Etiket arşivi: Cemahiriye Müzesi

Libya 47 Gıdamis 4

Gıdamis evinde öğle yemeği yiyoruz. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Gıdamis evinde öğle yemeği yiyoruz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Zengin evlerinde sadece iki kez kullanılan, qubba denen odalar varmış. Bu oda, evlilik töreni ve evin beyi öldüğünde karısının misafirleri kabulünde açılırmış.
  • Ortak silolar 600-700 yıl önceden kalmış. Tahılın saklandığı odaların duvarına açtıkları delikten içeri ateş sokarak içerdeki oksijeni yakar, sonra deliği kapatarak içerdeki tahılı uzun yıllar bozulmadan saklarlarmış. Tahılı kullanmak istediklerinde duvarı yıkarlarmış. Böylece tehlikeli zamanlarda sıkıntı çekmezlermiş.
Evin dekorasyonu tamamen kadına ait. Evin tavanı çok yüksek. Evin içinde birçok yarım katlar var. Sürekli merdiven inilip çıkılıyor. Dekorasyon tabandan tavana devam ediyor. Her şey çok renkli, renkler Gıdamis renkleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Evin dekorasyonu tamamen kadına ait.
Evin tavanı çok yüksek. Evin içinde birçok yarım katlar var. Sürekli merdiven inilip çıkılıyor. Dekorasyon tabandan tavana devam ediyor. Her şey çok renkli, renkler Gıdamis renkleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yemeğimizi yer sofrasında yiyoruz. Yemekler lezzetli. Bazlama üzerine konan oğlak eti kızartması Libya’da en prestijli yemek. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yemeğimizi yer sofrasında yiyoruz. Yemekler lezzetli. Bazlama üzerine konan oğlak eti kızartması Libya’da en prestijli yemek.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trablus’ta, Cemahiriye Müzesi’nde bir Gıdamis evi rekonstrüksiyonu vardı. Bence evi epey sade tutmuşlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trablus’ta, Cemahiriye Müzesi’nde bir Gıdamis evi rekonstrüksiyonu vardı. Bence evi epey sade tutmuşlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cemahiriye Müzesi’nde Gıdamis evlerinden birine ait palmiye ağacından yapılma bir ev kapısı da sergileniyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cemahiriye Müzesi’nde Gıdamis evlerinden birine ait palmiye ağacından yapılma bir ev kapısı da sergileniyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Yemekten sonra otelimizde biraz dinlenip, çölde Tuareg gösterisini izlemek üzere 4x4’lerle yola çıkıyoruz. Tunus-Cezayir-Libya sınırının kesişim noktasına yakın, Roma’nın en güney noktası olan Ras el Gul Vadisi’ne gidiyoruz. Burada bir Roma kalesinin kalıntıları var.
Vadide namaz kılanlara rastlıyoruz. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Vadide namaz kılanlara rastlıyoruz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Libya 34 Villa Silin 1

  • Leptis Magna gezimizi bitirdikten sonra Villa Silin’i gezdik. MS 2. yüzyıl yapısı olan bu villa gibi çevrede 50 Roma villasının kalıntısı varmış. O zamanlar Romalı zenginler burada ikinci bir ev yaptırırlarmış. Bu villayı özel izin ile gezmiştik.
20 odalı Villa Silin’in uzaktan görünümü. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

20 odalı Villa Silin’in uzaktan görünümü.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarındaki villanın terasları, bahçesindeki çiçek tarhlarının etrafı, odalarının yerleri ve bazı odaların duvarları mozaiklerle kaplıydı. Mozaik bezeme, Libya’da, Helenistik dönemden itibaren kullanılmış. Hadrianus ve Severus dönemlerinde kullanımı iyice yaygınlaşmış. Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemi mozaiklerinde Hıristiyanlık simgeleri ile pagan simge ve efsaneler birlikte betimlenmiş. Sabratha, Leptis Magna, Tulmeyse, Cyrene, Apollonia ören yerleri ve müzelerde; Kasr Libya, Cemahiriye Müzesi gibi Villa Silin’de de mozaik sanatından örnekler gördük. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarındaki villanın terasları, bahçesindeki çiçek tarhlarının etrafı, odalarının yerleri ve bazı odaların duvarları mozaiklerle kaplıydı.
Mozaik bezeme, Libya’da, Helenistik dönemden itibaren kullanılmış. Hadrianus ve Severus dönemlerinde kullanımı iyice yaygınlaşmış. Erken Hıristiyanlık ve Bizans dönemi mozaiklerinde Hıristiyanlık simgeleri ile pagan simge ve efsaneler birlikte betimlenmiş. Sabratha, Leptis Magna, Tulmeyse, Cyrene, Apollonia ören yerleri ve müzelerde; Kasr Libya, Cemahiriye Müzesi gibi Villa Silin’de de mozaik sanatından örnekler gördük.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Afrika mozaiklerinin belli özellikleri vardır.
  • Afrika mozaikleri  İtalya’daki, genellikle siyah beyaz tesseralardan oluşan, mozaik tablolardan MS 2. yüzyılın ikinci yarısından itibaren adım adım farklılaşmaya başladı. Çok renkli, konu ve stilde yaratıcı mozaikler üretildi. Çeşitli renklerde mermer, traverten, cam ve seramik tesseralar kullanıldı. Konuyu anlatma tarzı, perspektif, tasarım, geometrik formların mimariye uygulanışı Afrika’da farklılıklar gösterir. Afrika mozaiklerinin altın devrinin 4. yüzyıl olduğu kabul edilir.
  • Bazı temalar Roma Afrikası’nda çok sık tercih edilmiş, geometrik ve bitkisel motifler çok bol kullanılmıştır. Romalılar için Mısır verimli toprağın ülkesidir. Nil Nehri’nin ve kıyısındaki yerleşimlerin betimlemesi çok sık yapılmıştır.
  • Palmiye ağacının iki yanında resmedilmiş atlar sık işlenen konulardan biridir. Bu temanın tercih edilmesinde halkın at yarışlarına çok düşkün olmasının rol oynadığı düşünülüyor.
  • Hıristiyan Afrika’da mezar taşlarında da mozaik kullanılmıştır.
  • Mozaik tablolarda, Roma dönemi öncesi Afrika inançları ve günlük yaşamı da izler bırakmıştır.
  • Bazı uzmanlar, İslam ordularının kıtaya girmesi ile mozaik sanatçılarının Sicilya’ya geçtiğini, bu yüzden Afrika mozaik üretiminin 7. yüzyıldan sonra durduğunu öne sürerler. Oysa Tunus’taki Bardo Müzesi’nde İslam Dönemi mozaikleri bölümü vardır, Fatımi sarayında da geometrik desenli mozaik kullanılmış, Afrika’da mozaik üretimi 10. yüzyılda da devam etmiştir. Ancak bu üretimin sanatsal açıdan öncekilerle kıyaslanamayacağı düşünülüyor.
  • Afrika’daki mozaik üretimi Kartaca-İslam Ortaçağı arasındaki dönemde 15 asır devam etmiş, mozaik sanatçısı ve zanaatkarları en çok Kartaca şehrinden çıkmış, Afrikalı sanatçılar kendi stillerini tüm Akdeniz havzasına da yaymışlardır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 33 Leptis Magna 5

Yerel müzenin girişinde Roma anıt mezarı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yerel müzenin girişinde Roma anıt mezarı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

MS 56 yapımı 16 bin kişilik amfitiyatroda  ilk altı sıra ileri gelenlere ayrılmış (box of honor). Bu sıralar diğerlerinden bir parapetle ayrılmış. Gladyatör dövüşleri Roma kültürüne, Etrüsklerden ya da Samnitlerden gelip yerleşmiş bir gelenektir. Gladyatör, iyi kılıç kullanan kişi anlamına gelir. Gladyatör dövüşlerinin masrafları imparatorlar ve siyasetçiler tarafından karşılanır, gladyatörler okullarda eğitilirdi. Gladyatörler üzerinde uzmanlaşmış doktorlar, dişi gladyatörler de vardı. Gladyatörler, koruyucu yağ tabakası oluşması açısından fayda sağlayan baklagiller ve arpa ile besleniyorlardı. Bir Roma lejyonunda teke tek dövüşte uzman olmak en büyük erdemdi ve gladyatörler bu erdemi temsil ediyorlardı. İlk müsabakanın MÖ 264 yılında gerçekleştirildiği söylenir. Sonradan bu yarışmaların yapılabileceği binalar inşa edilmiştir. Bu yapılar, Romalıların kendilerine has olduğunu iddia edebilecekleri tek bina tipi olan amfitiyatrolardır. Tüm imparatorlukta yaklaşık olarak 200 tane kagir amfitiyatro inşa edildiği, 200 tane de tiyatrolardan devşirilmiş amfitiyatro olduğu bilinmektedir. Savaş Tanrısı Mars’ın çocukları olduklarını iddia eden Romalıların Romulus efsanesi de ciddi bir gaddarlık hikayesidir. Dolayısıyla arenalardaki gladyatör oyunlarının sevilmesi normaldi. Şiddet, Romalılara haz veriyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

MS 56 yapımı 16 bin kişilik amfitiyatroda ilk altı sıra ileri gelenlere ayrılmış (box of honor). Bu sıralar diğerlerinden bir parapetle ayrılmış.
Gladyatör dövüşleri Roma kültürüne, Etrüsklerden ya da Samnitlerden gelip yerleşmiş bir gelenektir.
Gladyatör, iyi kılıç kullanan kişi anlamına gelir.
Gladyatör dövüşlerinin masrafları imparatorlar ve siyasetçiler tarafından karşılanır, gladyatörler okullarda eğitilirdi. Gladyatörler üzerinde uzmanlaşmış doktorlar, dişi gladyatörler de vardı.
Gladyatörler, koruyucu yağ tabakası oluşması açısından fayda sağlayan baklagiller ve arpa ile besleniyorlardı.
Bir Roma lejyonunda teke tek dövüşte uzman olmak en büyük erdemdi ve gladyatörler bu erdemi temsil ediyorlardı.
İlk müsabakanın MÖ 264 yılında gerçekleştirildiği söylenir. Sonradan bu yarışmaların yapılabileceği binalar inşa edilmiştir. Bu yapılar, Romalıların kendilerine has olduğunu iddia edebilecekleri tek bina tipi olan amfitiyatrolardır.
Tüm imparatorlukta yaklaşık olarak 200 tane kagir amfitiyatro inşa edildiği, 200 tane de tiyatrolardan devşirilmiş amfitiyatro olduğu bilinmektedir.
Savaş Tanrısı Mars’ın çocukları olduklarını iddia eden Romalıların Romulus efsanesi de ciddi bir gaddarlık hikayesidir. Dolayısıyla arenalardaki gladyatör oyunlarının sevilmesi normaldi. Şiddet, Romalılara haz veriyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trablus’ta Cemahiriye Müzesi’nde yer alan gladyatör konulu mozaik tablo. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Trablus’ta Cemahiriye Müzesi’nde yer alan gladyatör konulu mozaik tablo.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Amfitiyatronun bir çok girişi var. Burası ana girişi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Amfitiyatronun bir çok girişi var. Burası ana girişi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarında tümsek şeklinde gözüken yer hipodromun spinası. 2. yüzyılda yapılmış olan hipodromun 460 m uzunluğunda,  100 m genişliğinde, 23 bin kişilik olduğu biliniyor.  Circus ya da hipodrom, araba yarışlarının yapıldığı yerdir. Arabalarla yarışmayı Romalılar kitlesel bir eğlenceye dönüştürmüşlerdi. Circus’ta arabalar spinanın etrafında saat yönünün tersine yarışırlardı. Bu tip arenalar MS 2. yüzyılda tam olarak gelişti. Bu tip arenaların yapım maliyetleri çok yüksek olduğundan Roma İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde çok az inşa edilmiştir. Arabaları çekmekte kullanılan atlar için en çok tercih edilen İspanyol ve Afrika atları imiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarında tümsek şeklinde gözüken yer hipodromun spinası. 2. yüzyılda yapılmış olan hipodromun 460 m uzunluğunda, 100 m genişliğinde, 23 bin kişilik olduğu biliniyor.
Circus ya da hipodrom, araba yarışlarının yapıldığı yerdir. Arabalarla yarışmayı Romalılar kitlesel bir eğlenceye dönüştürmüşlerdi.
Circus’ta arabalar spinanın etrafında saat yönünün tersine yarışırlardı.
Bu tip arenalar MS 2. yüzyılda tam olarak gelişti.
Bu tip arenaların yapım maliyetleri çok yüksek olduğundan Roma İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde çok az inşa edilmiştir.
Arabaları çekmekte kullanılan atlar için en çok tercih edilen İspanyol ve Afrika atları imiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 23 Trablus 8 Cemahiriye Müzesi 3

  • İlk mozaik uygulamanın MÖ 3000’lerde Sümerler’ de;
  • En eski mozaik yer döşemesinin MÖ 8. yüzyılda Frigya’da;
  • MÖ 5. yüzyılda Antik Yunan’da mozaik yer döşemesinin yaygın olarak uygulandığı ve geometrik desenlere hayvan figürlerinin eklendiğini;
  • MÖ 4. yüzyılda mozaikte boyalı çakıl taşlarının kullanılmaya başladığı;
  • Helenistik Dönem’de (MÖ 323-MÖ 146) mozaikte cam kullanılmaya başladığı ve mozaiklerin tabloya dönüştüğü;
  • Erken Hıristiyanlık Dönemi sanatında (260-525) cam parçalar metal varak kaplanarak altın, gümüş renkli  tesserae yapımının başladığı;
  • Rönesans’ta mozaiğin gözden düştüğü;
  • 17. yüzyılda Floransa mozaiğinden bahsedildiği;
  • 19. yüzyılda Avrupa’da yeniden mozaik modasının başladığı;
  • 20. yüzyılda Meksika’da yaygın olarak mozaik uygulamalar yapıldığı biliniyor.
Mozaik, Roma’nın MÖ 2. yüzyılda (MÖ 146) Yunanistan’ı eyalete dönüştürmesinin ardından öğrendiği bir sanattır. Romalılar, Yunanlardan sanat alanında pek çok şey öğrenmişlerdir ama genel olarak baktığımızda, Yunan’da amaç şaheser yaratmak, Roma’da amaç kullanılabilir eserler yaratmaktır. Antik Yunan’da MÖ 420 yılına tarihlendirilen en eski, çakıl taşlı, mozaik işinin Korinth’te olduğu söylenir. MÖ 3. yüzyıldan itibaren Yunan mozaikleri geniş bir renk skalası kullanılarak, küp şeklinde, bir milimetre kare ebadında kesilmiş taşlardan (tesserae) yapılıyor, uzaktan bakıldığında bir tablo gibi görünüyordu. Mozaikler, halka açık alanlardan ziyade, zenginlere ait evlerde bulunan lüks nesnelerdi. Mozaikler bir odalar hiyerarşisi oluştururdu. Daha ucuz olan siyah-beyaz mozaikler önemsiz yerlere, renkli tasarımlar misafirlerin ağırlandığı alanlara yapılırdı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mozaik, Roma’nın MÖ 2. yüzyılda (MÖ 146) Yunanistan’ı eyalete dönüştürmesinin ardından öğrendiği bir sanattır.
Romalılar, Yunanlardan sanat alanında pek çok şey öğrenmişlerdir ama genel olarak baktığımızda, Yunan’da amaç şaheser yaratmak, Roma’da amaç kullanılabilir eserler yaratmaktır.
Antik Yunan’da MÖ 420 yılına tarihlendirilen en eski, çakıl taşlı, mozaik işinin Korinth’te olduğu söylenir. MÖ 3. yüzyıldan itibaren Yunan mozaikleri geniş bir renk skalası kullanılarak, küp şeklinde, bir milimetre kare ebadında kesilmiş taşlardan (tesserae) yapılıyor, uzaktan bakıldığında bir tablo gibi görünüyordu. Mozaikler, halka açık alanlardan ziyade, zenginlere ait evlerde bulunan lüks nesnelerdi. Mozaikler bir odalar hiyerarşisi oluştururdu. Daha ucuz olan siyah-beyaz mozaikler önemsiz yerlere, renkli tasarımlar misafirlerin ağırlandığı alanlara yapılırdı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

3. yüzyıla tarihlenen bir taban mozaiği. Yer mozaiği resim olarak tasarlandığında, odanın yalnızca bir tarafından düzgün açıdan görülebilirdi. Bir mozaik tablonun konusu, odanın kullanım amacını da belirtebilirdi; yemek yenilen yerde yiyecek ve içecek temaları, yatak odasında aşk sahneleri, hamamlarda masöz ve deniz temaları tercih edilirdi. Yer mozaikleri, duvar resimleri ve tavan tasarımları bütünsel olarak düşünülür, ileri düzey bir planlama gerektirirdi. MS 1. yüzyıldan sonra Roma İmparatorluğu’nun pek çok yeri mozaiklerle kaplanmıştı. Mozaiklerin duvarlara ve tonozlara yerleştirilmesi MS 4. yüzyıldan itibaren, kiliselerde öncü olacak bir geleneği başlatmıştı. Ama mozaiklerin aynı kişi tarafından mı tasarlanıp döşendiği hala bilinmiyor. Birer zanaatkar olan mozaikçilere ressamlardan daha az; fırıncılara, marangozlara, demircilere ödenenle aynı miktar ödeme yapıldığını biliyoruz. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

3. yüzyıla tarihlenen bir taban mozaiği. Yer mozaiği resim olarak tasarlandığında, odanın yalnızca bir tarafından düzgün açıdan görülebilirdi. Bir mozaik tablonun konusu, odanın kullanım amacını da belirtebilirdi; yemek yenilen yerde yiyecek ve içecek temaları, yatak odasında aşk sahneleri, hamamlarda masöz ve deniz temaları tercih edilirdi. Yer mozaikleri, duvar resimleri ve tavan tasarımları bütünsel olarak düşünülür, ileri düzey bir planlama gerektirirdi. MS 1. yüzyıldan sonra Roma İmparatorluğu’nun pek çok yeri mozaiklerle kaplanmıştı. Mozaiklerin duvarlara ve tonozlara yerleştirilmesi MS 4. yüzyıldan itibaren, kiliselerde öncü olacak bir geleneği başlatmıştı. Ama mozaiklerin aynı kişi tarafından mı tasarlanıp döşendiği hala bilinmiyor. Birer zanaatkar olan mozaikçilere ressamlardan daha az; fırıncılara, marangozlara, demircilere ödenenle aynı miktar ödeme yapıldığını biliyoruz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cemahiriye Müzesi’nin düzenlenişini de çok beğenmiştik. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cemahiriye Müzesi’nin düzenlenişini de çok beğenmiştik.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  İç savaş sonrası Trablus’tan bir kare. Fotoğraf: www.dailystar.com.lb


İç savaş sonrası Trablus’tan bir kare.
Fotoğraf: www.dailystar.com.lb

 

 

Libya 22 Trablus 7 Kale ve Cemahiriye Müzesi 2

Leptis Magna’dan Apollo. Praxiteles’in yapmış olduğu Delphi Apollosu’nun kopyası. Başı, İmparator Hadrianus’un sevgilisi Antonius’un başı. Antonius, imparatora seyahatinde eşlik ederken, Nil’de kuşku uyandırıcı şekilde ölmüştü. Antonius’un ölümüyle ilgili teoriler, kaza sonucu ölümden, ritüel intihara çok geniş bir yelpazede değerlendirilmiş. Antonius hakkında Bitinya’da (Kocaeli) doğmuş olmasından başka bir şey bilinmemekte. Hadrianus onun ölümüyle yasa boğulmuş, İmparatorluğun her yerinde villalara, mabetlere, hamamlara heykelleri dikilmiş, adına tapınaklar yapılmış. Kuzey Afrika kıyılarında ona ait bir kült oluşmuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Leptis Magna’dan Apollo.
Praxiteles’in yapmış olduğu Delphi Apollosu’nun kopyası. Başı, İmparator Hadrianus’un sevgilisi Antonius’un başı. Antonius, imparatora seyahatinde eşlik ederken, Nil’de kuşku uyandırıcı şekilde ölmüştü. Antonius’un ölümüyle ilgili teoriler, kaza sonucu ölümden, ritüel intihara çok geniş bir yelpazede değerlendirilmiş. Antonius hakkında Bitinya’da (Kocaeli) doğmuş olmasından başka bir şey bilinmemekte. Hadrianus onun ölümüyle yasa boğulmuş, İmparatorluğun her yerinde villalara, mabetlere, hamamlara heykelleri dikilmiş, adına tapınaklar yapılmış. Kuzey Afrika kıyılarında ona ait bir kült oluşmuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  Jebel Akakus’tan kaya resimleri. Akakus, Cezayir Libya sınırında, 250 km boyunca devam eden, 50 km genişliğinde bir dağ silsilesi. Akakus’ta hem çizilmiş, hem kayaya oyulmuş resimler var. Bu miras, 1955 yılında bulundu. Burada bulunan resimler devirlere ayrılıyor: Savannah Period (Step Dönemi) MÖ 11. yüzyıl. Sahra önceden step (savannah) idi. MÖ 8500’lerde Sahra’da ıslak, tropik iklim varmış. Çöl, MÖ 4000’li yıllarda oluşmuş. Round Heads Period (Yuvarlak Kafalar Dönemi) MÖ 9000. Bu dönemde sadece yuvarlak kafalar çizmişler, yüz yapmamışlar, göz, burun vs resmetmemişler. Pastoral Period (Doğa Dönemi) MÖ 7000; Horse Period (At Dönemi) MÖ 3500; Camel Period (Deve Dönemi) MÖ 2000 gibi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Jebel Akakus’tan kaya resimleri. Akakus, Cezayir Libya sınırında, 250 km boyunca devam eden, 50 km genişliğinde bir dağ silsilesi. Akakus’ta hem çizilmiş, hem kayaya oyulmuş resimler var. Bu miras, 1955 yılında bulundu. Burada bulunan resimler devirlere ayrılıyor: Savannah Period (Step Dönemi) MÖ 11. yüzyıl. Sahra önceden step (savannah) idi. MÖ 8500’lerde Sahra’da ıslak, tropik iklim varmış. Çöl, MÖ 4000’li yıllarda oluşmuş. Round Heads Period (Yuvarlak Kafalar Dönemi) MÖ 9000. Bu dönemde sadece yuvarlak kafalar çizmişler, yüz yapmamışlar, göz, burun vs resmetmemişler. Pastoral Period (Doğa Dönemi) MÖ 7000; Horse Period (At Dönemi) MÖ 3500; Camel Period (Deve Dönemi) MÖ 2000 gibi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’deki Roma Hamamı’nın soğukluk bölümünden Üç Güzeller. Efsaneye göre yeryüzündeki ilk güzellik yarışması Yunan Tanrıçaları Hera, Aphrodite ve Athena arasında yapılmıştır. Kral Peleus ile deniz perisi Thetis’in düğününe çağrılmayan Fesatlık Tanrıçası Eris, düğüne davetsiz olarak gidip ortaya üzerinde “en güzele” yazan bir altın elma atar. Zeus en güzeli seçmesi ve elmayı ona vermesi için Troya Kralı Priamos’un oğlu Paris’i (o sırada çobandır) görevlendirir. Paris de, kendisine dünyanın en güzel kadınının yani Sparta Kralı Menelaos’un karısı Helena’nın aşkını sunan Aphrodite’i seçer. Tarih boyunca bu üçlüyü işleyen pek çok eser yapılmıştır. Libya’da Cemahiriye Müzesi’nden başka Sabratha’nın tiyatrosunda da Üç Güzeller’i gördük. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’deki Roma Hamamı’nın soğukluk bölümünden Üç Güzeller.
Efsaneye göre yeryüzündeki ilk güzellik yarışması Yunan Tanrıçaları Hera, Aphrodite ve Athena arasında yapılmıştır. Kral Peleus ile deniz perisi Thetis’in düğününe çağrılmayan Fesatlık Tanrıçası Eris, düğüne davetsiz olarak gidip ortaya üzerinde “en güzele” yazan bir altın elma atar. Zeus en güzeli seçmesi ve elmayı ona vermesi için Troya Kralı Priamos’un oğlu Paris’i (o sırada çobandır) görevlendirir. Paris de, kendisine dünyanın en güzel kadınının yani Sparta Kralı Menelaos’un karısı Helena’nın aşkını sunan Aphrodite’i seçer.
Tarih boyunca bu üçlüyü işleyen pek çok eser yapılmıştır. Libya’da Cemahiriye Müzesi’nden başka Sabratha’nın tiyatrosunda da Üç Güzeller’i gördük.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İki Tanrıça Artemis heykeli yan yana. Roma'daki adı Diana, Zeus ile Leto’nun kızı, Apollon’un ikizi. Soldaki, Efes Artemisi gibi bol memelidir. Bu, tanrıçanın bütün tabiatı dölleyen bir tanrıça gibi düşünülerek tapınılmasından doğan külte ait bir betimlemesidir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İki Tanrıça Artemis heykeli yan yana. Roma’daki adı Diana, Zeus ile Leto’nun kızı, Apollon’un ikizi.
Soldaki, Efes Artemisi gibi bol memelidir. Bu, tanrıçanın bütün tabiatı dölleyen bir tanrıça gibi düşünülerek tapınılmasından doğan külte ait bir betimlemesidir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dört Mevsim adlı mozaik tablo. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dört Mevsim adlı mozaik tablo.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu