Etiket arşivi: Chicago

James Joyce 6

  • İlk romanı Stephen Hero yayınevleri tarafından reddedilmiş otobiyografik bir anlatıydı. Bu ilk yazdıklarından yola çıkarak daha sonra Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’ni yazmıştır. Her iki kitap da aynı konuları işler: aile baskısı, din baskısı, dil ve toplum baskısı, yabancılaşma, sürgün, sanat, baba arama. Stephen Hero’da Joyce kahramanını dışarıdan bakarak anlatmış, Portre’de ise kahramanı içerden görerek sunmuştur. İlk kitapta kendini kahramanından ayıramaz; bu eseri liriktir; Portre ise dramatiktir. Stephen Hero’da çok canlı çizilen kişiler, Portre’de donuklaşır; olayların geçtiği, dramın oynandığı sahne Stephen’nin zihni, bilincidir.
  • Bin sayfa olduğunu bildiğimiz Stephen Hero’dan geriye kalan 200 sayfa James Joyce öldükten sonra kardeşi Stanislaus tarafından yayınlanmıştır.
Fotoğraf: andreachronopoulos.com

Fotoğraf: andreachronopoulos.com

  • Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi 1914 yılında Şair Yeats ve Ezra Pound’un yardımıylatefrika halinde çıkmaya başlar.Joyce 1915’de Zürih’e yerleşir ve yine Yeats ve Pound’un yardımıyla Kraliyet Edebiyat Vakfı’ndan parasal destek almaya başlar. 1917 yılında ise ona yaşam boyu destek verecek olan iki ABD’li hamisi Harriet Shaw Weaver ve Edith Rockefeller ile tanışır.
  • 1916 yılında Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi basılır, Chicago’da şiirleri yayımlanır. Eserinde, kendisi on bir yaşındayken ailenin mali durumunun bozulmasının ve kendisinin okul taksitleri ödenemediği için okuldan alınma sefahatini ve sanatı seçmek için İrlanda’yı terk etme kararını uzun uzun ve çok canlı bir dille anlatmıştır.
  • Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, Ulysses ve ölümünden sonra yayımlanan, ilk yapıtı Stephen Hero’nun başkahramanının adı Stephan Dedalus’tur. Stephen adının ilk Hıristiyan şehidi Aziz Stefanos’tan geldiği düşünülür. Kahramanın soyadı, Yunan mitolojisindeki ilk sanatçıdır. Girit kralı ona ünlü labirenti yaptırmış, sonra kızarak onu oğluyla birlikte hapsettirmiştir. Daedalus kendine ve oğlu İkarus’a kanatlar yaparak kaçar. Joyce’un gözünde İrlanda ulusçuluğu, aile, dil ve din bu labirenti temsil eder. Kitapta gerek labirenti, gerekse uçuşu simgeleyen birçok şey vardır. Karanlık ve kirli Dublin sokakları, Cizvit okulunun koridorları gibi.
  • Kitapta İrlanda kendi yavrularını yiyen kocamış dişi bir domuzdur; Katolikliğin maddi, ticari zihniyeti anlatılır. Soğuk, Kilise’ye yakıştırılan bir niteliktir. Islaklık, her zaman papazları ve dinle ilgili şeyleri betimlerken ortaya çıkar. Dinin sık sık bağdaştırıldığı şeylerden biri de beyaz renktir. Beyaz ilk bakışta güzeldir, ama belirli bir çağrışım bağlamı içinde olumsuz ve kötü olduğu görülür. Anlatıda bütün beyaz şeylerin nemli ve soğuk mu olduğu düşünülür.
  • Joyce, Portre’yi on yılda yazmıştır.
Fotoğraf: emaze.com

Fotoğraf: emaze.com

  • Joyce, Giacomo Joyce’u yazdığı sırada Sanatçının Genç Bir Adam Olarak Portresi’ni bitirmek ve Ulysses’e başlamak üzereydi. Giacomo Joyce, Dublin’de geçmeyen tek eseridir, Trieste’de geçer. Yazar, isminin bu İtalyanca biçimini başlık yaptığı eserinde yaşamındaki bir kesite işaret eder, 1913-1914 yıllarına. Bu kısa eser özenle seçilmiş detaylar, tekrarlanan kelime, ses ve sembolleri ile düzyazıdan çok lirik şiir özellikleri taşımaktadır.
  • Kitap sayısız epifanlar üzerine kuruludur. Küçük küçük epifanlar bir araya gelerek bölüm sonlarının büyük epifanlarını meydana getirirler. Her bölümün sonunda Stephen gerçeğe biraz daha yaklaşmış, bir zafer kazanmış olur. Birinci bölümün sonunda papazların haksızlığını yenmiş, ikincide cinsel hayatın gerçeğini tatmış, üçüncüde inayete kavuşmuş, dördüncüde sanatçı olmaya karar vermiştir. Son epifani kendini bütün bağlarından kurtararak sanatın çağrısını yanıtlamasıdır.

 

Çağdaş Sanata Varış 262|Heykeller ve Nesneler 1 Anish Kapoor

  Çift, Anish Kapoor, 2006. Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde sergilenen sanatçının bu granit eseri müzenin kalıcı koleksiyonuna katıldı. Hindu bir baba ve Yahudi bir anneden doğan sanatçının eserlerinde yeryüzü ve gökyüzü, ruh ve madde, aydınlık ve karanlık gibi ikilemlere rastlanıyor. Kullandığı sanatsal dil gayet sade ama eserlerin içinde barındırdığı enerji ve kültürel çeşitlilik dikkat çekiyor. Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergisi (2014) heykel, mimari, mühendislik ve teknolojiyi bir araya getiren eserlerden oluşmuştu. Sergi, sanal sergi olarak internet ortamında da izlenebildi. 1954’te Bombay’da doğan ve 1970’lerden bu yana Londra’da yaşayan Anish Kapoor, Britanya’yı 1982 Paris Bienali ve 1990 Venedik Bienali’nde temsil etmiş, burada Premio Duemila’ya (en iyi genç sanatçı ödülü) layık görülmüştü. Sanatçı, 1991 yılında da Turner Ödülü’nü kazandı. Kapoor, 2009 yılında, Londra’daki Kraliyet Sanat Akademisi’ndeki tüm galeri mekânının açıldığı, ilk yaşayan sanatçı oldu. Hindistan’daki ilk kişisel sergisini ise 2010 yılında açtı. 2013 yazında, Kraliçe'nin doğum günü törenlerinde ödüllendirilip Sir unvanını aldı. Kapoor, “Taşın hafızası vardır. Bir eser ne zaman içsel hafızamıza hitap etmeye başlar, işte o zaman sanat eseri olur. Sanatın bazı unsurları bu anlamda hafızayı harekete geçirmede çok güçlüdür”, diyor. Kapoor, eserin fiziksel ve sosyal alan arasındaki ilişkiyi sağlamasını önemsiyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Çift, Anish Kapoor, 2006.
Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde sergilenen sanatçının bu granit eseri müzenin kalıcı koleksiyonuna katıldı.
Hindu bir baba ve Yahudi bir anneden doğan sanatçının eserlerinde yeryüzü ve gökyüzü, ruh ve madde, aydınlık ve karanlık gibi ikilemlere rastlanıyor. Kullandığı sanatsal dil gayet sade ama eserlerin içinde barındırdığı enerji ve kültürel çeşitlilik dikkat çekiyor. Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergisi (2014) heykel, mimari, mühendislik ve teknolojiyi bir araya getiren eserlerden oluşmuştu. Sergi, sanal sergi olarak internet ortamında da izlenebildi.
1954’te Bombay’da doğan ve 1970’lerden bu yana Londra’da yaşayan Anish Kapoor, Britanya’yı 1982 Paris Bienali ve 1990 Venedik Bienali’nde temsil etmiş, burada Premio Duemila’ya (en iyi genç sanatçı ödülü) layık görülmüştü. Sanatçı, 1991 yılında da Turner Ödülü’nü kazandı. Kapoor, 2009 yılında, Londra’daki Kraliyet Sanat Akademisi’ndeki tüm galeri mekânının açıldığı, ilk yaşayan sanatçı oldu. Hindistan’daki ilk kişisel sergisini ise 2010 yılında açtı. 2013 yazında, Kraliçe’nin doğum günü törenlerinde ödüllendirilip Sir unvanını aldı.
Kapoor, “Taşın hafızası vardır. Bir eser ne zaman içsel hafızamıza hitap etmeye başlar, işte o zaman sanat eseri olur. Sanatın bazı unsurları bu anlamda hafızayı harekete geçirmede çok güçlüdür”, diyor. Kapoor, eserin fiziksel ve sosyal alan arasındaki ilişkiyi sağlamasını önemsiyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Anish Kapoor, 2015 yılında Moskova Yahudi Müzesi’nde dört eserini sergiledi. Fotoğrafta bunlardan üçü görülüyor: 2003 yılına ait eseri, ünlü kinetik balmumu heykeli Benim Kırmızı Anavatanım; konveks ve konkav paslanmaz çelik eseri S Biçimli Dalga (2006) ve yansımadan görülen sarı, fiberglas duvar heykeli Sığınak (2007). Anish Kapoor,  taş, çelik, cam, PVC, balmumu, yağlıboya, ileri teknoloji ürünleri kullandığı obje, heykel ve yerleştirmelerinde resim ile heykelin sınırlarını bulanıklaştırıyor. Sanatçının kullandığı renkler ise Hindistan kültürünün bir parçası olan renk pigmentleridir. Kapoor, “İzleyiciyi zaman ve mekanla etkileşime geçiren ve objeyi objeliğinden uzaklaştıran heykelle ilgileniyorum”, diyor. Fotoğraf: http://enfr.blouinartinfo.com

Anish Kapoor, 2015 yılında Moskova Yahudi Müzesi’nde dört eserini sergiledi. Fotoğrafta bunlardan üçü görülüyor: 2003 yılına ait eseri, ünlü kinetik balmumu heykeli Benim Kırmızı Anavatanım; konveks ve konkav paslanmaz çelik eseri S Biçimli Dalga (2006) ve yansımadan görülen sarı, fiberglas duvar heykeli Sığınak (2007).
Anish Kapoor, taş, çelik, cam, PVC, balmumu, yağlıboya, ileri teknoloji ürünleri kullandığı obje, heykel ve yerleştirmelerinde resim ile heykelin sınırlarını bulanıklaştırıyor. Sanatçının kullandığı renkler ise Hindistan kültürünün bir parçası olan renk pigmentleridir.
Kapoor, “İzleyiciyi zaman ve mekanla etkileşime geçiren ve objeyi objeliğinden uzaklaştıran heykelle ilgileniyorum”, diyor.
Fotoğraf: http://enfr.blouinartinfo.com

Kapoor’un, Berlin’de Martin Gropius Bau’da 2013 yılında açtığı sergide yer alan, çoğunlukla anıtsal boyutlarda heykeller üreten sanatçının anıtsal İlk Beden adlı eseri. Fotoğraf: www.art-in-tv.de

Kapoor’un, Berlin’de Martin Gropius Bau’da 2013 yılında açtığı sergide yer alan, çoğunlukla anıtsal boyutlarda heykeller üreten sanatçının anıtsal İlk Beden adlı eseri.
Fotoğraf: www.art-in-tv.de

Anish Kapoor’un Versailles Sarayı bahçesinde 2015 yılında sergilediği Dirty Corner adlı eseri üç kez saldırıya uğradı. Esere Fransız medyasında Kraliçenin Vajinası adı takılmıştı. Eserin sarayın bahçesine yerleştirilmesinin ardından üzerine sarı boya döküldü. Boya kısmen temizlenebilmişti. Bir ay sonra iki kez üzerine, bazıları anti-semitik olmak üzere yazılar yazıldı. Sanatçı, toplumdaki tahammülsüzlüğün altını çizmek için eserin üzerine yazılan yazıları muhafaza etmek istedi. Ancak mahkeme grafitinin kaldırılmasına ve esere bir alarm sistemi yerleştirilmesine karar verdi. Mahkeme kararından sonra Anish Kapoor, Instagram’da grafitinin üstünün kapatılmış halinin fotoğraflarını paylaştı ve “Fransa’da ırkçılar mahkeme kararı ile ırkçı ifadelerinin üzerini kapattırdı, ırkçıların kazanmasına izin vermeyelim” paylaşımında bulundu. Daha sonra yazıların üzeri altın yaldız ile kapatıldı. Fotoğraf: jezebel.com

Anish Kapoor’un Versailles Sarayı bahçesinde 2015 yılında sergilediği Dirty Corner adlı eseri üç kez saldırıya uğradı.
Esere Fransız medyasında Kraliçenin Vajinası adı takılmıştı. Eserin sarayın bahçesine yerleştirilmesinin ardından üzerine sarı boya döküldü. Boya kısmen temizlenebilmişti. Bir ay sonra iki kez üzerine, bazıları anti-semitik olmak üzere yazılar yazıldı.
Sanatçı, toplumdaki tahammülsüzlüğün altını çizmek için eserin üzerine yazılan yazıları muhafaza etmek istedi. Ancak mahkeme grafitinin kaldırılmasına ve esere bir alarm sistemi yerleştirilmesine karar verdi.
Mahkeme kararından sonra Anish Kapoor, Instagram’da grafitinin üstünün kapatılmış halinin fotoğraflarını paylaştı ve “Fransa’da ırkçılar mahkeme kararı ile ırkçı ifadelerinin üzerini kapattırdı, ırkçıların kazanmasına izin vermeyelim” paylaşımında bulundu. Daha sonra yazıların üzeri altın yaldız ile kapatıldı.
Fotoğraf: jezebel.com

Bulut Kapısı, Anish Kapoor, 2006. 2004 yılında açılan Chicago kentinin Millennium Park’ına yerleştirilen, yapımı 2006 yılında biten heykel, 168 paslanmaz çelik levhadan oluşuyor ve yapımı 23 milyon dolara mal olmuş. Civadan esinle tasarlanmış olan heykelin halk arasındaki adı Fasulye (The Bean). İzleyenlerin heykele her baktığında kendi yansımasını görmesi, kendisiyle heykel arasında bir bağ kurmasını sağlıyor. Her yansıma bir varoluş kanıtı gibidir. Yumuşak kıvrımlı dinamik yapısı ile de hiçbir yansımayı üzerinde sabit tutmamakta ve sürekli hareket ettirmektedir. Bir çekim alanı oluşturan heykel, gökyüzünü, bulutları ve güneşi izleyiciler ile buluşturmaktadır. 2015 yılında Çin’in Xinjiang bölgesinde  Karamay’da bir Çinli sanatçı Bulut Kapısı’nın neredeyse aynısını yaptı ve Kapoor dava açtı. Çinli muhalif sanatçı ve aktivist Ai Weiwei ile Anish Kapoor, 2015’te Avrupa’da yaşanan sığınmacı krizi ile ilgili sığınmacıların durumlarına ve yaşamsal haklarına dikkat çekmek için omuzlarında sığınmacıları temsilen battaniyeler taşıyarak ve mültecilerin kat ettikleri mesafeyi sembolik biçimde dile getirmek üzere Londra’da birlikte yürüyüş yaptılar. Kapoor, 2016 yılında heykelin tüm yüzeyini ışığı emen, yüksek teknoloji ürünü Vantablack denen, siyahın en siyahı olarak tanımlanan malzeme ile kapladı. Sanatçı açık havada yer alan tüm heykellerini bu madde ile kaplayacağını, çünkü dünyanın, heykellerin yapım tarihine göre daha kara bir yer olduğunu söylüyor. Fotoğraf: www.statuestorieschicago.com

Bulut Kapısı, Anish Kapoor, 2006.
2004 yılında açılan Chicago kentinin Millennium Park’ına yerleştirilen, yapımı 2006 yılında biten heykel, 168 paslanmaz çelik levhadan oluşuyor ve yapımı 23 milyon dolara mal olmuş. Civadan esinle tasarlanmış olan heykelin halk arasındaki adı Fasulye (The Bean). İzleyenlerin heykele her baktığında kendi yansımasını görmesi, kendisiyle heykel arasında bir bağ kurmasını sağlıyor. Her yansıma bir varoluş kanıtı gibidir. Yumuşak kıvrımlı dinamik yapısı ile de hiçbir yansımayı üzerinde sabit tutmamakta ve sürekli hareket ettirmektedir. Bir çekim alanı oluşturan heykel, gökyüzünü, bulutları ve güneşi izleyiciler ile buluşturmaktadır.
2015 yılında Çin’in Xinjiang bölgesinde Karamay’da bir Çinli sanatçı Bulut Kapısı’nın neredeyse aynısını yaptı ve Kapoor dava açtı.
Çinli muhalif sanatçı ve aktivist Ai Weiwei ile Anish Kapoor, 2015’te Avrupa’da yaşanan sığınmacı krizi ile ilgili sığınmacıların durumlarına ve yaşamsal haklarına dikkat çekmek için omuzlarında sığınmacıları temsilen battaniyeler taşıyarak ve mültecilerin kat ettikleri mesafeyi sembolik biçimde dile getirmek üzere Londra’da birlikte yürüyüş yaptılar.
Kapoor, 2016 yılında heykelin tüm yüzeyini ışığı emen, yüksek teknoloji ürünü Vantablack denen, siyahın en siyahı olarak tanımlanan malzeme ile kapladı. Sanatçı açık havada yer alan tüm heykellerini bu madde ile kaplayacağını, çünkü dünyanın, heykellerin yapım tarihine göre daha kara bir yer olduğunu söylüyor.
Fotoğraf: www.statuestorieschicago.com

 

 

Çağdaş Sanata Varış 222| Postmodernizm’e Eleştiriler 1

Fotoğraf:www.e-skop.com

Fotoğraf:www.e-skop.com

  • İnsanlar bir dönem hoşlarına gitmeyen hemen her şeye Postmodern dediler. Daha sonra Modernist katılık çeşitli şekillerde eridi ama Postmodernizm yine de bir çok eleştiriye hedef oldu.
  • Fredric Jameson (1934-), toplumun kendi geçmişini bilme yetisini kaybettiğini, sürekli olarak anın yaşandığını; etkili anlamlar ve derin yorumların yerini, küresel medyanın sığ ve merkezsiz çokuluslu iletişim ağlarının aldığını söyler.
  • Postmodernizm genellikle doğruluk ve berraklıktan yoksun olmakla suçlanır.
  • Tarihçilerin çoğu, Postmodernizm’i, Yapısökümü veya kültürel göreliği aynı kefeye koyuyor ve tehlikeli buluyor.
  • Postmodern tarih, ölüleri alçaltmakla suçlanır.
  • Postmodernizm’i etkileyen filozoflardan biri olan Alman Martin Heidegger (1889-1976), Nazi olmakla suçlanan bir kişidir. Dolayısıyla Postmodern düşünürlerle Naziler arasında bir paralellik kurma eğilimi vardır.
  • Postmodernizm’in Büyük Anlatılar’ı reddetmesi, Holocaust’un varlığının da tartışılmasının yolunu açmıştır.
  • Umberto Eco, Postmodernizm, ironi ve eğlence üzerine kurulu bir Manyerizm’dir, der.
  • Postmodernizm Avrupa’da popülizme rağbet etmedi; onlar ABD’ lilerin ucuza tarih, kolayına kültür ürettiklerini öne sürdüler. Bu cephede akademik olma ve akılcı bir yaklaşım hakimiyetini kısmen de olsa sürdürdü. Akılcı bir mükemmellik arayışları devam etti. Var olanın olduğu gibi kabul edilmesine, tüketime, piyasa ile içli dışlı olmaya karşı çıktılar. Adorno, var olan sırf var olduğu için güzel sayılır, der.
  • Postmodern toplum tükeniş, pesimizm, akıldışılık ile ilişkilendirilir.
  • Kimi yaklaşımlara göre Postmodernizm, kültürel bir ihanet, Modern değerlere sokulan zehirli bir çomak, toplumsallaşmayı sağlayan kurumların çözülmesine neden olan bir virüstür.
  • Sanat dünyasında sanatsal ölçütler yerine kimlikle ilgili ölçütlerin geçerlilik kazanmaya başlaması ciddi anlamda eleştiri almıştır.
  • Batı dünyasının Üçüncü Dünya’ya yönelik ilgisi, Yeni Sömürgecilik olarak eleştirilmiştir.
  • Postmodernizm, Modernizm’in sorunları, yeniden üretim ve meşrulaştırma üzerinde yükseldi, denir.
  • Birçok yorumcu, Postmodernizm’i keyfi ve kapsamsız olarak nitelendirir.
  • NY, Harvard, Chicago çevrelerinde ’50′lerin sonunda, Postmodern terimi olumsuz anlamda kullanıldı. Modern’in ötesini değil, Modern’den daha eksik bir şeyi göstermekteydi. Pasifist, nihilist bir kimliği ifade ettiği düşünüldü.
  • Postmodernizm’in hep sağın mülkiyetinde olduğu; Kapitalizmden başka seçenek olmadığını savunduğu iddia edilerek Tüketim Kapitalizmi/Tüketim Kültürü adı verilmiştir.
  • Postmodernizm’in yanlış anlamaları, yanlış çıkarsamaları, yanılgıları olumlayan bir tavır sergilediği öne sürülür.
  • Postmodernizm, sanatı ayağa düşürme gizilgücüne sahip tek akımdır, denir. Bunu, erdem olarak savunarak yaptığı; sanatı ve bütün olarak kültürü kitlenin eline teslim etmeyi yeni bir kültür olarak sunduğu söylenir.
  • Postmodernizm için kullanılan olumsuz tanımlamalardan bazıları şöyledir:
    * İlkesizlik İlkesi.
    *Popülistik. Yeni bir Manyerizm. Arabesk.
    *Sığlaşma.
    *Bayağılaşma.
    *Kötü Sanat.
    *Çirkin Sanat.
    *Bilgiçlik.
    *Sahtelik.
    *Keyfi ve kapsamsız.
    *Özgünlüğe değil, gösterişe meraklı.
    *Belirsizliğin, nemelazımcılığın ideolojisi.
    *Kültürün metalaşması.
    *Tüketim kültürü.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 72 | Uluslararası Üslup/Uluslararası Modernizm 1920-1930

ULUSLARARASI ÜSLUP   (ULUSLARARASI MODERNİZM)

  • 1920’li ve 1930’lu yılarda popüler olmuş bir modern mimari akımıdır.
  • Bazı araştırmacılar  Uluslararası Üslup’un bu dönemden önce Avrupa’da Art Nouveau ile başladığını öne sürerler. Art Nouveau’nun aldığı pek çok isim arasında Modern Stil’in de bulunduğunu ilgili bölümde yazmıştık.
  • Önce Batı Avrupa’da yayılan bu üslup Hollanda’da De Stijl hareketini (1917-1931) başlatanlar arasında yaygınlaşmıştır. Ayrıca dönemin ünlü mimarlarından Le Corbusier ve Bauhaus ekolünden birçok tasarımcı bu stilde eserler tasarlamışlardır.
  • “Uluslararası” terimi, aynı amaçla, Walter Gropius tarafından da Internationale Architektur olarak kullanılmıştır.
  • Üslubun adının “Uluslararası” olması doğru bir seçim olmuştur çünkü Üslup gerçekten de tüm dünyada etkili olmuştur. Tüm dünyada etkili olabilmesi belki de hiçbir kültürün etkisi altında olmamasından, tamamen yeni unsurlar taşımasından kaynaklanmış olabilir.
  • Akımın üç temel amacı:
    **Kütlenin değil  hacmin ifade edilmesi,
    **Kalıplaşmış simetri yerine denge unsurunun gözetilmesi,
    **Yapılarda süsleyici unsurların kullanılmaması idi.
  • Bu üç temel husus önemini korurken zamanla bu stili açıklamak için şu dört slogana başvurulmuştur:
    **Süs kullanmak suçtur (ornament is a crime).
    **Malzemelere dürüstlük (truth to materials).
    **İşlev biçimden önemlidir (form follows function).
    **Le Corbusier’in bir tanımı olan: evler yaşamak amaçlı makinelerdir (machines for living).
Chicago ve yakınında beş kampusu olan Illionis Teknoloji Enstitüsü’nün bir çok binasını mimarlık okulunu 1938-1958 yılları arasında yöneten Mies van der Rohe tasarlamıştır. Fotoğraf: technologyin.org

Chicago ve yakınında beş kampusu olan Illionis Teknoloji Enstitüsü’nün bir çok binasını mimarlık okulunu 1938-1958 yılları arasında yöneten Mies van der Rohe tasarlamıştır. Fotoğraf: technologyin.org

  • Adı çok geçmeden Uluslararası Modernizm ile beraber anılacak Mies van der Rohe, üslubu uyarlamış, düzenlemiş ve özgün, işlenmiş ve geometrik özelliklerine kavuşturmuştur. Erken dönem Avrupa modernizminin asimetrisinin yerine koyu, göz alıcı simetriyi getiren Rohe, bir ızgaraya dayalı metal çerçeveli cam kutuyla kendini gösteren “Mies formülü”ne ulaşmıştı. Onun alçak yatay binalarının ilk örnekleri Illionis Teknoloji Enstitüsü’nün (1940-1956) kampüsü ve binaları ile Illinois, Plano’daki Farnsworth House’tur (1946-1950).
  • Chicago’da yaptığı Lake Shore Drive Apartmans’ta da (1948) çelik ve cam kule bloklarını ikamete uyarlamış ve sonraki on yılda herhalde en etkileyici eseri olan New York’taki Seagram Building’i (1955-1958) Johnson’la birlikte yapmıştı. O dönemde Mies van der Rohe, ABD’nin en önemli mimarıydı.
Farnsworth House. Fotoğraf: wbez.org

Farnsworth House. Fotoğraf: wbez.org

  • İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’den başlayarak hızla yayılan ve “rasyonalist-pürist akım” olarak da anılan Uluslararası Üslup, kitle ve planda temel geometrik biçimlerin, büyük ölçüde çelik kullanılarak yapılan, geniş pencerelerle cam yüzeylerin kullanımına dayanan ve ağırlıklı olarak modüler bir cephe düzeni öneren bir tasarım modeliydi.
  • Bu akım Minimalizm akımının temeli olmuştur.
  • Türkiye’deki  Uluslararası Üslup örnekleri için 1953′te bir ulusal yarışma sonucunda birinciliğe değer görülen mimar Nevzat Erol’un projesi olan Saraçhane’deki İstanbul Belediye Sarayı’nı  ve Harbiye’deki İstanbul Hilton Oteli’ni sayabiliriz. 1955’te açılan, Türkiye’nin ve İstanbul’un ilk beş yıldızlı oteli Hilton, 1952’de tanınmış ABD mimarlık firması Skidmore, Owings, Merrill tarafından tasarlanmıştır.
Mies’in Chicago’da yaptığı Lake Shore Drive Apartmanları. Fotoğraf: tr-pinterest.com

Mies’in Chicago’da yaptığı Lake Shore Drive Apartmanları. Fotoğraf: tr-pinterest.com

Çağdaş Sanata Varış 55 | Avangard 2

AVANGARD 2

  • Alman edebiyat kuramcısı Peter Bürger, 1974 yılında avangard terimini toplumsal, ekonomik, politik, ahlaki, felsefi ve kültürel koşullar gibi gündelik hayata dair meselelerle ilgilenen ve geleneksel olmayan materyalleri kullanan sanatı anlatmak için kullanmıştır.
  •  Peter Bürger, 1848 yılını Modernizm’in ve Avangard’ın miladı gibi görmez. Sanatın özerkleşmesinin 18. yüzyılda, sanatın önce sarayın ve kilisenin himayesine, sonra da piyasaya ve kitle kültürüne direnmesiyle başgösterdiğini savunur. Özerkleşmenin 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başında estetizm ve Sembolizm ile zirveye ulaştığını, içeriğinin biçimi olduğunu öne sürer. Sanatın formlarıyla ve kurumlarıyla artık toplumu ve hayatı değil, kendisini temsil ettiğini savunur. Bürger’in kuramına göre Avangard, sanatın kurumlaşmaya karşı bir saldırısıdır. Gerçek dünyaya müdahale etmek, hayatın devrimlere açık hale getirilmesi hedeflenir, estetik haz nesneleri üretmek değil. Sorun, sanatın toplumsal faydası (Realizm) ya da bunun reddi (Estetizm) veya sanatın angaje/özerk olması değil, sanatın kendisidir. Avangard’ın hedefi sanat kurumunu yok etmektir. Bürger Modernizm ile Avangard’ın birliğini bozar. Çünkü Avangard Modernizm’in öngördüğü özerkleşme/kurumlaşma çizgisine meydan okur.
  • Bürger, Frankfurt Okulu geleneğine bağlıdır. 1923 yılında kurulmuş Toplumsal Araştırma Enstitüsü’nün hem kapitalizme hem de Sovyet sosyalizmine eleştiriler yönelterek, yeni bir eleştirel toplum teorisi ortaya koymayı amaçlayan düşünce akımı Frankfurt Okulu olarak ifade edilir.
  • Bürger, 1974 yılında yayımlanan Avangard Kuramı adlı kitabında, Avangard’ın modern sanattan farklı olduğunu savunuyor; iki dünya savaşı arasındaki avangard sanata “Tarihsel Avangard” adını veriyor ve bu dönemi, gelenekleri var eden toplumun bir eleştirisi olarak sesini yeterince duyuramadığı; özgürlük peşindeki işleri sanat yönetimlerinin emrine girdiği  için, başarısız buluyor. Bürger, Savaş sonrası dışavurumu “Neo Avangard” olarak adlandırıyor. 1950’ler ve 1960’ların enstalasyon, happeningler, doğaçlama sanat olayları, performans ve kavramsal sanat gibi yenilikçi sanat pratiklerini tanımlamak için Neo Avangard terimini kullanır. Çağdaş Sanat da Neo Avangard’dan etkilenmiştir.
  • Neo Avangard, ortama özgülük ve biçimin içerik üzerindeki hakimiyeti gibi Modernist fikirlere karşı çıkmıştır.

 

  • ABD’de Enternasyonel Modernizm’in piri Clement Greenberg’dir (1909-1994). Greenberg’in tüm beklentilerine cevap veren Soyut Ekspresyonizm’dir. Greenberg’in teorik stratejileri, New York galerileri  ve Modern Sanat Müzesi tarafından kurumlaştırılması sayesinde Soyut Ekspresyonizm, İkinci Dünya Savaşı ertesinde ABD’nin Avrupa’ya yaptığı kültürel çıkarmanın ve Soğuk Savaş dönemi kültürel politikalarının etkili bir silahı haline gelir.
  • Parizyen Avangard’ı yürürlükten kaldıran Greenberg, New York’u dünya kültürünün merkezine yerleştirir. Enternasyonel Modernizm sanat tarihindeki Avrupa egemenliğine son vermiştir. ( Burada bize göre iki saptama yapmak gerekiyor: Birincisi, Savaş ABD sayesinde kazanılmıştır ve ABD politik olarak liderdir. İkincisi ise sanat dünyasındaki egemenliğini, böyle bir şeyi kabul etsek bile, yine Hitler ve Stalin Avrupası’dan ABD’ye kaçan sanatçılar sayesinde gerçekleştirmiştir.) New York 1940’larda Modernizm’i ve Avangard’ı himayesine alır. Soyut Ekspresyonizm, Greenberg Modernizm’i, 1960’larda Pop Art ve Postmodernizm Avangard işlemi görür.
  • 1940-1985 arasında ABD’de sanatçı sayısı kat kat artar, sanat hızla akademikleşir. Dev bir müze ve galeri ağı kurulur, müzayede sistemi etkinleşir. Fiyatlar tırmanır, koleksiyonerler çoğalır, kişisel koleksiyonlara işletmelerin koleksiyonları eklenir, sponsorluk gibi özel himaye sistemleri gelişir. Sanat en ayrıcalıklı tanıtım mecraı haline gelir, sanat medyası gelişir, medya dünyasında sanata ait bölge genişler.
  • Avangard’ın ABD’deki üçüncü döneminde ne burjuvaziye, ne 1848 öncesindeki gibi topluma, ne de 1920’lerdeki gibi sanata başkaldırıdan eser görülür. Avangard artık anarşist, asi, hayalperest değildir. Sanatla sanat yönetimi birbirine karışır. Sanatçılar kurumların sorumluları olurlar, akademik mevkilere gelirler.
  • ABD’de 1950-1980 arasında 2500 yeni müze açılır. Yani haftada bir müzeden fazla. Bu müze patlaması sırasında Avangard işler koleksiyonların gözdeleri olur. Bir görüşe göre ‘yüksek kültür’ Avangard’ı müzeleştirip modern sanat tarihine eklemlerken, ‘aşağı’ kitle kültürü de Avangard stratejileri kendine mal eder. Aykırılık sıradanlaşır. Yürürlükteki kültürel politikalar yüksek/aşağı/seçkin/popüler sanatın harmanlanmasına dönüşür. Baudrillard’a göre herşey estetikleşmiş, güzel-çirkin, doğru-yanlış, iyi-kötü arasında ayrım yapabilme imkanı kalmamıştır. Bir eleştirmen, sanatın gösteri dünyasına yaklaştığını yazar. Sanatçının izleyicisi artık kalabalıklardır.
  • 1950’ler ve 1960’ların Neo Avangard’ı içindeki Sitüasyonist Enternasyonel (SE), kapitalizmin ve tüketim kültürünün bir eleştirisi olmayı amaçlayan birçok yenilikçi ve deneysel uygulama formunu geliştiren sanatçı grubuna verilen addır. Bu sanatçı grubu, sanat dünyasının metalaştırmakta ve satmakta güçlük çekeceği türden sanat formlarını desteklemiştir. İki araç özellikle tercih edilmiştir: Bir kentsel alana yapılan turistik ziyaret ve mevcut sanatsal yapıların yeniden kullanımı veya adaptasyonu.
  • 1960’larda Greenberg’in formalizmine (şekilciliğine, kurallara tabi tutmasına…) karşı çıkan Pop Art önce Avangardist bir yaklaşım olarak algılanır. Andy Warhol’un işleri önce sanatın tüketim kültürüne kaymasının protestosu, bir kapitalizm eleştirisi olarak karşılanır. Ama sonradan, aynı türden işlerin sürekli tekrar edilmesi Warhol’un alıntıladığı metaları ikonlaştırması olarak yorumlanır.
  • Avangard ruhu, Fransa’da alevlenen isyanlarla 1968’de yeniden canlanır. 1968’lerin karşı-kültüründe SE’nin, Dadacıların, Sürrealistlerin, Fütüristlerin, kısacası Avangard’ın en isyankar temsilcilerinin işleri büyük ilgi görür. 1970’lerde Londra, Paris, Berlin, Chicago ve New York’ta avangard sergileri açılır. Londra tiyatroları bir ‘Brecht dönemi’ne girer.

 

Lady Gaga, Venüs. www.numberone.com.tr

Lady Gaga, Venüs.
www.numberone.com.tr

  • Pop Art’tan türeyen Postmodern Avangard veya Neo Ekspreyonizm sanat tarihini de salt imgelere indirger ve keyfince harmanlar.
  • Bazı eleştirmenler sanatın ve hayatın, Avangard’ın değil, kültür endüstrisinin koşullarında, yeniden kavuştuğunu, ama bunu Fütürizm’in veya Sürrealizm’in değil, kapitalizmin başardığını düşünür.
  • Avangard radikal retorikte sürmektedir.
  • Avangard’ın sürekliliğine inananların düşüncesinde Pop, Op, Fluxus, Kavramsal Sanat, Minimalizm Neo Avangard’dır. Pop Art’ın, reklam estetiğini yeniden üreterek Amerikan tüketim kültürüne yaptığı referans Duchamp’ın hazır-nesne fikrinin tekrarı olarak yorumlanır.
  • Avangard  hem umut hem tehdittir.