Etiket arşivi: Çığlık

Çağdaş Sanata Varış 249|Global Sanat Pazarı

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012. Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varoluşsal Boşluk, Grayson Perry, 2012.
Bu çömlek sanat dünyasının entrikalarıyla ve sanat eserlerine yakıştırılan hale ile dalga geçiyor. Kendisini Meta Çömlek ve bir İmzalı Parça olarak ilan eden seramiğe gömülü metin sanatın konuştuğu ve ekonomik dolaşımın egemen olduğu post kapitalist bir toplumda, sanat eserinin toplumsal ve finansal durumuna gönderme yapıyor. Picasso Peçetesi Sendromu cümlesi ile, ünlü bir sanatçının peçete kadar önemsiz bir şey üzerindeki imzasının, peçeteyi önemli bir kültürel yapıt statüsüne yükseltebileceği vurgulanıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Küresel sanat ekonomisi, 2000-2014 arasında %13 oranında büyüdü.

Global sanat pazarının ulaştığı büyüklük 2013 yılında 66 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Küresel sanat pazarında 2012’ye göre artış %8 olmuştu.

İlk dönemlerde sanat piyasasında alıcı Avrupalılar ve İngilizler olurken, daha sonra Amerikalılar devreye girdi. Son yıllarda en pahalı eserleri alanlar ise Asyalılar ve Japonlar.

2000 yılında sanat pazarının en büyük oyuncusu %55 payı ile ABD idi. Onu %27 ile İngiltere, %7 ile Fransa izliyordu.

2014 yılına gelindiğinde ABD’nin payı %37’ye düşerken Çin %27 pay ile ikinci sıraya oturmuştu. İngiltere ve Fransa’nın payları ise sırasıyla %21 ve %4 olmuştu.

Çağdaş Sanat Piyasası 2014-2015 Raporu’na göre, çağdaş sanat müzayedelerinin cirosu 1.76 milyar dolar oldu. Türkiye, Çağdaş Sanat müzayedelerinde en fazla gelirin elde edildiği 15 ülke arasında. İlk üçte ABD (650 milyon dolar), Çin (542,8 milyon dolar) ve İngiltere (410 milyon dolar) var. Türkiye 6,5 milyon dolarla kişi başı milli geliri çok daha yüksek ülkelerin önünde yer alıyor.

2010-2015 yılları arasında yüz milyon doların üzerinde fiyatla alıcı bulan sekiz eser oldu: Amedeo Modigliani Yatan Çıplak 170.4 milyon dolar; Francis Bacon Lucian Freud’un Üç Taslağı 142.4 milyon dolar; Andy Warhol Silver Car Crash 104.5 milyon dolar; Edvard Munch Çığlık 119.9 milyon dolar; Pablo Picasso Çıplak, Yapraklar ve Büst 106.5 milyon dolar; Alberto Giacometti  Yürüyen Adam 1 104.3 milyon dolar. Diğer ikisi:

Mayıs 2015’te Picasso’nun 1954-55 tarihli Cezayirli Kadınlar-0 Versiyonu tablosu, Christie’s’in New York’taki açık artırmasında 179,4 milyon dolara satılarak bir müzayedede satılan en pahalı resim oldu.

Aynı müzayedede, Alberto Giacometti’nin gerçek boyutlardaki İşaret Eden Adam (1947) adlı heykeli 141,3 milyon dolara satılarak dünyanın en pahalı heykeli oldu.

Yine 2015 yılında Sotheby’s’in New York müzayedesinde, Van Gogh’un Alyscamps’da Ağaçlıklı Yol (1888) adlı yapıtı, 66.3 milyon dolara satılarak, sanatçının  manzara resimlerindeki rekoru oldu.

Sotheby’s’in aynı müzayedesinde, Monet’nin Nymphalar (1905) isimli tablosu, 54 milyon dolara satılarak, Monet için ödenen en yüksek üçüncü fiyat oldu.

2015’te Christie’s New York’ta başka bir müzayedede Lucian Freud’un Sosyal Yardım Görevlisi Uyuyor (1995), 56.2 milyon dolara satılarak sanatçının rekorunu kırdı.

Yine Christie’s New York’ta Piet Mondrian’ın Kırmızı, Mavi, Sarı ve Siyahlı Kompozisyon No. III (1929) adlı yapıtı 50.6 milyon dolara satılarak sanatçının müzayede rekorunu kırdı.

Christie’s New York’ta Roy Lichtenstein’ın Hemşire isimli eseri de sanatçının kendi rekorunu kırarak 95.4 milyon dolara alıcı buldu. Sanatçının daha önceki müzayede rekoru 56 milyon dolardı.

Bunların hepsi 15-20 gün içinde 2015 yılında gerçekleşti. Christie’s’deki tarihi müzayedeye telefonla bağlanan koleksiyoncular sunulan 34 esere toplamda 491.4 milyon dolar ödediler.

Müzayede evlerinin ve koleksiyonerlerin kazancı, müzelerin, yani halkın kaybı anlamına geliyor. Yükselen fiyatlarla müze bütçelerinin baş etmesi mümkün gözükmüyor.

Empresyonist ve Modern sanat yapıtları, değerleri kanıtlanmış oldukları için piyasaya egemen olmayı sürdürüyor. Bu dönemlerden yapıtlara ödenen fiyatlar her müzayede döneminde yükseliş gösteriyor.

Hayatı boyunca tek bir tablosunu satabilmiş olan Van Gogh 1889 yılında yaptığı İrisler tablosundan hiç para kazanmamıştı. Tablo 48 yıl Fransa’da çeşitli koleksiyonlar arasında el değiştirdi. 1937 yılında New York’ta bir galeriye geldi; 1947 yılında 80 bin dolara (yaklaşık olarak 450 bin dolar) satın alındı; 1987 yılında ise 53.9 milyon dolara alıcı bularak 40 yılda 130 kat değer kazanmış oldu.

Sanat yapıtının değeri, birinin ona ne kadar ödemeye hazır olduğu ile ölçülüyor.

Bu düzeyde sanat yapıtlarının satışı ve değeri, küresel, hiperkapitalist kültürün değerleri ile bağlantılıdır, deniyor.

 

 

Korkular ve Toplumlar

Bir iddiadır toplumları korku yoluyla yönetmek. Topluma bir düşman tanımlayıp oyalayarak, hükümetin gündeminden dikkatleri bir süre dağıtmak veya toplumun özgür iradesiyle razı gelmeyeceği düşünülen bir konuda “Ölümü gören hastalığa razı olur” atasözünden ilhamla yeni bir düşman tanımlamak veya eski düşmanı hortlatmak, izlenen bir politika olabilir.

Bir devletin hukuk dışı bir eylemini sorgulamak ve cezalandırmak yerine, bu eylemi açığa çıkaranın sorgulanmak ve cezalandırılmak istenmesi de ulusal güvenliğin tehlikeye düşeceği korkusu yaratılarak savunulmaya çalışılır. Benzer gerekçelerle yetkililerin DNA’larının, biyometrik verilerinin toplanması yaygınlaştı, şimdi de daha geniş bir çevreye yayılıyor. Maliye baskınları*****

Konuyu, Nice İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Pierre Mannoni’nin İletişim Yayınları’nda çıkan Korku araştırmalarından yararlanarak incelemek istedik.

Tarih içinde, kollektif korku nesnelerinin sürekli değişimine tanık olunur. Bir korkunun diğerini neredeyse hiç ara vermeden kovması bir olgudur. Politik sorumlular, korkunun, yönettikleri kişilerin kaygılarını yansıtmasından faydalanabilirler. Ayrıca, sükunet ve tehlike yokluğu, hareketlenmeye elverişli değildir. Korku, grubu dinamik bir hale sokar. İktidar güçsüz düştüğünde veya baskı uyguladığında kitle içinde kaygılar belirir. Kaygı, krizin belirtisidir. Bireyler çare aramaya başlarlar. Bazen körükörüne boyun eğdikleri ikame çözümler de korkunun oğullarıdır ve böylece korkuyu ertelerler ve çoğaltırlar. Korkunun bir topluma sunduğu ikinci hizmet, toplumun kendi bilincine varmasını sağlamaktır. Aynı anda aynı endişenin paylaşılması, ortak olarak yaşanan durumun algılanmasını kolaylaştırabilir. Normalde rakip olarak görülen öteki, zor dönemi atlatmak için güvenilebilecek potansiyel bir müttefik olarak görülmeye başlanır. Şenlikle birleşen ayaklanma, korkunun eyleme dökülmesidir.

Kollektif kaygının giderilmesi genellikle bir suçlunun belirlenmesiyle gerçekleşir. Dışlanan, grubun teminatıdır.

Sanatçılar, korkularını eserlerinde nesnelleştirerek onları saran kaygıları saptamaya çalışırlar. Oslo Ulusal Müze’de sergilenmekte olan Edvard Munch’un Çığlık adlı tablosu.

Sanatçılar, korkularını eserlerinde nesnelleştirerek onları saran kaygıları saptamaya çalışırlar.
Oslo Ulusal Müze’de sergilenmekte olan Edvard Munch’un Çığlık adlı tablosu.

Gürültülü ifadeler, eğlenceler ve kılık değiştirmeler, kabusların üstünü örterler ve korkuyu geçici olarak uzaklaştırırlar. Karnaval kortejlerinde, komik maskelerin yanında, gülünç fakat yine de korkunç bir iskelet siluetinin dolaştığı sık sık görülür. Oynanan korku, yarı yarıya hakim olunan korku demektir. James Ensor, Garip Maskeler, 1891.

Gürültülü ifadeler, eğlenceler ve kılık değiştirmeler, kabusların üstünü örterler ve korkuyu geçici olarak uzaklaştırırlar. Karnaval kortejlerinde, komik maskelerin yanında, gülünç fakat yine de korkunç bir iskelet siluetinin dolaştığı sık sık görülür. Oynanan korku, yarı yarıya hakim olunan korku demektir.
James Ensor, Garip Maskeler, 1891.

İhlal edilmesi toplumun dengesi için tehdit oluşturan yasaklarla, işaretlerle ve tabularla; kutsal kabul edilen, değer verilen/anlam yüklenen mekan, nesne ve insanlarda bir ayrım yapılması sonucu bireylerin yaşamı üzerinde büyük bir ağırlığı olan kabarık bir buyruklar kümesi ortaya çıkar.

KUTSAL KORKULAR

İnsanın dünya karşısında boyun eğmesine neden olur. Kişi, kendinin her yönden aşılmış olduğu duygusuna kapılır. Bu ürkü, yaratılmış hiçbir şeyin doğurmayacağı bir iç korkuya neden olur.

İnsanların kutsal güçlerle iyi geçinmek ve öfkelerinden kaçınmak için başvurdukları çeşitli yöntemler vardır. İnsanlar, tanrısal öfkeden ne kadar çok ürküyorlarsa o kadar büyük bir inançla suçluyu cezalandırırlar. İntikamcı tanrının lütfunu kazanmak için cezalandırmakta tereddüt etmeyecekleri için kollektif kızgınlığı hiçbir şey durduramaz.

1348 yılı ile 17.yüzyıl başı arasında Avrupa’da kötülükler ve ajanlarının listesi yapılmış, Türkler, Yahudiler, din sapkınları, büyücü kadınlar listede yer almıştı. İnancın polisi olarak kurulan Engizisyon, bu günah keçilerine karşı tüm kızgınlığını yöneltmişti. Böylece korku bir öğretici haline gelmişti.

KUTSAL OLMAYAN KORKULAR

Toplumda, rutinden ayrılan şey karşısında duyulan korkuyu ifade eder.

*Hemen hemen bütün dönemlerde bulunan korkular. Maddi güvensizlik, dünyanın sonu tehditleri gibi. Çağdaş dönemde atom bombası kıyamete modern bir görünüm kazandırmış, nükleer silahlanmanın yarattığı tehdit modern dönemlerde başlamış ama devam edeceğe benzemektedir.

**Ortaya çıktıkları dönemden sonra başlangıçtaki biçimleriyle varlığını sürdüremeyen korkular. Büyücüler, hortlaklar, hayaletler gibi. Bunların yerini uzay yaratıkları, uçan daireler aldı.

***Bilim ve teknoloji. Bilimin korkuyu kışkırttığı haller. Atomun parçalanmasının yarattığı ürkü, radyoaktivitenin askeri kullanımın yanısıra sivil kullanımı, radyoaktif atıkların ve ürünlerin işlenmesi, stoklanmasının taşıdığı risk, kimyasal kirlenme, bazı tedavi yolları, genetik manipülasyonlar, toplumun bilgisayarlaştırılması, fişlenme, ırkçılık, fanatizm, terörizm, uyuşturucular, güvenlik tedbirlerinin ihmal edilebileceği ihtimali derin korkulara yol açıyor.

Kitlesel korkuların varolabilmek için yayılması gerekir. Üç yayılma biçiminden bahsedebiliriz.

Söylenti. Gündemdeki olayların önemli ve bunlar hakkında az ve muğlak bilgiler alınabiliyor olması. Kollektif bilinçaltının arkaik tabakalarından çıkan söylenti, rasyonel kanıtlar karşısında bile direnir.

Korku Salgınları. Oldukça büyük bir grubu etkileyerek, bulaşıcı hastalık gibi yayılan korkular. Bu tür fenomenlere, kapalı veya yarı kapalı ortamlarda rastlanır. Zayıf bir kişide uyanan korku, grubun diğer üyeleri arasında yayılır. Salgın, dostluk ve sempati ağlarını kullanarak yayılır.

Kollektif Psikozlar. Ortaya çıkışları toplumsal bünyenin bütün üyelerindeki ortak heyecan faktörlerine dayanır. Ordulardaki panikler, toplu göçler gibi. Muhtemel tehditler gerçek tehlikeler boyutunda büyütülerek, çarpıtılırlar ve abartılırlar. Baskın fikir, mantıklı ve kabul edilebilir gibi görünebilir. Güçlü kitle iletişim araçları ve modern bilgi dağıtım araçları kontrolden çıkmış haberlerin dolaşıma sokulmasında belirleyici bir rol oynar. Bu arketipik heyecanlar insanlığın bütün çağlarında vardır.

Korkunun bir araç olarak kullanılmadığı, güven veren ortamlar diliyoruz.