Etiket arşivi: Carl Gustav Jung

Doğu-Batı Hakkında Muhtelif 4

Doğulu Düşünme Biçimi – Batılı Düşünme Biçimi

Fotoğraf: Twitter.com

Fotoğraf: Twitter.com

  • İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung (1875-1961), birçok farklı kültür ve felsefeyi incelemiş, evrensel hakikatler aramıştır.
  • Jung, Doğu’daki kapsamlı gezilerinin ardından, Batılı öğretileri yeniden incelemiştir.
  • Doğulu düşünme biçimini Batılı düşünme biçimiyle karşılaştırdığında şu sonuçlara ulaşıyordu:
    *Batı insanı temel olarak dışadönüktür, anlamı dış nesnelerde bulur ve gerçek dünyada anlam arar. Batılı insanda bilinç, bilinçdışından çok kopuktur.
    *Doğu insanı, temel olarak içedönüktür ve anlamı kendi benliğinde arar. Doğu insanında eğilim, bilincin bilinçdışıyla tam olarak bütünleşmesi yönündedir.
  • “Ama”, diyordu Jung, “anlam hem dışarıda hem içeridedir”. Ona göre iki bakış açısından hiçbiri tam olarak doğru ya da tam olarak yanlış değildi.
  • Uzmanlar bu kavrayışı, onun ruhunda denge ve olgunluğa doğru bir adımı, kişiliğinin iki yönünün bütünleşmesi olarak değerlendirirler.

 

James Joyce 4

  • Bazı hukuki gerekliliklerden dolayı James ve Nora 1931 yılında resmen evlendiler. Nora, ilkokul mezunuydu. İrlanda’dan ayrılıp, dilini bilmediği ülkelerde yaşamak zorunda kalınca yalnızlık çekti, depresyona düştü.
  • Çiftin iki çocuğu oldu: Oğulları Giorgio/George (1905-1976) ve kızları Lucia (1907-1982). İki çocuk da Trieste’de doğmuştu. Giorgio, şan eğitimi almıştı, müzisyendi.
  • Babasının ilham perisi olduğu söylenen Lucia dans eğitimi almıştı. Hocalarından biri Isadora Duncan’ın kardeşi Raymond Duncan idi. Lucia 1927 yılında Jean Renoir’ın bir filminde kısa bir dans sahnesinde de rol almıştı. Lucia’ya 1932 yılında şizofreni teşhisi kondu. Lucia  Carl Gustav Jung tarafından tedavi ediliyordu. Dr. Jung’a göre James Joyce’da da şizofrenik emareler vardı ama dehasına katkıda bulunuyordu. James Joyce’un obsesif kompulsif olduğu söylenir.
    İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla aile Lucia’yı hastanede bırakarak Zürih’e kaçmak zorunda kalır. Lucia 25 yaşındayken akıl hastanesine yatırılmış, 1982 yılında 75 yaşında ölmüştü. 1920’li yıllarda Lucia ile Samuel Beckett kısa bir süre flört etmişlerdi.
  • 1917 yılında ilk göz ameliyatını geçirir. James Joyce on beş yıl içinde gözünden pek çok kez ameliyat olur. 1920’li yılların ortalarında artık tek gözünün görmediğini biliyoruz. Glokom hastalığından mustarip olduğu düşünülüyor.
Fotoğraf: Pinterest

Fotoğraf: Pinterest

  • Joyce’un estetik yaşantı formülü, yaşantının sizi nesneye sahip olmaya yöneltmemesidir. Sizi tasvir edilen nesneye sahip olmaya yönelten bir sanat eserine Joyce pornografi der. Estetik deneyim yalnızca nesnenin seyredilmesidir. Joyce’a göre başlıca estetik faktör ilişkilerin ahenkli ritmidir. Bu ritim kişiyi estetik bir tutsaklık altına sokar; bu, epifanidir.
  • Joyce aynı zamanda şair olduğu için, eserlerinde metaforlarla bezeli bir dil kullanmıştır.
  • Birdenbire gerçekleşen manevi bir görme/anlama anını betimlemek için Joyce, epifani terimini kullanmıştır. Epifani, Yunancada beliriş anlamına gelir. İncil’de, İsa’nın öldükten sonra kendisini havarilerine göstermesini anlatmakta kullanılmıştır.
  • Joyce estetik imgenin kavranmasını üç aşamalı bir süreç olarak düşünmüştür: İmgenin bütünlüğü, uyumu ve ışığı. Joyce epifaniyi estetik kavrayışın üçüncü aşaması yerine koyar.
  • Epifani Joyce’un edebiyata kazandırdığı en önemli yöntemlerden biridir ve onunla özdeşleşen bir yazım tekniği olmuştur.
  • Yeşilimsilik, İrlanda’nın ulusal rengi olarak birçok eserinde, bağlama göre değişen anlamlarla, sık sık başvurduğu bir simgedir.
  • İngiliz emperyalizmine karşı ulusal Gaelic dilinin canlandırılması hareketi Joyce’un her zaman sinirini bozmuş bir olaydı. Milliyetçilik uğruna, gelişmiş, incelmiş, çok yetkin bir vasat haline gelmiş bir dili bırakarak, yontulmamış bir dili onun yerine koyma çabasını aklı almamıştı.

 

 

 

 

Maske

Eski çağ aktörlerinin oynadıkları rolü belirtmek için giydikleri, Latincede, oyuncu maskesi anlamına gelen persona, Jung’un adlandırmasıyla, egonun, gerçek niteliğini toplumdan saklamak amacıyla yarattığı kamusal çehredir, maskedir. Daha basit söylersek, persona  başka insanlarla ilişki kurmak için taktığımız maskedir. Bir takım tehlikelerden sakınabilmek, bir takım şeyleri elde edebilmek için toplumun istediği kişiliğe bürünüyoruz. İşte bu role persona diyor Jung. Persona, çevremizdekilerin görüp tanıdığı yanımızdır. Persona, dünya ile ilişkilerimizi sağladığımız bir gerekliliktir, ilişkilerimizi basitleştirir ve onları daha hoş kılar.

Bu maskeyi bilinçli veya bilinçdışı takınabiliriz.

Başkalarını etkilemek, gerçek doğamız olduğunu düşündüğümüz yönümüzü gizlemek istediğimizde bu maskeyi takarız. Maskenin biçimi, anne babaların, öğretmenlerin, akranların beklentilerine, koşullamasına bağlıdır. Persona, savunmasız egoya bir ölçüde koruma sağlar. Bir kültüre uyum sağlayabilmek, bir işi yapabilmek için personaya ihtiyaç duyarız.  Sorun, kişi persona ile bütünüyle özdeşleştiğinde ortaya çıkar. Bu durumda kişi, maskeyi indirmekten korkar olur. Böyle bir kişilik nevroz geliştirmeye yatkın hale gelir, hayatın daha geniş yönlerini görememe söz konusu olur.

Jung, personanın bireyin gerçek olduğuna inandığı bir tür sahte kişilik olduğunu söylemiştir. Jung’un tanımına göre persona bir dış kişilik.  Herkesin  bir de iç kişiliği var.  Anima, erkeğin kişiliğindeki bilinçdışı kadın yönün; animus ise, kadının kişiliğinde bunun eşdeğeri olan erkek yönün kişileştirilmesi olarak tanımlanır. Kişiliğin bu bilinçdışı yönleri, davranışı ve personanın karakterini belirler.

İnsanlar uzun dönemler boyunca karşılaştığı benzer olayları bir süre sonra belli davranış kalıplarına oturtmuş ve bu kalıpları kuşaklar boyunca aktarmaya başlamıştır. Bunlar arketiplerdir. Psikolojide ilk defa Carl Gustav Jung (1875-1961) tarafından kullanılmıştır ve  arketip kavramını çözmesi onu Freud’tan ayıran noktalardan biridir..

Bebeklik dönemi en doğal, rol yapılmayan bir dönemdir. Çocuk büyüdükçe çevresinin beklentilerini fark etmeye, buna göre davranmaya başlar. Bunun hangi boyutlarda ilerleyeceği, gerçek kimliğinden ne kadar kaybettiği önemlidir.

Bir adamı çalıştığı iş yerinde gözlemleyen biri, onun güleryüzlü, ileri görüşlü, samimi biri olduğu sonucuna varabilir. Ama aynı adam, başka bir ortamda, örneğin evinde, işyerindekinin tam tersi bir halde olabilir. “Öyleyse hangisi asıl karakterdir, gerçek kişiliktir?” diye sorar Jung. “… Normal bir kişilikte bile, karakter bölünmesi imkânsız değildir” der.

Pesonamızın kişisel olduğunu sanırız ama ortaktır, bu anlamıyla arketiptir: çocukları için çırpınan anne, karşılıksız veren ana arketipini yaşamaktadır.

Çevremizin istediği rolü oynarken, rolümüze uymayan isteklerimizi kendimize ve başkalarına göstermeyiz. Bastırdığımız bu isteklerin durduğu alana Jung gölge adını verir. Gölgede, personanın reddettiği istekler bulunur, yani personanın tam karşıtıdır. Persona ile bilinçaltı eşzamanlı oluşurlar. Gölge, rüyalarda hoşa gitmeyen niteliklere sahip birisi olarak ortaya çıkar. Gölge, kendi hakkımızda bilmek istemediğimiz her şeydir. Toplum ne kadar dar ve kısıtlayıcı olursa, gölgemiz o kadar geniş olacaktır. Gölge doğal, içgüdüsel insandır. Gölge, kendi başarısızlıklarımız ve zayıflıklarımız söz konusu olduğu sürece kişiseldir ancak tüm insanlarda var olan ortak bir yön olduğundan kollektif bir olgudur da. Gölgenin kolektif yönü şeytan, cadı ve benzerleriyle dile getirilir. Kişi bu karanlık yönüyle bir arada yaşamanın bir yolunu bulmak zorundadır. Zihinsel ve bedensel sağlığı buna bağlıdır.

Jung’a göre herkeste dört yeti (düşünme, duygulanma, algılama ve sezme) bulunur. Ama insanlar, hep en güçlü oldukları yetiyi kullanırlar ve diğerlerini gölgeye iterler. Biri persona, diğerleri gölgemizdir. Düşünen, duygusal, algılayan ve sezgisel kişiler birer arketipi gerçekleştirmektedirler.

 

Foto: NurNet.org

Foto: NurNet.org

Foto: sıradısı.org

Foto: sıradısı.org

Yararlanılan Kaynaklar

  • Persona the Meaning Behind the Mask, Mehmet Mizanoğlu, Ph. D., BGB Press, Inc. USA, 1998.
  • Jung Kilit Fikirler, Ruth Snowden, Optimist Yayım ve Dağıtım, 2011.
  • Jung Psikolojisi, Frieda Fordham, Say Yayınları, 1999.
  • Jung Psikolojisi Üzerine, Erol Çoşkuner, yasamustası.org.