Etiket arşivi: caz

Çağdaş Sanata Varış 315|Çağdaş Dönemde Müzik 2

  • Çağdaş Dönem’de müzikte de alternatif yaklaşımlar, disiplinler arası çalışmalar, sıra dışı mekanlarda gösterimler, multimedya ögelerinden yararlanma, farklı dönemler ve müzik türleri arasında etkileşim kuran performanslar gerçekleştirilmiştir.
  • York Üniversitesi gibi bazı yükseköğrenim kurumlarında sanat, mimari, matematik, kozmoloji, müzik ve bilim arasındaki disiplinler arası etkileşimleri keşfetmeyi amaçlayan Müzik Araştırmaları Merkezi bulunuyor.
  • Patti Smith’in Land 1975-2002 adlı albümünün metinlerini ünlü yazar Susan Sontag kaleme aldı. 11 Eylül’de ülkesi ABD’yi eleştirmesiyle çirkin saldırılara maruz kalan Sontag’ın Patti Smith’le yaptığı iş birliği iki radikal sanatçının çağdaş bir uğraşı oldu.
  • Konserlere, genelde bir tiyatro sanatçısının da anlatıcı olarak katılması çağımıza ait bir uygulama.
  • Çağdaş, Klasik ve Caz müzikte ustalık gösterebilen; trompetçi, doğaçlama sanatçısı ve besteci Markus Stockhausen (1957-)gibi müzisyenler çağımızı yansıtıyor.
  • Artık, Pierre Boulez, Julia Morrison, Yannis Xenakis gibi bilgisayar kullanarak beste yapan sanatçılar var.
  • Enstalasyon/Yerleştirme Sanatı’na ses yerleştirmeleri de dahil oldu. Kanadalı sanatçı Janet Cardiff (1957-), 2001 yılında gerçekleştirdiği ses yerleştirmesi Kırk Sesli Motet’te, Thomas Tallis’in elden geçirilmiş eserini kullanmış, besteyi bir ses etkinliğine dönüştürmüş, galeri mekanına yerleştirilen kırk hoparlörün her birinden farklı bir şarkıcının sesi yayınlanmıştır. Galeri mekanında gezinenler, yerlerini değiştirdikçe, işittikleri ses karışımı da değişmiştir. Sanatçı, partneri George Bures Miller ile birlikte 1995 yılından bu yana ses yürüyüşleri de düzenlemektedir. Sanatçılar, çok kanallı kayıt teknolojisi kullanılarak üretilen sesi, katılımcılara verdikleri taşınabilir müzik çalardan dinletirken, müziğin dinleyicilerin çevrelerine ilişkin algılarını radikal şekilde değiştirdiği öne sürmektedir.
  • ABD’li sanatçı Jennifer Allora (1974-) ile Küba doğumlu sanatçı Guillermo Calzadilla (1971-) 2008 yılında bir Performans-Heykel-Resital-Dans eseri ürettiler. Önce 20. yüzyıl başında üretilmiş bir Bechstein piyanoyu hazırladılar: Piyanonun kuyruk kapağı üstünde, ayakta duran bir piyanistin sığabileceği büyüklükte bir delik açtılar; iki oktavı kullanım dışı bırakıp geri kalan telleri işlevlerini yerine getirecek şekilde korudular; piyanonun pedallarını ters yöne çevirdiler. İcracı bir yandan piyano çalarken bir yandan da önceden belirlenmiş koreografiye göre piyanoyu mekan içinde sürekli hareket ettirecekti. Çalınacak eser Hitler’in en sevdiği bestelerden biri olan Neşeye Övgü (Beethoven, Dokuzuncu Senfoni’nin bir bölümü, 1824), 1942 yılında Wilhelm Furtwängler yönetiminde Hitler’in doğum gününde bir Bechstein ile çalınmıştı. Neşeye Övgü ayrıca Irkçı politika ile yönetilen Rodezya’nın (Zimbabwe’nin eski adı) ulusal marşı idi; Kültür Devrimi sırasında Çinliler tarafından benimsenmişti ve Avrupa Birliği’nin marşı idi. Sanatçı ikilinin küresel siyasetin alegorisini yaptıkları pek çok eseri bulunuyor.
Çeşitli sanatçılar tarafından icra edilen Dur, Onar, Hazırla: Hazırlanmış Piyano için Neşeye Övgü Çeşitlemeleri’ni MoMA’da Jun Sun çalarken. Fotoğraf:  Ángel Franco/The New York Times

Çeşitli sanatçılar tarafından icra edilen Dur, Onar, Hazırla: Hazırlanmış Piyano için Neşeye Övgü Çeşitlemeleri’ni MoMA’da Jun Sun çalarken.
Fotoğraf: Ángel Franco/The New York Times

 

Bir Dahi – BORIS VIAN 1

BİR DAHİ – BORIS VIAN 1
(1920-1959)

5 yaşında okuma yazma öğrendi.

10 yaşına geldiğinde Fransız edebiyatının neredeyse bütün klasiklerini okumuştu.

15 yaşında tifo oldu. Bu hastalık, kalp rahatsızlığının tohumlarını attı.

Sağlık nedenleriyle askere alınmadı.

17 yaşında felsefe ve matematik dallarında bakaloryasını aldı.

Aşk hayatı hareketli geçti. İki kez evlendi.

Çok yönlü biriydi: yazar, şair, müzisyen, şarkıcı, şarkı sözü yazarı, çevirmen, eleştirmen, pek çok filmde aktör, senarist, tiyatro yazarı, dramaturg, köşe yazarı, radyo programcısı, mucit, metalürji mühendisi….10 roman, 42 kısa hikaye, 7 tiyatro eseri, 10 senaryo, 400 şarkı, 4 şiir kitabı, üç libretto, caz eleştirileri…. Hepsi 39 yıla sığdı.

Vian tiyatrosu kışkırtır, aşağılar, küfreder, saldırır ve güldürür. Söz icatlarıyla dolup taşan son yazdığı oyunu İmparatorluk Kuranlar ya da Şümürz, dünya çapında en çok sahnelenen ve en çok ses getiren yapıtıdır. Şümürz, icat edilmiş bir sözcüktür; kötü, işe yaramaz bir şey, boşluğun kendisidir. Oyun, Uyumsuzluk Tiyatrosu’nun en önemli örneklerinden biri sayılır.

Duke Ellington, Charlie Parker, Miles Davis gibi ünlülerle birlikte çaldığı da oldu. Fotoğraf: fr.groovecollector.com

Duke Ellington, Charlie Parker, Miles Davis gibi ünlülerle birlikte çaldığı da oldu.
Fotoğraf: fr.groovecollector.com

Metalürji dalında araştırmalar, buluşlar yaptı, patent aldı.

Mühendis olarak çalışırken mesai saatlerinde romanlarını yazdı.

Amerikan edebiyatından çeviriler yaptı.

1942-1950 yılları arasında geceleri caz kulüplerinde trompet çaldı. Sağlığı bozulunca müzisyenliği bıraktı, cazla ilgili köşe yazıları yazdı.

İlk albümü Asker Kaçağı şarkısı yüzünden sansüre uğradı.

 

Çağdaş Sanata Varış 207| Postmodern Müzik 2

  • Yenilikçi kuşaklar, genellikle Avusturyalı besteci Anton Von Webern (1883-1945) yolunda yürüyen bir dizisellik yöntemi ile özdeşleşir. Webern, ölümünden 10 yıl sonra bir öncü olarak yeniden seçkinleşir.
  • İlk kez 1955 yılında Werner Meyer-Eppler tarafından yapılan, şansa bağlı/rastlantısal müziği (aleatory), doğaçlama veya John Cage’in belirsizlik prensibine dayanan müziği ile karıştırmamak gerekir. Bu yöntemde parçanın geneli belirlenmiş, detaylar şansa bırakılmış; besteci, parçanın bir bölümünü yorumcunun değerlendirmesine bırakmıştır. Bir bakıma, yönlendirilmiş bir doğaçlamadır. Notaların üzerine rastgele mürekkep döküp ne okunabilirse onu çalmak; nota sayfalarını kura çeker gibi çekip ve çıkan sırayı uygulamak; yorumcunun birkaç sayfa yere düşürüp doğaçtan çalmayı sürdürmesi gibi deneyler yapılmıştır. Teybe kaydettiği sesleri laboratuvarda elektronikleştirip yeni deneyler yapan Pierre Boulez (1925-2016), Karlheinz Stockhausen, John Cage, Christian Wolf gibi birçok besteci bu yöntemi kullanmıştır.
  • 1974 yılında Paris’te müzik araştırma merkezi IRCAM kurulmuş, bu ortamda dizisel teknik geliştirilmiş ve elektronik aygıtlarla deney yapma olanağı sağlanmıştır.
  • Japonya, Bali, Endonezya, Hindistan ve Afrika müziklerine büyük ilgi duyulmuştur. Bu toplumların özgün müziği, çalgıları, ritimleri Batı müziğine yeni sesler getirir. Asya müziğindeki tekdüze yineleme, Uzakdoğu’nun gizemli ezgileri, ve Afrika’nın ritimsel çeşitliliği Batı müziğine dahil edilir.
  • 1960’ların Fluxus akımı, önceleri müzik ve tiyatronun birleşmesinden kaynaklanmış, her türlü sesi müzik sayan bir akımdı. Fluxus, müzik sanatında sonraki kuşağın minimal müziğine bir hazırlık aşaması olmuştur. Steve Reich (1936-), Philip Glass (1937-) ve John Adams (1947-), minimal müziğin yineleme özelliğini deneysel bir basamak olarak kullanmışlar; Glass’ın Einstein Kumsalda (1976), Satyargraha (1980), Fotoğrafçı (1982) ve Akhnaten (1984) operaları;  Reich’ın Çöl Müziği (1983) ve Adams’ın Nixon Çin’de adlı operaları geniş izleyici kitlesinin ilgisini çekmiştir.
Bir Karlheinz Stockhausen partisyonunun fotoğrafı. Fotoğraf:www.hauss.gr

Bir Karlheinz Stockhausen partisyonunun fotoğrafı.
Fotoğraf:www.hauss.gr

  • 1960’lı yılların sonunda ve 1970’li yıllarda Alman klasik müzik ve opera bestecisi Karlheinz Stockhausen (1928-2007), klasik müzik için birçok yenilikler getirmiş, elektronik müzik bestelemenin birçok değişik şekillerini denemiştir. Haftanın her günü için hazırladığı 7 değişik operadan oluşan bir opera serisi ve günün 24 saatine ithaf ettiği müzikler yapmıştır. Bali, İspanya, Vietnam, Japonya, Macaristan başta olmak üzere her çeşit esinlenmeyi elektronik gereçler kullanarak birleştirir. Teybe kaydettiği sesleri laboratuvarda elektronikleştirip yeni deneyler yapar. Webern’in kromatik skalanın notalarını dizeler içinde kullanma kuramını  ses gürlüğü, süre ve tını gibi başka ögelere uyarlar. Webern’in grup kompozisyonu kavramını da geliştirerek, değişik karakterdeki malzemeleri birleştirip, sunma sırasını yorumcuya bırakan çalışmalar da yapmıştır. Elektronik ve akustik malzeme ile rastlantısallığı kaynaştırması, yaratıcı buluşlara yol açmıştır.
  • Oğlu, Çağdaş Dönemin en eklektik müzisyenlerinden, trompetçi, doğaçlama sanatçısı ve besteci Markus Stockhausen (1957-), çağdaş ve klasik müzikteki ustalığını caz müzikte de gösterebilen ender sanatçılardandır.
Stockhausen, Mantra adlı bestesi için grafik hazırlarken. Fotoğraf: Zaman İçinde Müzik, Evin İlyasoğlu, YKY.

Stockhausen, Mantra adlı bestesi için grafik hazırlarken.
Fotoğraf: Zaman İçinde Müzik, Evin İlyasoğlu, YKY.

  • 1970’lerin sonunda ve 1980’li yıllarda Batı müzik tarihini etkileyen en önemli ögelerden biri hala, Modern dönemde olduğu gibi, Uzakdoğu’nun gizemidir.
  • 1960’lı yılların ortasından sonuna kadar gözde olan Minimalist müziğin öncülerinden biri olan, günümüzde ABD’nin yaşayan en büyük bestecisi olarak kabul edilen Steve (Stephen Michael) Reich (1936-), müziğin geleceğinin Batılı olmayan; Endonezya, Afrika ve Hint yapısındaki müziğe bağlı olduğunu söyler. Reich’ın döngüsel, yavaş ritimli müziği Çağdaş Dönem müzisyenlerini etkilemiş; müziği 1980’li yıllarda karanlık bir karakter kazanmış, tarihi temaları, özellikle Yahudi mirasını esas almış; Different Trains adlı yapıtıyla Grammy Ödülü’ne layık görülmüştür.
  • Israrlı ritim yinelemeleri ve metal vurma çalgıların tınıları ve Zen Budizm’in felsefesi 1992 yılındaki ölümüne kadar John Cage’in ritmik kalıplarını ve deneysel müziğini yönlendiren etkenler olmuştur.
  • Schoenberg ve Stravinsky başta olmak üzere 1930’lu yıllarda Avrupa’nın büyük bestecileri ABD’ye yerleşmeye başlar. Çağdaş Amerikan müziği bu öncülerden etkilendiği gibi Avrupalı besteciler de geniş bir ses paleti ve büyük formlar kullanmaya ve deneysel sesleri birleştirmeye başlarlar. Postmodern kültürel üretimin gerçek öncüsü Schoenberg değil, Stravinsky’dir, denir. Onun müziği, atonal özelliği, ritmik yapısı, melodi ve armonisinin enerjisi ile “yüksek klasik sanat”ta Postmodernizm’in başlangıcına işaret sayılır. Müzik eleştirmeni Philip Glass, besteci-eleştirmen Igor Stravinsky’nin (1882-1971) özgün olarak dört el için bestelenip sonradan orkestra uyarlaması yapılan Bahar Ayini adlı eserindeki olağandışı, sınırları zorlayan ilkel ritme dikkat çeker. Stravinsky’nin yeni malzemeler kullanması, ilkel boyların ritim düzeni, birden çok ritme bağlı yapısı, canlı ve güçlü ritim dokusu, vurma çalgıların yeni bir anlayışla, şiddetli ritim teknikleri ile kullanılması, ısrarlı ritmin tekdüzeliği, coşkusu, çoğunlukla tonal olmayan armonisi Postmodernizm’in habercisi olarak görülürler.
  • Stravinsky caz müziğinden de yararlanmıştır. Daha ABD’ye gitmeden 1918 yılında bestelediği Ragtime adlı eseri, caz müziğini sanat müziği ile birleştiren erken örneklerden biridir.
  • 1980’li yıllar, caz müziği diline de çok kaynaklı bir zenginlik getirir. Afrika’daki Afro-Pop akımı, Latin Amerika müziği, özellikle Brezilya, caz müziğine ayrı bir renk katar. Giderek iyi eğitim görmeye başlayan caz müzisyenleri, kompozisyon ve yorumculuk konusunda teknik aşamalar kaydederler. Caz müziğinde artık yalnız Amerika’nın değil, 1980’li yıllardan başlayarak, büyük plak şirketlerinin de özgün yapıtlara desteği ile, Avrupa kıtasının katılımı da söz konusu olur.
  • Alman besteci Carl Orff (1893-1982), Stravinsky gibi ilkel boyların törelerinden, Gregorius Ezgileri’nden, Golliardlar’ın din dışı ezgilerinden yararlanmıştır. Özellikle Carmina Burana’da parlak orkestra renkleri, yalın çizgiler, ritmik çeşitlemeler, ksilofon ve piyano gibi vurma çalgılardan elde edilen zengin tını, insan coşkusunu dile getiren geniş koro görülür.
  • İtalyan besteci, kuramcı, öğretmen Luciano Berio (1925-2003), 1955 yılında Milano Elektronik Müzik Stüdyoları’nı kurmuş; eserlerinde insan sesi ile elektroniği birleştirmiş; şarkıcıları notaya bağlı kalmak ya da serbest söylemekte özgür bırakmış; çeşitli bestecilerin ezgileri ile kendi önceki müziklerinden alıntılarla kolaj tekniğini geliştirmiştir.
Rastlantısal müzikte grafik notalama yöntemi gündeme gelir. Besteci yorumcuya böyle bir taslak çizer. Taslakta, ses yükseklikleri, gürlükler, süreler, devinim, yoğunluk ve anlatım açısından yönlendirmeler resimsel çağrışımlarla sese dönüştürülür. Fotoğraf:michaelkrzyzaniak.com

Rastlantısal müzikte grafik notalama yöntemi gündeme gelir. Besteci yorumcuya böyle bir taslak çizer. Taslakta, ses yükseklikleri, gürlükler, süreler, devinim, yoğunluk ve anlatım açısından yönlendirmeler resimsel çağrışımlarla sese dönüştürülür.
Fotoğraf:michaelkrzyzaniak.com

  • Akustik çalgılarla teyp müziğini birleştiren besteciler olduğu gibi bilgisayar dönemiyle, bestelerini bilgisayar yardımıyla yapan besteciler de ortaya çıktı. Charles Dodge (1942-), 1975 yılında Celebration (Kutlama) adlı yapıtında müzik ile dijital olarak kaydedilmiş konuşma sesini  birleştirmiştir. Bilgisayar kullanan ilk besteciler arasında Pierre Boulez (1925-2016), Emmanuel Ghent (1925-2003), Milton Babbitt (1916-2011), Yannis Xenakis’i (1922-2001) sayabiliriz.
  • ABD’de, oda müziği derneklerinin üye sayısı, 1979’da 20 iken, 1989 yılında 578’e ulaştı.
  • 1970- 1989 arasında ABD’de operaya gidenlerin sayısı üç kat arttı. ABD’deki 113 profesyonel opera topluluğunun dörtte üçe yakın bölümü 1965’ten sonra, bunların çoğu da 1980’li yıllarda kurulmuştur. Opera, eski moda görünümünü geride bırakarak, geniş bir izleyici kitlesine seslenmeye başlamıştır. Yüzyıllar öncesine ait bir biçim, çağdaş izleyici için yeniden canlandırılmıştır. Bu gelişmeye, sahnenin üstüne yerleştirilen ve yabancı dildeki operaların çevirisini sunan üst yazıların payı büyüktür. 1974-1975 sezonundaki 16 galaya karşılık 1987-1988 sezonunda 141 gala düzenlenmiştir.
  • Moonstruck (Ay Çarpması, 1987) ve Fatal Attraction (Öldüren Cazibe, 1987) gibi başarılı filmlerde operadan bolca yararlanıldı.
  • Reklamlarda, ürünlere bir kalite imajı kazandırmak için opera müziğinden yararlanılmaya başlandı.
  • Boston Senfoni Orkestrası, popüler müzik programlarıyla genç dinleyicilere seslenmeye başlamış; St. Louis ve Phoenix Senfoni Orkestraları Jean Gecesi düzenlemiş ve girişte kravat takmama koşulu koymuştu. Amaç, yeni dinleyiciler ve yeni gelir kaynakları yaratmaktı.

 

Çağdaş Sanata Varış 56 | Art Deco

1920’li yıllar, Fitzgerald’ın verdiği isimle Caz Çağı (The Jazz Age), Kükreyen Yirmiler (The Roaring Twenties), Patlama Yılları (The Boom) olarak adlandırılır. Amerika Birleşik Devletleri’nin Birinci Dünya Savaşı’na katılması sonucu, toplumda ahlaki değerlerin yeniden sorgulanması, dünya nimetlerinden yararlanma arzusunun artması, bu yıllarda özlem ve fırsatların peşinde koşulduğu, mucizelerin, sanatın, her şeyin bol olduğu yıllar olmasını sağlamıştır. Hızla zengin olma arzusu yaygındır. Borsa çılgınlığı yaşanmıştır. 3 Eylül 1929’da Dow-Jones endeksi 381 olmuş, 28 Ekim 1929’da ise 261’e düşmüş, 1932’de 41’e çökmüştür. Wall Street’in çöküşü, 20’li yılların bolluğunun bitişini ve 30’lu yılların Büyük Depresyonu’nu başlatmıştır. Fitzgerald bu durumu “tarihin en pahalı orjisinin bitişi” olarak tanımlar. Bu dönem için Kayıp Kuşak ( the Lost Generation) da denir.

Savaş sonrasında, 1919-1933 yılları arasında 14 yıl süren, içki üretimini, satışını ve taşınmasını yasaklayan; yoksullukla mücadeleyi, aile içi şiddete son vermeyi, alkole bağlı sosyal problemleri çözmeyi amaçlayan içki yasağı  uygulanmıştır. Bu yasak, Amerikalıların haklarına kısıtlama getiren tek anayasa değişikliği olduğu gibi, ortadan kaldırılmasıyla, kaldırılan yegane anayasal düzenleme olmuştur. Yasak döneminde kaçak üretilen içkilerin sertliği daha fazla olmuş, yasaktan faydalanan kaçakçıların oluşturduğu yeni zengin bir sınıf türemiştir. Yasak, çözmeye çalıştığı sosyal problemlerin daha da büyümesine neden olmuştu.

ART DECO

  • Ana vatanı Fransa’dır.
  • 1920’lerden sonra, yani Art Nouveau’nun hemen ardından başlar.
  • Art Nouveau gibi el emeğine değil, sanayiye dayalıdır.
  • Art Nouveau gibi Gotik süsleme öğelerinden yararlanır.
  • 1920’lerde egzotizm bir tutkudur: Ballets Russes’ın oryantalizmi, Çin ve Japon hayvan ve çiçekleri, Eski Mısır imajları, Afrika sanatı ve Rus geleneksel motifleri çok önemsenmiştir.
Mimaride Art Deco’nun ilk büyük örneğinin Eliel Saarinen’in Helsinki Garı olduğu öne sürülür.

Mimaride Art Deco’nun ilk büyük örneğinin Eliel Saarinen’in Helsinki Garı olduğu öne sürülür.

  • Adını, 1925 yılında yapılan Exposition Internationale des Arts Décoratifs et Industriels Modernes (Uluslararası Modern Dekoratif ve Sınai Sanatlar) sergisinden almıştır.
  • Filmler, Manhattan, Caz moda olmuştur.
  •  Desenleri geometriktir. Geometrik desenler, insanlığın tüm sorunlarını çözeceğine inanılan makine ve teknolojinin simgeleridir.
  • Etkileri özellikle mimaride görülmüştür.
  • Net ve basit çizgileri, alçak kabartma süslemeleri 1920-1940 arasında gözde olmuştur.
  • Depresyon yıllarında önem kazanan ekonomik olma özelliği taşır. Alçak kabartma, binaları ekonomik şekilde güzelleştiren bir yöntemdir.
  • 1930′lardan sonra mimarların mimariyi süsten arındırmak istemeleri ve süslemeyi değil işlevselliği savunmalarıyla son bulmuş; 1960′lı yıllarda yeniden itibar görmeye başlamıştır.
  • Chrysler Binası (1928-1930), Rockefeller Binası (1930-1939), Empire State Binası (1932) Art Deco’nun mimarideki en bilinen ve en görkemli eserleridir. Gökdelen silueti 20. yüzyılın sembolü olur. Ankara Tren Garı da Art Deco tarzında yapılmıştır.
Ankara’daki gar binasının inşaatı 1935 yılında başlamış, 1937 yılında hizmete açılmıştır. Mimarı, Şekip Akalın’dır.

Ankara’daki gar binasının inşaatı 1935 yılında başlamış, 1937 yılında hizmete açılmıştır. Mimarı, Şekip Akalın’dır.

  • Yeni Zelanda’da 1931’de meydana gelen deprem sonrasında Napier ve Hastings adlı şehirler yeniden kurulurken Art Deco binalar tercih edilmişti. Ama buradaki Art Deco, Maori motifleri ile süslenmiş benzersiz bir Art Deco’dur. Gösterişli, binaların dışında  çıkma yapan, depremde bir çok cana ve yaralanmaya sebep olmuş süslemeler yerine Art Deco’nun alçak kabartma süslemelerinin tercih edildiği bir tarzdır. Ayrıca, tüm şehri yeniden kurarken, güzel olduğu kadar ekonomik olması da doğal olarak önemsenmişti.
Napier’de her yıl Art Deco kutlamaları yapılıyor. Söz konusu hafta sonunda, 1930’ların kıyafetleri ve antika otomobilleri ile şehre gelenler yaklaşık 25 bin kişiyi buluyor. Gelenler antik uçaklarla yapılan şovu izliyor, caz dinliyor ve şehir, yılın ticari açıdan en başarılı zamanını yaşıyor.Fotoğraf: www.newstalkzb.co.nz

Napier’de her yıl Art Deco kutlamaları yapılıyor. Söz konusu hafta sonunda, 1930’ların kıyafetleri ve antika otomobilleri ile şehre gelenler yaklaşık 25 bin kişiyi buluyor. Gelenler antik uçaklarla yapılan şovu izliyor, caz dinliyor ve şehir, yılın ticari açıdan en başarılı zamanını yaşıyor.Fotoğraf: www.newstalkzb.co.nz

  • Yeni, modern çağı simgelemek üzere çeşme, fıskiye, güneş dekoratif temalar olarak sık kullanılır.
  • Dönemin ulaşım ve iletişimde kaydettiği gelişimi, hız, güç ve uçma sembolleri ile vurguladılar.
  • Teknolojik gelişmelere rağmen Eski Mısır medeniyetine karşı hayranlık sürer.
  • Kendisini dahi olarak adlandıran, diğer yazarlarla sık sık dalga geçen, Amerikalı entelektüel Gertrude Stein (1874-1946), bir keresinde Hemingway’e, onu ve çağdaşı yazarları kayıp bir nesil olarak gördüğünü söylemiş, Kayıp Kuşak terimi o günden sonra gruptaki yazarları tanımlamak için kullanılmıştır. Kayıp Kuşak yazarlarından bazıları Fitzgerald, Hemingway, John dos Passos, Sherwood Anderson, Kay Boyle, Ford Maddox Ford’dur. Bu terim ile 1920’li yılların edebi eserlerine yansıyan, Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı moral bozukluğu ile ahlaki normlardaki, inançlardaki kayıp ifade edilir. Ahlaklı davranışın iyi şeylere vesile olduğu inancı, Savaş’a giden pek çok iyi adamın geri dönemeyişi, ya da fiziki ve/veya zihni onarılamaz yaralarla evlerine dönüşü ile sarsılmıştır. Umut, kaybolmuştur. Terimin Hemingway tarafından Güneş de Doğar adlı eserinde kullanılması kalıcılığını sağlamıştır.
  • Bu çılgın ve bolluk yıllarında yetişen pek çok Amerikalı yazar vardır: William Faulkner, Thomas Wolfe, Willa Cather, Sinclair Lewis, Eugene O’Neill, Wallace Stevens, e. e. cummings, Ezra Pound, T. S. Eliot gibi.
  • Birinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan toplumunun belirgin ahlaksal çöküşüyle bakışları şekillenen bu kuşağın edebiyatçıları metinlerinde eleştirel bir yapı geliştirirler. Fitzgerald da romanları ve hikayeleriyle bu yapının temellerini atan isimlerden biridir. F. Scott Fitzgerald’ın (1896-1940), 1920’lerin caz çağındaki Amerika’yı karakterize eden, umut ve umutsuzluk halini çok iyi yansıttığı düşünülen The Great Gatsby adlı eseri, o dönemin en başarılı romanı, hatta en büyük Amerikan romanı olarak değerlendirilmiştir.
Alexander's ragtime band by Boo-the-hamster. Fotoğraf: boo-the-hamster.deviantart.com

Alexander’s ragtime band by Boo-the-hamster. Fotoğraf: boo-the-hamster.deviantart.com

 

  • Mimarlık sanatında Art Deco’nun yenilikleri caz modernizmini simgeler.
  • Caz, Batı müziği ile Afrika ritim ve ezgisinin Amerika’da birleşmesinden doğan bir sentezdir. Afrika’nın vokal müzik biçimi olan iş şarkıları, savaş şarkıları, tapınma törenleri, duygulu blues stili zamanın popüler şarkıları ile birleşmiştir. Spiritual’lar da cazda önemli yer tutar.
  • Caz müziğinin başlıca karakteristiği doğaçlama, senkoplu ritim (ritim vurgusunun güçlü vuruşa değil, ölçünün hafif vuruşlarına rastlaması) ve kendine özgü bir tonlama şeklidir. Duke Ellington (1899-1974) için, ritmi olmayan anlamsızdır.
  • Başlangıçta yazılı bir kompozisyona değil, yorum anına bağlı bir müziktir. İlk çalgı nüvesi komet, trompet, klarinet, trombon ve davullardır. Sonradan piyano, gitar, saksofon ve banjo gibi çalgılar eklenir.
  • Spirituals denen dini müzik, sosyo-politik protestolarda da yer almıştır. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Afro-Amerikalılara özgüdür. Afrika’dan köle getirilmiş Latin Amerika veya Karayibler’de görülmez.
  • Ragtime, 1895 – 1918 arasında en gözde olduğu dönemi yaşamış, en çok St. Louis ve New Orleans’da Afro-Amerikalı’ların yaşadığı bölgelerde dans müziği olmuş, 1917’den sonra caz müziğinin gözde olmasıyla caz müziği içinde uygulanan stillerden biri olmuştur. 1940’lardan sonra bir çok caz orkestrası repertuvarına ragtime almış, ragtime 78’likleri kaydedilmiştir. 1950’lerde geçmişin ragtime’ları plak yapılmış, yeni rag’ler bestelenmiş ve kaydedilmiştir.
  • Blues stilinin katkısıyla gelişen caz, gece kulüplerinin ve kafelerin vazgeçilmez müziği haline gelir. Blues terimi, Batı Afrika kültüründe cenaze ve yas törenlerinde acının ifadesi olarak kullanlan maviden gelmektedir. Mistik bir türdür. Blues, 17. yüzyıldan itibaren Afrika’dan getirilen kölelerin tarlalarda çalışırken söyledikleri hüznü, umudu, özgürlüğü ve derin acıyı anlatan şarkılardan doğmuştur. İlk yayınlanan Blues notası Hard A. Wand‘ın 1912 tarihli “Dallas Blues”udur. Blues, 1865 yılından itibaren köleliğin kaldırılmasıyla birlikte Amerikan toplumu içinde yayılmaya başlar ve buradan da zaman içerisinde tüm dünyaya yayılır. Bu şehirlerdeki kültürle ve müzikle harmanlanır ve yeni Blues türleri ortaya çıkar, bunlardan bazıları Delta Blues, Memphis Blues, Texas Blues‘dur. 1930′lu yıllara gelindiğinde Blues, Caz müzik ile harmanlanır.
  • Caz kayıtlarının en eskisi, 1917’de New York’ta beyazlardan oluşan Original Dixieland Jazz Band’e aittir. Caz kelimesinin de bu orkestranın adından kaynaklandığı sanılmaktadır.
  • Bessie Smith, Louis Armstrong ve Duke Ellington cazın efsane isimleridir.
  • 1920’den sonra New York ve Chicago cazın merkezi olmuştur.
  • 1930’lu ve 1940’lı yılların karakteristiği swing, blues dağarcığına ağırlık veren, çoşkulu temposuyla dansa ivme kazandıran bir türdür. 1940’larda Bebop, 1950’lerde cool caz, 1960-1970 arasında özgür caz stili gelişmiştir. Ama ana gaye hep aynı kalmıştır; melodik, armonik ve ritmik kısıtlamalardan kurtulmak, özgür dünyanın özgür müziğini yapmak.
  • Caz müziği, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa ve Amerika’daki sanat müziğini de etkilemiş, caz baleler yazılmış, George Gershwin caz müziği stilini, piyano ve orkestra için yazdığı tek bölümlük yapıtı Rhapsody in Blue (1924) ile konser seyircisine sunmuş, Paris’te Bir Amerikalı (1928) ve Porgy and Bess (1935) ile de bu uygulamayı sürdürmüştür. Günümüzde 20. yüzyılın en iyi Amerikan operalarından biri olarak kabul edilen; dönemine göre çok cüretkar bir seçimle, hikayesi Güney Carolina’da bir zenci mahallesinde geçen ve oyuncuları siyah olan Porgy and Bess, beyazlar tarafından beğenilmemiş, siyahlar tarafından ise ırkçı bulunmuştu.
  •  Ravel’in, Debussy’nin, Stravinski’nin, Krenek’in, Weill’in, Copland’ın, Antheil ve Bernstein’ın yapıtları, caz müziğini sanat müziği ile birleştirirler.
  • Caz, yalnız müzikte değil, sanatın diğer dallarında da bir çağ olarak ismini duyurmuştur. Fitzgerald (1896-1940) Muhteşem Gatsby (1925) adlı kitabında Caz Çağı’nın insanlarını anlatır. T.S. Eliot (1888-1965), Kayıp Ülke (1922) adlı şiirinde caz müziğinin akışını şiirsel tekniğine uygular.