Etiket arşivi: Çağdaş Dönemde Edebiyat

Çağdaş Sanata Varış 323|Çağdaş Dönemde Edebiyat 5

Bebelplatz, Berlin’de, 10 Mayıs 1933 tarihinde Nazilerin düzenlediği kitap yakma ayininin yapıldığı yer. Humboldt Üniversitesi’nin kütüphane binası o dönemde bu meydanda imiş. Bina günümüzde Hukuk Fakültesi.  Kitap yakma eyleminden önce Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ateşli bir konuşma yapmış. 20.000 adete yakın kitap yakılmış. Yakılmaya uygun görülen kitapların yazarları arasında Heinrich Mann, Erich Maria Remarque, Heinrich Heine, Karl Marx, Albert Einstein varmış. Bu felaketi unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) buraya bir anıt yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20.000 kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli bir oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.” Her yıl, 10 Mayıs’ta Humboldt Üniversitesi’nin öğrencileri bu meydanda, bu felaketi unutturmamak için kitap satışı yapıyorlar. Fotoğraf: www.skyscrapercity.com

Bebelplatz, Berlin’de, 10 Mayıs 1933 tarihinde Nazilerin düzenlediği kitap yakma ayininin yapıldığı yer. Humboldt Üniversitesi’nin kütüphane binası o dönemde bu meydanda imiş. Bina günümüzde Hukuk Fakültesi.
Kitap yakma eyleminden önce Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ateşli bir konuşma yapmış. 20.000 adete yakın kitap yakılmış. Yakılmaya uygun görülen kitapların yazarları arasında Heinrich Mann, Erich Maria Remarque, Heinrich Heine, Karl Marx, Albert Einstein varmış.
Bu felaketi unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) buraya bir anıt yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20.000 kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli bir oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.”
Her yıl, 10 Mayıs’ta Humboldt Üniversitesi’nin öğrencileri bu meydanda, bu felaketi unutturmamak için kitap satışı yapıyorlar.
Fotoğraf: www.skyscrapercity.com

2003 yılında Beral Madra küratörlüğünde açılan Self Portrait/Kendi Portresi adlı serginin sürpriz işlerinden biri Aslı Erdoğan’a ait metinlerin 13 parça halinde çerçeveli Enstalasyonlar olarak sergide yer almasıydı.  Aslı Erdoğan’ın 2002 tarihli metninde şu cümleler göze çarpıyor: “Ben senin içinde konuşan yankıyım. Sözcüklerle anlatılamayan senim, yanıt vermeyen sessizlik… Ve bugüne dek hiçbir ölümlü yüzümü MASKESİZ görmemiştir.” Madra iki alıntı yapıyor Borusan Contemporary kataloğunda: İlki Stéphane Mallarmé’den: “Metin çünkü sonuçta dünyada her şey sonuçta bir kitaba dökülmek üzere var”..  Diğeri ise Vilém Flusser’den: “Metin çünkü metin yalnız yapı kuran değil, aciliyeti olan bir eylem.”  Aslı Erdoğan’ın metninde de sanatçı sanki yapıttaki karakterin kendisidir. Bir bakıma öyledir, çünkü anlatımı yoğun ve özneldir. Bir bakıma da metin o denli çoğuldur ki, o dünyanın içinde bir yazardır, dünya onun beynindedir, tabii imgelemi de…diyor, Beral Madra. Edebiyat ve Enstalasyon birlikteliğine bir örnek olarak vermek istedik. Fotoğraf:www.beralmadra.net

2003 yılında Beral Madra küratörlüğünde açılan Self Portrait/Kendi Portresi adlı serginin sürpriz işlerinden biri Aslı Erdoğan’a ait metinlerin 13 parça halinde çerçeveli Enstalasyonlar olarak sergide yer almasıydı.
Aslı Erdoğan’ın 2002 tarihli metninde şu cümleler göze çarpıyor: “Ben senin içinde konuşan yankıyım. Sözcüklerle anlatılamayan senim, yanıt vermeyen sessizlik… Ve bugüne dek hiçbir ölümlü yüzümü MASKESİZ görmemiştir.”
Madra iki alıntı yapıyor Borusan Contemporary kataloğunda: İlki Stéphane Mallarmé’den: “Metin çünkü sonuçta dünyada her şey sonuçta bir kitaba dökülmek üzere var”..
Diğeri ise Vilém Flusser’den: “Metin çünkü metin yalnız yapı kuran değil, aciliyeti olan bir eylem.”
Aslı Erdoğan’ın metninde de sanatçı sanki yapıttaki karakterin kendisidir. Bir bakıma öyledir, çünkü anlatımı yoğun ve özneldir. Bir bakıma da metin o denli çoğuldur ki, o dünyanın içinde bir yazardır, dünya onun beynindedir, tabii imgelemi de…diyor, Beral Madra.
Edebiyat ve Enstalasyon birlikteliğine bir örnek olarak vermek istedik.
Fotoğraf:www.beralmadra.net

Fotoğraf: www.narsanat.com

Fotoğraf: www.narsanat.com

  • Alt kültürler, kendini toplumdan ayrıştırma, düzene başkaldırı gibi saiklerle ortaya çıkar.
  • Fanzin, var olan sosyal yapıyı oluşturan tüm değerlere karşı çıkışın simgesidir. Adını fanatik’in fan’ıyla magazinin zin’inin birleşmesinden alır. Kökleri Nazi dönemi Almanya’sındaki antifaşist direnişe kadar uzanan fanzin, zamanla düzene atılan tokat niteliğine bürünerek karşı çıkışın simgesi durumuna geldi. Anarşist, sosyalist, nihilist, anti militarist başkaldırıların yanı sıra, bireysel/toplumsal isyanı içinde barındıran müzik türleri ve bunların paralelindeki yaşam biçimleri kendilerine özgün fanzinleri yarattılar. En önemli fanzin hareketlerinden biri, punk müziğin çok güçlü olduğu bir dönemde İngiltere’de yaşandı. Basının eleştirilerine ve saldırılarına maruz kalan punklar yoğun olarak alternatif yayın organlarını çıkartarak basına karşı saldırıya geçtiler. Önemli birer anti-medya silahı olanfanzinler,antifaşist, anti militarist karşı çıkışlar sergiler; savaşa, nükleer santrallere, doğanın rant uğruna yağmalanmasına, insanın sömürülmesine, hayvan türlerinin yok edilmesine kayıtsız kalmayan bir yazın türüdür. Bu konudaki tek sapma, bazı black metal gruplarının yaptığı müzikler ve onları destekleyen fanzinlerdir. Medya, çağdaş dönemin şeytan aleti sayılır. Alt kültürlerin/yer altı kültürünün elindeki iletişim araçları fanzinler, demolar ve afişlerdir.
Fotoğraf: alkislarlayasiyorum.com

Fotoğraf: alkislarlayasiyorum.com

 

Çağdaş Sanata Varış 322|Çağdaş Dönemde Edebiyat 4

Uzun süredir Almanya’da yaşayan İranlı sanatçı Parastou Forouhar (1962-), 1999 yılından bu yana farklı mekanlara uyguladığı Yazılı Oda adlı yerleştirmesini 2016 yılında İstanbul’da da sergilemişti. Sanatçının mürekkep kullanarak galerinin beyaz duvarlarını ve zeminini bir ekseni takip etmeksizin Farsça yazılarla kapladığı bu metin yerleştirmesinin okunması üzerlerinde Farsça yazılar olan, zemine bırakılmış pinpon topları ile iyice zorlaştırılıyor. Ziyaretçinin yazıya çeşitli anlamlar atfetme arzusuna meydan okuyan Yerleştirmede metin, Farsça bilmeyenler için olduğu kadar, bu dili bilenler için de anlaşılmaz kılınıyor. Fotoğraf: Urban

Uzun süredir Almanya’da yaşayan İranlı sanatçı Parastou Forouhar (1962-), 1999 yılından bu yana farklı mekanlara uyguladığı Yazılı Oda adlı yerleştirmesini 2016 yılında İstanbul’da da sergilemişti. Sanatçının mürekkep kullanarak galerinin beyaz duvarlarını ve zeminini bir ekseni takip etmeksizin Farsça yazılarla kapladığı bu metin yerleştirmesinin okunması üzerlerinde Farsça yazılar olan, zemine bırakılmış pinpon topları ile iyice zorlaştırılıyor. Ziyaretçinin yazıya çeşitli anlamlar atfetme arzusuna meydan okuyan Yerleştirmede metin, Farsça bilmeyenler için olduğu kadar, bu dili bilenler için de anlaşılmaz kılınıyor.
Fotoğraf: Urban

  • Küreselleşme, bir dünya edebiyat pazarı yarattı.
  • Bir yazarın artık “büyük” sayılabilmesi için ulusal değil, uluslararası bir fenomen olması gerekiyor.
  • Yazar okur kitlesini uluslararası bir topluluk olarak algıladığı andan itibaren yazdıklarının niteliği değişiyor. Uluslararası çapta anlaşılmayı engelleyecek unsurlardan kaçınma gayreti başlıyor: Siyasal duyarlılığı hissettirmek, kültüre mahsus ögelerden mümkün olduğu kadar uzak durmak veya onları açıklayıcı bölümler ilave etmek, kültüre mahsus dil virtüözlüğünden uzak durmak gibi. Küreselleşmenin edebiyat pazarlarını birleştirme eğilimiyle yerel edebi camiaları zayıflatmaya başladığı öne sürülüyor.
  • Küreselleşmenin kendi kültürlerimizi yabancı ve önemsiz görmemize yol açtığı, kurmacanın herhangi bir toplumla gerçek bağlarının koptuğu ileri sürülüyor.
  • Uluslararası edebiyat sahnesine İngilizce hakim olduğundan beri, örneğin İskandinav yazarların İngilizce okuyanlara zor gelecek kişi adlarından kaçınmaya başladıkları biliniyor.
  • Bazı üniversitelerde bazı lisansüstü derslerin sadece İngilizce verilmeye başlandığı da bilinen bir gerçek. Avrupalıların yaklaşık yüzde 56’sı bir yabancı dil biliyor. Bunların yüzde 38’inin ikinci dili İngilizce. İskandinavya ve Hollanda’da aynı oran yüzde 90 civarında. Bahsi geçenlerin, toplumun edebi roman okuma ihtimali en yüksek kesimi olduğu düşünülüyor. Bir dil öğrenildiğinde, sadece bir iletişim aracı edinilmiş olmaz, o kültürün müşterisi de olunur, deniyor. Bu yüzden, İngilizce çevirilerde müthiş bir sıçrama kaydedilmiş.
  • Metinlerde İngilizce kokusu giderek artıyor. Milano Üniversitesi’nde hoca olan Tim Parks, İtalyanca sözdiziminin son elli yılda İngilizce modellere doğru kaydığını inceleyen bir projede yer alıyor ve İngilizce etkilerinin işaretlerini bulmakta kanıt kıtlığı çekmediklerini yazıyor. İngilizceye çevrilmelerini kolaylaştırarak yerel dilleri yaşatma gayreti olduğuna dikkat çekmek isterken; uluslararasılığa doğru genel kayışa bir direniş olarak lehçe şiirinde, çok küçük bir topluluk tarafından anlaşılabilecek metinlerde de artış olduğunu belirtiyor.
  • Her yıl dünyada yaklaşık yüz bin İngilizce kurmaca kitabı yayımlanıyor.
  • İngiliz dilbilimci David Crystal (1941-), Dillerin Katli adlı kitabında 2100’e gelindiğinde dünya dillerinin yüzde 50 ila 90’ı ölmüş olacak diye yazar.
  • Küreselleşme, edebiyat menajerliği mesleğini gündeme getirdi.
  • 1980’lerde yaratıcı yazı dersleri popüler oldu ve profesyonel yazarlık yaygınlaştı.
  • Yaratıcı yazarlık kurslarının çoğunda menajerlerle, yayıncılarla ilişki kurmak, kendi çalışmalarını tanıtmak konulu dersler de veriliyor.
  • Yazarlar artık bir web sitesi, bir Facebook sayfası oluşturuyor, bazen kendine bir reklamcı tutuyor.
  • Kurucu metinlerin devamını, ikincil metinler üretmek, onların içlerini boşaltmak olarak yorumlanıyor. İkincil metinler, kurucu metinlerin farklı okunmasını getiriyor; reformcu ya da revizyonist bir bakış sergileniyor.
  • Savaş ve Barış’ın devamı Pierre ve Nataşa adıyla iki cilt halinde yayınlandı. Rüzgar Gibi Geçti’nin Scarlett adlı (Alexandra Ripley, 2008) devamının satışları iyi gitti. Jane Eyre’in (Wide Sargasso Sea, Jean Rhys, 1966); Madame Bovary’nin (Monsieur Bovary, Laura Grimaldi, 1995); Hamlet’in annesi Kraliçe Gertrude’un açısından olaylara bakan, Shakespeare’in Hamlet’i başlattığı yerde biten John Updike’ın Gertrude ve Claudius adlı romanı (2000); ABD’li yazar Michael Cunningham’a 1999’da Pulitzer Ödülü’nü getiren, Bayan Dolloway’i şimdiki zamanda farklı bir kimlikle yaşatan Saatler; Kayıp Zamanın İzinde ( Albertine, Jacqueline Rose, 2001) kurucu metinlerden yararlanarak yazılan ikincil metinler. Ayrıca listeye Usta ile Margarita, Durgun Akardı Don ve Anna Karenina’yı da ilave etmek lazım.
  • Devam romanlarının yazımı, Nilüfer Kuyaş’a göre, kültürün çocuklaştırılması, kapitalist sistemin ürünü olan Amerikan popüler kültürünün yarattığı bir illet; ama Saatler gibi çok katmanlı, çok başarılı ikincil metinler, okumanın nasıl derinleşebileceğini, okuyuculuğun da yaratıcılık olabildiğini gösteriyor, diyor Kuyaş.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 321|Çağdaş Dönemde Edebiyat 3

  • Edebiyatta, kimlik ve çokkültürlülük, dolayısıyla melezlik ve post kolonyal meseleler Çağdaş Dönem’de öne çıktı.
  • 1990’larda sözcüklerle oynamak çok modaydı. Derrida’nın Yapısökümcü etkisi yaygındı. Kabul edilmiş bazı sözcüklerin, içerdiği anlamlar sökülüyor, yeni anlamlara kavuşturuluyordu.
  • Ticari çoksatarların pazarı, günden güne büyümektedir.
Artık e-kitap var ama Berlin’de, Kollwitz Strasse’de ağaç gövdelerinden yapılmış, bir sosyal sorumluluk projesi olarak geliştirilmiş, bedava kitap alınabilen ve isteyenin kitap bırakabildiği kütüphane hala iş görüyor. Fotoğraf: Nur Emiroğlu, 2014.

Artık e-kitap var ama Berlin’de, Kollwitz Strasse’de ağaç gövdelerinden yapılmış, bir sosyal sorumluluk projesi olarak geliştirilmiş, bedava kitap alınabilen ve isteyenin kitap bırakabildiği kütüphane hala iş görüyor.
Fotoğraf: Nur Emiroğlu, 2014.

  • Artık hayatımızda bir de e-kitap var. Bir kitabın sayısal ortamdaki kopyasına, ya da doğrudan elektronik ortamda kitap olarak yazılmış içeriğe e-kitap (elektronik kitap) deniyor. Bunlar, elektronik araçlarla okunabilmektedir.
  • 2006 yılından bu yana, yazarların hikayelerini tefrika ederek okurlarıyla buluştuğu ve kimi zaman okurların yorum yazabildiği, oy verebildiği yeni sosyal medya alanları oluştu. Bu ücretsiz uygulamalara yüklenen hikayeler mobil cihazlar ve internet aracılığıyla paylaşılabiliyor. 2015 yılı sonuna gelindiğinde her ay 40 milyon kişi bu uygulamaları ziyaret ediyor, iki milyon aktif yazar bu platformları kullanıyordu ve 150 milyondan fazla hikaye paylaşılmıştı. Penguin Random House 2015’in son 100 gününde 5 bin kitap çıkarmıştı, oysa yeni platforma 20 dakikada 5 bin orijinal hikaye yüklenmişti. Bu mecra, geleneksel yayıncılık endüstrisinin yeni yetenekleri keşfetmesi ve mevcut yazarlarını tanıtması için uygun bir platform. Bu yeni medya alanlarında 2015 sonuna kadar 7 milyondan fazla Türkçe hikaye paylaşılmıştı.
  • 2007 yılından bu yana elektronik mürekkeple çalışan e-kitap okuyucularından yararlanmak mümkün. Sanal kitap dükkanından seçilen kitabı, gazeteyi, dergiyi cihazın belleğine yüklemek, kablosuz ağ sayesinde, internet bağlantısı kesildiği durumda da okuyabilmek için gerekli. Kitap okunurken alınan notlar, altı çizilen pasajlar paylaşılabiliyor. E-satış lisansı alınmış, yayına hazırlanarak oluşturulmuş kitaplıkta milyonlarca e-kitap bulunuyor. Çok sayıda kitabı muhafaza edebilirken; e-kitabın ticari olarak ortaya çıkışı ile basılı kitaptan daha ucuz bir seçenek doğmuş oldu. Bir kitap yerine üç e-kitap alınabiliyor.
  • İnternette bir kitapçıda bulunandan daha fazla çeşit var. Bir kütüphane dolusu kitabı bir e-kitap okuma cihazına yükleyip seyahate gidebilirsiniz.
  • İnternetten bölüm bölüm kitap yayımlayıp, her bölümün sonunda okurlarından belli miktarda bir ödeme talep eden ilk yazar Stephen King oldu. Yazar, 2000 yılında, kendi sitesinde, bir ay ara ile yeni kitabı The Plant’in ilk iki bölümünü ücretsiz, sonraki bölümleri 1 dolar ödeme ile yayımlayacağı açıklamasını yapmıştı.
  • 2012 yılında, 15. yüzyılda Gutenberg’den bu yana basılan 100 milyondan çok kitabın Google tarafından elektronik ortama aktarılması gündeme geldi. Devletler ve kurumlar kamuya açık dijital kütüphane projeleri geliştirmeye başladılar. Bu gelişmeler, üniversite kütüphanelerinin kitap alımına sekte vurdu.
  • Yeni sosyal medya alanlarının oluşmasından sonra, Batı uygarlığında yüksek kültüre yakıştırılan dile, Ölü Beyaz Adamlar (Dead White Men) yakıştırması yapılmaya başlandı.

 

Çağdaş Sanata Varış 320|Çağdaş Dönemde Edebiyat 2

  • Çağdaş Dönem’de üst okuma perspektifi hayatımıza iyice dahil oldu. Üst okumanın içine psikoloji, sosyoloji ve felsefeye kadar pek çok disiplin giriyor. Metin, bu açılardan da yorumlanıyor.
  • Psikanalitik ve Marksist okuma gibi değişik derin okuma türleri ile her metin, sırlarla dolu ve her yönden okumaya açıktı; dolayısıyla Yapıbozum kaçınılmaz hale geliyordu. Bu durum eleştirmene ciddi bir otorite bahşetti. ABD’li sanat eleştirmeni, profesör ve filozof Arthur C. Danto (1924-2013) eleştirmenin yazarı gitgide daha gizli, her kelimesinden birkaç anlam çıkarılabilen eserler üretmeye zorladığı iddiasındadır.
  • Deleuze ve Guattari’nin göçebe düşünce ve dördüncü boyut kuramlarından (bakınız Çağdaş Sinema) etkilenen ABD’li şair Lawrence Ferlinghetti, dördüncü tekil kişi temasını geliştirdi.
Kanada’da her yıl farklı şehirlerde ve gece düzenlenen Nuit Blanche (Beyaz Gece) Sanat Festivali, yüzlerce Enstalasyona ev sahipliği yapar. 2016 yılında Toronto’da düzenlenen festivalde, İspanyol ışık sanatı kolektifi Luzinterruptus‘un yaptığı Literature vs. Traffic (Edebiyat Trafiğe Karşı) adlı Enstalasyon, en çok konuşulanlardan biri oldu. Luzinterruptus şehrin sokaklarında yaklaşık 10.000 kitaptan oluşan bir nehir yaratıyor ve bunları aydınlatıyor. Etkinliğin sonuna doğru da, ziyaretçilere diledikleri kitabı alıp evlerine götürebilecekleri söyleniyor. Enstalasyon, farklı şehirlerde, farklı ışıklandırmalarla tekrar ediliyor. Fotoğraf: www.nolm.us

Kanada’da her yıl farklı şehirlerde ve gece düzenlenen Nuit Blanche (Beyaz Gece) Sanat Festivali, yüzlerce Enstalasyona ev sahipliği yapar. 2016 yılında Toronto’da düzenlenen festivalde, İspanyol ışık sanatı kolektifi Luzinterruptus‘un yaptığı Literature vs. Traffic (Edebiyat Trafiğe Karşı) adlı Enstalasyon, en çok konuşulanlardan biri oldu.
Luzinterruptus şehrin sokaklarında yaklaşık 10.000 kitaptan oluşan bir nehir yaratıyor ve bunları aydınlatıyor. Etkinliğin sonuna doğru da, ziyaretçilere diledikleri kitabı alıp evlerine götürebilecekleri söyleniyor.
Enstalasyon, farklı şehirlerde, farklı ışıklandırmalarla tekrar ediliyor.
Fotoğraf: www.nolm.us

  • 2010 yılında yayınlanan Bring on the Books for Everybody: How Literary Culture Became Popular Culture adlı kitabında Jim Collins, görsel kültür, edebi kültür ve tüketici kültürünün yeni şekillerde iç içe geçmesinin, edebi deneyimi nasıl farklılaştırdığını açıklar. Collins’e göre, edebiyatın popüler ekran-tabanlı medyayla gittikçe daha çok işbirliğine gitmesi, onu canlı ve komünal bir eğlence formuna dönüştürür; baskı-tabanlı okumanın yalnız deneyimi, canlı bir çapraz-medya ve metinler arası bir sosyal etkinliğe dönüşmüştür.
  • Çağdaş edebiyat okuru edilgen durumdan çıkarır; onu karakter, olay, zaman ya da mekan ile ilgili birçok noktayı çözmeye davet eder. Çağdaş yazarlar okurun, eseri yorumlama ve anlamlandırma işine katılmasını gerekli gören eserler yazmışlardır. Kurmaca metindeki kişiler ve gerçeklik itibaridir; gerçeklikle ilişkisi, metin dışı, tarihsel, toplumsal, kültürel öğelerde aranmalıdır. Okur, kendi çabasıyla anlamı bütünlemesi ve keşfetmesi sonucunda kendisine bir çeşit estetik zevk sağlar. Kurmaca/edebî metinlerde, bazen metnin temel örgüsü, bazen metindeki  yaşamın toplumsal ve kültürel akışı, yazarın tarihsel konumu metnin somut anlamına ışık tutar.Edebî metin, yazarca önceden programlanmış bir iletidir. Bu ileti, kurmaca olmasıyla yoruma açık olmakla birlikte, yazarca işlenmiş metin içi örgüsü nedeniyle her alıcının ona aklına esen anlamı vermesine de izin vermez. Okur, okuma süreci boyunca, kendi kapasitesince metni yorumlar, yeniden yaratır. Ama her yeni yorum, yazarın  kurduğu metin örgüsü, bakış açısı ve tasvir ettiği ana çerçeve içinde kalır. Okurun öznel kapasitesi yükseldikçe metnin anlamı daha zengin hale gelir.Bu görüşe göre, edebiyat metninin durağan, kapalı bir yapısı yoktur, Okur tarafından okuma sürecinde üretilir. Okur da, metne sürekli bir şeyler katar. Yorumlar, edebiyat metni üzerine yapılan her söyleşide/okumada metne farklı boyutlar katar. (Konu, Edebiyat Biliminin Yöntemleri 2 adlı blog yazımızda, 12 Mart 2013 tarihinde daha kapsamlı ele alınmıştı.)
  • Jean Paul Sartre’ın Varoluşçuluğunun öznellik kuramı ile herkesin farklı görüşü, herkesin farklı deneyimi, farklı anlamlandırması ile ortak bir gerçeklikten söz edilemez oluşu ve gerçeklik tanımının olanaksız hale gelmesiyle 1960’larda başlayan; kurmacalığını hiç yadsımayan, okuyucuyu inandırmayı umursamayan; çok katmanlı okumalara açık; sembolik anlamları, metafor ve göndermeleri zengin; eleştirileri ve felsefesiyle derinlikli ama karakterleri özellikle derinleştirilmemiş; birey mitinin iflasını ilan eden; gerçekliğin canlandırmalarla çoğaltıldığı, çoğaltılırken çarpıtılıp yok edildiği bir ortamda yabancılaşmış, gerçeklik duygusunu yitirmiş kişilikleri barındıran; özüne dokunmamıza engel olan; deneysel; okuması zor; okurla arasında bir uzlaşma aramaktansa bir gerginlik yaratarak var olmayı seven romanlar Postmodern dönemde olduğu gibi Çağdaş Dönem’de de devam ediyor.

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 319|Çağdaş Dönemde Edebiyat 1

ABD’li ressam, animasyon sanatçısı ve heykeltıraş David Kracov’un (1968-) Book of Life adını verdiği metal heykeli. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

ABD’li ressam, animasyon sanatçısı ve heykeltıraş David Kracov’un (1968-) Book of Life adını verdiği metal heykeli.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1990’lı yıllardan itibaren dünyanın dört bir yanını, bilgisayar ekranlarından takip edilen ve yönetilen sanal bir ağ kuşattı. Bilgisayarın ve internetin sanal ortamı ile yayıncılık analogdan dijitale dönüştü. 2004 yılında Web 2.0 ile interaktivite/etkileşimlilik de hayatımıza girdi.
  • Teknolojinin gelişmesi ile kelimeler ve görsel öğeler arasında çapraz referanslar ve bağlantılar oluşturularak yazılmış etkileşimli bir doküman olan hipermetin doğdu. Bağlantılar; metin, kelime, cümle, resim veya resmin bir bölümü, düğme(buton), film veya tablo gibi içerik sunabilir.
  • Günümüzde web sitelerinin çok büyük bir çoğunluğu Hipermetin İşaretleme Dili (HTML) (Hyper Text Markup Language) kullanmaktadır.
  • Bağlantılı metinler olarak tanımlanan hipermetinler çoklu ve zenginleştirilmiş içeriğe sahiptir. Doğrusal olmayan (non-linear) bir biçimde inşa edilir ve doğrusal olmayan bir şekilde okunurlar. Okura bilgiyi kavrama sırasını seçme şansı tanırlar. Hipermetin ve diğer elektronik içerikler fikirlerimizi düzenleme ve düşünme yöntemimizi değiştirmeyi gerektirir. Okur bu metinlerin bazı bölümlerini okumayı seçerek kendine göre bir metin oluşturabilir. Böylece metnin yazarı yorum, görüş, link vs. eklemesi yapanlarla birden çok kişi haline gelir.
  • Umberto Eco, hipermetnin, yazar ile okur arasındaki mahremiyeti bozacağını öne sürer.
  • Düşüncenin nerede ve nasıl ortaya çıktığı, içerdiği fikirlerin nasıl organize edildiği ve sunulduğu, kendi dışındaki güçlerle hangi yollardan bağ kurduğu ve zaman içinde nasıl bir yol kat ettiği onun oluş biçimleri üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir diye düşünen Deleuze ve Guattari’ye göre, zihinde şekillenen model, uygulandıkça şekillenir, karşılaştığı engellerden ötürü yerini yeni söylemlere bırakır. Böylesi bir biçim, Deleuze ve Guattari tarafından göçebe düşüncede bulunur. Böyle bir düzenleniş içinde, fikirlerin hiyerarşik bir yapı veya merkezi bir gösterenin buyurganlığı ile birbirine bağlanmaları söz konusu değildir. Tıpkı merkezsiz bir yapı olan köksapın (rizom) yerin altında gelişmesi gibi göçebe düşünce iktidarın yüzeyinde değil, yeraltında gelişir. Uygun bulduğu anda yüzeye çıkması ve etkili olması mümkündür. Belirgin bir merkezi olmadığı için tümüyle yok edilemez.
  • Deleuze ve Guattari’nin görüşüne göre rizomatik, bağıntıları geçici ve henüz belirlenmemiş yollara göre biçimlendiren organik ve organik olmayan parçaların bir kompozisyonu; katı, sabit ya da ikili düşünce ve yargıların yapısının hakkından gelmeye, onları altüst etmeye ve dönüştürmeye hizmet eden; yeni etkiler, yeni kavramlar, yeni bedenler, yeni düşünceler yaratan bir ağdır rizomatik ağ.
  • Yeni, doğrusal olmayan bir okuma şekline rizomatik okuma adı verildi.