Etiket arşivi: Contemporary İstanbul 2015

Şiddet 37| Batı’da Kadının Konumu 2

Fotoğraf sanatçısı Melisa Mızraklı’nın Contemporary İstanbul 2015’te yer alan eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf sanatçısı Melisa Mızraklı’nın Contemporary İstanbul 2015’te yer alan eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Protestanlık, bütün baştan çıkarmaların ve günahların nedeni olarak görülen kadının imajını değiştirmiş, kadını erkeğin yardımcısı konumuna yükseltmişti.
  • Kuzey Amerika’da hem kadının hem de erkeğin işlediği seksüel suçlar, kamçıyla dövme, kızgın demirle dağlama ile cezalandırılıyordu.
  • Püritenlerin beden düşmanlığı, ruj sürmenin ve güzel görünmeye çalışmanın günah ve ahlak düşkünlüğü olarak görülmesine yol açarken, edepli bir kadının yüzünden ve ellerinden başka her yerini örtmesi gerektiği düşünülüyordu.
  • ABD Anayasası, vatandaşın devredilemeyen hakları arasında eşitlik ve mutluluğa ulaşma hakkını da içeriyordu.
  • 1835 yılına gelindiğinde Amerikalı kadınların çoğu dönemin İngiliz ve Fransız kadınlarından daha eğitimli ve daha bağımsızdı. Kadınlar, 1849’da hekim olarak çalışma hakkı elde ettiler. 20 yıl sonra Wyoming Eyaleti kadınların seçime katıldığı ilk eyalet oldu. Kadınlar bu eyalette mahkemelerde jüriye de katılabileceklerdi. Seçimlere katılma, 50 yıl sonra anayasal hak haline geldi.
  • Kadınların seçme hakkını kabul eden ilk ülke 1893 yılında Yeni Zelanda olmuştu. Onu Danimarka, Finlandiya, İzlanda ve Norveç izledi. Rusya’da kadınlar 1917 Ekim Devrimi ile seçme hakkı kazandılar. 1918’de İngiltere, 30 yaşından büyük kadınlara seçme hakkı verdi. On yıl sonra yaş sınırı 21’e indirildi. Bu hak ABD’de 1920’de tanındı. Türkiye’de kadınlara 1930′da belediye seçimlerinde seçme, 1933′te muhtar seçme ve köy heyetine seçilme, 1934′te milletvekili seçme ve seçilme hakları tanınmıştır. Fransa’da kadınlar bu hakkı 1944’te elde ettiler.
  • Freud, 1929’da erkekleri kültürle özdeşleştirmiş, kadını ise erkeği düşman olarak gören, olumsuz ve tutucu bir güç olarak tanımlamıştı. Kadın, kültürün rakibiydi.
  • Ünü, Avrupa’yı aşarak ABD’ye bile ulaşan Otto Weininger’e (1880-1903) göre, kadın maddeselliğin en alt basamağında olan bir nesnedir. Kendisi de bir Yahudi olan Weininger, kadınların yanı sıra Yahudilere de düşmandır. Ona göre Yahudiler ve kadınlar en yüksek düzeyde güvenilmezdir. 1903 yılında intihar ettikten sonra eserleri çok ilgi uyandırdı. Weininger’in kadınları aşağılama olgusu, Yahudi-Hıristiyan köklerine ve eski Yunan filozoflarının düşüncelerine dayandırılır. Onun fikirlerinde kadın eşitliğinin fahişeliğe geçme isteği olduğu; kadın hakları hareketinin bir Yahudi icadı olduğu savlanır. Adolf Hitler’in (1889-1945) Schopenhauer, Nietzsche ve Weininger’den etkilendiği düşünülür. Bu dördünün yaşamlarında da ortak noktalar bulunur: Dördü de tek başlarına kalmışlar, doygun bir aile hayatı yaşamamışlar; hepsinde toplumun dışında kalma duygusu ve kendi önderliklerine çok güçlü bir inanç vardı; hepsinde kadınlara yakın olma korkusu ve Yahudi düşmanlığı vardı.
  • Freud, Batı kültüründe, kadınları aşağılama ile antisemitizm arasında bir ilişki olduğunu yazar.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 304|Ekolojik Sanat 4

  • Organik malzemeler kullanılarak üretilen üniteler, cihazlar da vardır. Bu yöntem, atığın doğada bilinmeyen bir kavram olduğu savına dayanır. Atık ve çöpün ortadan kaldırılması ilkesi önemsenmiş, atık etiği diye bir konu gündeme gelmiştir.
  • Plastik poşet yerine kağıt poşeti tercih etme, organik atıkları gübreye dönüştürme (kompostlama), geri dönüşüm ve atık madde ile ilişkimizde önemli değişiklikleri, onu nasıl kullanacağımızı ve atık maddenin kendimizi nasıl suçlu ya da erdemli hissetmemizi sağlayacağını gösterir.
  • Bu kavramlar doğrultusunda atıklara dayalı sanat yapma stratejisi gelişmiştir.
Heykeltıraş Kazım Karakaya (1971-) 2014 yılında açtığı Dönüşüm adlı sergisindeki eserleri, beş aylık bir çalışma sonucunda, Bursa’daki demir-çelik fabrikasındaki atık malzemeleri kullanarak gerçekleştirmişti. Fotoğraf:www.futuristika.org

Heykeltıraş Kazım Karakaya (1971-) 2014 yılında açtığı Dönüşüm adlı sergisindeki eserleri, beş aylık bir çalışma sonucunda, Bursa’daki demir-çelik fabrikasındaki atık malzemeleri kullanarak gerçekleştirmişti.
Fotoğraf:www.futuristika.org

Ganalı kadın sanatçı El Anatsui, Contemporary İstanbul 2015’e şişe kapakları ve bakır tellerden yaptığı büyük boy duvar süslemeleri ile katıldı. Eserleri uzaktan kumaş gibi görünüyordu. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Ganalı kadın sanatçı El Anatsui (1944-), 1990’lardan sonra Batı Afrika tekstil üretimi geleneğiyle meşgul olmuş ve bir grup yardımcısıyla birlikte eski şişe kapaklarından ve teneke kutu kapaklarından bakır tellerle bağlayarak gösterişli kumaşlar dokumuştur. Sanatçı, kumaş Afrikalılar için anıtların Batılılara ifade ettiği manaya gelir, demiştir. Kumaşlarda kullanılan Ecomog Cin markası, Sierra Leone ve Liberya’daki savaşı sona erdiren yerel güçlerle aynı adı taşımaktadır. Köle ticaretinde takas için kullanılan mallar arasında alkol kilit bir öneme sahipti. El Anatsui, kumaşlarının niteliğini belirtmek için göçer estetiği terimini kullanır. Bu estetik özünde, düşüncelerin akıcılığı ve biçimin geçiciliği hakkındadır. 2007 Venedik Bienali’nde eseri Palazzo Fortuny’nin ön cephesinde sergilenen sanatçı, 2015 yılında Contemporary İstanbul’a yukarıdaki eseri ile katılmıştı.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • Brezilyalı sanatçı Christian Pierini, nam-ı diğer Mister C, portrelerini yaparken işe yaramayan kablo, vida, CD, klavye, plak, kamera gibi elektronik hurdaları kullanıyor.

Resim olmayan resimler yapan Alman sanatçı Isabell Beyel’in (1968-) eseri Swim ve detayı. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

 

2015 yılında Bodrum Turgut Reis’te, D-Marin ve İnaf Gari sinema filmi ekibi tarafından düzenlenen Deniz Atığı Sanat Etkinliği çerçevesinde sanatçı Rıfat Koçak ve Deniz Gönüllüleri işbirliği ile hazırlanmış tablolar sergilenmekteydi. Denizden toplanmış pet şişe kapakları, gazoz kapakları, camlar gibi malzemelerle yapılmış tablolardan biri de Sadun Boro’nun portresi idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2015 yılında Bodrum Turgut Reis’te, D-Marin ve İnaf Gari sinema filmi ekibi tarafından düzenlenen Deniz Atığı Sanat Etkinliği çerçevesinde sanatçı Rıfat Koçak ve Deniz Gönüllüleri işbirliği ile hazırlanmış tablolar sergilenmekteydi. Denizden toplanmış pet şişe kapakları, gazoz kapakları, camlar gibi malzemelerle yapılmış tablolardan biri de Sadun Boro’nun portresi idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Burcu Perçin’in 2017 yılında açtığı Yeşili Doldurmak adlı sergisinden. Sanatçı insanın doğayı önce yok edip sonra inşa ettiğini, ona yeniden şekil verdiğini, yeşili bir dolgu malzemesi olarak kullanarak büyük şehirlerde yapay peyzajlar ürettiğini ve bunların estetik açıdan sorgulanmaya açık olduğunu söylüyor. Fotoğraf: Sergi Rehberi

Burcu Perçin’in 2017 yılında açtığı Yeşili Doldurmak adlı sergisinden.
Sanatçı insanın doğayı önce yok edip sonra inşa ettiğini, ona yeniden şekil verdiğini, yeşili bir dolgu malzemesi olarak kullanarak büyük şehirlerde yapay peyzajlar ürettiğini ve bunların estetik açıdan sorgulanmaya açık olduğunu söylüyor.
Fotoğraf: Sergi Rehberi

 

 

Çağdaş Sanata Varış 289|Video Sanatı 2

Hıslayan, Ed Atkins, çoklu ses kanalları ile iki kanallı video ve karışık teknik, 21:50 dk. 2015. Ed Atkins (1982-), dijital çağda nasıl algıladığımız, nasıl iletişim kurduğumuz ve bilgiyi nasıl elediğimize dikkat çekmek istiyor. Çoğunlukla yüksek çözünürlüklü video ve metinleri şiirsel ve yazınsal bir biçimde kullanıyor. Ürettiği videolar tamamlanmamış veya kesintiye uğramış şarkı, konuşma, altyazı ve el yazısından oluşan çok katmanlı imgeleri bir araya getiriyor. Bir bilgisayar canlandırma uzmanı ile ortaklaşa çalışan Atkins, yeni yazılım sistemlerinin ürettiği hipergerçek yüzeylerden faydalanıyor, karmaşık ve kaotik ortamlar yaratıyor.  Yukarıdaki Hıslayan adlı işinde bize 2013 yılında Florida’daki evinde uyuduğu sırada yatağının tam altında açılan çukur tarafından yutulan Jeffrey Bush’un absürt öyküsünü anlatıyor. Büyükada’da yıkık, eski ahşap bir evde sunulan Hıslayan, Bush’un hayatının son dakikalarını anlatıyor. 14. İstanbul Bienali, Büyükada, Rizzo Palas. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hıslayan, Ed Atkins, çoklu ses kanalları ile iki kanallı video ve karışık teknik, 21:50 dk. 2015.
Ed Atkins (1982-), dijital çağda nasıl algıladığımız, nasıl iletişim kurduğumuz ve bilgiyi nasıl elediğimize dikkat çekmek istiyor. Çoğunlukla yüksek çözünürlüklü video ve metinleri şiirsel ve yazınsal bir biçimde kullanıyor. Ürettiği videolar tamamlanmamış veya kesintiye uğramış şarkı, konuşma, altyazı ve el yazısından oluşan çok katmanlı imgeleri bir araya getiriyor. Bir bilgisayar canlandırma uzmanı ile ortaklaşa çalışan Atkins, yeni yazılım sistemlerinin ürettiği hipergerçek yüzeylerden faydalanıyor, karmaşık ve kaotik ortamlar yaratıyor.
Yukarıdaki Hıslayan adlı işinde bize 2013 yılında Florida’daki evinde uyuduğu sırada yatağının tam altında açılan çukur tarafından yutulan Jeffrey Bush’un absürt öyküsünü anlatıyor. Büyükada’da yıkık, eski ahşap bir evde sunulan Hıslayan, Bush’un hayatının son dakikalarını anlatıyor.
14. İstanbul Bienali, Büyükada, Rizzo Palas.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

On/Off, MARCK, 2015. İşlerinde genellikle kadınların toplum içinde yaşadığı fiziksel ve psikolojik engelleri konu aldığı için “ Kadınları çıkışı olmayan metal kutulara kapatmayı seven sanatçı” olarak anılan İsviçreli video heykeltıraş MARCK, kadınların dar alanlarda bile sürekli hareket etmelerini hep bir sınırları aşma umudu olarak yorumluyor.  Contemporary Istanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

On/Off, MARCK, 2015.
İşlerinde genellikle kadınların toplum içinde yaşadığı fiziksel ve psikolojik engelleri konu aldığı için “ Kadınları çıkışı olmayan metal kutulara kapatmayı seven sanatçı” olarak anılan İsviçreli video heykeltıraş MARCK, kadınların dar alanlarda bile sürekli hareket etmelerini hep bir sınırları aşma umudu olarak yorumluyor.
Contemporary Istanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yeşil Hat, Francis Alys, 2004. Fotoğraf: locart.be

Yeşil Hat, Francis Alys, 2004.
Fotoğraf: locart.be

  • Belçikalı sanatçı Francis Alys (1959-), ideolojik sınırların geçerliliğini sorgulayan çok parçalı bir proje üretti. Çalışma, Arap-İsrail Savaşı’nın sonucunda 1949’da çizilmiş sınırlara gönderme yapar. Yeşil Hat, aynı zamanda tampon bölge anlamına gelir. Adındaki yeşil, resmi anlaşmalar sırasında harita üstüne sınırı çizerken kullanılan kalemin rengini ifade eder. Sanatçı bu toprak taksimine tepki olarak Yeşil Hat boyunca elindeki kutudan yere yeşil boya akıtarak yürür. Proje video dokümantasyonu, sanatçının yürüyüş rotasının işaretlendiği bir harita, konuyla ilgili resimler, desenler, fotoğraf kolajları ve heykeller içerir.
  • İstanbul’un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkentlerinden biri olması vesilesiyle tasarlanan projelerden biri, İstanbul’un bazı semtlerinde MOBESE (Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu) kameralarının bulunduğu kamusal alanlarda sanatçıların yapacağı Performans ve Yerleştirmelerin, kameraların kayıtları aracılığıyla 24 saat canlı olarak internet üzerinden izlenebilmesi idi.
  • Gözden ziyade zihni taklit etmesi, düşünce ve davranışın kalıplarını açığa vurması, sosyal ve siyasi gerçeklikleri sergileyip parçalarına ayırması, dünyayı görme ve anlama yollarımız hakkında düşünmemize yol açması Video Sanatı’nın gelişen nitelikleri haline gelmiştir.

 

Şiddet 13 | Ritüellerdeki Şiddet 5 |Günah Keçisi

  • Şiddetin kutsallaştırılmasında, kötülük, kirlilik ve lanetin, hayvan, insan gibi canlı varlıklara aktarılması yönteminde hem psikolojik hem de fiziksel şiddetin dini bağlamda kullanılması söz konusudur. Şiddetin psikolojik boyutu, günah keçisi kavramında karşılığını bulmaktadır. Seslenilen tanrı erkek ise boğa, dişi ise koyun günah keçisi olarak seçilirdi. İnsanın da günah keçisi rolünü üstlendiği olurdu.
  • Sunağın önünde merhamet dileyene kadar kişinin dövülmesi fiziksel ve psikolojik şiddetin aynı anda kullanımına örnek gösterilebilir.
  • Kötülüklerin bir günah keçisi aracılığıyla kovulması çok yaygın bir uygulamaydı.
  • Günah keçisi olarak kutsal bir insan ya da hayvan kullanılırdı. Onlar vasıtasıyla kötülükler ve günahlar yılda bir kez toptan kovulurdu.
Toxic Mary, Banksy, 2003. Global Karaköy 2016 sergisinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Toxic Mary, Banksy, 2003.
Global Karaköy 2016 sergisinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Batı Himalaya halkları bir köpeği içki ile sarhoş eder, sonra taş ve sopalarla öldürürlerdi. Bunu yapınca uğursuzluğun yıl boyu köylerine uğramayacağına inanırlardı.
  • Fal bakmak için insan kurban etme Doğu Kafkasya’da yapılırdı. Mızrakla kalbi delinen kişinin yere düşüş şeklinin, ülkenin refahı hakkında bilgi verdiğine inanılırdı. Bu törenin, halkın günahlarını ve şanssızlıklarını alıp götürmesi için öldürülen bir insan-tanrı olabileceği de düşünülüyor. Çünkü bu kişi gömülürken halk da arınma için orada bulunurdu.
Mukadderat, Bahadır Baruter, 2015. Contemporary İstanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mukadderat, Bahadır Baruter, 2015.
Contemporary İstanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Doğu Hindistan halk törelerinde ölüm, kutsal bitki ruhunun bir temsilcisi olduğu kadar bir günah keçisidir. Hep ilkbaharda kovulur. Ölüyü dışarı sürme töreni geçen yılın birikmiş kötülüklerini kovmayla ilgilidir.
  • Nepal’de rahipler renkli ipliklerle cemaat arasında gezer; kişiler iplikleri ellerinden, boyunlarının arkasından geçirir. Böylece hem cemaat birbirine bağlanmış olur hem de ip avuçta yuvarlanıp dertler bu iplere aktarılır. Rahiplerin topladığı iplerle dertler uzaklaşmış olur.
    Nepal’i 1951 yılına kadar 104 yıl yönetmiş olan Rana Hanedanı tanrılara insan kurban etme geleneğine son vermiş.
  • Zamanla insan kurban etme uygulamasında ölüm cezası almış suçlular kullanılmaya başlandı.
  • Atinalılar düzenli olarak kamu hesabına aşağı sınıftan kişiler beslerlerdi. Kentte veba, kuraklık, kıtlık gibi bir felaket yaşandığında günah keçisi olarak bunlardan yararlanırlardı. Bunlar kent dışına sürülür, taşlanarak öldürülürlerdi. Ayrıca her yıl mayıs ayında iki kurban Atina dışına çıkartılır, taşlanarak öldürülürdü.
  • MÖ 6. yüzyılda Küçük Asya’da Yunanlar, bir kamu felaketi yaşandığında, çirkin bir kişiyi yakıp, küllerini denize saçarlardı.

 

Çağdaş Sanata Varış 277|Çağdaş Kavramsal Sanat 8

Kimlik 7
Azınlıklar

Fabrizio Corneli, Contemporary İstanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fabrizio Corneli, Contemporary İstanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sovyetlerin dağılması ile, SSCB’deki toplumsal kimlik ile bireysel kimlik arasındaki farklar da irdelenmiştir.
  • Yahudi Soykırımı’na göndermede bulunan; ırkı, etnik kimliği, cinsiyeti, cinsel tercihi, her türlü farklılığı yok sayan zihniyetin tehlikesini anlatmayı amaçlayan yapıtlar üretilmiştir. 1990’lı yıllardan günümüze çok geniş bir üretim alanını kapsayan kimlik politikaları sanatı, toplumda yaygınlık kazanmış temsillerin üzerine giderek toplumsal ayrımcılığı gözler önüne sermek ve Yapısöküm’e uğratmayı hedefler.
  • Evanjelik hareket, 1920’lerdeki göç dalgalarını, geleneklerin ve ABD’nin elden gidişi olarak değerlendirir.
  • Olayların gelişimiyle bir göçmen toprağı haline gelen, ama böyle bir misyon için kendini uygun görmeyen Batı Avrupa’da bazı halklar, kimliklerini sadece kendi öz kültürlerine referanstan başka türlü algılamada hala zorlanıyorlar.
50. Venedik Bienali’nde Giardini’de yer alan İspanyol Pavyonu’nda İspanya’nın adı siyah bir malzeme ile örtülmüş, pavyonun ana giriş kapısı tuğla ile örülmüş. Bir işaret izleyiciyi pavyonun arkasına yönlendiriyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

50. Venedik Bienali’nde Giardini’de yer alan İspanyol Pavyonu’nda İspanya’nın adı siyah bir malzeme ile örtülmüş, pavyonun ana giriş kapısı tuğla ile örülmüş. Bir işaret izleyiciyi pavyonun arkasına yönlendiriyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İspanyol Pavyonu’nun arka tarafında iki polis bekliyor ve pasaport soruyor. Sadece İspanyolları içeri aldıklarını söylüyorlar.  İspanyol sanatçı Santiago Sierra (1966-), “Bir duvar örerek İspanya’yı yabancılara kapatıyorum; bu da Berlin Duvarı gibi, Batı Şeria Duvarı gibi bir duvardır,” diyerek ülkesinin göçmen sorunu ile ilgili tutumunu protesto ediyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İspanyol Pavyonu’nun arka tarafında iki polis bekliyor ve pasaport soruyor. Sadece İspanyolları içeri aldıklarını söylüyorlar.
İspanyol sanatçı Santiago Sierra (1966-), “Bir duvar örerek İspanya’yı yabancılara kapatıyorum; bu da Berlin Duvarı gibi, Batı Şeria Duvarı gibi bir duvardır,” diyerek ülkesinin göçmen sorunu ile ilgili tutumunu protesto ediyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Çağdaş Dönem’in ilk kırılma noktasının 1989, bir diğerinin ise 11 Eylül 2001 olduğu rahatlıkla söylenebilir.
  • 2001, Britanya’da Çokkültürcülük konusunda rüzgarın tersine döndüğü yıl oldu. Çokkültürcülüğün bütünleşme yerine ayrışmayı beslediği; çokkültürcülüğün vaktiyle işe yaradığı fakat artık miadını doldurduğu, zira azınlıkları hakiki Britanyalılar olmaya teşvik etmekten çok farklılığı fetiş haline getirdiği yazılmaya başlandı. İngiltere’de 2005’te gerçekleştirilen bombalı saldırılardan sorumlu olan bireylerin çoğunun Britanya’da doğmuş olmaları, Çokkültürcülüğün bu saldırılardan bizzat sorumlu olduğunun iddia edilmesine yol açtı. Hollanda’da yaşanan olaylardan sonra 2005 yılında Francis Fukuyama, pek çok açıdan Çokkültürcülüğün öncülüğünü yapmış olan Hollanda ve Britanya’yı, köktendinciliğin kılıfı haline gelmiş çokkültürcü siyasetlerden vazgeçmeye ve sert önlemler almaya çağırdı.
  • 2001’den sonra başlayan terörle mücadele süreci için Uzun Savaş adı önerildi.
  • Asimilasyon, yeni gelenlerin yerleşik topluma verecekleri rahatsızlığın en alt seviyede tutulmasını ve diğer yurttaşlara olabildiğince benzemelerini tercih eder. Bütünleşme politikası, çoğunluğu oluşturan topluluk üyelerinin de ellerini taşın altına sokmalarını, toplumsal etkileşim süreçlerinin çift yönlü olmasını önerir. Çokkültürcülük de çift yönlü bir etkileşim öngörürken, bu sürecin farklı gruplar için farklı şekilde işlemesi gerektiğini zira herkese aynı şekilde uygulanabilecek tek bir şablonun olmadığını savunur.
  • Buna karşılık, liberal demokratik bir devletin, kimi yurttaşlarının İrlandalı-Amerikalı, Hintli-Britanyalı gibi tireli kimlik sahibi olabilecekleri düşüncesine açık olması gerektiği vurgulanır. Tireli kimlikler, elbette siyasal niteliktedir. Tireli kimlikler, yeni etnikliklerdir.
  • Çağdaş Dönem’de kimlikler eskiden olduğundan daha akışkandır. 1980’lerin başında kendilerini siyah olarak tanımlamış olanlar on yıl sonra Bangladeşli olabilmekte, bugün ise kendini Britanyalı Müslüman diye tarif edebilmektedir.
  • Karşılaştırmalı mitoloji ve karşılaştırmalı din alanlarında tanınan Joseph Campbell (1904-1987), sevgi ve merhameti kendi grubumuzdakilere saklarken, öfke ve istismarı dışarı, “öteki”lere yönlendirdiğimize dikkat çeker.