Etiket arşivi: Çanakkale

Yavaş Hareketi 7 | Cittàslow 2

  • Cittàslow “an”ı yaşamaya vurgu yapar.
  • Küresel ekonomik mantığa göre işleyen yapılanmaya karşı çıkar. Ancak içine kapalı bir model değildir.
  • Cittàslow hem bir kentsel sosyal hareket, hem de bir yerel yönetişim modelidir.
  • Kentlere marka değeri kazandıran bir sistemdir. Dolayısıyla turizm faaliyetini artırdığı saptanmıştır.
  • Yabancı bir tür, kendi ortamı olmayan bir ekosistemin içine dahil edilmeye çalışılırsa, bu türün özelliği bozulmaya başlayabiliyor. Sistemi oluşturan yapılar ne kadar yerel ve çeşitliyse, sistemin fonksiyonları o kadar verimli ve dirençli oluyor. Yani yerelin özgünlüğünü korumak, araştırmaların da gösterdiği gibi, önemlidir.
Fotoğraf:ariakurabiye.blogspot.com

Fotoğraf:ariakurabiye.blogspot.com

  • Kentlerin Yavaş Kentler Birliği’ne üye olabilmeleri için birliğin belirlediği 59  kriter üzerinden değerlendirilmesi ve uygunluğun her dört yılda bir denetlenmesi yapılıyor.
  • Cittàslow Genel Merkezi zaman zaman yeni kriterler ilave ediyor. Son olarak sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışma şartı getirildi. Ulusal ağlara da kriter koyma yetkisi verildi.
  • Ağustos 2014 itibariyle birliğe 29 ülkeden 189 kent katılmış oldu.
  •  Türkiye’de Cittàslow Hareketi Seferihisar’ın (İzmir) 2009’da Cittàslow ünvanını kazanmasıyla başladı.
  • Şubat 2014 itibarıyla toplam dokuz yerel yönetim bölgesi Cittàslow ağına dahil oldu. Bunlar Akyaka (Muğla), Taraklı (Sakarya), Perşembe (Ordu), Vize (Kırklareli), Gökçeada (Çanakkale), Yenipazar (Aydın), Halfeti (Şanlıurfa) ve Yalvaç’tır (Isparta).
  • 2013 yılında Seferihisar dünyadaki tüm Cittàslow’ların ve adaylarının katıldığı genel kurula ev sahipliği yaptı.
  • Seferihisar Cittàslow olduktan sonra Teos Antik Kenti’ne sponsor bulundu ve 50 yıl aradan sonra kazılar tekrar başladı.
  • Seferihisar’da yerel üretim ve sürdürülebilir enerjiyi destekleyen çalışmalar, Taraklı’da mimari ve yerel kalkınma üzerine çalışmalar gerçekleştiriliyor.
  • Çıkartılan yasa sonucu Akyaka, Ula İlçesi’ne bağlı bir köy oldu. Artık vizyonunu belediye imkanları ve bütçesi ile değil, köy bütçesi ile gerçekleştirmeye çalışacak.
  • Türkiye’deki 60 yerel yönetimin Cittàslow  ağına katılımı için çalışmalar devam etmekte. Cittàslow Türkiye, şimdilerde Giresun’a bağlı Tirebolu’nun dosyasını değerlendiriyor.
  • KKTC’de Yeniboğaziçi ağa katılmış tek yer.
  •  ABD’deki üç Sakin Şehir de California Eyaleti’nde. Almanya’daki 10 yerleşimin dördü Bavyera’da, üçü Baden-Württemberg’de. Portekiz’deki 5 Yavaş Şehir’in dördü Algarve’de. İskandinav ülkelerinde Cittàslow bir-iki tane var. Belki de bu ülkeler Cittàslow prensiplerinin hepsine değilse bile çoğuna uygun yaşadıkları içindir.
  • Hareketi başlatan İtalya, 68 Sakin Şehir ile dünyada bu konuda başı çekiyor.
  • Yavaş Şehirler’in ancak gelişmenin daha kaliteli bir kalkınma lehine frenlenmesi ile korunabileceği düşünülüyor.

Yavaş Hareketi 5 | Slow Food 4

  • 2002’de Slow Food Biyoçeşitlilik Vakfı kuruldu.
  • 2004 verilerine göre Slow logosu salyangozu kullanan üyelerin sayısı beş kıtada, 111 ülkede 83.000’e ulaştı. Bu yıl itibariyle Salyangoz 20 milyon Euro’nun üzerinde bir iş hacmi yarattı.
  • Carlo Petrini, beslenme ile gastronominin, açlık ile lezzetin, bilgi ile zevkin birbirinden ayrılamayacağını, üretildikleri malzemeyi tanımadan sadece lezzeti dikkate almanın mümkün olmadığını savundu.
  • 2004 yılında Savoy Hanedanı tarafından yaptırılmış bir 19. yüzyıl binasında dünyada kendine gıdayı ana çalışma konusu olarak seçmiş ilk Gastronomi Bilimleri Üniversitesi, Carlo Petrini’nin yönlendirmesi ile Agenzia di Pollenzo kompleksinde kuruldu. Üniversite her yıl yarısı İtalya’dan, yarısı diğer ülkelerden gelen 60 öğrenci alır. Üç yıllık lisans ve iki yıllık yüksek lisans eğitimi verir. Parma’dan başlayarak benzer okulların açılması devam etti.
  • Büyük şarapların arkalarında bir tarih olduğu ve büyük şarapların var olabilmesi için damağın bu malzemeyi algılayacak şekilde eğitilmesi gerektiği kabul gördüğü için Pollenzo’da ulusal bir hazine olarak kabul edilen İtalyan şarabı için bir Şarap Bankası da kuruldu. 2005 rakamlarına göre bankada, 227 farklı üreticinin 1997-2001 yılları arasında üretilmiş şaraplarından 60.000’e yakın şarap bulunuyordu.
Moldovya’da Mileştii Mici’nin mahzenlerindeki dehlizlerin uzunluğu 55 kilometre. Burası, Guiness Book of Records’a göre, dünyadaki en büyük şarap koleksiyonunu barındırıyor.

Moldovya’da Mileştii Mici’nin mahzenlerindeki dehlizlerin uzunluğu 55 kilometre. Burası, Guiness Book of Records’a göre, dünyadaki en büyük şarap koleksiyonunu barındırıyor.

  • Slow Food, zevki aramaktan vazgeçmemek ve seçme hakkını korumak gerektiğine inanır.
  • Zaman içinde “Slow” öneki kaliteye önem veren yaşam sistemlerini destekleyen hareketleri tanımlar oldu.
  • Slow Fish, sürdürülebilir ve sorumlu balıkçılığı destekler.
  • Slow Fish, ileri teknoloji ile balıkları takip edip bir balık sürüsünün tümünü avlamaya yarayan metodlara karşı çıkar.
  • Kıyılardaki mikroekonomileri ve ekosistemleri canlı tutan küçük balıkçılığı destekler.
  • Ürünün kalitesine ve tüketicilerin sağlığına önem veren balık yetiştirme pratiklerini savunur.
  • Slow Fish ekogastronomi ve yemek yeme zevkini kültür, eğitim ve bilgiyle buluşturacak bir ortam yaratmayı amaçlar.
  • 2004 yılında Hindistan ve Sri Lanka sahilleri tsunami ile yerle bir oldu. Deniz hareketlerini absorbe eden mangrov ormanları, sahil boylarına dev turistik işletmeler kurmak ve endüstriyel karides üretimi yapmak için kesilmişti. Bu projeler Dünya Bankası finansmanı ile gerçekleştirilmişti!
  • Tokyo belediyesinin dünyadaki en büyük balık pazarı olan Tokyo balık pazarını taşıma kararına Slow Food karşı çıkmış ve başarılı olmuştu.
Tropikal bölgelerde, deniz kenarlarında, acı ve tuzlu su kıyılarında, sık uzun ve kavisli topraküstü kökleriyle dip çamuruna tutunan bitkilerin meydana getirdiği mangrov ormanları antik ağaçlardan oluşur. Mangrovların flora durumu, Atlas Okyanusu, Büyük Okyanus ve Hint Okyanusları’ndan hangisinin kıyısında yer alıyorsa ona göre değişir. Fakat bitkilerin genel manzarası her yerde aynıdır. Çeşitli mangrov ağaçlarının kabuğunda, kırmızı veya gri, dericilik işinde kullanılabilecek kadar tanen bulunur. Costa Rica’da henüz yok edilmemiş mangrov ormanları ve su üstünde kalan köklerin yakından görünüşü.

Tropikal bölgelerde, deniz kenarlarında, acı ve tuzlu su kıyılarında, sık uzun ve kavisli topraküstü kökleriyle dip çamuruna tutunan bitkilerin meydana getirdiği mangrov ormanları antik ağaçlardan oluşur. Mangrovların flora durumu, Atlas Okyanusu, Büyük Okyanus ve Hint Okyanusları’ndan hangisinin kıyısında yer alıyorsa ona göre değişir. Fakat bitkilerin genel manzarası her yerde aynıdır. Çeşitli mangrov ağaçlarının kabuğunda, kırmızı veya gri, dericilik işinde kullanılabilecek kadar tanen bulunur.
Costa Rica’da henüz yok edilmemiş mangrov ormanları ve su üstünde kalan köklerin yakından görünüşü.

Mangrovların su yüzeyi üstündeki karmaşık kökleri ve hava almayı sağlayan özel gözenekleri, propagül (köksap) adı verilen puro biçimli uzun fideleri var. Propagüller cezir zamanı düşerlerse ana kaynağın yanında büyüyorlar, tuzlu bataklığa yayılıyorlar. Ama med zamanı kaynaktan uzağa sürükleniyor, sonra uygun bir ortamda olgunlaşıyorlar. İngilizler 1770 yılında Kalküta’nın güneyinde, bu suyla dolu ormanı açmış, oraya bir banliyö kurmuşlardı. Oysa mangrov ormanı anakaraya paralel bariyer oluşturuyor, kökleriyle kıyıyı sabitliyordu.

Mangrovların su yüzeyi üstündeki karmaşık kökleri ve hava almayı sağlayan özel gözenekleri, propagül (köksap) adı verilen puro biçimli uzun fideleri var. Propagüller cezir zamanı düşerlerse ana kaynağın yanında büyüyorlar, tuzlu bataklığa yayılıyorlar. Ama med zamanı kaynaktan uzağa sürükleniyor, sonra uygun bir ortamda olgunlaşıyorlar. İngilizler 1770 yılında Kalküta’nın güneyinde, bu suyla dolu ormanı açmış, oraya bir banliyö kurmuşlardı. Oysa mangrov ormanı anakaraya paralel bariyer oluşturuyor, kökleriyle kıyıyı sabitliyordu.

  • Slow Food, adil ticarete dayalı, sağlam bir toplum yaratmak için, sevgi, kardeşlik ve egoizmin reddi üzerine kurulmuş, köylü, balıkçı, hayvan yetiştirici ve göçebenin stratejik önemine inanır.
  • Slow Food, sanayileşmiş Batı ülkeleri ile hammadde üretiminin hala başlıca gelir kaynağı olduğu ülkelerin birlikte geliştirebileceği yeni bir tarım modeli bulmayı düşler.
  • İnsan, hayvan ya da tohum, canlıların lisanslanmasına karşı çıkar. Özellikle dünyanın güneyinde, çokuluslu şirketlerin patentler yoluyla genetiği değiştirilmiş tohumların satın alınmasını şart koşmaları ve geleneksel yöntemlerle ekim yapılmasını engellemesi bu karşı çıkışın temel nedenidir.
  • Slow Food International 2014 verilerine göre, Yavaş Hareketi’nin bir milyon destekçi, 100.000 üye, 1500 şube, 400 yönetim merkezine ilaveten 2000 gıda topluluğu ve Afrika’da 1000 bahçe gibi önemli sayılara ulaştığı anlaşılıyor.
  • Şubeleri gönüllüler tarafından yönetiliyor. Derneğin gelirlerinin %10’u siyasi amaçlarla, yani kalkınmakta olan ülkelere finansman sağlamak amacıyla kullanılıyor.
  • Slow Food’un en çok şubesi anavatanı İtalya’da.  Daha sonra ABD, Almanya, İsviçre, Fransa, Japonya, İngiltere ve Avustralya geliyor.
  • Türkiye’de Adapazarı, Ankara, Aydın, Balıkesir, Muğla, Çanakkale, Gaziantep, Iğdır, İstanbul, İzmir, Kars ve Samsun’da Slow Food şubeleri var.
  • Japon kültürünün içinde Slow Food felsefesinin nüveleri zaten mevcuttu. Çay töreni özünde, birlikte yaşama kültürü, daha uyumlu, daha sürdürülebilir ve daha yavaş bir yaşama ulaşma düşüncesidir. Ayrıca, Japonlar için yemek sadece iyi yenmesi gereken değil, aynı zamanda iyi düşünülmesi gereken bir olgudur.
  • Brezilya’da Lula hükümeti önceliğini Sıfır Açlık politikasına vermiş, Lula daha sonra Salyangoz’a doğrudan destek vermiştir.
  • Birleşik Krallığın Veliahtı Galler Prensi Charles bir Salyangoz üyesi.
  • Salyangoz’a Vittorio Sgarbi, Umberto Eco gibi İtalya’nın önemli figürleri destek vermiştir.
  • “Slow Food sadece bir hijyen kuralı değildir; aynı zamanda bir medeniyet göstergesidir.” Dario Fo.
  • “Fast Food, zevkin kısaltılmasıdır. Slow Food ise uzatılmasıdır.” Gianni Mura

    Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın televizyonlarda zorunlu yayın olarak yer alan “Topraklarımızın atalarımızın mirası değil, torunlarımızın emaneti olduğunu unutmayalım” deyişi hoşuma gidiyor.

Bizans İmparatorluğu 26 | Bizans Döneminde Anadolu’da Etnisite 2

  • Makedon Hanedanı döneminde (867-1056) ve İmparator II. Basil zamanında (955-1025) Ermenistan’ın bağımsızlığına kesin olarak son verildi. İmparatorun kendisi de Ermeni kökenliydi. Bu fetihten sonra 300.000-400.000 olduğu tahmin edilen büyük bir göç dalgası ile Ermeniler Kapadokya bölgesine (Aksaray, Kırşehir, Kayseri, Niğde’nin çevrelediği alan) yerleşti. Bu durum, Bizans sınır bölgelerinin savunmasını zayıflattı. 1064’te Selçuklular eski Ermeni başkenti Ani’yi tahrip ettiler ve 1071’de Malazgirt’de Bizans ordusunu bozguna uğratıp imparatoru esir ettiler.
  • Selçuklular Konya bölgesine yerleşince Bizans’a doğru yeni bir Ermeni göçü oldu. Kuzey Kapadokya’dan Güney Kapadokya’ya, Kilikya’ya (Çukurova bölgesi) ve Batı Anadolu’ya yerleştiler. Kilikya, 964 yılındaki Bizans-Arap savaşından sonra neredeyse tümüyle boşalmıştı. Böylece Kilikya bir Ermeni bölgesine dönüştü. Ayrıca dil bakımından Helenleşmiş Kapadokyalılar, Suriyeli Monofizitler ve çoğunluğu Normanlar’dan (Normanlar, Viking soyundan gelen İskandinav kökenli halk ile Cermen kökenli Franklar’ın karışımından oluşmuş bir kültürdür. Normanların soyundan gelen modern halk Fransa’nın Normandiya bölgesinde yaşamaktadır.) oluşan Batılılar da Kilikya’da yerleşikti. Normandiya kökenli Bizans sülalesi Raul’lar, önceleri Kapadokya’da toprak sahibiydiler. Batı Anadolu’ya göç edenler Abydos (Çanakkale) yöresini tercih etmişlerdi. Bu Ermenileri 1204’te Latinler Çanakkale Boğazı’nı ele geçirmek için kullandılar, yöreyi koruma görevini de onlara verdiler. Latinler Çanakkale Boğazı’ndan ayrılırken ailelerini de yanına alan 20.000 Ermeni, Kral Henry’nin peşinden Trakya’ya gitti ve orada Bizanslılar tarafından yok edildi.
  • 1129 yılında Anadolu’ya son Slav göçü gerçekleşti. II. Komnenos Bitinya’ya çok sayıda Sırp tutsak yerleştirmiş, Bitinya’da Sırp köyleri oluşmuştu.
  • 1222-1254 arasındaki dönemde Tatarlardan kaçan 10.000 Kuman (Kıpçak) Bizans’a sığındı. Çoğu Frigya bölgesine yerleştirildi. İzmir bölgesine yerleşen Kumanlar VIII. Mihael Paleologos döneminde Hıristiyanlığı kabul ettiler ve devletin yüksek yönetici kadrolarında yer aldılar. Balkanlar’a yerleşenler, ulusal ve kültürel niteliklerini yitirip Bizans’a asker oldular. Bir dönem Bizans ile anlaşmazlığa düştükleri için Konstantinopolis’i  kuşattılar. Ancak Bizans’ın, Peçeneklerle anlaşması üzerine başarısız oldular ve Balkanlar’a dağıldılar, çeşitli uluslarla kaynaştılar. Doğuda kalan Kumanlar ise İslam’ı kabul ettiler.
Ukrayna, Moldova ve Doğu Avrupa’da Kumanlar’dan kalan heykeller bulunuyor. Ölülerin taştan yapılmış, ellerinde haoma (İskit içkisi) kadehi tutan heykelleri Ukrayna’da sıklıkla görülen bir mezar taşı örneğidir. Fotoğrafta üç Baba heykeli görülüyor. Bütün toplumlarda görülen ve manevi liderler olarak kabul edilen şahsiyetler, benzer fonksiyonlarıyla Orta Asya Türk kültür çevresinde de görülmektedir. Baba, bab, evliya, aziz, sultan, ata kelimeleriyle sıfatlanan şahsiyetler evliya anlamında kullanılmaktadır. Bu adlandırmalar ve şahsiyetlere biçilen görevler ile onların fonksiyonları, Türk toplumunun İslamiyet’i kabul etmesinden önceki döneme dayanmaktadır. Ancak İslamiyet sonrası da uygulama, Kırgız baksı’sının(şamanının) Allah’a ve Müslüman ermişlere duası ile başlar, cinlere sesleniş ve kötü ruhlara tehditlerle devam eder. Fotoğraf:wikipedia.org

Ukrayna, Moldova ve Doğu Avrupa’da Kumanlar’dan kalan heykeller bulunuyor. Ölülerin taştan yapılmış, ellerinde haoma (İskit içkisi) kadehi tutan heykelleri Ukrayna’da sıklıkla görülen bir mezar taşı örneğidir. Fotoğrafta üç Baba heykeli görülüyor. Bütün toplumlarda görülen ve manevi liderler olarak kabul edilen şahsiyetler, benzer fonksiyonlarıyla Orta Asya Türk kültür çevresinde de görülmektedir. Baba, bab, evliya, aziz, sultan, ata kelimeleriyle sıfatlanan şahsiyetler evliya anlamında kullanılmaktadır. Bu adlandırmalar ve şahsiyetlere biçilen görevler ile onların fonksiyonları, Türk toplumunun İslamiyet’i kabul etmesinden önceki döneme dayanmaktadır. Ancak İslamiyet sonrası da uygulama, Kırgız baksı’sının(şamanının) Allah’a ve Müslüman ermişlere duası ile başlar, cinlere sesleniş ve kötü ruhlara tehditlerle devam eder.
Fotoğraf:wikipedia.org

Bizanslı yazarlar Kıpçaklar’a Kuman derlerdi. Kıpçak konfederasyonu Türk, Moğol ve büyük olasılıkla İranlı ögeler içermekteydi. Kıpçak bölgesi Tuna Nehri’nden Çin sınırına uzanmaktaydı. Bir kolun Rus Rurik Hanedanı ile ilişkileri vardı. 12. yüzyıl ortasında Kıpçaklar, Tuna bölgesine ve daha sonra Bizans egemenliği altındaki Bulgaristan’a yerleşmeye başladıklarında Rurik Hanedanı kendisini ekonomik tehdit altında hissetti. Ruslar ve Kıpçaklar arasında 1160, 1168, 1170, 1180, 1184, 1185 yıllarında çatışmalar yaşandı. Bizans’a karşı Bulgaristan’dan yapılan Eflak-Bulgar ayaklanmasını yönetmişler, Bulgar Krallığı’nın üç Kıpçak kralı olmuştur. 12. yüzyılda Kıpçaklar’ın bir kısmı, Yahudilik’in Karait mezhebine girdi. Bunlar, bugünün Karaimler’idir. (Karaimler hakkında bir yazı bloğumuzda yayımlanmıştı.) 16.-17. yüzyıllarda Ukrayna Ermenileri’nin Türkleştirilmesi sonucunda Kıpçak dili Ermeni alfabesi ile yazılmaya başlandı. Altın Ordu Devleti (1242-1502) nüfusunun önemli bir bölümünü Kumanlar oluşturuyordu. Fransisken rahipleri Kırım’ın Azak Denizi kıyılarında Moğol döneminden itibaren (13. yüzyılın ikinci yarısı-14. yüzyılın başı) etkin olmuşlar ve Codex Cumanicus’u meydana getirmişlerdi. Eser, iki bölümden oluşuyordu. İlk bölüm Türkçe-Kıpçakça-Latince etkileşimli lügat; ikinci bölüm Kıpçaklar’ın kullanımı için Germen misyonerler tarafından yazılmış Hıristiyan vaazlarını kapsıyordu. Gotik Latin harfleri ile yazılan Türkçe metinlerin derlemesi  Codex Cumanicus, Türk dili tarihi açısından çok önemli bir eserdir. Codex Cumanicus Fotoğrafı: wikipedia.org

Bizanslı yazarlar Kıpçaklar’a Kuman derlerdi.
Kıpçak konfederasyonu Türk, Moğol ve büyük olasılıkla İranlı ögeler içermekteydi. Kıpçak bölgesi Tuna Nehri’nden Çin sınırına uzanmaktaydı. Bir kolun Rus Rurik Hanedanı ile ilişkileri vardı. 12. yüzyıl ortasında Kıpçaklar, Tuna bölgesine ve daha sonra Bizans egemenliği altındaki Bulgaristan’a yerleşmeye başladıklarında Rurik Hanedanı kendisini ekonomik tehdit altında hissetti. Ruslar ve Kıpçaklar arasında 1160, 1168, 1170, 1180, 1184, 1185 yıllarında çatışmalar yaşandı. Bizans’a karşı Bulgaristan’dan yapılan Eflak-Bulgar ayaklanmasını yönetmişler, Bulgar Krallığı’nın üç Kıpçak kralı olmuştur.
12. yüzyılda Kıpçaklar’ın bir kısmı, Yahudilik’in Karait mezhebine girdi. Bunlar, bugünün Karaimler’idir. (Karaimler hakkında bir yazı bloğumuzda yayımlanmıştı.)
16.-17. yüzyıllarda Ukrayna Ermenileri’nin Türkleştirilmesi sonucunda Kıpçak dili Ermeni alfabesi ile yazılmaya başlandı.
Altın Ordu Devleti (1242-1502) nüfusunun önemli bir bölümünü Kumanlar oluşturuyordu.
Fransisken rahipleri Kırım’ın Azak Denizi kıyılarında Moğol döneminden itibaren (13. yüzyılın ikinci yarısı-14. yüzyılın başı) etkin olmuşlar ve Codex Cumanicus’u meydana getirmişlerdi. Eser, iki bölümden oluşuyordu. İlk bölüm Türkçe-Kıpçakça-Latince etkileşimli lügat; ikinci bölüm Kıpçaklar’ın kullanımı için Germen misyonerler tarafından yazılmış Hıristiyan vaazlarını kapsıyordu.
Gotik Latin harfleri ile yazılan Türkçe metinlerin derlemesi Codex Cumanicus, Türk dili tarihi açısından çok önemli bir eserdir.
Codex Cumanicus Fotoğrafı: wikipedia.org

  • Bir Oğuz boyu olan Selçuklular Malazgirt Savaşı’nı kazanıp, İmparator Romen Diyojen’i esir aldıktan sonra Anadolu’nun denetimini ele geçirmişti. O sırada Konya ve Kapadokya  bölgelerinin nüfusu özellikle Ermeni, Suriyeli, Kaldeli ve Rumlardan oluşuyordu. Türk-Rum karışımından doğan bir nesil oluştu, bunlara miksobarbarlar adı verildi. Anadolu Selçuklu devletinde Yunanca konuşanların sayısının azalması Bizanslıların bir kısmının Müslümanlığı kabul etmesiyle açıklanıyor. Bu Bizanslılar tarihte Gulam adıyla biliniyor. Bu İslamlaşmada Mevlevilerin önemli rol oynadığı, Rumi hayattayken 18.000 Bizanslının Müslüman olduğu, 1320’de torunu Amir Arif’in cenaze töreninde yeni bir kitlesel İslamlaşma yaşandığı söylenir. İslamlaşmanın yalnız halk tabakalarına özgü bir olay olmadığı, Bizans ve Ermeni yerel aristoktasisini de kapsadığı öne sürülür. İmparatorun yeğeni İoannes Komnenos, Müslüman olmuş, Sultan II. Kılıç Arslan’ın kızlarından biri ile evlenip Konya’ya yerleşmişti. Sultan ve oğlu I. Gıyaseddin Keyhüsrev de Hıristiyan Bizanslı kadınlarla evlenmişlerdi. Kaynaşma, Osmanlılar döneminde de devam etti. Orhan Bey, dul kalmış Hıristiyan kadınları askerleriyle evlendirmişti. 1224 yılında I. Alaeddin Keykubat 400 yörük ailesini Söğüt’e yerleştirmişti. Söğüt, Bizans-Selçuklu sınırında idi. 1243 yılında Konya Moğolların eline geçmiş, 1261 yılında Sultan İzzeddin Keykavus’un İznik’teki Bizans İmparatorluğu’na sığınması ile Selçuklu Devleti yıkılmıştı.
  • 1303’te Bizans, Türk akınlarına karşı koymak amacıyla 6.500 kadar Katalan’ı paralı asker olarak almıştı.