Etiket arşivi: Carolee Schneemann

Çağdaş Sanata Varış 197| Performans Sanatı 3 Joseph Beuys, Carolee Schneemann, Marina Abramoviç

  • Deneysel, sıra dışı, yerleşik anlayışa karşı çıkan eserleriyle tanınan heykeltıraş ve performans sanatçısı Joseph Beuys (1921-1986), sanatı sosyal bir olgu, bir değişim dinamiği, bir devinim çabası olarak algılamıştır.
  • Beuys, birer ritüele dönüştürdüğü çeşitli performanslarında, sanatın bir süreç olduğu düşüncesini yansıtmıştır. Verdiği derslerini ve konferanslarını da birer sanat eylemi olarak düşünmüştür.
  • 1962 yılında Fluxus hareketinin üyesi olan Beuys, sanatı toplumsal ideallerini dile getirebileceği bir alan olarak görmüştür.
  • Fluxus ve Happening gibi eylemci sanatların katılımcılık yönündeki ısrarı ile demokrasinin gerçek anlamda işlerlik kazandığını öne sürmüştür.
Ölü Bir Tavşana Yapıtlar Nasıl Anlatılır,  Joseph Beuys, Düsseldorf, 1965. Beuys bu performansında ölü bir tavşana sanat anlatmanın, uygarlaşmış insana dert anlatmaktan daha kolay olduğunu ima ediyor. Fotoğraf:sanatatak.com

Ölü Bir Tavşana Yapıtlar Nasıl Anlatılır, Joseph Beuys, Düsseldorf, 1965.
Beuys bu performansında ölü bir tavşana sanat anlatmanın, uygarlaşmış insana dert anlatmaktan daha kolay olduğunu ima ediyor.
Fotoğraf:sanatatak.com

  • Beuys, Fluxus performanslarının anlık etkisinin çok ötesine uzanan Ölü Bir Tavşana Resimler Nasıl Anlatılır (1965) ve Amerika Beni Seviyor Ben De Amerika’yı (1974) gibi performansları ile yeni sanat anlayışının bireye, topluma ve doğaya yönelik duyarlılığını ifade etmiştir.
  • Beuys’un sanatı 1968 olaylarından sonra giderek daha politik bir kimlik kazanmıştır.
  • Almanya’da Yeşiller Partisi üyesi olan Beuys’un ortaya attığı sosyal heykel kavramı, daha iyi bir toplumsal yapının şekillendirilebileceği düşüncesinden hareket etmiştir.
  • 1972 yılında Berlin’de çöpçülere yardım etmek için sokakları süpürmesi gibi performansları ile sanatı, toplumsal dönüşüme yönelik bir araç olarak kullanmıştır. 1973 yılında yazdığı bir makalesinde kötü bir sosyal sistemin baskılayıcı unsurlarını çözmenin, yalnızca sanatla mümkün olduğunu yazmıştır.
  • Beuys, 1970’li ve 1980’li yıllarda Avrupa’da Avangard sanatın başlıca temsilcilerinden biri olmuştur.
  • Beuys, 1974 yılında Almanya’dan ABD’ye gitti. Havaalanında bir ambulans onu bekliyordu. Keçeye sarılı Beuys, ambulansla galeriye gitti. Galeride parmaklıkların arkasındaki çakalın yanına üzerinde keçe, elinde eldiven ve bastonla girdi. Samanla kaplı yerde üç gün boyunca sekizer saat çakalla birlikte oldu. Üçüncü günün sonunda Beuys, çakalla dost olmuştu. Ambulans onu havaalanına götürdü, Beuys Almanya’ya döndü.
  • Mitoman (yalan söyleme hastası) olduğu söylenen Beuys, İkinci Dünya Savaşı’nda uçağının Kırım Tatarları bölgesine düştüğünü; Tatarların kemikleri kırılmış olan Beuys’u iç yağı ile ovup, keçeye sararak iyileştirdiklerini; gerek bu yöntemin gerekse sanatın başlangıçta bir Şaman eylemi olduğunu belirtmiş, bu verileri performanslarında kullanmıştı.
  • Beuys, 7000 çınar ağacının dikilmesi gibi projelere de katıldı.
  • Enstalasyon ve Performans, izleyicileri daha açık yanıtlara teşvik ettikleri için ilişkisel sanat formlarıdır.
  • Kavramsal Sanat/Feminist Sanat bahsinde söz ettiğimiz Carolee Schneemann (1939-), Interior Scroll adlıçalışmasını ilk olarak 1975 yılında New York’ta sergiledi. Çoğunluğu kadın sanatçılardan oluşan bir izleyici kitlesi karşısında, çıplak vücudu fırça darbeleriyle boyanmış halde izleyicilere kitap okudu. Daha sonra kitabı bir kenara bırakarak vajinasından bir kağıt çıkardı ve yüksek sesle okudu. Yılanların sembolizmi ile antik kültürlerdeki yer tanrıçalarıyla bağlantıları hakkındaki araştırmasıyla ilgili metin, feminist fikirleri işliyordu. Araştırmasında, geleneksel fallik yılan sembolizminin, kadın cinsel organı ile ilişkilendirildiği sonucuna ulaşmıştı.
  • Performanslarda kadın sanatçıların kendi bedenlerine uyguladıkları şiddet, kadınların maruz kaldığı toplumsal baskı ve şiddetin bir metaforudur.
Marina Abramoviç ve Ulay, Saç Yapıtı, 1978. Saç Yapıtı’nda bile, yedi ya da on saatten sonra saçla olan o bağlantı formel olarak vardır, aynı şeyi yapan iki beden vardır ama olayın içinde farklı deneyimler söz konusudur. Fotoğraf:sanatkaravani.com

Marina Abramoviç ve Ulay, Saç Yapıtı, 1978.
Saç Yapıtı’nda bile, yedi ya da on saatten sonra saçla olan o bağlantı formel olarak vardır, aynı şeyi yapan iki beden vardır ama olayın içinde farklı deneyimler söz konusudur.
Fotoğraf:sanatkaravani.com

  • Sırp performans sanatçısı Marina Abramoviç (1946-), 1970’lerden itibaren insan bedeninin ve aklının dayanıklılık sınırlarını irdeleyen performansları ile tanınmıştır. İlk dönem performanslarının büyük bölümünü 1976’da tanıştığı partneri Alman sanatçı Ulay (1943-) ile birlikte gerçekleştiren Abramoviç, sanatçı kimliği ve egosu üzerine odaklanan bu dönem performanslarının ardından 1988’de Ulay’dan ayrılarak bireysel performanslar yapmayı sürdürmüştür. Sanatçılar birlikte yaşayıp, birlikte çalışmışlar; yaşadıkları yerleri terk ederek göçmen gibi yaşamaya başlamışlardır. Sürekli hareket halinde olmanın getireceği yoğunluğu tecrübe etmeyi amaçlamışlardır.
  • Abramoviç performansın evrelerini şöyle sıralamıştır: “Önce bir fikir geliştirilir, hazırlıklara başlanır, mekan bulunur, teknik koşullar nedir öğrenilir, performansı kaydetme olanakları araştırılır. Belli bir zaman ve mekanda karar kılındığında, kendi tasarımın olan o zihinsel ve fiziksel kurgunun içine girerek, performansa başlanır. O rasyonel başlangıçtan sonra öyle bir an gelir ki, yapıtın kendisiyle özdeşleşmeye başlarsınız, yapıtın kavramıyla tam anlamıyla bir özdeşleşme söz konusu olur, rasyonel kontrolü, bilinci yavaş yavaş yitirmeye başlarsınız. Bazen sonuna doğru neler olduğunu hatırlamazsınız. Performansın en önemli evresi olan bilincin yitirilmesi anında, kendi sınırlarınla yüzleşmeye başlarsın. Doğaçlama yapmak mümkündür. Ulay ile ikimiz için daima farklı bir süreç olmuştur, tamamen kişisel bir süreç yaşamış oluruz. Performanstan sonra kendimizi bomboş hissederiz, sanki hiçbir duygu kalmamıştır. Sonra videoyu, fotoğrafları görürüz ama hiçbir belge size o anda yaşananı veremez. Belgeleme sırasında o yoğunluk kaybolmuştur, elinizde anısından başka hiçbir şey kalmamıştır.”

Abramoviç’in çağdaş dönemde gerçekleştirdiği performansları ise Çağdaş Sanat bölümünde paylaşacağız.

Çağdaş Sanata Varış 184| Kavramsal Sanat 8 Feminist Sanat 1

  • Cinsel demokrasinin kökleri 1968 sonrası yıllarda ortaya çıkan karşı kültür ve cinsel özgürleşme hareketlerine uzanır. O dönemden başlayarak Batı’da cinsellik alanında doğal ve toplumsal düzen arasındaki sınırlar aşınmış; cinsiyet ilişkileri sekülerleşme yoluna girmiş; aile, üreme ve cinsel roller dinin ve toplumsal muhafazakarlığın boyunduruğundan çıkmıştır. Doğum kontrolü ve kürtaj hakkı savunulmuş; üreme ile cinsellik iki farklı olgu olarak tanımlanmıştır.
  • Feminizm, 1968 sonrası karşı kültürcü eleştiri geleneğinden doğan, bir aktif azınlık hareketidir.
  • 1970’lerde Özel Olan Politiktir feminist sloganı ile kadının yeri ve cinsellikle ilgili meseleler özel alanın ötesine taşınmış, siyasi ve kültürel alanın merkezine oturmuştur.
  • Michel Foucault, cinsel devrimin bireyleri günah çıkarmaya, itirafa ve cinsellikle ilgili söylemi terk etmeye kışkırttığını söyler.
  • 1960’lı yıllardan itibaren ABD’de kadının sanatta, sanat tarihinde, sanat kurumlarında ve müzelerde yeterince temsil edilmemesine, hatta çoğu zaman tümüyle dışlanmasına karşı mücadele başladı.
  • Feminist Sanat, 1960’lı yıllarda bütün dünyada yaşanan politik eylem ruhu ve muhalefet ortamından doğmuş ve beslenmiştir.
  • Feminist Sanat, kadınların davasının yoğun bir biçimde gündeme gelmesinde önemli rol oynamıştır.
  • Modernizm’in erkek egemen sanatına karşı çıkılmıştır.
  • Feminist Sanat, tarihin göz ardı ettiği kadın sanatçıların keşfine neden olmuş, yeni yazılan sanat tarihlerinde kadın sanatçıların gündeme gelmesinde rol oynamış ve kadın sanatçıların daha fazla temsil olanağı bulmasının yolunu açmıştır.
  • ABD’li sanat tarihçisi Linda Nochlin’in (1931-) 1971’de yayımladığı Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok? başlıklı makalesinin çığır açıcı olduğu düşünülüyor.
  • Başta eğitim olmak üzere kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmayışına; kavramların erkekler tarafından erkekler için belirlenmiş olmasına dikkat çeken eserler verildi. Sanat tarihi yeni bir bilinçle irdelenmeye başlandı.
  • Modernist sanatta ürün veren Helen Frankenthaler (1928-2011), Louise Nevelson (1899-1988), Bridget Riley (1931-) gibi kadın sanatçıların kendilerini bir anlamda cinsiyetlerinden arındıran bir tavırla sanat yaptıklarına dikkat çekildi.
  • 1970’lerde ABD’de sanat, inisiyatif, oluşum, dernek, birlik gibi çeşitli çatılar altında kadın sanatçılar gruplaştı. İmza kampanyaları, protesto gösterileri yapıldı. Kadın sanatçıların sergileri için ayrı mekanlar oluştu, dergiler yayımlandı, Feminist Sanat eğitimleri başladı.
  • İlk kuşak feminist sanatçılar, 1960-1980 arasında, kadınlığın ayırıcı özelliklerini ortaya koymaya çalıştılar. Eserlerde kadın bedenine ve temsillerine, doğurganlığa ve ana tanrıça kültüne odaklanıldı. Bu yaklaşım, tarihsel süreçte kadınlıkla bağlantılandırılan dekoratif, minör, duygusal, amatör gibi özelliklerin üzerine gidilmesine yol açtı. Kadın ve üretiminin küçümsenmesinin nedenleri araştırıldı; ayrımların kültürel yapılar içinde, belli güç ilişkileri temelinde ele alındı.
  • İlk kuşağın işleri arasında temizlik, rejim, bekleyiş gibi kadınlara özgü olduğu düşünülen olgular da konu olmuştur.
The Dinner Party, Judy Chicago, 1979. 1979 tarihli Yemek Daveti adlı enstalasyon, ilk epik Feminist Sanat ürünü olarak kabul edilmektedir. Batı kültürünün 39 ünlü kadınının bu üçgen masada yeri vardır. Virginia Woolf, Bizans İmparatoriçesi Theodora gibi. Sofradaki her tabak el boyaması Çin porselenidir ve tüm peçeteler ile runner’lar nakışlıdır. Her tabakta vajinayı andıran bir taraf vardır. Masanın durduğu zemin üçgen seramiklerle kaplıdır ve her birinin üzerinde tarihte iz bırakmış 999 kadının adı vardır. Eserin yapımı çok sayıda kadın sanatçının katılımıyla 1974-1979 yıllarında devam etmiştir. Eser, çıktığı dünya turnesinde 15 milyon kişi tarafından izlenmiştir. 2007 yılından bu yana New York’ta Brooklyn Feminist Sanat Müzesi’nde sergilenmektedir. Ahşap, seramik, kumaş, metal, boya ile üretilmiş Yemek Daveti, kadın hareketine adanmış bir tür simgesel anıttır. Fotoğraf: saci-art.com

The Dinner Party, Judy Chicago, 1979.
1979 tarihli Yemek Daveti adlı enstalasyon, ilk epik Feminist Sanat ürünü olarak kabul edilmektedir. Batı kültürünün 39 ünlü kadınının bu üçgen masada yeri vardır. Virginia Woolf, Bizans İmparatoriçesi Theodora gibi. Sofradaki her tabak el boyaması Çin porselenidir ve tüm peçeteler ile runner’lar nakışlıdır. Her tabakta vajinayı andıran bir taraf vardır. Masanın durduğu zemin üçgen seramiklerle kaplıdır ve her birinin üzerinde tarihte iz bırakmış 999 kadının adı vardır. Eserin yapımı çok sayıda kadın sanatçının katılımıyla 1974-1979 yıllarında devam etmiştir. Eser, çıktığı dünya turnesinde 15 milyon kişi tarafından izlenmiştir. 2007 yılından bu yana New York’ta Brooklyn Feminist Sanat Müzesi’nde sergilenmektedir.
Ahşap, seramik, kumaş, metal, boya ile üretilmiş Yemek Daveti, kadın hareketine adanmış bir tür simgesel anıttır.
Fotoğraf: saci-art.com

The Crowning, Judy Chicago,  Nakış, 1984. Doğum adı verilen projede kadınlar, Ortaçağ’da olduğu gibi birlikte dikiş, nakış yaptılar. Böylece kadınların tarihini devam ettirdiler. www.throughtheflower.org

The Crowning, Judy Chicago, Nakış, 1984.
Doğum adı verilen projede kadınlar, Ortaçağ’da olduğu gibi birlikte dikiş, nakış yaptılar. Böylece kadınların tarihini devam ettirdiler.
www.throughtheflower.org

  • Carolee Schneemann’ın (1939-) Et Şenliği (1964) performansı ve Aybaşı Günlüğü desenleri (1971); Monica Sjoo’nun (1938-2005), 1968 tarihli kovuşturmaya uğrayan Doğum adlı resmi; Judy Chicago’nun (1939-) 22 kadın sanatçıyla birlikte gerçekleştirdiği Yemek Daveti (1974); Yoko Ono’nun (1933-) 1964’te gerçekleştirdiği ve dosyamızda Fluxus konusunda detayını verdiğimiz Kesip Biçme İşi (Cut Piece); Gina Pane’in (1939-), Vücut Sanatı bölümünde de değineceğimiz,  kendi bedenini kanatarak tarihin kadın bedenine uyguladığı şiddete metaforik bir yanıt verdiği Ruh Hali adlı performansı (1974) gibi yapıtlar ilk kuşak feministlerin eserlerine örnek verilebilir.
  • Grapefruit adlı kitabı ile Yoko Ono, o güne kadar benzeri görülmemiş bir Kavramsal Sanat kitabı yazmış oldu. Kitap, çoğunlukla performans önerilerini içeriyor..