Etiket arşivi: çağdaş sinema

Çağdaş Sanata Varış 328|Çağdaş Sinema 5

  • Günümüzün en tartışmalı interaktif belgesel yönetmeni olan Michael Moore, bir gözlemciden çok bir katılımcıdır. Roger and Me (1989) adlı belgeselinde büyük şirketlerin başkanlarının uyguladıkları politikaların yarattığı toplumsal yıkımdan sorumlu olduklarını savunur; zengin ve güçlü insanların işsizliğin yoksullar üzerindeki etkisini nasıl anlamadığını göstermek ister. Bowling for Columbine (2002) adlı filminde ise ABD’nin silah kültürüne düşkünlüğünü tartışır.
  • Yeni nesil yönetmenlerden Güney Koreli alaylı sinemacı Kim Ki Duk (1960-), özel mülkiyeti sorgulayan, herkesin hem suçlu hem suçsuz olduğu, göz dahil her şeyin silah olduğu filmler çekiyor.
  • Hong Kong’lu sinemacı Wong Kar-Wai (1958-), extradiegetic olarak adlandırılan anlatıcılardan. Filmini anlamak için diğer filmlerini de bilmek gerekiyor. O da Matrix serisi gibi seyirciyi pasif olmaktan çıkartmak, seyirciyi tüm öyküyü anlamak için tüm ürünlerini takip etmeye çağırıyor. Bilimkurgusu da alışılmışın dışına çıkıyor.
  • Olivier Assayas’ın2016 yılında çektiği ve Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülünü aldığı Personal Shopper (Hayalet Hikayesi), hayaletle iletişim ileteknolojik aletlerle iletişim arasında paralellik kuruyor. Her ikisinin de sanalla iletişim olduğunu vurguluyor. Film, sinema hayaletler yaratır diyen Jacques Derrida’yı akla getiriyor.
Yönetmenliğini Spike Jonze’un yaptığı, senaryosunu Charlie Kaufman’ın yazdığı 2002 yılı yapımı Adaptation, Tersyüz isimli film, tipik bir üstkurmaca örneğidir. Fotoğraf: Cinematic Intelligence Agency

Yönetmenliğini Spike Jonze’un yaptığı, senaryosunu Charlie Kaufman’ın yazdığı 2002 yılı yapımı Adaptation, Tersyüz isimli film, tipik bir üstkurmaca örneğidir.
Fotoğraf: Cinematic Intelligence Agency

  • Cyberspace estetiği ve internet gibi yeni gösterim imkanları doğmuştur.
  • Bazı sahneler, dijital işlenmiş görüntülerle, arşivden alınmış gerçek resim ve sesler karıştırılarak oluşturulmaya başlamıştır.
  • İletişim alanında, teknolojik gelişmeler sayesinde erişilen hız, film yapımında da önemli bir etken olmuştur.
  • Arthur Danto’ya göre sanat, Francis Fukuyama’ya göre tarih, David Lynch’e göre ise sinema bitmişti. 2015 yapımı Listen to Me Marlon adlı filmde başrolü 2004 yılında vefat eden Marlon Brando oynuyordu. Artık film yapmak için bir başrol oyuncusuna bile ihtiyaç kalmamıştı: Jacques Derrida sinemanın hayaletler yarattığını söylemişti.
  • Televizyonun, kasetlerin, DVD’lerin sinema salonuna rakip olmasının ardından bilgisayarda film indirme, akıllı televizyonlarda arzu edilen filmin arzu edilen zaman ve mekanda izlenebiliyor olması ile süreç devam ediyor.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 327|Çağdaş Sinema 4

  • Stanley Kubrick’in son filmi Gözleri Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut, Stanley Kubrick, 1999) bakışın farklı bir algısını gösterir. 1970’li yıllarda feminist teori tarafından geliştirilmiş olan, Foucaultcu, izleyene ait ataerkil, panoptik bakış nosyonunun ilerisini işaret eder. Güzel ve çıplak vücut, ölüm itkisinin maskı olarak kahramana ve izleyiciye görünür. Pelerinli, ataerkil katılımcılarla törensel itaat ve sahip olunacak nesne olarak kadın göz önüne serilir. Törende kullanılan maskeler, bakan kişinin gözlerindeki panoptik gücün sembolleridir ve bu yolla sinema izleyicisinin kimliksiz, eril bakışını yansıtırlar. (Panoptik bakış, bir güç tarafından gözetim altında tutulup ve yukarıdan, habersizce yapılan gözlemdir.) Film yıldızının fallik iktidarını örten maskenin düşmesi ile bir fahişenin İsa figürü olarak kullanılması arka arkaya gelir. Kurban edilmeyi gönüllü olarak kabul etmesiyle saflaşan, Mesih’e benzeyen Kadın, Lacancı ilk öteki olan anneye benzer. Erkek kahramanın, kadın kurbanın hayatını kurtarmak için hayatını riske attığı alışılagelmiş olay örgüsündeki toplumsal cinsiyet rolleri de tersine çevrilmiş olur.
Gözleri Tamamen Kapalı, Stanley Kubrick, 1999. Fotoğraf: magis.iteso.mx

Gözleri Tamamen Kapalı, Stanley Kubrick, 1999.
Fotoğraf: magis.iteso.mx

  • Doğada bulunan hiçbir şeyin anlamlandırma yetimizden kaçamayacağına; etrafımızdaki her şeyin sayılarla temsil edilip anlaşılabileceğine; bu sayıların ortaya anlamlı bir model çıkaracağına dair yerleşik inanç kendini Kutsal Metinler’de de ortaya koyar. İncil’in şifresi çözülebilir; borsa, küresel ekonomiyi temsil eden bir sayılar evrenidir. DNA ve bilgisayar kodları bir tür üst dildir. Darren Aronofsky’nin π (1998) adlıfilminde izleyici bilimsel bir hedefin yoğun bir psikoza dönüşme evrelerine tanıklık ederken, bir yasağa karşı başarılı bir tür reddediş izler. Bunu başaranın soyadı Cohen’dir. Filmde kapitalist rekabet ile köktendincilik arasındaki örtülü psikotik bağdan dem vurulur; çip ile Tefillin arasında paralellik kurulur. Film boyunca karşılaşılan hemen hemen tüm ötekiler düşmanca, istilacı ve şiddete meyillidir. Filmde, numerolojinin tehlikeleri konusunda uyarılar yapıp bir yasak koymaya çalışan Daedalus’u oynayan bir karakter de vardır.
  • Çağdaş küresel kapitalizm eleştirisi yapan birçok film yapılmıştır. Küresel kapitalizmin sunduğu görünüşte sınırsız olanakların, öznenin arzusunu kısırlaştırarak onu nasıl alt ettiğini gösteren filmlerden biri Aile Babası’dır (The Family Man, Brett Ratner, 2000). Çatallaşan yol anlatısı Şahane Hayat, Tatlı Yalanlar, Kör Talih, Rastlantının Böylesi, Wayne’in Dünyası, Koş Lola Koş, Ben Şahsen Bizzat Kendim gibi bir dizi filmde işlenmiştir: Yapılan seçim, doğrudan kişinin kendini bulacağı gerçekliği tesis eder. Post-politik veya post-ideolojik çağımızda istediğimiz kadar çok seçim yapabiliriz, gerçek meselelere kafa yormamak şartıyla! Sosyal yabancılaşmayı açığa vuran Aile Babası, sistemin devamı için romantizmin sahip olduğu gücün hikayesidir ve en büyük kapitalist başarıların bile geriye hala arzu edilen şeyler bıraktığını gösterir: “Biz” olmak. Siyahi kişi, hem gerekli bilginin koruyucusu (Lacancı bildiği farz edilen özne) hem de önemsizdir (Lacancı objet petit a- gerçek bir nesne değildir, bir fantezi nesnesidir); filmde kendine ait bir sahnesi yoktur. Jane Austen’da aşk için sınıfsal/sosyal yapıları aşmak gerekir. Bugünün romantik komik-dramaları (dramedy) sonunda aşka kavuşup kavuşamamakla değil, aşka kavuşmak için üstesinden gelinmesi gereken imkansız engellerle ilgilenir. Psikanalizde tuzak, yer değiştirme ile ortaya çıkar, bir duygusal karmaşanın başka bir duygusal karmaşa üzerine yansıtılmasıdır.
  • Küresel kapitalizm tarafından sunulan seçenek bolluğunun, doğru seçeneğin yönünü şaşırtmayı hedefleyen bir akıl çelme olduğunu gösteren Akıl Defteri (Memento, Christopher Nolan, 2000), çağdaş küresel kapitalizm ve ideolojisinin gücüne rağmen, öznenin hala yeni riskler alma yetisi olduğunu ve bu yetinin mevcut durum için çok büyük tehdit haline gelebileceğinin uyarısını yapar. Akıl Defteri, fantezinin gerçekliğin öbür yüzü olduğunu söyleyen Lacancı konumu doğrular. Lacan, travmanın bizi şaşırttığını, çünkü daima başka bir travmanın maskesi olduğunu söyler. Akıl Defteri’nde travmatik öz tamamen açık bırakılır. Filmler, ne olduğunu bilme arzumuzu harekete geçirip bu arzuyu tatmin ederler. Film, izleyicideki karar verme arzusunu harekete geçirerek ve aynı anda bu arzuyu gerçekleştirmenin yalnızca imkansız değil yanlış hatta alakasız olduğunu resmederek kendisini içeriden yapı bozumuna uğratır.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 326|Çağdaş Sinema 3

Fotoğraf: www.biriyilik.com.

Fotoğraf: www.biriyilik.com.

  • Bilimkurgu-aksiyon türünün atmosferini yepyeni bir biçimde farklı bir aksiyon estetiği ile sunan Matrix serisi (1999-2003) (Matrix-dölyatağı) gerçeklikten kuşku duyma, mesihvari güçlerle donatılma, beynin gücüne inanma, içerdiği görsel estetik, tekno-fütüristik yapısı, verdiği basit ama kesin cevaplarla, getirdiği felsefi okumalar ve gizli alt-metinler ile hemen vizyon ertesinde seyirci tarafından kült statüsüne kondu. Serinin yaratıcısı, senaristi ve yönetmeni olan Andy ve Larry Wachowski kardeşler filmi en başından bir üçleme olarak tasarlamışlardı. Sinema tarihinin en büyük fenomenlerinden biri olan seri hakkında pek çok makale yazıldı, kitaplar derlendi; film pek çok felsefi, edebi okumalara maruz kaldı; Hıristiyanlık ile Sufizm ile bağdaştırıldı, varoluşçu alt-metinler, faşizan ögeler bulundu. Kardeşler filmin beslendiği referansları (Alice Harikalar Diyarında, Oz Büyücüsü, Kabuktaki Hayalet, İncil, Yunan Mitolojisi, kullanılan flow-motion tekniğinin alındığı Hong Kong ve Çin dövüş filmleri) tırnak içine almadan, saygı duruşu gibi göstermeden kullandılar. Filmin anlattıkları daha önce Gizemli Şehir, Aç Gözünü, Truman Şov, Yaşıyorlar gibi filmlerde işlenmişti ama Matrix’in içerdiği görsel estetik, verdiği kesin ama çekici cevaplar farklıydı. Matrix böylece 2000’lerin miti oldu ve en sık referans kaynaklarından biri haline gelirken kendi adı ile anılan bir estetik yarattı.
  • Michelangelo Antonioni (1912-2007) son kısa metraj filmi Michelangelo’nun Bakışı’nı (2000) Roma’daki San Pietro in Vincoli Kilisesi’nde çekti. Onu, kiliseye tek başına girerken görürüz. Papa II. Julius bu kilisedeki kabrini Michalangelo’ya ısmarlamıştır. Musa heykeli de sanatçının tasarladığı kabrin bir parçasıdır. Antonioni kabre yavaşça yaklaşır ve bütün film Antonioni ile Michelangelo’nun Musa’sı arasında gidip gelen bakışlar, tek kelime edilmeyen bir diyalogdan ibarettir. Film hakkında Jean-Claude Carriére şöyle der: “Çağımıza damgasını vuran kendini gösterme ve konuşma çılgınlığı, nesnesi olmayan kıpır kıpırlık, bu filmde, sessizlik ve sinemacının gözü tarafından sorgulanıyor.”

 

Çağdaş Sanata Varış 325|Çağdaş Sinema 2

Pulp Fiction filmine Banksy’nin bakışı. Fotoğraf: www.nellyduff.com

Pulp Fiction filmine Banksy’nin bakışı.
Fotoğraf: www.nellyduff.com

  • Gilles Deleuze’e göre, olay örgüsünün gereklerine uygun bakış açısı yeni sinemada geçersiz olmuştur. Film karesinde bakışın güvenle ilişebileceği nesne ya da kişiler artık ortadan kaybolmuştur. Film, kendi kendisini anlatan imgelerle inşa edilmiştir. Artık olayın nerede ve ne zaman geçtiği önemsizdir. Bakma eylemi filmin konusunu ve biçimini şekillendirmeye başlar. Sinema zamanın ruhuyla uyum içerisine girer. Bu değişimin en belirgin görünümü, filmlerde olağan durum ya da olayların, anlatıların yok olmasıdır; gündelik dünyanın gerçeğiyle bağlantı kurulamaz olur. Nesne ve temsili, mevcut olan ile sanal olan birbirine karışır. Gündelik haller ortasında fanteziler, anı parçaları, sanrılar, düşler görünür olur. Kamera, bazen eylemi ve olayı izlemekten vazgeçer; kameranın seçimleri sinema dilini yaratır. 1980’lere kadar baskın görüş kameranın nesnel gerçekliği yansıtabileceği yönündeydi. Neyin hayal ürünü neyin gerçek olduğunu ya da neyin fiziksel neyin zihinsel olduğunu bilemeyeceğimiz, Dünya’yı yeni şekillerde tarif etme yolları bulunur. Artık imajların birbirine nasıl bağlandığını sormayız, önemli olan imajların ne gösterdiğidir. Nesnenin kendisi yerine nesneye yönelen bakış açılarıyla nesneyi algılamaya başlarız.
  • Olaylarının sunulduğu sıralamayı radikal biçimde değiştirme 1956 yılında Stanley Kubrick’in Son Darbe (The Killing) filmi ile başlamış, Pulp Fiction (1994), Kayıp Otoban (1997), Memento (2000), Mulholland Çıkmazı (2001) adlı filmlerle devam etmiştir. Bazı filmler neden-sonuç mantığını kronolojik bir sırada göstermezler.
  • Quentin Tarantino, Pulp Fiction (1994) adlı filminde anlatımını geri dönerek ve ileri sıçrayarak yapar. Kronolojisi uç bir örnektir. Filmin adı, çok fazla ciddiye alınmaması gerektiğini işaret eder. Film, kendi etkisi, kendi çarpıcılığı hakkındadır. Pulp Fiction, Baudrillard’ın ifadesiyle işaretin, eski yükümlülüklerinden kurtulmasının bir göstergesidir. Filmin karmaşıklığı çok popüler olmasını engellememiştir. Coen Kardeşler’in filmlerinde de referansların kullanımı, benzer bir düzene sahiptir.
  • Christopher Nolan’ın Memento, Akıl Defteri (2000) adlı filminde anlatım, öyküyü karmaşık bir biçimde, geriye doğru anlattığı için olayların akışını takip etmek zordur, film bir bulmaca gibidir (puzzle film). İzleyicinin sahneleri doğru sıraya yerleştirmesi gerekir. Zaman ve nedenselliğin tersine çevrildiği bir durumu anlamanın mümkün olup olmadığı sorusu gündeme gelir.
  • David Lynch’in Mulholland Çıkmazı (2001) adlı filminde izleyicinin bir anlam çıkarması için tekrarlayan eylem, olay ve diyaloglar arasında bağlantı kuması gerekir. Kronolojisi tersine çevrilmiş filmde başlangıçta anlamsız görünen olaylar, izlemeye devam ettikçe aşama aşama anlam kazandığından filmde daha sonra neler olduğuna göre ilk izlenimleri gözden geçirmek gerekir. Çekimler zaman zaman bir karakterin görüş açısı ile filtrelenirken bazen de yönetmenin görüşü belirleyici olur; bulanık çekimler, parlayan ışıklar, hareketli kamera, kısıtlanmış görüş olaylara iştirak eder. Sahneler arasında herhangi bir neden-sonuç bağı kurulmaz ya da çok ince bir bağ bulunur. Film zaman zaman her şeyi bilen anlatıma geçer. Gilda, Alice Harikalar Diyarında, Persona, Kayıp Otoban, Sapık filmlerine göndermeler yapılır. Filmde yeterince açıklığa kavuşmayan veya çözümlenmeyen durumlar vardır; bazıları ise yalnızca geriye doğru bir okuma yaparak çözümlenebilir.