Etiket arşivi: cinsellik

Çağdaş Sanata Varış 329|Çağdaş Sanata Yöneltilen Eleştiriler

Düşünen, Cody Choi (1961-). Rodin’in Düşünen Adam’ı tuvalet kağıdı, Pepto-Bismol adlı mide bağırsak rahatlatıcı, alçı ve ahşap ile 1995-1996’da üretilmiş. Düşünen’in üzerine konduğu ahşap sandık ise sanatçının 1994 yılındaki bir yapıtı. Bienal’de eser, diğerinin fotoğrafı ile birlikte sergileniyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, Kore Pavyonu, 2017.

Düşünen, Cody Choi (1961-). Rodin’in Düşünen Adam’ı tuvalet kağıdı, Pepto-Bismol adlı mide bağırsak rahatlatıcı, alçı ve ahşap ile 1995-1996’da üretilmiş.
Düşünen’in üzerine konduğu ahşap sandık ise sanatçının 1994 yılındaki bir yapıtı. Bienal’de eser, diğerinin fotoğrafı ile birlikte sergileniyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, Kore Pavyonu, 2017.

  • Dünyadaki büyük metropollerin hepsinin birbirine benzemesi, mimarinin kendini kopyalaması olarak düşünülüyor.
  • Sanatın insanı şaşırtması, sarsması gerektiği genel kabul gören bir kanı. Ama çağdaş görsel sanat yapıtlarının aracı amaç haline getirdiği; bütün meselenin hüner göstermeye indirgendiği; sanatın gösteri yanının ağır basmaya başladığı; hatta lunapark derinliğine indiğini; söylenmek istenen sözlerin çok sıradan olduğu; çağdaş sanatçının daha az estetik, daha çok etik talep ettiği; içerik ön plana çıktıkça da sığlaşmaya, zayıflamaya başladığı getirilen eleştiriler arasında.
  • Nasıl ki popüler kültürün baskısı bir dönem edebiyatı tepki olarak felsefe yapmaya ittiyse, görsel sanatta da özellikle Pop Art akımına tepki olarak Kavramsal Sanat bir dönem için önem kazanmıştı. İki alanda da derinleşme uzun sürmedi, küreselleşmenin etkileriyle bir kez daha tezli ya da slogancı edebiyat ağır basar oldu, Kavramsal Sanat da yerini yerleştirme, video, fotoğraf gibi araçlarla bir tür slogancı sanata bıraktı. Etik açıdan derinleşmek yerine, etik boyut giderek sığlaştı, politikleşti. Çağdaş sanat gazeteciliğe, röportaja, belgesele benzemeye başladı, deniyor.
  • Politik ya da sosyolojik kurgularla, estetiğin tamamen ikinci plana atıldığı, çarpıcı söz söylemenin en önem verilen konu olduğu söyleniyor. Çağdaş Sanat derinlikli sanat yapıtları değil, çarpıcı tek söz söyleyen politik ya da sosyolojik kurgular olmakla suçlanıyor.
  • Etik boyutu tamamen politikaya indirgeyen, gerçekliğe slogancı, yararcı açıdan yaklaşan, güzelliği yadsıyan bir estetik.
  • Militan sokak estetiği.
  • Radikal olmayı taklit eden ama hiç radikal olamayan bir başkaldırı.
  • Çağdaş sanatta “güzel” büsbütün anlamsızlaşıyor, çağdaş sanat bizi çirkinin, korkunç olanın ortasında bırakıyor.
  • Çağdaş sanat bize karşı şiddet uygulayarak uyarıyor bizi.
  • Çağdaş sanatın dinin yerine geçme eğilimi var.
  • Zanaat eksikliği ile malul.
  • İfade düzeyinde zaman zaman fazla kolaylaşabiliyor.
  • Venedik Bienali’nde 100 yıldır hangi ülkeler askeri, ekonomik açıdan güçlüyse onların pavyonları var. Diğer ülkeler kenarda köşede yer alıyor. Çağdaş Sanat, bütün başkaldırı iddiasına rağmen, bu ekonomi-kültür-coğrafya politikalarına hala tutsak.
  • Çağdaş Sanatı, aşırı incelikle en üst düzeyde basitliğin birbirine girdiği bir yapı olarak tanımlayanlar da var.
  • Bu dönemde kültür kelimesinin sanat kelimesini; teknoloji kelimesinin bilim kelimesini; yönetim kelimesinin politika kelimesini; cinsellik kelimesinin aşkı sildiği öne sürülür.
David, Guan Xiao; üç kanallı, renkli ve sesli video enstalasyonu, 2013. Çinli heykeltıraş ve video sanatçısı Guan Xiao (1983-), Rönesans’ın ünlü ustası Mikelanj’ın David adlı heykelini ele alıyor. Sanatçı ünlü heykelin kupalarda, önlüklerde ve daha pek çok ıvır zıvırın üzerindeki izini sürerek bu kült eserin değerinin düşürülüşünü vurguluyor. Görüntülere sanatçının söylediği bir şarkı eşlik ediyor. Şarkının sözleri de eserin ana fikrini destekliyor. David, sadece kaydettiğimizi, anmadığımızı; sanat eserinin metalaştırılmasını, ticarileştirilmesini, anlamının içinin boşaltılmasını vurgulayan alegorik ve eleştirel bir çalışma. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

David, Guan Xiao; üç kanallı, renkli ve sesli video enstalasyonu, 2013.
Çinli heykeltıraş ve video sanatçısı Guan Xiao (1983-), Rönesans’ın ünlü ustası Mikelanj’ın David adlı heykelini ele alıyor. Sanatçı ünlü heykelin kupalarda, önlüklerde ve daha pek çok ıvır zıvırın üzerindeki izini sürerek bu kült eserin değerinin düşürülüşünü vurguluyor. Görüntülere sanatçının söylediği bir şarkı eşlik ediyor. Şarkının sözleri de eserin ana fikrini destekliyor. David, sadece kaydettiğimizi, anmadığımızı; sanat eserinin metalaştırılmasını, ticarileştirilmesini, anlamının içinin boşaltılmasını vurgulayan alegorik ve eleştirel bir çalışma.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

Jeff Koons’un eserlerinin taklitleri Çin’de bir lokantanın paravanında kullanılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

Jeff Koons’un eserlerinin taklitleri Çin’de bir lokantanın paravanında kullanılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

Aynısı Hatta Daha İyisi, Jake ve Dinos Chapman, 2010. Tracey Emin’in tanınmış yapıtlarından biri olan Bugüne Kadar Beraber Olduğum Herkes’in yangında yok olmadan önce çekilmiş fotoğrafları yardımıyla yeniden yapımı. Chapman Kardeşler, içeriği anlamdan boşaltma girişimi kapsamında tekrarı bir taktik olarak kullanarak kültürel değeri sıfır olan işler üretmeyi arzuluyorlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2017.

Aynısı Hatta Daha İyisi, Jake ve Dinos Chapman, 2010.
Tracey Emin’in tanınmış yapıtlarından biri olan Bugüne Kadar Beraber Olduğum Herkes’in yangında yok olmadan önce çekilmiş fotoğrafları yardımıyla yeniden yapımı. Chapman Kardeşler, içeriği anlamdan boşaltma girişimi kapsamında tekrarı bir taktik olarak kullanarak kültürel değeri sıfır olan işler üretmeyi arzuluyorlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2017.

  • Çağdaş görsel sanat izleyiciye kendini tanımayı ve var olmayı öğreten değil, sadece öfkelenme yolları öneren bir sanat olarak eleştiriliyor.
  • Marksist düşünür Theodor Adorno’nun (1903-1969) estetik teorisi de bir ders veya mesaj vermeye adanmış bir sanat eseri yaratmanın terk edilmesi gerektiği üzerineydi. Sanat eseri dünyanın gidişatına, örneğin mevcut toplumsal düzene, sadece formu yoluyla direnmelidir. Jacques Lacan da (1901-1981) sanatla alakasız bir şeyler ifade etme düşüncesine karşıdır. Sanat kurumunun alternatiflere dikkat çekme amacı taşımadığını belirtmiştir.

 

Şiddet 36| Batı’da Kadının Konumu 1

  • Kuzey Amerika Yerlilerinin dişli vajina miti kadının gücü ile erkeğin korkusunun uyarlamasıdır. Mecazi anlamda her vajinanın gizli bir dişi olduğu varsayılır; bu nedenle erkek her seferinde eksilerek dışarı çıkar. Cinsellik, erkek enerjisinin kadının doygunluğu ile tüketilmesi anlamına gelir.
  • Freud, erkeğin, gücünün kadın tarafından ele geçirilmesinden, onun dişiliğinin kendisine bulaşmasından ve güçsüz görünmekten korktuğunu yazar.
  • Medusa’ya baktığında taş kesilenler, kadınlar değil erkekler olmuştur. Freud bunu, ilk defa kadın cinsel organı gören erkek çocuğun iğdiş edilme korkusu ile özdeşleştirir.
  • Erkek, doğanın vekili olan kadın tarafından yok edilmekten korkar. Macar psikanalist Sandor Ferenczi (1873-1933), kadın cinselliğinin periyodik nabzı (ergenlik, adet, gebelik, doğum, menopoz) erkekten çok, kadının baskı altında tutulmasını gerektirir.
  • Ne ABD’de, ne de Fransa’da büyük devrimden sonra kurulan Ulusal Meclis, kadınlara erkeklerle eşit haklar tanımıştı. Her iki ülkede de seçim hakkı kadınlara verilmemişti. Baskıcı önyargılar devam ediyordu. Platon’dan beri süregelen, kadının bedeni, erkeğin aklı temsil ettiği yönündeki düalist görüş devam ediyordu.
  • Kadınlar çok sonra ABD üniversitelerine girmeye hak kazanmışlar, 1948 yılında ilk kez bir kadın, Cambridge Üniversitesi’nden diploma almıştır. Ama aynı üniversitenin bazı tutucu bölümlerinin kadınları kabul etmesi 40 yıl sonra olacak ve protesto için erkek öğrenciler kollarına siyah bant takacaklardı.
  • Tüm dünyada Mason dernekleri ve Batı’daki erkek kulüpleri kadınların girmesi yasak olan yerlerdir. Bu kulüpler, erkeklerin buluştuğu, sohbet ettiği, iş konuştuğu, oyun oynadığı yerlerdir. Bu kulüplere ülkemizde en yakın düşen kurum kıraathanelerdir. Ama aradaki fark, kıraathanelere kadınların gitmesi yaygın bir uygulama olmasa bile yasak değildir.
  • Kraliçe Victoria’nın tahta çıktığı 1837 yılında başlayan Viktoryen Dönem, cinselliği sofu bir anlayışla ele almış, cinsellik, düşkün kadınların ve proletaryanın karakter yapısı olarak görülmüştü. Cinsel arzu, yalnızca erkekleri ilgilendiren bir konuydu. Kadın için cinsel ilişkiden zevk alma, ahlaksal bozulmanın ve bir hastalığın (melankoli, histeri, nemfomani vs) işareti veya sebebiydi. Aynı cinse cinsel eğilim göstermek ise bir hastalık ve ahlaksızlıktı. Kraliçe, kadın haklarını, bütün gelenek, görenek ve görgü kurallarının ihlali olan, tehlikeli bir çılgınlık olarak görüyordu.
  • Masalar örtülü kullanılıyordu çünkü masa bacakları cinsel duyguları uyandırabilirdi!
  • Kadınlara karşı şiddet, Viktoryen toplumun yabancısı değildi. Bu dönemde, Viktoryen küçük kız çocuğu kültü denen durum oluştu, Londra, çocuk genelevleri ile doldu taştı.
  • Hiç evlenmemiş olan Arthur Schopenhauer (1788-1860) için kadın erişkin bir çocuktu. Sadece insan cinsinin devamı için vardı.
  • Friedrich Nietzsche’ye (1788-1824) göre ise, kadının her şeyi bir bilmeceydi ve çözümü hamilelikti. Erkeğin yapısındaki derinlik kadında yoktu; kadının yapısı yüzeyseldi. İtaati ile yüzeyselliğine bir derinlik kazandırmalıydı. Kadın Gerçeğin rakibiydi.
  • 19. yüzyılda Fransa’da kadın haklarına kısıtlamalar getirildi. 1804 yılında çıkartılmış Code Napoléon adlı yasa paketiyle, büyük devrimin kadınlara getirdiği haklar geri alınmıştı. Erkek, kayıtsız şartsız karısının ikamet yerini belirleme, boşanma durumunda onun bütün mülküne el koyma, ihanete uğramışsa hapis cezasına çarptırma, çocukların bütün haklarını elinden alma hakkına sahipti. Kendi ihanetinin cezası yoktu.
Hiçbir Yerin Haritası, Grayson Perry, 2008. Immanuel Kant’a (1724-1804) göre kadın, güzelliğin simgesiydi. Yaşamdaki rolü, çiçek buketi yapmak ve erkek düşüncesinin hizmetinde olmaktı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hiçbir Yerin Haritası, Grayson Perry, 2008.
Immanuel Kant’a (1724-1804) göre kadın, güzelliğin simgesiydi. Yaşamdaki rolü, çiçek buketi yapmak ve erkek düşüncesinin hizmetinde olmaktı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 17. yüzyıl modası, kadın bedenini sımsıkı saran bir korse içine hapsediyordu.
  • John Locke (1632-1704) herkesin doğuştan eşit olduğunu; insan aklının doğuşta boş bir sayfa olduğunu söyledi. Bu durumda kadın da erkek gibi boş bir sayfa olduğundan, doğuştan aşağılık unsurlar taşıyamazdı. Ancak kadının eğitimsizliği tartışılabilirdi. Locke, kadınların acılar çekerek dar korseler içine hapsedilmesine de karşı çıkan ilk düşünürlerden biriydi. Aileyi, anne ve babanın aynı derecede pay sahibi olduğu bir birlik olarak görmüştü.
  • İngiliz filozof John Stuart Mill (1806-1873) inançlı bir kadın hakları savunucusuydu. Siyasete tabula rasa kuramını ilk getirenlerdendi. İnsan doğası diye bir şey yoktu; bütün etik ve bireysel farklılıklar dış etkiler sonucu ortaya çıkıyordu.
  • Charles Darwin (1809-1882) kadınların daha küçük kafatasları, bu nedenle de daha az gelişmiş bir beyinleri olduğu açıklamasını yaptı.
  • 1857 yılında İngiltere’de kadınlara boşanma, 1870’de kadına kendi servetini yönetebilme hakkı tanındı.
  • İngiltere Başbakanı William Gladstone (1809-1898) kadınların seçilme hakkına karşı çıkıyordu.
  • Batı felsefesi tarihsel olarak, kadınları sonradan akla gelen bir düşünce olarak tartışmış ya da içermiştir. Bu durum, erkek cinsinin asıl paradigma olduğu varsayımına dayanır.
  • 20. yüzyıldan önce kadınların felsefi eğitim görmeleri hemen hemen olanaksızdı. Yalnızca Platon ve Phythagoras’ın kadın öğrencileri vardı.
  • Erdem kelimesi, virtue, erkeği dile getiren vir kökünden gelir. İnsan anlamına kullanılan man, erkek demektir. Aynı şekilde bütün insanlar için kullanılan mankind, insanlık ve erkeklik anlamını taşır. (Türkçedeki adam sözcüğünün insan anlamına kullanılması gibi.) Zaman içinde iş adamı tabiri, iş insanına dönüşmüştür.

 

 

Şiddet 34 | Hıristiyanlık’ta Kadının Konumu 1

  • Hem Yaradılış hem de ilk günah açısından Yahudi ve Hıristiyan kültürü benzerlik gösterir ancak İsa’nın kişilik özelliklerinde kadın düşmanlığı yoktur ve ona inananlar arasında çok sayıda kadın olduğu; Musevi Peygamberlerden hiçbirinin etrafında bu kadar büyük bir kadın grubunun toplanmadığı; ilk dönemlerde Hıristiyanlığa giren kadın sayısının erkeklerden fazla olduğu söylenir. İsa’nın on iki yıldan beri kanaması olan bir kadının eteğini öptüğü Matta İncil’inde yer alır.
Aziz Pavlus, Masaccio, 1426-28. Fotoğraf: Pinterest

Aziz Pavlus, Masaccio, 1426-28.
Fotoğraf: Pinterest

  • Birinci yüzyılın ortalarında Aziz Pavlus, mektuplarında36 inançlı kişiden söz eder, bunların 16’sı kadındır; hepiniz İsa nezdinde birsiniz, aynısınız der. Kadının bedenine hükmetme hakkı erkeğinindir; aynı şekilde erkeğin bedenine hükmetme hakkı da kadınındır, diye yazar. Ama “Erkek, kadının başıdır. Erkek kadından değil, kadın erkektendir. Kadın, erkek onu istediği için vardır” diye de yazar ve kiliseye giderken kadının başını örtmesini ister. Havari Paulus’tan beri cinsellik, inananlar için utanılacak bir olguydu.
  • İstenmeyen bebeklerin çöplüğe atılma töresi, Hıristiyanlığın Roma’da yayılmasına ve kabul görmesine kadar sürdü. Yeni inançta bebekleri öldürmek ve düşük yapmak yasaklanmıştı; dul bir kadını yeniden evlenmeye zorlamak yoktu; evlilik yaşam boyu sürmeliydi; sadakatsiz taraf ister kadın ister erkek olsun aynı derecede günahkar sayılıyordu. Bakirelik yüksek bir değerdi; bu yüzden kadınlar erken yaşta evlenmeye zorlanmıyordu. Kadınlara da erkekleri reddetme hakkı tanınıyordu.
  • Hıristiyan inancında ruhsal kurtuluş, ancak cinsellikten uzak durarak kazanılabiliyordu. 3. yüzyıldan başlayarak kadının cinselliğinden nefret güçlendi. İnsan topluluklarından uzak kalarak kadınlara yönelik arzudan uzak durmanın aracı, mağaralar, çöller, sütunlar üzerinde ve manastırlarda yaşam sürmek oldu.
  • 393 yılında çıplak bedenle yapılan Olimpiyat Oyunlarına son verildi.
  • Erkekle kadın arasındaki fark, değiştirilmesi mümkün olmayacak kesinlikte Tanrı tarafından belirlenmiş olduğu için homoseksüel ilişkiler lanetlendi.
  • Aziz Augustinus (354-430), kadın düşmanlığına vurgu yapan felsefi temelleri oluşturdu. Platon’un saf ve sonsuza kadar değişmeyen biçim (İdealar) düşüncesini Augustinus Tanrı ile özdeşleştirdi.
  • 4. yüzyılda tutucu Hıristiyanlara göre, kadınla aynı yatağı paylaşmak ahlaksızlıktı.
Meryem'in Günahsız Gebeliği, Giambattista Tiepolo, 1767-1769. Meryem Ana'nın günahsız bir biçimde İsa peygambere gebe kalışını betimleyen tablodaki her ayrıntı İncil'deki bir ayrıntıyı betimliyor. Hz. Meryem, insana ilk günahı işleten yılanın üstüne basmakta. Fotoğraf: Çok Gezen Çocuk

Meryem’in Günahsız Gebeliği, Giambattista Tiepolo, 1767-1769.
Meryem Ana’nın günahsız bir biçimde İsa peygambere gebe kalışını betimleyen tablodaki her ayrıntı İncil’deki bir ayrıntıyı betimliyor. Hz. Meryem, insana ilk günahı işleten yılanın üstüne basmakta.
Fotoğraf: Çok Gezen Çocuk

  • Bakir bir doğurganlık çelişkili gibi görünebilir ama çok eskidir. Mısır tanrıçası Net, partenogenesis (döllenmesiz üreme, kendini dölleme) ile Ra’yı yaratmıştır. Hera ve Afrodit yılda bir kere kutsal pınarda yıkanarak bekaretlerini geri kazanırdı. Aynı ikilik, hem bakire avcı hem de doğumun simgesi olan Artemis’te de görülmektedir. Yüce Ana da anne olmak için erkeğe ihtiyaç duymayan bir bakiredir. Bakir doğurganlık, Hıristiyanlıkta da devam etmiştir.
  • 431 yılında Meryem, Tanrı’nın Annesi makamına yükseltildi. Yaklaşık 50 yıl önce de bir başka kilise konseyi, Meryem’in ebedi bakireliğini ilan etmişti. Efes’te yaşayanlar, o çağda bakire Tanrıça Diana’ya tapıyorlardı. Meryem, Adem ile Havva’nın işledikleri günahı işlememiş, temiz ve kusursuz kalmıştı. Cinsel arzu, Kilise tarafından kirli ilan edilmiş oldu.
  • Katolik Kilisesi’nin ikonografi örneklerinde Meryem, ayağı ile yılanın başını ezerken şehvetin başını ezmektedir.
  • Musevi ve Hıristiyan geleneğinde insan, Tanrı imgesi ile canlandırılır; Mısır’ın aksine hiçbir zaman hayvanlara tapılmamış Yunan dininde Tanrı insan imgesi ile canlandırılmıştır. Yunan tanrılarının hayranlık uyandıran insani güzellikleri söz konusudur. Oysa Musevilik, yaratıcılığı Tanrı’ya özgü kılarak, sanatı ve sanatçıyı baskı altında tutmuştur.

 

 

Şiddet 17 | Cinsel Şiddet 2

  • Aziz Augustinus (354-430) ilk günah mitini geliştirmişti. Suç, hazzı Tanrı’da değil, yaratıklarda arayan akıldışı arzu demek olan, şehvet ile kirlenmiş cinsel eylemdi.
  • Bastırılan cinsellik, giderek şiddete dönüşüyor. Şiddet ve arzu, cezalandırma ve tatmin isteği iç içe geçerek vahşi bir karanlık oluşturuyor.
  • Sigmund Freud’un bilinçaltı üzerine temellenen Psikanalitik anlayışında esas olan çocukluk süreci, cinsellik ve saldırganlık dürtüleridir. Bilinçdışı alan olan id; cinsel ve saldırgan dürtülerin, arzuların ve hazların kaynağı olarak kişinin karakter oluşumunda en önemli unsur olarak kabul edilir.
  • Cinsel duyguları bastırma, cinsel saplantının bir başka formudur.
  • Bedensel arzularını tatmin edemeyen ve kendi bedenine yabancılaşan insanın şiddete yöneldiği biliniyor. Tatminsizliğin yarattığı zihinsel gerilim, şiddet olarak dışa yansıyor.
  • Diğer güdüler gibi cinsel güdü de kontrol altına alınabilir. Aileden topluma kadar uzanan çevrenin eğitici, yönlendirici, ya da tersine, kışkırtıcı etkisi önemli rol oynar.
  • Kontrol altına alınamayan cinsellik ve saldırganlık güdüsü birbirini tetikler.
  • Kadın bedeni, işlenip karın doyuran toprakla özdeş tutulmuş, işlenip soyu devam ettiren bir tarla gibi algılanmıştır.
  • Jacques Lacan’a (1901-1981) göre, cinselliğin çeşitli tarzlarının cinsel gereksinimin hazzından öte, bir kendine saygı sağlama aracı olarak kullanılması olgusuyla karşılaşılır.
  • 16. yüzyılın sonlarına kadar Kilise, Aristo’nun kuramını benimsemiş, erkek ceninin döllenmeden 40 gün, dişi ceninin 60 gün sonra bir ruh kazandığına inanmıştı. Bu süreler içinde kürtaj yapılabilirdi.  1588 yılında Papa’nın çocuk aldırmanın ceninin gelişmesinin her döneminde cinayet olacağı yönündeki açıklaması ile durum değişmişti.

(Bloğumuzda 25 Aralık 2015 tarihinde yayımlanan Katolikler ve Kürtaj adlı yazıya da bakabilirsiniz.)

  • 1960’lı yıllarda piyasaya çıkan doğum kontrol hapı günümüzde de Papaların hışmına uğruyor.
  • Bugün bütün uygar toplumlar, cinsel ilişkiye zorlamanın suç olduğunda birleşiyor. Bunu yapan erkek tecavüz suçlusudur ve bu suçun cezası vardır. Katolik Kilisesi’nin anlayışına göre ise, hamile kalmada kadının onayı önemli değildir.
  • Köktenci Protestan kuruluşların baskısı ile 1980’li yıllarda Başkan Ronald Reagan kürtaj yapan ya da bu konuda kadınları bilgilendiren sosyal hizmet kuruluşlarına bütün maddi destekleri kesmişti. En önemli destekçileri köktendinci çevrelerden olan George W. Bush da kürtaja karşı savaş açtı; tüm aile planlaması ve sağlık örgütlerine yapılan yardımları tamamen kesti; yoksul ülkeleri de ya kürtaj yardımlarını tamamen durdurma ya da ABD yardımlarından vazgeçmeye zorladı.
  • Katolik Kilisesi ile Protestan köktendinciler kürtaj konusunda ittifak içinde.
  • Eşcinseller, transseksüeller şiddetin konusu olmaktadır. 1960-1970’lerden başlayarak kadın ve erkek kategorilerinin baskıcı olduğuna; biyolojik ve toplumsal cinsiyet arasındaki ayrıma dikkat çekilmeye başlanmıştır. Biyolojik cinsiyet, kadınlar ve erkekler arasındaki biyolojik ayrımlara, toplumsal cinsiyet ise onları ayıran kültürel farklılıklara işaret eder. Toplumsal cinsiyet (gender) cinsel kimliğin kültürel tanımıdır; toplumsal temelli değer, rol ve beklentilerin tümüyle ilişkilendirilir.

2015 yılında ArtInternational İstanbul’da sergilenen Alexandre ve John Gaillard’ın eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2015 yılında ArtInternational İstanbul’da sergilenen Alexandre ve John Gaillard’ın eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Evlilik de ataerkilliğin ve baskının dayanaklarından biri olarak görülmeye başlanmış; devletin, cinsel davranışların düzenlenmesine ve bireyler arasındaki ilişkinin nitelenmesine el koyuşu olduğu yönünde yorumlar gelişmiştir.
  •  1960’lı yıllardan bu yana pek çok feminist sanatçı medya aracılığıyla inşa edilen cinsel rollere ve tarihsel erkek egemen sanata odaklanmıştır. Bu konuları canlandırmak için popüler kültürde sık sık yer alan kadının bir cinsel obje ve/veya “evinin tanrıçası” imajlarını kullanmışlardır. Bunu bazen sosyal beklentilere paralel giyinip makyaj yaparak bir Performans’ta sergilemişlerdir. Bazı sanatçılar kozmetik kullanımının şahsiyeti nasıl ortadan kaldırdığını vurgulayan işler yaparken, bir kısmı da kalıplaşmış cinsel rolleri makyaj ile vurgulamayı seçmiştir.
Fotoğraf sanatçısı Zanele Muholi (1972-) ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki siyah lezbiyenler ile cinsiyet değiştirmiş olanların karşılaştıkları nefret ve dışlanma ile gördükleri şiddeti görselleştirmeyi amaçlar. Kendisi de eşcinsel olan sanatçı, onlar adına konuşan ve görseller yayımlayanlara, kendilerinin de bunu yapabilecek yetenekte olduğunu göstermek ve suskun kalmamak adına bu işe soyunduğunu söylüyor. Bordeaux, Zanele Muholi, 2013. Fotoğraf: Media Diversified

Fotoğraf sanatçısı Zanele Muholi (1972-) ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki siyah lezbiyenler ile cinsiyet değiştirmiş olanların karşılaştıkları nefret ve dışlanma ile gördükleri şiddeti görselleştirmeyi amaçlar. Kendisi de eşcinsel olan sanatçı, onlar adına konuşan ve görseller yayımlayanlara, kendilerinin de bunu yapabilecek yetenekte olduğunu göstermek ve suskun kalmamak adına bu işe soyunduğunu söylüyor.
Bordeaux, Zanele Muholi, 2013.
Fotoğraf: Media Diversified

 

 

Şiddet 16 | Cinsel Şiddet 1

  • Mezopotamya inançlarında tecavüz yaradılış için neredeyse zorunluydu.
    Göklerin tanrısı Enlil, sonradan karısı olacak Tanrıça Ninlil’e tecavüz etmiştir. Bu tecavüz, bir yaratım için mecburiyet arz eder gibi yansıtılarak rasyonelleştirilmiş; bu tecavüzün neticesinde Ay Tanrısı doğmuştur.
    Enki, Nintu’ya tecavüz etmiş, Ninmu doğmuş,
    Enki, Ninmu’ya tecavüz etmiş, Ninkurra doğmuş,
    Enki, Ninkurra’ya tecavüz etmiş, Uttu doğmuş,
    Enki, Uttu’ya tecavüz etmiş, dünyadaki bitkiler doğmuş.
  • Hammurabi (MÖ 1811-1750) kanunları arasında “Bir kişi hırsızlık yaparsa eli kesilir; tecavüz ederse ölüm cezası alır ya da erkeklikten men edilir” hükmü vardır.
  • Fallus, verimliliğin simgesi olarak görülmüştür. Yeryüzünün dört bir köşesinde fallus tapımı yaygındı. Organın kesilip toprağa atılması ve ondan çıkan tohumların ürünü artırmasıyla ilgili pek çok efsane vardır. Kibele rahipleri, toprağı tohumlayıp bol ürün almayı sağlasın diye, erkelik organının tamamını kesip gömerlermiş. Attis-Agdistis-Adonis mitolojide erkeklik organını kesmiş tanrılardır.
  • Kadim Yunan inancında Zeus pek çok tanrısal varlığın yanı sıra kadına da tecavüz etmiştir. Zeus’un en sık estetize edilen tecavüzü Leda ile olanıdır. Leda’nın tecavüz sırasında bir hayli mutlu betimlenmesi ile tecavüz meşrulaştırılmaya çalışılmıştır, denebilir. Batı uygarlığı bu tecavüzleri, aşk öyküleri olarak sunmuştur. Antik Yunan kültürü tecavüz kültürünün öncülerindendir.
  • MÖ 6. yüzyılda Solon Yasaları uyarınca tecavüze uğrayan kadına suçlu gözüyle bakılıyor, eşini aldatmış gibi cezalandırılıyor, törenlere katılması ve takı takması yasaklanıyor, toplumca aşağılanmayla, toplumun dışına itilmekle cezalandırılıyordu.
  • Platon (MÖ 429-347), cinselliğin kontrolünü siyasal bir araç olarak görmüştü. Onun inancında dünyasal zevklerin lanetlenmesi, cinselliği bir elit yaratmanın aracı olarak görmesi, devletin gereksinmelerine sınırsız öncelik tanıması Nasyonal Sosyalistlerin üstün ırk hayalinde; Çin’de, Mao üniformaları içinde kadınlarla erkeklerin cinsiyetlerinin ayırt edilemeyişine; Taliban’ın şiir, müzik, kuaför salonlarını yasaklamasında kendini göstermeye devam etti denebilir. Totaliter devletler, kadının süslenmesinden hoşlanmaz.
  • Eski Yunan’da erkeğin eşine ihaneti boşanma sebebi sayılmıyordu. Bu anlayış 1923 yılına kadar İngiltere’de de devam etti.
  • Remus, öfkeli kardeşi Romulus tarafından öldürüldü. Romulus, Roma’nın yedi kralının ilki oldu. Romulus efsanesi, pek de asalet, cesaret, doğruluk destanı sayılmazdı. Fakat Romalılar buna bayılmıştı, ne de olsa onlar Mars’ın çocuklarıydı. Mitolojide Mars, tecavüzcü ve çocuklarını öldürmeye teşebbüs eden bir tanrıydı. Şiddet, Romalıların kanında vardı, Roma şiddetten doğmuştu. Roma’nın kuruluşunda Romulus’un tertibi ile Sabin kadınlarına tecavüz edilmişti. Roma kültürü, bir tecavüz miti üzerine inşa edilmişti. Roma’da, Romulus’a atfedilen yasaya göre, bütün erkek çocuklar ve sadece ilk doğan kız çocuklar büyütülebiliyorlardı.
Bikaner Kalesi, Racistan, Hindistan. Cinsel şiddetten sakınmak için Pers işgaline uğrayan Ksanthos’ta erkekler, kendileri öldükten sonra geride kalan kadın ve çocukların yaşayacağı trajediyi düşünerek onları kalenin içine toplayarak yakmışlardı. Ksantoslular aynı şeyi Brutus’un kuşatmasında da tekrar etmişlerdi. Racistan’da Bikaner şehrinin kalesi, Mughal İmparatorluğu orduları tarafından kuşatıldığında, kaledeki kadınlar erkekleri savaşta öldü haberi aldıkları için kendilerini yakıyorlar. Bu bir sati uygulaması. Kadınlar ateşe atlamadan önce ıslak sıvaya el izlerini bırakıyorlar. Buna Cohar deniyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Bikaner Kalesi, Racistan, Hindistan.
Cinsel şiddetten sakınmak için Pers işgaline uğrayan Ksanthos’ta erkekler, kendileri öldükten sonra geride kalan kadın ve çocukların yaşayacağı trajediyi düşünerek onları kalenin içine toplayarak yakmışlardı. Ksantoslular aynı şeyi Brutus’un kuşatmasında da tekrar etmişlerdi.
Racistan’da Bikaner şehrinin kalesi, Mughal İmparatorluğu orduları tarafından kuşatıldığında, kaledeki kadınlar erkekleri savaşta öldü haberi aldıkları için kendilerini yakıyorlar. Bu bir sati uygulaması. Kadınlar ateşe atlamadan önce ıslak sıvaya el izlerini bırakıyorlar. Buna Cohar deniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.