğraf serileri ile tanınıyor. Eliasson, sık sık ünlü mimarlarla ortak çalışmalara da imza atıyor. Londra’daki Tate Modern’in içine yerleştirdiği güneş (Hava Projesi, 2003), Brooklyn Köprüsü’ne yaptığı şelale ya da Aarhus’taki ARoS’un çatısına yerleştirdiği gökkuşağı eserlerinden bazıları. Hava Projesi’nde, tek frekanslı ışınım yapan yüzden fazla sayıda renkli ampulle üretilen Yerleştirme, ayna ile kaplı tavana yansıyor ve güneş gibi görüntü yaratıyordu.  2003 Venedik Bienali’nde Danimarka pavyonunda sanatçının aynalarla yarattığı eserine bakan kişi parçalı görüntüsünü izlerken platformun üzerindeki dalların ve yaprakların rüzgarla hareket etmesinin görüntüsü de eseri tamamlıyordu. Sanatçının Yerleştirmelerine, nesnelerine ve imgelerine bakınca doğanın sihrini sanatın hizmetine sunuyormuş gibi görünüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1967, Kopenhag doğumlu Danimarka-İzlandalı sanatçı Olafur Eliasson; ışık, ısı, basınç ve su kullanarak yarattığı dev yerleştirmeleri, optik oyunlarla kurguladığı etkileşimli eserleri, doğayı ve doğa olaylarını taklit ettiği çalışmaları ve tematik fotoğraf serileri ile tanınıyor. Eliasson, sık sık ünlü mimarlarla ortak çalışmalara da imza atıyor. Londra’daki Tate Modern’in içine yerleştirdiği güneş (Hava Projesi, 2003), Brooklyn Köprüsü’ne yaptığı şelale ya da Aarhus’taki ARoS’un çatısına yerleştirdiği gökkuşağı eserlerinden bazıları.
Hava Projesi’nde, tek frekanslı ışınım yapan yüzden fazla sayıda renkli ampulle üretilen Yerleştirme, ayna ile kaplı tavana yansıyor ve güneş gibi görüntü yaratıyordu.
2003 Venedik Bienali’nde Danimarka pavyonunda sanatçının aynalarla yarattığı eserine bakan kişi parçalı görüntüsünü izlerken platformun üzerindeki dalların ve yaprakların rüzgarla hareket etmesinin görüntüsü de eseri tamamlıyordu.
Sanatçının Yerleştirmelerine, nesnelerine ve imgelerine bakınca doğanın sihrini sanatın hizmetine sunuyormuş gibi görünüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 276|Çağdaş Kavramsal Sanat 7

Kimlik 6
Göçmenlik

  • Tanınmama veya yanlış tanınma bir baskı biçimidir. Charles Taylor’a (1931-) göre kimlikler, inşaları için çevre tarafından tanınmaya bağımlıdırlar; tanınmazlarsa veya yanlış tanınırlarsa, oluşumları kötü şartlar altında gerçekleşir. Bu hem bireysel, hem de kolektif düzeyde geçerlidir. Yine Taylor’a göre, feodal toplumların ana ilkesi saygınlık iken, modern toplumun esas ilkesi eşit onur ilkesidir.
  • Toplumların karmaşıklaşması, daha fazla sosyal grupta tanınma ihtiyacı yaratmıştır. Küreselleşme, daha fazla melezleşmeye ve kültürel farklılıkların daha iyi algılanmasına yol açmıştır.
  • ABD’li filozof Nancy Fraser (1947-), tanınmayı siyasi bir kategori olarak görür: Tanınma, her şeyden önce sosyal adalet meselesidir. Temel prensip, devlete bağlı olan veya olmayan sosyal kurumlara katılım eşitliğidir (parity of participation). Bunun gerçekleşmesi için gereken ilk koşul maddi olanakların sağlanmasıdır. Aşırı yoksulluk sesini duyuramaz. Her yaşam tarzının eşit değerini kabul eden katılım eşitliği ilkesi, radikalleşmiş bir liberal eşitlik ilkesi olarak sunulur.
Göçmenlerin Reddi, Banksy. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

Göçmenlerin Reddi, Banksy.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

  • Alman filozof Axel Honneth’a (1949-) göre, her adaletsizlik tanınmamadan doğar; tanınma ana konudur: Bireylerin kendilerini birey olarak algılayabilme ve rasyonel hesaplar yapabilme kapasiteleri, öncesinde çevre tarafından birey olarak tanınmış olmalarını gerektirir.
  • Fransa’da 2005 yılının sonunda üç hafta süren banliyö ayaklanmaları ve birçok açıdan 2011 yazında İngiltere’de yaşanan ayaklanmalar tam da bu sorunla ilgilidir. Fransa’nın büyük şehirlerinin banliyölerinde yaşayan, büyük çoğunluğu işsiz, Sahra Altı Afrika ve Mağrip kökenli olan gençler arabaları ve kamu mallarını ateşe vermişler ve polisle sert çatışmalara girmişlerdir. Olaylar İslam’ın ve kontrolsüz göçlerin üzerine atılmış olsa da, aslında sömürgecilik ve yeni sömürgeciliğin ürünüdür. Irksal olarak damgalanmaları, işe başvurmaları sırasında yaşadıkları ayrımcılıkta açıkça görülür.
  • 2009 yılında Ernst Bloch Ödülü madalyası ile ödüllendirilmiş olan ABD/Türk filozof Seyla Benhabib (1950-), uluslararası hukukun kaynağını devletlerin egemenliğinden aldığını; son senelerde uluslararası hükümet kurumları ve sivil toplum örgütlerinin sayısında artış olduğunu; göç hareketlerinin yoğunlaştığını; bu hukuki ve siyasi küreselleşmenin artık kozmopolit normlar gerektirdiğini savunmaktadır.
  • 11 Eylül 2001’den başlayarak ABD, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerde dahi, Müslüman göçmenler ve yerleşimciler, siyasi soruşturmalara ve güvenlik soruşturmalarına maruz kaldılar.
  • 2003 yılına gelindiğinde Batı Avrupa’da 15 milyonun üzerinde Müslüman yaşamaktaydı. Bu sayı, bölgenin toplam nüfusunun yaklaşık %4’ü; Finlandiya, Danimarka ve İrlanda’nın toplam nüfusundan daha fazla idi.
  • Çinli muhalif sanatçı ve aktivist Ai Weiwei ve Hint asıllı Britanyalı sanatçı Anish Kapoor, 2015’te Avrupa’da yaşanan sığınmacı krizi ile ilgili sığınmacıların durumlarına ve yaşamsal haklarına dikkat çekmek için omuzlarında sığınmacıları temsilen battaniyeler taşıyarak ve mültecilerin kat ettikleri mesafeyi sembolik biçimde dile getirmek üzere Londra’da yürüyüş yaptı. Ai Weiwei, Kopenhag’daki sergisini, Danimarka hükumetinin mültecilerin değerli eşyalarına el koymasını öngören yasa tasarısının onaylanması üzerine kapatmıştı.
  • İslam’a dair tematikler kamusal sanatta yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. 2007 yılında Kopenhag’ın sembolü Denizkızı heykeline kara çarşaf giydirildi. Bu suretle heykel, yabancı bir dinin boyunduruğuna girmiş bir kurban gibi gösterilmekteydi. Bu anonim eylemle, “ülkenin İslamlaştırılması tehdidi”ne dikkat çekilmek isteniyordu. Yine Kopenhag’da, başında geleneksel örtüsüyle Danimarkalı bir kadını temsil eden Balıkçının Karısı heykelinin yanında, başında İslami başörtüsü ile fotoğraf çektirten bir milletvekili ve göç uzmanı, iki örtü arasında bir aşinalık kurmak istemiştir. Danimarka Çağdaş Sanatı’nda tanınmış bir fotoğraf sanatçısı olan Trine Søndergaard (1972-), geleneksel örtü (strude) takmış kadın fotoğraflarından oluşan bir sergi açarak kimlikleri sorgulamak istediğini; Danimarkalı kadınların saygınlığın geleneksel işareti olarak taktığı örtü ışığında bakınca Müslüman kadınların örtüsü bir Ötekilik sembolü olmaktan çıkabilir, görsel sanat aracılığıyla, kültürlerarası bir aşinalık yaratmak mümkün olabilir diye düşündüğünü belirtmiştir.
  • Ai Weiwei, Suriyeli mültecilerin durumunu dünyaya duyurmak için Midilli Adası’nda performanslar düzenledi. Ai Weiwei, Nilüfer Demir’in çekmiş olduğu Aylan Kurdi fotoğrafı ile aynı pozu vererek mülteci dramına bir kez daha dikkat çekmek istedi. Aynı amaçla Berlin Konzerthaus’un cephesindeki beş kolonunu göçmenler tarafından kullanılmış 14 bin can yeleği ile kapladı (Şubat 2016).
Anadolu’dan Yansımalar (Su, Us, Yolculuklar), Ragıp Basmazölmez, 2001. Enstalasyon, ahşap bavul üzerine kumaş kaplama ve su sesi. Baksı Müzesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Anadolu’dan Yansımalar (Su, Us, Yolculuklar), Ragıp Basmazölmez, 2001.
Enstalasyon, ahşap bavul üzerine kumaş kaplama ve su sesi.
Baksı Müzesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kendisine “gelecek arkeoloğu” denilen, sosyo-kültürel trendlerin gelişimini inceleyen Lidewij Edelkoort, bir başka kimlik daha tanımlıyor: sadece beğendikleri şeyleri paylaşıp, beğenmedikleri hakkında fikir beyan etmeyen, like jenerasyonu.
  • Hanif Kureishi, Son Söz adlı eserinde “önemsiz detaylar insanın asıl yapı taşıdır” diye yazmış.

 

Efkar Kırıkları, Hüsamettin Koçan, 2000. Hüsamettin Koçan şöyle diyor: “Oralı olmayanlar bir sınıra dayanıyorlar. Sahile gitmek aslında bir sınırla karşılaşmaktır. Öteki bizle yüz yüze gelmektir. Kıyıdaki için hep bir öteki yaka vardır. Onun için sınıra gelip dayanmak bir ötekiyle buluşmaktır. Oralı olmayan ve hepsi göçebe olanlar gelip o sınıra dayandıkları zaman aslında kendi sınırlılıklarını ve yabancılaşma durumlarının karşıtı olan bir psikolojiyle yaşıyorlar. İçimizdeki o yalnızlaşma ve yabancılaşma durumu.” Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı

Efkar Kırıkları, Hüsamettin Koçan, 2000.
Hüsamettin Koçan şöyle diyor: “Oralı olmayanlar bir sınıra dayanıyorlar. Sahile gitmek aslında bir sınırla karşılaşmaktır. Öteki bizle yüz yüze gelmektir. Kıyıdaki için hep bir öteki yaka vardır. Onun için sınıra gelip dayanmak bir ötekiyle buluşmaktır. Oralı olmayan ve hepsi göçebe olanlar gelip o sınıra dayandıkları zaman aslında kendi sınırlılıklarını ve yabancılaşma durumlarının karşıtı olan bir psikolojiyle yaşıyorlar. İçimizdeki o yalnızlaşma ve yabancılaşma durumu.”
Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı

 

Çağdaş Sanata Varış 272|Çağdaş Kavramsal Sanat 3

KİMLİK 2

Threats-Glock, Yarn Stuffing, Nathan Vincent, Contemporary Istanbul 2015. Erkeksi objeleri, kadınsı tığ işi ile kaplayan sanatçı, toplumsal cinsiyete atfedilen rolleri sorguluyor. İzleyiciyi, çocukluktan itibaren toplum tarafından, eşyalar ve aktiviteler ile empoze edilen tavrı sorgulamaya davet ediyor. Eserin bir diğer amacı ise militarizmi sorgulamak ve çocukken silahla oynayanların ileride kendilerini bir savaşın içinde bulduklarına dikkat çekmek. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Threats-Glock, Yarn Stuffing, Nathan Vincent, Contemporary Istanbul 2015.
Erkeksi objeleri, kadınsı tığ işi ile kaplayan sanatçı, toplumsal cinsiyete atfedilen rolleri sorguluyor. İzleyiciyi, çocukluktan itibaren toplum tarafından, eşyalar ve aktiviteler ile empoze edilen tavrı sorgulamaya davet ediyor.
Eserin bir diğer amacı ise militarizmi sorgulamak ve çocukken silahla oynayanların ileride kendilerini bir savaşın içinde bulduklarına dikkat çekmek.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Toplumsal cinsiyet (gender) cinsel kimliğin kültürel tanımıdır; toplumsal temelli değer, rol ve beklentilerin tümüyle ilişkilendirilir.
He, Elmgreen & Dragset, 2013. Eserleriyle sosyal ve kültürel sorunlara işaret eden Danimarkalı sanatçı Michael Elmgreen (1961-) ve Norveçli sanatçı Ingar Dragset (1969-), 1995’ten beri birlikte çalışmaktadırlar. Bugüne kadar hep tartışmalar yaratmış işlere imza atan ikilinin bakır yeşili Deniz Erkeği heykeli, Danimarka’nın simgesi Kopenhag’daki Deniz Kızı’na alternatif olarak üretilmiş, Danimarka'nın kuzeydoğusunda yer alan Helsingør şehrine gümüş renklisi yerleştirilmişti. Art International 2015, İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

He, Elmgreen & Dragset, 2013.
Eserleriyle sosyal ve kültürel sorunlara işaret eden Danimarkalı sanatçı Michael Elmgreen (1961-) ve Norveçli sanatçı Ingar Dragset (1969-), 1995’ten beri birlikte çalışmaktadırlar.
Bugüne kadar hep tartışmalar yaratmış işlere imza atan ikilinin bakır yeşili Deniz Erkeği heykeli, Danimarka’nın simgesi Kopenhag’daki Deniz Kızı’na alternatif olarak üretilmiş, Danimarka’nın kuzeydoğusunda yer alan Helsingør şehrine gümüş renklisi yerleştirilmişti.
Art International 2015, İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çifte Gerçeklik, Gülsün Karamustafa, 1987-2013. Resim, heykel, kolaj, video ve film gibi teknikleri kullanarak işler üreten sanatçı, eserlerinde toplumsal tabulara, korkulara, merkezi otoritenin dışladığı, yok saydığı gruplara vurgu yapar. Arabeski yaratan iç göç ile küçük insanların dünyası da sanatçının temalarındandır. Fotoğraf:www.sanalbasin.com

Çifte Gerçeklik, Gülsün Karamustafa, 1987-2013.
Resim, heykel, kolaj, video ve film gibi teknikleri kullanarak işler üreten sanatçı, eserlerinde toplumsal tabulara, korkulara, merkezi otoritenin dışladığı, yok saydığı gruplara vurgu yapar.
Arabeski yaratan iç göç ile küçük insanların dünyası da sanatçının temalarındandır.
Fotoğraf:www.sanalbasin.com