Etiket arşivi: çatal

Öğünün Anlamı ve Yeme Eylemi

  • En önemli öğün köylüler için öğle yemeği, burjuvalar içinse genellikle akşam yemeğidir.
  • Köylü sofrasında yemek hep aynı tabaktan yenebilir, yenen yemek değiştikçe tabak ekmekle sıyrılır. Burjuva sofrasında her şey el değmemiş gibi ve ayrı durur. Her yemeğin özel tabağı ve çatal bıçağı vardır. Tabaklar yemeğin bitimiyle temizlenmez, çünkü yemek yemek ve tabakları temizlemek ayrı ayrı yapılan işlerdir.
  • Köylünün yemeği bildiği bir şey olmalıdır. Köylüler yemeklerini yemeğin hazırlanıp pişirildiği mekanda yerler. Burjuvalar için yemek özel bir odada, evin yemek odasında ya da bir lokantada sunulur. Bu yerin başka hiçbir işlevi yoktur.
  • Köylüler için yemek dinlenme demektir. Yemek yerken geçirilen, çalışma saatlerinden alınan zamandır. Burjuvalar için yemek olayı dinlendirici olmaktan çok uyarıcıdır. Yemek zamanı çoğu zaman bir aile dramına yol açar. Tipik olarak dramın geçtiği yer yemek odasıdır. Burjuva için misafir davet etme eğlenme anlamına da gelir. Ancak eğlenme, karşıtı olan can sıkıntısını da içerir. Can sıkıntısı, yemek odasında her zaman varlığını hissettirir.
  • Köylülerin ne yedikleri ve nasıl yedikleri ömürleri boyu bir süreklilik gösterir. Köylünün beslenme düzeni yerel ve mevsimseldir. Yiyecekler ve pişirme şekilleri, beslenme düzeni hayatı boyunca belli zamanlarda değişir.

  • Burjuva, gereğinden fazla yiyendir. Özellikle et yemeklerini. Yiyeceğin çeşitliliği, niceliği ve israfı zenginliğin doğallığını kanıtlar. Burjuvalar için yemek yemek gösterişli bir toplumsal üstünlük iddiası taşır.
  • Bir köylünün her gün düzenli yediği yemekle şenliklerde ve şölenlerde yediği yemek arasındaki fark çok açıktır, burjuvalar içinse bu fark çoğu zaman o kadar belirgin değildir.
  • Köylünün yemek yiyişinin temelinde doğrudan doğruya yemek yeme eylemi ve yenen yemek olduğunu görürüz: Merkezcil ve fiziksel bir eylemdir bu. Burjuvanın yemek yiyişinin temelinde ise fantezi, törensellik ve gösteriş vardır. Birinci örnek doyumla sonuçlanır; ikinci örnek ise özünde doyumsuzluk olan bir iştahın doğmasına yol açar.

 

 

Yararlanılan Kaynak

Yiyenler ve Yenenler, John Berger, 1976.

(Hayvanlara Niçin Bakarız?, Deli Dolu Yayınları, 2017’nin içinden)

 

 

Bizans İmparatorluğu 48 | Bizans Mutfağı 3

  • Bizanslılar sofra düzeninde gelişkin bir zevke sahipti.O sırada Avrupa’da böyle bir alışkanlık yoktu. Yemek odasına girmeden önce ayakkabılar dışarıda değiştirilirdi. Şölenlerde bir masanın çevresinde bulunan sedirlerde oturarak yemek yenirdi. İskemle günlük hayatta kullanılırdı. Sofrada çatal, kaşık, bıçak olmakla beraber, elle yemek tercih edilirdi.
  • Çatal, Doğu’da icat edilmiş, nasıl kullanıldığını Bizanslılardan öğrenen Venedikliler tarafından 11. yüzyılda Avrupa’ya götürülmüştür, denir.
  • Bir başka sav ise çatal bıçağın Roma döneminden beri bilindiği ama Erken Bizans Döneminde sürekli kullanılan tek yemek aracının kaşık olduğu yönündedir.
Altıncı yüzyıldan kalma gümüş bir Bizans kaşığı. Musées d’art et d’histoire de la Ville de Genéve. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Altıncı yüzyıldan kalma gümüş bir Bizans kaşığı.
Musées d’art et d’histoire de la Ville de Genéve.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • 6.-7. yüzyıllardan kalma en yaygın kaşık türü armut biçimlidir ve tepesi bombeli sapına yassı yuvarlak bir levhayla eklemlenir. Bazılarında kaşık sahibinin adının baş harfleri, bitki motifleri ya da soyluların avlanmayı çok sevdikleri yaban domuzu ve aslan gibi hayvanların figürleri görülür. Saplarına bazen klasik yazarlardan alıntılar, nükteli sözler de yazılmıştır. Yazıların düzeni, yemek yerken kaşıkların sağ elle yatay tutulduğunu gösterir. Kaşıklarda Hıristiyan simgeleri ve on iki havarinin adları gibi bezemelere de rastlanır.
  • 11.-12. yüzyıllarda yalnızca şehir merkezlerinde oturan üst sınıflar çatal bıçak kullanıyordu.
11. yüzyılda inşa edilen, bir büyük, iki küçük kubbesi olan Göreme’deki Karanlık Kilise’deki fresklerin renkleri, kilise sadece küçük bir pencereden ışık aldığı için solmamış, Kapadokya’da en iyi korunan freskler olmuştur. Fresklerde işlenmiş Yeni Ahit sahnelerinden biri olan Son Akşam Yemeği, bize bıçakların yanında iki dişli çatallar da göstermektedir. Son Akşam Yemeği sahnelerinde ortadaki yemek genellikle balıktır. (Peru dosyamızda bunun ginea-pig olduğunu bir görselle anlatmış, sofradaki yemeğin bölgelere göre değişebildiğini belirtmiştik.) Balık, Hıristiyanlıkta vaftizin, ölümsüzlüğün, bereketin, kutsal birliğin sembolüdür. Latin kilisesinde balık İsa’yı temsil eder. Son Akşam Yemeği tasvirlerinde balık masada genellikle ekmek ve şarapla birlikte görülür. İsa’nın 12 Havarisi’nden “Balıkçılar” olarak bahsedilir. Bu sembolizme yol açan, kutsal metinlerde geçen ifadelerdir. İsa, Havariler’e balık tutmada yardım ederken kendisi 153 balık tutmuş; İsa mucizevi bir şekilde 5000 insanı ekmek ve balıkla doyurmuştur; Yunanca balık anlamına gelen ΙΧΘΥΣ harfleri, bir Hıristiyan inancını da ifade eder: İsa Mesih, Tanrı'nın Oğlu, Kurtarıcı. Fotoğraf:markmacloskey.blogspot. com

11. yüzyılda inşa edilen, bir büyük, iki küçük kubbesi olan Göreme’deki Karanlık Kilise’deki fresklerin renkleri, kilise sadece küçük bir pencereden ışık aldığı için solmamış, Kapadokya’da en iyi korunan freskler olmuştur. Fresklerde işlenmiş Yeni Ahit sahnelerinden biri olan Son Akşam Yemeği, bize bıçakların yanında iki dişli çatallar da göstermektedir.
Son Akşam Yemeği sahnelerinde ortadaki yemek genellikle balıktır. (Peru dosyamızda bunun ginea-pig olduğunu bir görselle anlatmış, sofradaki yemeğin bölgelere göre değişebildiğini belirtmiştik.)
Balık, Hıristiyanlıkta vaftizin, ölümsüzlüğün, bereketin, kutsal birliğin sembolüdür. Latin kilisesinde balık İsa’yı temsil eder.
Son Akşam Yemeği tasvirlerinde balık masada genellikle ekmek ve şarapla birlikte görülür. İsa’nın 12 Havarisi’nden “Balıkçılar” olarak bahsedilir.
Bu sembolizme yol açan, kutsal metinlerde geçen ifadelerdir. İsa, Havariler’e balık tutmada yardım ederken kendisi 153 balık tutmuş; İsa mucizevi bir şekilde 5000 insanı ekmek ve balıkla doyurmuştur; Yunanca balık anlamına gelen ΙΧΘΥΣ harfleri, bir Hıristiyan inancını da ifade eder: İsa Mesih, Tanrı’nın Oğlu, Kurtarıcı.
Fotoğraf:markmacloskey.blogspot. com

Suriye’de, Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olan Maalula’daki halk bir Arami lehçesi konuşur, Yunan Katolik’tir. İlk Hıristiyan kadın din şehidi Aya Tekla kanyon ve manastırı da Maalula’dadır. Bazı bölümleri 4. yüzyıla tarihlenen Bizans kilisesi Aziz Sergius Manastır ve Kilisesi (yerel adıyla Deir Mar Sarkis) bir Katolik kilisesi olmasına rağmen ikonastatisi vardır. Sunak masasının üzerindeki çukur, buranın daha önce hayvan kurban edilen bir pagan tapınağı, muhtemelen bir Apollo tapınağı olduğunu göstermektedir. Burada Aziz Luka’ya atfedilen Hodegetria Meryemi ikonasının kopyası vardır. Yukarıdaki Son Akşam Yemeği tablosunda masa, ana altar gibi yarım dairedir ve iki dişli çatallar burada da görülmektedir.

Suriye’de, Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olan Maalula’daki halk bir Arami lehçesi konuşur, Yunan Katolik’tir. İlk Hıristiyan kadın din şehidi Aya Tekla kanyon ve manastırı da Maalula’dadır. Bazı bölümleri 4. yüzyıla tarihlenen Bizans kilisesi Aziz Sergius Manastır ve Kilisesi (yerel adıyla Deir Mar Sarkis) bir Katolik kilisesi olmasına rağmen ikonastatisi vardır. Sunak masasının üzerindeki çukur, buranın daha önce hayvan kurban edilen bir pagan tapınağı, muhtemelen bir Apollo tapınağı olduğunu göstermektedir. Burada Aziz Luka’ya atfedilen Hodegetria Meryemi ikonasının kopyası vardır. Yukarıdaki Son Akşam Yemeği tablosunda masa, ana altar gibi yarım dairedir ve iki dişli çatallar burada da görülmektedir.

  • Günümüze ulaşan seramik yemek tabakları genelde desenli, düz ve çapları büyüktür. Bu bize, diyetlerinde daha çok kuru yemekler olduğunu ve tabağın ortak kullanıldığını, ortadan yendiğini gösterir. 13. yüzyıldan sonra yapılmış ve bize ulaşmış yemek tabaklarının değiştiği görülür: tabakların çapı küçülür ve çukurlaşır. Tabakların kişisel kullanım boyuna dönüşmesi artık ortadan yenmediğini; çukurlaşması ise diyete sulu yemeklerin eklendiğini düşündürüyor.
  • Çok renkli bezemeli çanak çömlek 10.-12. yüzyıllarda  lüks bir maldı. Başkent çömlekçileri 11.yüzyılda, o çağın İslam dünyasında yapılan çanakların teknik ve yöntemlerinden esinlenerek yüksek kaliteli kaplar geliştirmişlerdi. Bu toprak çanaklar beyazımsı kalın bir astarla kaplanır, astarın üzerine de saydam bir sır sürülürdü. Astarın üzerine bezemeler kazıldığında, alttaki kırmızımsı gövde ortaya çıkardı; bazen de alçak kabartma elde edebilmek için astarın belirli bölümleri oyulup çıkarılırdı.
  • İmparatorun verdiği ziyafetlerde kullanılan sofra takımlarında bezeme olarak hayvan dövüşü sahnelerinin yer alması simgesel anlamda imparatorun evrenin güçleri üzerindeki egemenliğini yansıtırdı. Statü simgeleri haline gelen bu imgelere kötülüklerden koruyucu özellikler de atfedilirdi.
1180-1200 yılları arasında yapılmış hayvan desenli ve sırlı seramik tabak. Archaeological Museum of Ancient Corinth, Teselya, Yunanistan. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

1180-1200 yılları arasında yapılmış hayvan desenli ve sırlı seramik tabak.
Archaeological Museum of Ancient Corinth, Teselya, Yunanistan.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Halk su ve şarabı küçük, derin, bazısı kulplu seramik kaplardan içerdi. İçi reçine ile kaplanmış şarap maşrapaları da vardı.
  • Gemi batıklarında kurşun kaplı tencereler ele geçmiştir.
  • Kırmızı düz tabaklar, 7. yüzyılda bütün Akdeniz’de çok popülerdi, Akdeniz civarında neredeyse her yerde bulunurdu.
  • Sofrada kullanılan seramik tabaklar Erken Bizans döneminde Hıristiyanlık simgeleri ile, daha sonraları laik desenlerle dekorlanmıştı.
  • Meyvelik denilen yüksek ayaklı yassı kaplar 10.-11. yüzyıllarda revaçta bir formdu. Yüksek ayak üzerinde sığ bir çanaktan oluşan sırlı beyaz hamurlu form sadece Konstantinopolis’te imal ediliyordu.
  • Sofradaki yemeğin suyunu, bolca kullanılan sosları sıcak tutmak için yapılmış, altına ateş konan bir bölmesi olan genellikle seramikten yapılmış gereçler de günümüze ulaşmıştır.
  • Sofralarda 13. yüzyıldan itibaren çeşit çeşit balık yemekleri, kümes hayvanları, fırında kızartılmış kuzu ve çok çeşitli ekmekler yer alır. Kök sebzeler tabak çanağın arasına yayılmıştır.
  • 14. yüzyılda sofraya cam bardak konur; mavi beyaz seramik tabak çanak sofra kültüründeki incelmeye bir başka alamettir.