Etiket arşivi: Cicero

Şiddet 55| Devlet Şiddeti 1

  • Otoritenin etik ve yasal olmayan faaliyetleri otorite suçları olarak adlandırılır.
  • Reel şiddet olasılığı iç ve dış siyasetin özünü oluşturur.
  • Düzen ya da gelişme adına baskı, sömürü ve zulüm; yıldırma, keyfi yönetim, bir halkı kimliğinden yoksun bırakma; bir halka baskı yoluyla kendisini sömürenlerin ölçülerini benimsetme, onu ikinci sınıf yurttaş konumuna itme, mübadele, çaresiz ve muhtaç bırakma devletlerin işlediği suçlar kapsamına girer.
  • Hakir görme, sürgün, aforoz, hukuk koruması dışına çıkartma, olağanüstü hal uygulaması kullanılan araçlardan bazılarıdır.
  • Sosyal sistemlerin aşırı zorbalığının, insan ruhunu felç etme ve kitlesel boyun eğme eğilimini ortaya çıkarttığı biliniyor.
  • Pek çok ülkede “resmi görüş”ün dışına çıkmak tehlike içerir. Yüksek sesle düşünmek, düşündüğünü çekinmeden söylemek, pek çok ülkede, her türlü mahkumiyetin başlangıç noktasıdır.
  • İstikrarın temini için korku ve endişenin gerekli olduğu düşünülebilir. Bu yüzden salgın, savaş ve teknolojinin gerekli olduğunu düşünen çevreler vardır.
  • Bütün devletlerin içinde bir düşman ilan etme kurumu vardır. Hatta düşman yoksa onu inşa etmek gerekir. Farklı olan, tehditkardır.
  • Herhangi bir işi yapabilmek için bireyler zamanlarının önemli bir bölümünü politikacılarla ilişki kurmaya harcamak zorundaysa ülkenin kaynakları yanlış kullanılıyor demektir.

 

Asurbanipal Aslan Avında. Asur’da aslan avı iktidardaki monarşinin halkı için mücadelesinin ve halkına karşı olan koruma güdüsünün simgeleşmiş halidir. Bu rölyefin, Asurbanipal’in (MÖ.668 – 631 ) Ninova’daki (Kuzey Irak) sarayı için yapıldığı düşünülüyor. Eser, British Museum’da sergilenmektedir. Fotoğraf: Edebiyat ve Sanat Akademisi

Asurbanipal Aslan Avında. Asur’da aslan avı iktidardaki monarşinin halkı için mücadelesinin ve halkına karşı olan koruma güdüsünün simgeleşmiş halidir. Bu rölyefin, Asurbanipal’in (MÖ.668 – 631 ) Ninova’daki (Kuzey Irak) sarayı için yapıldığı düşünülüyor. Eser, British Museum’da sergilenmektedir.
Fotoğraf: Edebiyat ve Sanat Akademisi

  • Asur (MÖ 3000-MÖ612/609) rölyeflerinde kurban edilen hayvanın ifadesinde acı vardır ama avcının/kralın ifadesi korkusuz ve soğukkanlıdır; onun kendi şiddetinden etkilenmediği vurgulanır. Rölyeflerde yer alan şiddet, şiddet eylemine maruz kalan kurbanı odak noktası yapar. Tüm rölyeflerde görülen bu kodlama izleyiciyi bir çeşit estetik şiddete katılmaya veya katlanmaya çağırır. Narsisizm ile saldırganlığın el ele yürüdüğü düşünülür. Av hayvanının hem de aslan gibi güçlü bir hayvanın hakkından gelinmesi, erkek kimliğinin bir narsistik göstergesidir. Asur sanatında gözlenen sert disiplin, dosta düşmana politik şiddetin varlığını yansıtmaktadır. Bedende iktidarın tüm denetimleri kendini göstermektedir. Betimlenen ölü ve yaralıların hiçbiri Asurlu değildir. Asur sanatı narsisizmin yüceltildiği bir propaganda sanatıdır. Hiçbir zaman yenilmeyen bir Asur imgesi yaratmak için başvurulan bu yöntem, Mezopotamya’da binlerce yıl hiç değişmeden sürmüştür.
  • Antik resmin kanonik prensiplerine göre, kralın ve önemli kişilerin daha büyük betimlenmesi de politik baskının ifade edilmesidir.
  • Kölelik sistemi insanın insana şiddetini hukuki hale getiren bir sistemdir.
Roma’da plebler, toprak kiralıyorlar. Borcunu ödeyemeyen pleb köle oluyor. Bir plebin iki yere borcu varsa ve ödeyememişse, yasada bedeni bölüşülebilir diye yazıyor. Ekonomik şiddetin kökleri çok çok eskiye dayanıyor. Fotoğraf: Çizgilerle Ekonomi, RIUS, Yordam Kitap, 2016, sayfa 19.

Roma’da plebler, toprak kiralıyorlar. Borcunu ödeyemeyen pleb köle oluyor. Bir plebin iki yere borcu varsa ve ödeyememişse, yasada bedeni bölüşülebilir diye yazıyor. Ekonomik şiddetin kökleri çok çok eskiye dayanıyor.
Fotoğraf: Çizgilerle Ekonomi, RIUS, Yordam Kitap, 2016, sayfa 19.

 

 

  • Kent devletlerinin en önemli özelliği ataerkil egemenlik ilkesine dayalı oluşudur. Ataerkil sistem sömürücüydü; ruhsal mekanizması ise korku, dehşet ve boyun eğmeden oluşuyordu ve bu özelliği itibariyle şiddetin ve kaba güç felsefelerinin başlangıç noktasını ifade etmekteydi.
  • Platon’un (MÖ 427-347) bireyi yok sayan, yaptırımcı, baskıcı devletine örnek olan Sparta, hastaları ve sakatları ölüme mahkum ediyordu.
  • Aristo (MÖ 384-322), iyi yasa kurucular adaletten çok dostluğun korunmasına dikkat etmelidir, der. Dostluk, toplumsal yaşamı hukuk düzeninden daha yetkin düzenler, özellikle de şiddeti en az düzeye indirir.
  • Otorite silah demektir, silah güç, güç baskı, baskı ise şiddet demektir. Savaş şiddetin çocuğudur, şiddet de kaba gücün.
  • Romalı devlet adamı Cicero (MÖ 106-43), barış istediğimizi göstermek için savaşalım, der.

 

Beyin Salatası 13

  •   Bir kişi, bir grup, bir rol gibi uyarıcılarla ilgili olarak yapılandırılmış bilişsel yapılar şemalardır. Yeni bilgilerimiz, yaşadıklarımız, görüp duyduklarımız belli bir şemayla uyumlu olduğunda, o şemaya ilişkin duyuşumuz pekişir.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2016 yılında düzenlenen 3. Tasarım Bienali’nde Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’ndaki sergiden. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 2016 yılında düzenlenen 3. Tasarım Bienali’nde Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’ndaki sergiden.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

İsrailli hafıza ve zeka uzmanı Eran Katz, Doğan Kitap’tan çıkan Süper Hafızanın Sırları adlı kitabında, kadim bir Yahudi tekniğini hatırlama tekniği olarak kullandığını anlatıyor. Bu teknik, belli rakamlarla belli harfleri eşlemeyi, bunlardan kelimeler türetmeyi ve bu kelimelerden bir hikaye yaratmayı amaçlıyor.

Katz, yaş ve eğitim düzeyinden bağımsız olarak herkesin hafızasını geliştirebileceğini savlıyor.

Hatırlamak istediğimiz her şeyi görselleştirmeyi (görüntü, tat, acı, absürd vb) öneriyor. Bu şekilde oluşturulan kodlamanın unutulduğunu, geriye sadece gerekli bilginin kaldığını söylüyor.

Yenal Bilgici, 1990’larda hafıza şampiyonumuz Melih Duyar’ın da hafıza geliştirme tekniğinin aynı olduğunu yazıyor. (Hürriyet, 10 Aralık 2016.)

Cicero’nun (MÖ 106-43) kullandığı yöntemle, anlatmak istediğiniz her şeyi odanızdaki bir eşya ile eşleştirerek ve odanın içini düşünerek anlatmak istediğiniz her şeyi hatırlayabilirsiniz, diyor Katz.

 

 

Kütüphane Geleneği 5| İskenderiye Kütüphanesi 3

  • Kütüphanenin, MÖ 47 yılında, ilk Roma savaşında, yedek askerler tarafından yanlışlıkla yakıldığı söylenirken, Kütüphane’nin içindekilerden bir kısmının mı yoksa hepsinin mi yandığı konusu da tartışmalıdır. Helenistik Dönem’in tek olmasa da en ünlü kütüphanesinin Julius Caesar şehri ele geçirdiğinde yıkıntı halinde olduğu söylenir. Plutarkhos (MS 45-120), yangının doklardan yayıldığını ve büyük kütüphaneyi yok ettiğini yazar. Bu konuda bir başka görüş ise, İskenderiye’deki binaların ahşap kullanılmadığı için, şehrin yangına karşı güvenli olduğu şeklindedir. Dahası, eğer kütüphane yangında yok olmuş olsaydı, Cicero gibi Julius Caesar’ın düşmanı olanların bu durumdan bahsetmesi gerekirdi. Strabon da buradan bahsederken hiçbir tahribattan söz etmez. Bir başka grup kaynak ise bu yangında zarar gören yerin sadece 40.000 eser barındıran küçük bir depo olduğunu söyler.
  • Roma İmparatorluğu döneminde kütüphane ile veya kütüphaneden geri kalanlarla ilgili çok az bilgi buluyor. Roma İmparatorluğu kurucusu Augustus ( MÖ 27-MS 19) devrinde de Ptolemaioslar’ın yaptığı gibi İskenderiye’deki Müze’nin başına bir rahip getirildiği biliniyor.
  • Roma İmparatorluğu döneminde de kütüphanenin Yunan eserlerinin eksiksiz kopyalarını barındırmasına ilişkin ününü koruduğu düşünülmekte.
  • Filozof Yahudi Philon (MÖ 30-MS 45) veya İskenderiyeli Philon, Neo Platoncu düşünce akımını önceleyen yeni bir din felsefesini ortaya koymuştu.
  • İmparator Caracalla (198-217) 215 yılında şehri yağmaladığında, Kütüphane’nin ne kadar hasar gördüğü, Müze’den geriye ne kaldığı hakkında da net bir bilgi yoktur.
  •  MS 272 yılında, İmparator Aurelianus (214-275) döneminde patlak veren iç savaşın, Kütüphane’nin bulunduğu bölgenin büyük bölümünün yıkımına neden olduğu biliniyor.
  • 391 yılında, İskenderiye Patriği Theophilos şehirdeki tapınaklardan birini kiliseye dönüştürme girişiminde bulundu. Paganların karşı çıkması üzerine çatışmalar yaşandı, çok fazla hasar meydana geldi, Serapeion yıkıldı. Bunun üzerine Theophilos, tüm tapınakları kapatmak için Bizans İmparatoru I. Theodosius’un onayını aldı. Birkaç pagan bilgini ve filozofu da şehri terk etmeye zorladı. (Bu olay için bazı kaynaklar 395 yılını zikretmektedir.)
  • MÖ 47 yılında yalnızca Kütüphane’nin yandığı, Müze ile Serapeion’un ise 391’e kadar ayakta kalabildiğini öne süren kaynaklar da vardır.
  • MS 4. yüzyılın sonuna gelindiğinde her iki İskenderiye kütüphanesinin de ortadan kalktığını düşünen uzmanlar, bu görüşlerini, Hıristiyan edebiyatında İskenderiye’de ayakta kalan hiçbir kütüphaneden bahsedilmemesine dayandırırlar. Bu kaynaklarda ana kütüphanenin bölgenin geri kalanı ile birlikte 272’de, Serapeion’un ise 391 veya 395 yılında yok olduğu savunulur.
  • İskenderiye’nin ve Kütüphane’nin zenginliğinden geriye kalanların önce piskoposlar arasındaki rekabete, sonra da çıkan savaşlara direnmesi gerekmiştir.
İskenderiye Kütüphanesi’nin içinden, olası dekorasyonunu yansıtan bir restitüsyon. Büyük olsılıkla Byzantion Mouseion’u da  benzer bir görünümdeydi. Bu restitüsyon gerçekçi ise, İskenderiye ve Pergamon kütüphane binalarının abidevi binalar olmadığı yönündeki bilginin doğruluğunu, İskenderiye açısından, gözden geçirmek gerekebilir. Aynı şekilde Pergamon Kütüphanesi salonunda yer alan 3.5 m yüksekliğindeki Athena heykeli ve kütüphaneye ait olduğu düşünülen diğer büst ve heykeller de göz önüne alındığında Pergamon için de aynı şekilde düşünülebilir. Belki binalar abidevi değildi ama görkemli olduklarını düşünmek için elimizde yeterli veri var. Fotoğraf: Fduzguner.blogspot.com.tr/openlearning.wordpress.com

İskenderiye Kütüphanesi’nin içinden, olası dekorasyonunu yansıtan bir restitüsyon. Büyük olsılıkla Byzantion Mouseion’u da benzer bir görünümdeydi.
Bu restitüsyon gerçekçi ise, İskenderiye ve Pergamon kütüphane binalarının abidevi binalar olmadığı yönündeki bilginin doğruluğunu, İskenderiye açısından, gözden geçirmek gerekebilir. Aynı şekilde Pergamon Kütüphanesi salonunda yer alan 3.5 m yüksekliğindeki Athena heykeli ve kütüphaneye ait olduğu düşünülen diğer büst ve heykeller de göz önüne alındığında Pergamon için de aynı şekilde düşünülebilir. Belki binalar abidevi değildi ama görkemli olduklarını düşünmek için elimizde yeterli veri var.
Fotoğraf: Fduzguner.blogspot.com.tr/openlearning.wordpress.com

  • İskenderiye Kütüphanesi, Yunan edebiyatını ve özet halinde de olsa, yabancı edebiyatı bir araya toplamak için yapılan, bildiğimiz, ilk girişimdir.
  • İskenderiye Kütüphanesi’nin farkı, hem Helen hem de Mezopotamya geleneklerinin anlaşılmasını sağlamasıydı. Kapsam açısından eşşiz olduğu düşünülüyor. Başından beri amacı, dünya üzerinde yazılmış her şeyi kapsamaktı.
  • İskenderiye Kütüphanesi, Babil ve Mısır uygarlıklarının kadim bilgilerine ulaşmakta rakipsizdi.
  • Kütüphane ile Müze herhangi bir felsefi okula ya da öğretiye bağlı değildi. Krala karşı sorumlu olmakla birlikte, liberal eleştirel bilimin temelinin burada atıldığına inanılır.
  • İnsan bedeninin bilimsel araştırmaya açılması Ptolemaios Hanedanı döneminde gerçekleşmiştir.
  • Hellence (eski Yunanca) son şeklini İskenderiye Okulu’nda almıştır.
  • Hollandalı klasik filolog Desidarius Erasmus (1469-1536) eski Yunancayı İskenderiye Okulu’nun saptadığı kurallara uygun kullanmıştır. Bu nedenle Avrupa’daki klasik liselerde eski Yunancada İskenderiye ve Erasmus okullarının ilkeleri uygulanmaktadır.
  • Buradan sonra tüm Helenistik merkezlerde kraliyet kütüphaneleri kurulmuştur.
  • İskenderiye, aynı zamanda bir ticaret merkezi ve sadece bilimin değil, teolojinin de tartışıldığı bir yer idi.
  • MS 2. yüzyılda Kütüphane’nin ününde düşüş başladı. ‘İskenderiyeli’ sözcüğü, redaksiyon becerisi, birleştirme, düzeltme uygulamaları için kullanılan ; yeninin peşine düşmeyen, eleştiren, gözleyen anlamına gelmeye başladı.
  • Mısır’ın coğrafi konumu sayesinde pek çok kitabın Araplar tarafından okunabildiği, Arapçaya ve İbraniceye çevrildiği; özgün kopyaların çoğu sonradan kaybolan bu kitapların, bu çeviriler sayesinde korunmuş ve günümüze ulaşmış olduğu düşünülür.
  • 641 yılında Halife Ömer zamanında, Mısır fatihi komutan Amr İbn al-As tarafından Kütüphane’nin yakıldığı savı, bunca olaydan sonra acaba yakacak bir şey kalmış mıydı, diye düşündürmekte; Araplar bu suçlamayı kabul etmediği gibi pek çok kaynak da bunu bir efsane olarak kabul etmektedir. Işık ve görme bilimi ile astronomi konularında bilgili, matematik ve coğrafyada tecrübeli olan Arapların İskenderiye Kütüphanesi’nde ilgisini çekecek çok az kitap olduğu ileri sürülen diğer savlardandır. Emir Amr İbn al-As, Halife Ömer’e Kütüphane’deki kitapları ne yapacağını sorduğunda Hz. Ömer’in:

    “Eğer kitapların içerikleri Allah’ın kitabıyla uyuşuyorsa, onlar olmadan da yapabiliriz, çünkü öyle bir durumda Allah’ın kitabı yeter de artar bile. Diğer yandan, eğer Allah’ın kitabıyla uyuşmayan bilgiler içeriyorlarsa da, onları saklamanın bir anlamı yoktur. Öyleyse, yok edin onları” dediği, bazı Batılı kaynaklarca, iddia edilir. Bu emir üzerine kitapların halk hamamlarına dağıtıldığı, altı ay boyunca kitapların fırınları beslediği öne sürülür.

  • Bu imhadan yalnızca Aristo’nun kitaplarının kurtulduğu söylenir. Aristo’nun eserlerinin Emeviler ve Abbasiler zamanında Yunanca orijinalleri kullanılarak, çoğunlukla Süryanice konuşan Nasturi Hıristiyanlar ya da Yahudiler tarafından hazırlanmış Arapça versiyonları Avrupa’ya gelmiş, Arapçaları kullanılarak Latince versiyonları oluşturulmuştu.
  • Kütüphanenin Araplar tarafından yakıldığı iddiası, Araplar’ın Mısır’ı almasından altı yüzyıl sonra,  Haçlı Seferleri’ne katılanlar tarafından öne sürülmüştür.
  • Felsefe, bilim ve müzik kuramcısı, bilginin erdem olduğuna inanan Farabi (872-950), İskenderiye’de hayat bulan düşünce geleneğinin bir devamıdır. İskenderiye düşünce geleneği büyük ölçüde Aristoculuğun Yakın Doğu’ya uyarlanması suretiyle oluşturulmuş ve geliştirilmiştir. Bu gelenekte dinsel içeriği belirgin şekilde ön plana çıkmış olan Yeni Platonculuk başat konumdadır ve Aristoculuk büyük ölçüde bu akımla harmanlanarak anlaşılmaya çalışılmıştır. Farabi’nin özellikle metafizik, psikoloji ve siyasal düşüncelerinde gözlemlenen mistik eğilimler, Yeni Platoncu olduğunun açık belirtileridir. Yeni Platoncu öğreti, Tanrı’yı bütün varlığın merkezi kabul eden öğretidir. (Farabi, Hüseyin Gazi Topdemir, Say Yayınları, 2009).
  • 12. yüzyılda Toledo’daki bilginler, Aristo’yu Latince’ye tercüme ettiklerinde, Aristo’nun eserlerinin Yunanca orijinallerini değil, Yunanca’dan Süryanice’ye çevrilmiş kopyaların Arapça çevirilerini kullanmışlardı.
  • Dolayısıyla, Bağdat, Şam ve İskenderiye İslami dönemin öğrenim merkezleri ve klasik Yunan eğitiminin mirasçıları oldular.
Tarihi İskenderiye Kütüphanesi’nin yerine, yarışma sonucu seçilen projeyle, 2002 yılında tamamlanan yeni İskenderiye Kütüphanesi. Fotoğraf:www.dunya.com

Tarihi İskenderiye Kütüphanesi’nin yerine, yarışma sonucu seçilen projeyle, 2002 yılında tamamlanan yeni İskenderiye Kütüphanesi.
Fotoğraf:www.dunya.com

  • 1989 yılında UNESCO bu bilgi tapınağını yeniden kurmak için ilk adımı atıyor. Korniş’in üzerinde, mikro-filmler ile donatılmış yeni bir kütüphane için kollar sıvanıyor.
  • Bütün dünyada İskenderiye Kütüphanesi Dostları adı altında dernekler kuruluyor.
  • Ünlü kitaplık, bir zamanlar Akdeniz’in dört bir yanından toplanan yüz binlerce elyazmasını barındıran, Eratosthenes’ten Eukleides’e, Plotinos’a ve Kallimakhos’a kadar pek çok yazar, düşünür ve bilginin birlikte çalıştıkları ve kimin tarafından yakıldığı hala tartışmalı olan bu efsanevi yapı, UNESCO’nun girişimi ve Suzan Mübarek’in desteği ile 1995-2002 arasında çok büyük, geniş, ferah ve o ölçüde de modern yeni bir kütüphane ve kongre salonu inşa edildi: Bibliotheca Alexandrina. Fransa Ulusal Kitaplığı buraya yarım milyon kitap bağışladı.
1.400 ‘den fazla katılımın olduğu yarışmada kazanan projenin tasarımcısı Norveçli Snøhetta olmuştur. Kompleks, dört adet müze, bir planetaryum, sanal-gerçeklik ortamları, akademik araştırma merkezleri, sanat galerileri ve bir de konferans salonunu barındırır. Fotoğraf:www.mimdap.org

1.400 ‘den fazla katılımın olduğu yarışmada kazanan projenin tasarımcısı Norveçli Snøhetta olmuştur. Kompleks, dört adet müze, bir planetaryum, sanal-gerçeklik ortamları, akademik araştırma merkezleri, sanat galerileri ve bir de konferans salonunu barındırır.
Fotoğraf:www.mimdap.org