Etiket arşivi: Çehov

Yaşam ve Yazgı’da Rus Yazarlar

Vasili Grossman (1905-1964), Yaşam ve Yazgı adlı üç ciltlik eserinde (bitişi 1960, ilk basımı 1980 yılında İsviçre’de) Rus yazarlarını kendi açısından değerlendiriyor.

  • Rusya Sosyal-Demokratik siyasetini başlatanlardan, Rus devrimci ve Marksist teorisyen Georgi Valentinovich Plekhanov’a (1856-1918) göre: “Gorki tarafından yaratılan “ana” tipi bir ikonadır, işçi sınıfının ise ikonalara gereksinimi yoktur.”
  • Tolstoy, idamlar konusunda, “Suskun kalamam!” demişti. Oysa bizler 1937’de binlerce suçsuz insan idam edildiğinde sustuk.
  • Tolstoy, edebiyatın insanlar için gerekli olup olmadığı, yazdığı kitapların insanlara gerekip gerekmediği konusunda kuşku duyuyor, üzülüyordu.
Tolstoy. Fotoğraf: www.assanews.com

Tolstoy. Fotoğraf: www.assanews.com

  • Dahi Dostoyevski, Rus müteahhidin, kölelik yanlısının ve fabrikatörün acımasız gözlerini görmesi gereken yerlerde Yahudi tefeciyi görmüştür.
  • Yayınevleri Dostoyevski’nin kitaplarını yeniden basmıyor.
  • Çünkü Dostoyevski gericidir.
  • Doğru, Ecinniler’i yazmaması gerekirdi.
  • Daha çok Bir Yazarın Günlüğü’nü yazmamalıydı.
  • Stalin, boşuna Mayakovski’ye en iyi ve en yetenekli demedi. Mayakovski, duygularını ifade ederken devlet düzeninin ta kendisidir. Dostoveyski ise kendi devleti içinde bile insanlğın ta kendisidir.
  • Tolstoy hem radyoda, hem okuma gecelerinde okunuyor, hem yayımlanıyor, hem de liderler alıntı yapıyor yapıtlarından.
Çehov. Fotoğraf:ailehaber.com

Çehov. Fotoğraf:ailehaber.com

  • Çehov’u geçmiş dönem de bizim dönem de tanıyor. Çehov, bizim bilincimize koskoca Rusya’yı, onun bütün sınıflarını, bütün katmanlarını, bütün çağlarını soktu. O, milyonları demokrat olarak soktu bilincimize. Ondan önce hiç kimsenin, hatta Tolstoy’un bile söylemediği şeyi söyledi: Hepimiz her şeyden önce insanız. İnsanlar insan oldukları için eşittirler. Çehov, Rusya’ya özgü, gerçek ve iyiliklerle dolu demokrasinin, Rus insanının onurunun, Rus özgürlüğünün bayrağını taşıyandır.
  • Kötülüğe kötülükle karşı koymamayı öğütleyen Tolstoy bile hoşgörüsüzdür. İnsandan değil, Tanrı’dan yola çıkar. Onun için iyiliği pekiştiren bir düşüncenin galip gelmesi önemlidir.
  • Çehov, insandan başlayalım, her kim olursa olsun insana karşı iyi ve dikkatli olalım, insana saygı, sevgi ve merhamet göstereceğimiz bir yerden başlayalım, bu olmazsa hiçbir şey yapamayız, demişti. Çehov’un dediklerinin özünü devlet anlamıyor, bu yüzden ona katlanamıyor.
  • Dostoyevski için Rusya’da tüm insanlar aynı değildir. Hitler, Tolstoy’a alçak demiştir, ama söylendiğine göre Hitler’in çalışma odasında Dostoyevski’nin portresi aslıdır. Dostoyevski’nin Polonyalılara, Yahudilere nefretini bağışlamıyorum.
  • Tolstoy, Hacı Murat’ı, Kazaklar’ı, Kafkas Tutsağı’nı yazmıştır. Bunların hepsini Litvanyalı Dostoyevski’den daha fazla Rus olan bir Rus kontu yazmıştır. Tatarlar yaşadıkları sürece Tolstoy için Allah’a dua edecekler.

 

Kitaptan derlediğim bu alıntıları paylaşmak istedim.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Yaşam ve Yazgı, 1. Kitap, Vasili Grossman, Can Yayınları, 2012.
  • Yaşam ve Yazgı, 2. Kitap, Vasili Grossman, Can Yayınları, 2012.
  • Yaşam ve Yazgı, 1. Kitap, Vasili Grossman, Can Yayınları, 2012.

 

Trajedi 3

forum.donanimhaber.com

forum.donanimhaber.com

  • Aristo’dan beri trajedi kahramanları soylulardan seçiliyordu. Alman Lessing  “krallara acıyorsak, kral oldukları için değil, insan oldukları içindir” diyerek insanın en çok kendi durumunu anımsatan durumlardan etkilendiğini savundu.
  • İngiliz Coleridge duyguyu trajedinin temel öğesi saydı.  18. yüzyılda  prenslerin yerini sıradan kentliler, Tanrı’nın buyruklarının yerini de yüreğin sesi aldı.
  • 19. yüzyılda insani ve toplumsal ilerlemeye duyulan güven, karanlık ve olumsuz trajik bakış ile çelişti.
  • Hegel’e göre klasik trajedide kahramanlar, kişiliklerindeki ahlaki zayıflıktan çok, iki ahlak sistemi arasında kaldıkları, birine bağlı kalırken kaçınılmaz olarak ötekiyle çatışmaya girdikleri için sonunda yenik düşerler. Trajedinin sonunda kahraman yenilsede süreç tamamlanmakta, tam da o yenildiği için daha kapsamlı bir iyiye ulaşılmaktadır.
  • Schopenhauer’e göre gerçek trajedi, kahramanın kendi günahlarından değil, varoluşun temelinde yatan ilk günahtan ( Adem ile Havva ) kaynaklanır. İnsan ancak acı çekerek bu günahtan, kendi bencilliğinden arınabilir.
  • Nietzcshe’ye göre Eski Yunan trajedisinin iki önemli bileşeni vardı:

1)      Apollon’un simgelediği ölçülülük ve düzen
2)      Dionysos’un simgelediği çoşku ve taşkınlık.

  • Trajedi, Yunanlıların bu iki ucu birleştirmeleri ve yaşamı bir oyun olarak görmelerinin ürünüydü.
  • 20. yüzyılda İbsen, Çehov, Strindberg’in oyunlarında trajik bir boyut vardır. Eugene O’Neill klasik trajediyi çağdaş bir ortamda ve psikanalitik  bir yorumla yenilemeye çalışan tek oyun yazarıdır.
  • II. Dünya Savaşı sonrasında ise, trajediyi bir tiyatro türü olmaktan çok, felsefi bir bakış açısı olarak ele alma eğilimi güçlendi. Klasik trajedinin boyutlarına en çok ulaşabilmiş yapıtlar, roman alanında Dostoyevski, Thomas Hardy, Joseph Conrad, William Faulkner tarafından verilmiştir.
www.greenpeace.org

www.greenpeace.org

 

Maksim Gorki ve Moskova’daki Evi

Maksim Gorki’nin Çocukluğum adlı eserinin Can Yayınları’ndan çıkması ile 2000 yılında Moskova’da gezdiğim Gorki müze-evini hatırladım. Toplumcu gerçekçi bir yazara hiç uymadığını düşündüğüm, ama çok güzel bir Art Nouveau örneği olan malikaneyi çok beğenmiştim.

Bina, Modern mimari akımın Rusya’daki en önemli öncülerinden olan Feodor Şektel tarafından 1900 yılında tasarlanmış. Ekim Devrimi’nden sonra ailesiyle birlikte Rusya’yı terk eden sanat hamisi ve banker Stepan Riyabuşinski’ye ait olan malikane, bir süre devlet yayınevi olarak, daha sonra yabancı ülkelerle kültürel temaslar için kullanılmış, 1931 yılında Stalin tarafından Maksim Gorki’ye hediye edilmiştir. Riyabuşinski ise birkaç yıl sonra Fransa’da ölmüştür. Gorki bu evde 1936 yılında ölünceye dek 5 yıl, bir nevi hapis hayatı yaşamış.

Acı anlamına gelen Gorki müstear adını kullanan, küçük yaşta yetim kalan, tahsilini tamamlayamayan, uzun süre başıboş, yoksul bir hayat süren, küçük yaşlarda başladığı emekçiliğin zorlukları içinden gelen, Marksizm’i benimseyerek Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ni destekleyen, Bolşeviklerin safına geçmekle birlikte partiye hiçbir zaman resmen üye olmayan, sağlık sorunları nedeniyle bir süre İtalya’da yaşadıktan sonra Sovyetler Birliği’ne dönerek Stalin’in yanında yer alan, Sovyet Yazarlar Birliği’nin ilk başkanı, Sovyetler Birliği’nin resmi devlet edebiyatı toplumcu gerçekçiliğin ortaya çıkışına katkıda bulunan, Stalin’in baskısının artması ve uygulamaları ile hayal kırıklığı yaşayan, yazma esinini kaybeden veya yazmaktan kaçınan, 1936’da tedavisi sırasında gizemli bir şekilde ölen, büyük ihtimalle Stalin tarafından zehirlenen, ama tabutu Josef Stalin tarafından taşınan Maksim Gorki, Rus edebiyatının en etkileyici yazarlarından biri olmuştur. Rejim karşısında tehlikeli konumda olan yazarları, örneğin Babel’i, koruması altına almaya çalışmış, ölümünden sonra Babel ancak birkaç yıl daha kendini kurtarabilmiş, sonra nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde öldürülmüştü.

Malikane, mozaik frizleri, sırlı tuğla örgüsü ve vitray kullanımıyla oldukça süslü ve gelenek dışıdır. Evin iç mekanı, zarif bir sıva işçiliğiyle işlenmiş tavanları, vitrayları ve oyma kapı çatkılarıyla benzersiz bir göz alıcılığına sahiptir.

Malikane, mozaik frizleri, sırlı tuğla örgüsü ve vitray kullanımıyla oldukça süslü ve gelenek dışıdır. Evin iç mekanı, zarif bir sıva işçiliğiyle işlenmiş tavanları, vitrayları ve oyma kapı çatkılarıyla benzersiz bir göz alıcılığına sahiptir.

Sağlam bir olay örgüsü kuramaması, yaşamın anlamı üzerine uzun tartışmalara yer vermesi bazı eleştirmenler tarafından bir ölçüde başarısız olduğunun göstergesi sayılmıştır. Çehov ile mektuplaşmaları (Yazışmalar, Yankı Yayınları, 1966), Tolstoy’un Gorki’ye olan ilgisine ve ondan etkilenmesine, Çehov’un Gorki’nin yazınınına yönelttiği eleştiriler ve tavsiyelere yer vermektedir. Çehov açıkça Gorki’nin tabiat, aşk ve kadın tasvirlerindeki aşırılığı,  sık sık kullandığı bazı kelimelerin kulağa çirkin geldiğini, sürekli olarak tabiata insankişiliği vermesinin tasviri monoton, tatsız, hatta bazen anlaşılmaz hale getirdiğini uzun uzun yazıyor. Çehov, Gorki’ye taşradan ayrılmasını, edebiyat çevresine yakın olmak için Moskova’ya veya Petersburg’a yerleşmesini öneriyor. Gorki, “Siz istediğiniz kadar büyük şehri methedin, benim için iyi hiçbir tarafı yok. Gökyüzünün gözü yaşlı, halk kendini beğenmiş, edebiyatçılar hem gözü yaşlı, hem kendini beğenmiş….. Bütün kadınlar da ya doktordur, ya öğrenci. Yani ne olursa olsun aydındır. Bir sivrisinek Petersburg’lu bir kadını soksa, zavallı hayvan can sıkıntısından ölüverir. İşte bütün bunlar beni korkutuyor” diye yazar. Böyle yazmasına rağmen Moskova’da uzun süre yaşar.

Yazdığı gerçekçi hikayelerde Devrim öncesi yıllarda Rus toplumunun içinde bulunduğu yoksulluk ve acımasızlık ortamı büyük bir güçle yansıtılmıştır. Hikayelerde efsane, masal ve folklor ögeleri edebiyat düzeyine yükseltilmiş, bireysel başkaldırı, halkın yaşam ve özgürlük tutkusunun simgesi olmuştur.

Binadaki en dikkate değer parça, bir denizanası figürü oluşturacak şekilde biçimlendirilmiş bronz bir lamba ile son bulan perdahlı Estonya kireçtaşından merdivendir. Merdiven başında da Gorki’nin büstü yer almaktadır.

İçinden geldiği için çok iyi tanıdığı kesimin, evsiz barksız yoksulların yaşamından bir kesit sunduğu Ayaktakımı Arasında adlı oyunu ilk kez 1902’de Moskova Sanat Tiyatrosu’nda oynanmış, oyunu Stanislavski yönetmiş ve başrolü üstlenmişti. 1936’da senaryosunu Zamyatin’in yazdığı, Jean Gabin’in başrolü üstlendiği filmi Jean Renoir çekmişti. 1946’da Hintli yönetmen Çetan Anand’ın uyarlaması ilk Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye almış; 1957’de Kurosava oyunu Edo dönemi Japonya’sına uyarlayarak beyazperdeye aktarmıştır.

Çar yönetimiyle uyuşmazlığa düştüğü için hapsedildi; hapisten çıkınca Rus devrimci hareketine adadığı tek uzun yapıtı, 1905 Devrimi’nin kanlı bir biçimde bastırılmasının ardından 1906’da yayımlanan Ana adlı romanı, 1926’da Pudovkin tarafından sessiz film yapılmış, Brecht sahneye uyarlamıştır.

1925’te yayımladığı Artamonovlar’da köleliğin kaldırılmasından sonra giderek hızlanmaya başlayan kapitalist gelişmeyi ve bu gelişmenin insanlar üzerinde yaptığı etkileri anlatır. Burjuvalaşan insanların yanısıra emekçi sınıfın gelişmesi ve devrimci düşüncenin oluşması hikaye edilirken, Devrim öncesi Rusya’nın çelişkileri ortaya konmaktadır. Kapitalizmin o günlerdeki yükselişinin ailelere, kuşaklar boyu yansımaları Avrupalı yazarların gözde konusu olmuştur.

Gorki kendi hayatını anlatan kitaplar da yazdı: Çocukluğum (1913-14), Ekmeğimi Kazanırken (1915-16), Benim Üniversitelerim (1923). 1936 yılında dünyaca ünlü bir yazar olarak Moskova’da ölen Maksim Gorki’nin adı, doğduğu kente verildi.

 

Yazarın şapkası, palto ve bastonuyla birlikte çarpıcı Doğu oymaları koleksiyonu, büstü, mektupları ve bazı kitaplarının ilk baskıları da bu evde bulunmaktadır.

Yazarın şapkası, palto ve bastonuyla birlikte çarpıcı Doğu oymaları koleksiyonu, büstü, mektupları ve bazı kitaplarının ilk baskıları da bu evde bulunmaktadır.

Gorki’nin yatağının başucunda babasından bir yıl önce ölen oğlunun fotoğrafı duruyordu. Oğlunun da zehirlenerek öldürüldüğüne dair söylentiler olmuş.

Gorki’nin yatağının başucunda babasından bir yıl önce ölen oğlunun fotoğrafı duruyordu. Oğlunun da zehirlenerek öldürüldüğüne dair söylentiler olmuş.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Hayat Üniversitesinin Yazarı, Celal Üster, Cumhuriyet Kitap, Sayı 1235, 17 Ekim 2013.
  • Moskova Life 2013
  • Maksim Gorki ve Yaşanmış Hikayeler, Ataol Behramoğlu, Can Yayınları, 1981.
  • Kitap İçin 3, Selçuk Altun, Sel Yayıncılık, 2013.
  • Artamonovlar, Maksim Gorki, Oda Yayınları, 1988.
  • Yazar Dostlukları, Fethi Naci, Cumhuriyet Kitap, Sayı 591.
  • Ecinniler, Elif Batuman, Doğan Kitap, 2011.