Etiket arşivi: Cervantes

Çağdaş Sanata Varış 274|Çağdaş Kavramsal Sanat 5

Kimlik 4
Feminist Sanat 1

Human Target, Kezban Arca Batıbeki, 2015. Sanatçının, antika anatomik poster üzerine akrilik, kolaj ve kaligrafi ile ülkemizde sayıları gittikçe artan boşanmak isteyen, komutlara direnen kadınların cinayete kurban gitmesi, şiddete maruz kalması ile bağlantılı olarak düşünülebilecek eseri İstanbul Bienali 2015’te sergilenmişti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Human Target, Kezban Arca Batıbeki, 2015.
Sanatçının, antika anatomik poster üzerine akrilik, kolaj ve kaligrafi ile ülkemizde sayıları gittikçe artan boşanmak isteyen, komutlara direnen kadınların cinayete kurban gitmesi, şiddete maruz kalması ile bağlantılı olarak düşünülebilecek eseri İstanbul Bienali 2015’te sergilenmişti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1968 sonrası karşı kültürcü eleştiri geleneğinden doğan, aktif azınlık hareketi olan Feminizm, Çağdaş Dönemde Avrupa toplumlarında çoğunluğun egemen değeri haline geldi. Erkek üzerinden kadına dayatılanları; erkek dünyasına hizmet veren kadınları; çok küçük yaşta zorla evlendirilenleri; evdeki baskıdan dolayı evden kaçan genç kızları; bir kocaya ve babaya ait olarak kadının var olabilmesini kabullenmek artık mümkün değil.
  • Feministler cinsiyetçi dile karşı çok eleştireldir. Tahakküm ideolojilerinin kız/kadın kelimelerinin kullanımı ile kurumsallaştığı öne sürülür. İş “adamları”ndan bahsettiğimizde de aynı sonuca ulaşırız.
  • Sabire Susuz’un (1967-) serigrafi, yerleştirme ve performansları bulunuyor. Eserlerinde farklı malzemeler kullanıyor. Sabire Susuz 2009 yılında Benleniyorum adlı bir Performans gerçekleştirmiş; yarısı gelinlik, yarısı damatlık olan bir giysi giymiş, düğün pastası yenilmiş, düğün dansı yapılmış, balayına gidilmişti! Susuz, başka birinin hayatında iyi bir nesne olmaktansa, kendi hayatının öznesi olmayı seçtiğini açıklamıştı. Kadının hayatta ulaşabileceği en üst mertebenin, gelinliği giyip evlendiği zamanmış gibi kurgulandığını, iki kişi evlendiğinde öznelliklerinin yok olduğunu, “biz” olduklarını kadının bundan kurtulması gerektiğini söylüyor.
Feminist sanatçılar eserlerinde tarihsel süreçte minör olarak görülen, kadınla özdeşleştirilen el sanatları, dikiş, nakış ve örgüye bilinçli olarak başvurmuşlardır. Art International 2015’te İstanbul’da sergilenen, İstanbul için üretilmiş eserlerden biri. Joana Vasconcelos’un (1971-) yapıtı  Diego, Ramona ve Cervantes. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Feminist sanatçılar eserlerinde tarihsel süreçte minör olarak görülen, kadınla özdeşleştirilen el sanatları, dikiş, nakış ve örgüye bilinçli olarak başvurmuşlardır.
Art International 2015’te İstanbul’da sergilenen, İstanbul için üretilmiş eserlerden biri. Joana Vasconcelos’un (1971-) yapıtı Diego, Ramona ve Cervantes.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Eserlerinde muhafazakar erkek egemenliğine karşı duruşuyla tanınan ABD’li sanatçı Georgia O’Keefe’in (1887-1986) 1932’de ürettiği Jimson Weed isimli tablosu, 2014 yılında bir müzayedede 44 milyon 400 bin dolara alıcı bularak, bir müzayedede bir kadın sanatçıya o yıla kadar ödenmiş en yüksek fiyata satıldı. Bu satış, Feminist Sanat’ın öne çıkması ile kadın sanatçıların eserlerinin fiyatının yükselmesi olarak da yorumlandı.
  • İsrailli klinik psikolog, yazar ve ressam Bracha Ettinger (1948-), Lacan, Levinas, Deleuze ve Guattari’den feyz alan bir düşünür. Lacan’ın fallus ile erkek cinsel organı arasında kurduğu analojinin simgelediği eril iktidarın karşısına, matris ile dölyatağı arasında kurduğu analoji aracılığıyla dişil iktidarı koydu. Sanatçının işlerinin kadınlar ve kadınlık, doğum, beden, cinsellik ve insanlar arası ilişkiler üzerine olduğu söylenebilir.
Bracha Ettinger, 14. İstanbul Bienali’ne 18 adet resim, tuttuğu defterler, çizimler ve diğer kişisel nesnelerden oluşan bir enstalasyon ile katıldı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bracha Ettinger, 14. İstanbul Bienali’ne 18 adet resim, tuttuğu defterler, çizimler ve diğer kişisel nesnelerden oluşan bir enstalasyon ile katıldı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Gabriel Garcia Marquez

GABRIEL GARCIA MARQUEZ
(1927-2014)

  • Kolombiyalı.
  • İspanyolca konuşulan dünyada Gabo diye anılan,
  • Kendisini “Mercedes’in kocası” olarak tanıtan,
    (Karısına ilk kez evlenme teklif ettiğinde kendisi 18, Mercedes 13 yaşında.)
  • Cervantes’ten sonra dünyada en çok dile çevrilen yazar.
  • Her sabah sözlüğü açıp birkaç sayfa okuma alışkanlığı olan,
  • Romanlarını yayımlandıktan sonra bir daha okumayan,
  • Ağır sigara tiryakisi,
  • Eserlerinde hayali Macondo ülkesini anlatan yazar. Macondo, Bantu dilinde muz demek. Muz, Latin Amerika sömürüsünün simgesi olan bir ürün.
Fotoğraf: Alinteri.org

Fotoğraf: Alinteri.org

  • Gabriel Garcia Marquez, daima görsel bir imgenin romanlarının çıkış noktası olduğunu söyler. Hafızamızın ve beklentilerimizin seçtiği fotografik imgeleri seçebilen; ölü ve gereksiz olan her şeyi eleyen ve bunu edebi bir dille aktarabilen kişiyi yazar olarak tanımlar.
  • Ruhsal durumlardan, düşüncelerden, duygulardan, iç hesaplaşmalardan uzun uzun bahsetmez; olayları yalın bir biçimde anlatır. Söyleyeceğini satır aralarında söyleyerek, iç dünyayı okuyucunun sezgisine bırakır.
  • Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı eserini okuduktan sonra, içinde yazmak için büyük bir istek uyandığını, ilk öykülerini o sıralarda, 1946’da yazdığını; Kral Oidipus adlı yapıtın ve Ernest Hemingway ile William Faulkner’ın da kendisini etkilediğini belirtir.
  • Yanlarında büyüdüğü liberal görüşlü emekli bir subay olan ve ona savaşı, ölümü, siyasi olay ve çatışmaları anlatan dedesi ile ona masallar, yerli mitolojisinden hikayeler anlatan anneannesinin öykülerinin kitaplarının özünü oluşturduğu söyler.
  • Marquez, yazdıkları içinde en çok, en kendiliğinden, en içten bulduğu 1950’de yazdığı, önce reddedilip ancak 1955 yılında basılabilen, ilk romanı Yaprak Fırtınası’nı beğendiğini söyler.
  • 1965 yılına kadar basılan eserleri hiç satmıyor. O yıl, 18 ay, günde 8 saat bir odaya kapanıp, dedesi ile anneannesinin çocukluğunda ona anlattıklarından esinlenen Yüzyıllık Yalnızlık adlı eserini yazıyor. İnanılmaz olanları gerçekmiş gibi gösterme hünerini çok etkileyici biçimde ortaya koyduğu kitap, basıldığı 1967 yılında ilk hafta 8000 adet, sonraki 3 yılda 500.000 adet satıyor. Marquez, dünyanın en çok tanınan ve okunan yazarlarından biri oluyor. Yüzyıllık Yalnızlık için, İspanyolca’nın Don Kişot’tan sonra yazılmış en bilinen kitabı deniyor. Kitap, günümüze kadar 60 milyona yakın sattı.
  • Yüzyıllık Yalnızlık’ta şiirsel dil, alegori, doğaüstü iç içe. Bireyleri, klasik roman dünyasının bireyleri değil. Romanın öznesi tarih. Düşle gerçekliği, gerçekçilikle fantastiği iç içe anlatıyor. Eserin dünyasında zamanın ampirik zaman kavramıyla ilgisi yok; isterse geri dönüyor, isterse yavaş, isterse hızlı akıyor. Tarihi düşlerle iç içe geçirerek, dönüştürerek, döngüsel hale getirerek anlatıyor. Aynı mitlerin zamanı gibi, geri dönüşlerden, tekrarlardan oluşuyor. Doğa ile insan arasındaki denge durmadan bozulup yeniden kuruluyor.
  • Fantastik ögelerle kurulan metinlerinde okur yabancılaşmaz, anlatıya katılır. İrkiltici ögeler, okuyucuda bir korku, kaygı yaratmaz, yadırgatıcı olmaz.
  • Büyülü Gerçekçilik’in yaratıcısı olarak bilinse de Rulfo ve Borges’in açtığı yolda yürüyor ve bu anlatımın bilinirliğini artırıyor.
  • 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülüyor.
  • Kolera Günlerinde Aşk (1986), ailenin muhalefetine rağmen büyük bir aşk yaşayan anne-babasının hikayesini anlatıyor. Bu romanı yazarken bilgisayar kullanmaya başlayan yazar; o zamana dek bir romanı yedi yılda bitirirken, bilgisayar kullanmaya başladıktan sonra sürenin üç yıla düştüğünü ve bilgisayarda yazmanın daktiloda yazmaktan daha az yorucu olduğunu Newsweek röportajında belirtmişti.
  • Benim Hüzünlü Orospularım (2005) adlı eseri, 2005 yılında İspanyolca konuşulan dünyada bir milyon adet basıldı ve daha yayımlanmadan korsan baskıları çıktı.
  • Fidel Castro’nun (1926-2016) yakın arkadaşı olan Marquez’in, her röportaj için talep ettiği 50 bin doları Küba’ya gönderdiği söylenirdi. Ama Castro’nun Susan Sontag’ın kitaplarını yasaklamasına karşı çıkmış, Kuba’daki ölüm cezasına karşı çıkarak sayısız insanın Kuba hapishanelerinden çıkıp ülkeyi terk etmesini sağlamıştı. Castro’nun ona Havana’nın en ayrıcalıklı mahallesi Savoney’de devasa bahçeli bir villa hediye ettiği söylenirdi.
  • Kendisi de gazeteci olan Marquez, genç gazetecilerin eğitimine son anına kadar destek oldu.
  • 1980’li yıllarda Kolombiya devletine karşı yıllardan beri silahlı mücadele veren FARC gerillalarıyla haşır neşir olmakla suçlandı. Bu yüzden ülkesinden sürgün oldu, Meksika’ya yerleşti.
  • Kolombiya hükümeti ile FARC gerillaları arasında; Washington-Bogota-Kuba arasında arabuluculuk yapmış; El Salvador ve Nikaragua’daki iç savaşların önlenmesi için çaba göstermişti.
  • ABD’ye giriş yasağı Başkan Bill Clinton (1993-2001) tarafından kaldırılmış; Clinton, Yüzyıllık Yalnızlık’ın en sevdiği eser olduğunu söylemişti.
  • Lenf kanserinden öldüğü gün, kendisini sürgüne göndermiş olan Kolombiya devletinin Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos onu, “Bugüne kadar yaşamış en büyük Kolombiyalı” olarak nitelendirdi.
  • Gabriel Garcia Marquez’in külleri, doğduğu ülke olan Kolombiya ile 30 yıla yakın yaşadığı ve öldüğü ülke olan Meksika arasında bölüştürüldü.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Kafka’nın Dönüşüm’ü Bende Yazma İsteği Uyandırdı, Rita Guibert, Cumhuriyet Kitap Sayı 803.
  • Çevirmenin Gözünden G. G. Marquez, İnci Kut, Cumhuriyet Kitap 803.
  • Büyü Bunun Gerçekliğinde, Semih Gümüş, Radikal Kitap, 13 Mayıs 2005.
  • Sevgiden Öte Sürekli Ölüm, Füsun Akatlı, Yeni Yayınlar, 1980.
  • Aslolan Hatırlanandır, A. Ömer Türkeş, Milliyet Sanat.
  • Marquez ve Romanda Yenilik, Murat Belge, 1981 ve www.aymavisi.org.
  • Gabo Bugünlerde Ne Yapıyor?, Pınar Savaş, Milliyet Sanat.
  • http://www.haberturk.com/yazarlar/muhsin-kizilkaya-2291/1246131-gabonun-kulleri

 

 

Okuma

İstanbul Arkeoloji Müzeleri Kütüphanesi. Fotoğraf: Kültür Portalı

İstanbul Arkeoloji Müzeleri Kütüphanesi.
Fotoğraf: Kültür Portalı

  • Aziz Ambrosius’a (337-397) kadar, okuma yüksek sesle yapılan bir işti.
  • 10. yüzyılda bugünkü İran’da baş vezir olan Abdul Kasım İsmail’in kütüphanesinde 170 bin cilt kitap varmış. Evinden ayrıldığında kütüphanesinden uzak kalmaya tahammülü olmadığından her yola çıktığında, peşinden 170 bin ciltlik kütüphanesini taşıyan 400 deve gelirmiş. İstediği kitabı bulabilmesi için develerin alfabetik sıraya uygun olarak yürütüldüğü söylenir.
  • Jean-Claude Carriére: 18. yüzyılın sonunda, aristokratlar, bir yerden bir yere giderken, küçük valizlerde seyahat kütüphaneleri taşırlardı. Cep kitabı boyutunda, 30-40 cilt halinde, kibar ve seçkin bir insanın bilmeyi kendisi için görev bellediği ne varsa yanlarından ayırmazlardı.
  • Jean-Claude Carriére: Cervantes okumadan Kafka okursam, benim aracılığımla ve benden habersiz, Kafka, Quijote okumamı değişikliğe uğratacaktır.
  • Jean-Claude Carriére: Günümüz iktidarını, her fırsatta kitap okumamakla övünen Berlusconi ve Sarkozy gibi adamlar temsil ediyor.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın; Umberto Eco ve Jean-Claude Carriére; Can Yayınları, 2010.
  • Medeniyet, Kültür, Sanat; Gündüz Vassaf; İletişim Yayınları, 2014.

 

 

Piri Reis

Karaman’daki Piri Reis heykeli. Doğum yeri Gelibolu’da da heykeli dikilmiş ve müzesi açılmıştır.

Karaman’daki Piri Reis heykeli. Doğum yeri Gelibolu’da da heykeli dikilmiş ve müzesi açılmıştır.

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) 2013 yılını, Piri Reis’e ait dünya haritalarından ilkinin 500’üncü yıldönümünü “Anma Yılı” olarak ilan etti. Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye adlı eserinde yer alan çizimler ile 1513 ve 1528 yıllarında tamamladığı iki adet dünya haritası, günümüzde dünya mirası olarak kabul ediliyor.

Kitab-ı Bahriye çizimleri Ege ve Akdeniz kıyılarını, limanlarını ve yerleşim yerlerini gösteren ilk ve en önemli denizcilik kitabı sayılıyor.

Afrika ve Avrupa kıtalarının batı kıyıları ile Atlas Okyanusu’nu ve Güney Amerika’nın doğu kıyılarının bir kısmını gösteren 1513 tarihli ilk harita, bilinen en eski ‘dünya haritası’ olarak tanımlanıyor. Bu haritanın nasıl resmedildiği hala merak konusu. Piri Reis’in bu haritayı aralarında Kristof Kolomb’a ait bir haritanın da bulunduğu yirmi kaynağı bütünleştirerek hazırladığı düşünülüyor. Amerika’yı gösteren antik haritalar arasında Piri Reis’inkinden daha eski birkaç harita varmış. Ancak ilginç olan, Piri Reis’in kullandığı kaynaklarda önemli hatalar bulunmasına karşın, Piri Reis’in hazırladığı dünya haritalarının yeni keşfedilen Amerika kıtası ile ilgili detaylar da içermesi.

1528 tarihli ikinci dünya haritasından günümüze kalan parçanın Piri Reis’in çizdiğinin altıda biri olduğu düşünülüyor. Bugün elimizde bulunan harita Orta Amerika kıyılarını, Florida’yı, Kanada’nın kuzeydoğu köşesini ve Grönland’ı gösteriyor. Her iki dünya haritası da Topkapı Sarayı’ında.

Piri Reis’in 1465-1470 yılları arasında doğduğu düşünülüyor. Doğum yeri Gelibolu. Akdeniz’de korsanlık yapmakta olan amcası Kemal Reis ile Osmanlı bayrağı altında 1487’de İspanya’daki Müslümanların yardımına gitmiş. 1491-1493 arasında Sicilya, Sardunya, Korsika adalarına, Güney Fransa kıyılarına yapılan akınlara katılmış. Amcasıyla birlikte resmi olarak 1494’te Osmanlı Devleti’nin hizmetine girmiş, 1499-1502 Osmanlı-Venedik Savaşı’nda savaş gemisinde kaptanlık yapmış. 1495-1510 yıllarında İnebahtı, Moton, Koron, Navarin, Midilli, Rodos gibi deniz seferlerinde görev almış. Akdeniz’de yaptığı seyirler sırasında gördüğü yerleri  Kitab-ı Bahriye kitabı için kaydetmişi. İskenderiye’nin ele geçirilmesinde, 1523′deki Rodos Seferi’nde başarılı olmuş. 1533 yılında Barbaros Hayrettin Paşa kaptan-ı derya olunca Pîrî Reis de Derya Sancak Beyi (Tümamiral) olmuş. Barbaros’un 1546′da ölümünün ardından Mısır Kaptanlığı (Hint Denizleri Kaptanlığı da denilirdi) yapmış.

Mısır Kaptanı Pîrî Reis 1552′de Umman ve Basra üzerine 30 gemiyle çıktığı seferde, Hürmüz Kalesi’ni kuşatmıştı. Portekizlilerden aldığı haraç karşılığı kuşatmayı kaldırdı ve donanmasıyla Basra’ya döndü. Tamire muhtaç donanmayı orada bırakıp ganimet yüklü üç gemi ile Mısır’a döndü, gemilerden birisi yolda battı. Donanmayı Basra’da bırakması kusur sayıldığı için Mısır’da hapsedildi. Basra valisi Kubat Paşa’ya ganimetten istediği haracı vermemesi, Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa’nın politik hırsı yüzünden hakkında padişaha olumsuz rapor verildi ve dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı üzerine 1554′te boynu vurularak idam edildi. İdam edildiğinde yaşı 80’in üzerindeydi. Eserlerinin üzerinde Osmanlı donanmasının hizmetinde olmadığı zamanlar çalışmış.

Bilkent Kültür Girişimi Yayınları da Piri Reis’ten Önce ve Sonra: Topkapı Sarayı’nda Haritalar adlı bir sergi kataloğu hazırlamış.

2008 yılında İstanbul, Tuzla’da denizcilik konusunda ihtisaslaşmış Piri Reis Üniversitesi kurulmuş.

Faruk Duman’ın Piri- Kayıp Denizler Üzerine Bir Anımsama adlı romanı 2003 yılında Can’dan yayımlanmıştı. Asuman Kafaoğlu-Büke bu eseri şiir-roman olarak tanımlamıştı. Roman, masalsı anlatımı imgelerle zenginleştirilmiş, çok yalın bir şekilde yazılmış: Anlatım masal, şiir, hayallerle oluşmuş ama çok gerçekçi, Anadolu üslubu var ama folklorik değil. “Hayalin koyulaşması”, “zamanın ağırlığı” gibi güzel ifadeler, “hikaye kovası”, “harfli gagalar” gibi güzel betimlemelerle dolu olan romanda karşımıza ilk ismi ile Cervantes de çıkıyor. Böylece, anakronik olmayı göze alıp, romana çok hoş bir başka boyut daha ilave ediliyor. Gerçekten de deniz, deniz savaşı, korsan, Osmanlı, edebiyat, hayal bir araya gelince gönül Cervantes de işin içinde olsun istiyor.

“ Hevesin fermandan büyük olması”, büyük başarılara imza atmış büyük bir denizcinin hazin sonunu getiriyor.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Artı 1, Elginkan Topluluğu Yayını, Temmuz 2013.
  • Asuman Kafaoğlu-Büke, Piri Reis, Cumhuriyet Kitap, Sayı 695.