Etiket arşivi: Cabaret Voltaire

Çağdaş Sanata Varış 194| Performans Sanatı’nın Öncülleri 2

  • 1915 yılında, Fütüristik Sentetik Tiyatro, çeşitli durumları, duyuşları, fikirleri, olguları ve simgeleri birkaç sözcüğe ya da harekete sığdırarak ifade etmeyi önermiştir. Fütüristik Sentetik Tiyatro, genelde tek bir fikri işleyen performanslar olmuştur.
  • Fütürizm’in öncüsü Filippo Tommaso Marinetti’nin (1876-1944) 1915 tarihli Ayaklar adlı performansı, 1960’lardan itibaren görülen performanslara çok yakındır.
  • 1910’larda Rusya’da bir grup Fütürist sanatçı da alternatif tiyatro, dans, kitle gösterileri düzenlemiştir.
  • 1916’da Zürih’te Cabaret Voltaire’de gerçekleştirilen kabare tipi Dada gösterileri de Performans Sanatı’nın öncülleri arasındadır. Berlin’deki Dadacılardan George Grosz (1893-1959), Ölüm kılığına girerek sokaklarda yürümüştür.
  • 1920’lerde Weimar’da kurulan ilk performans atölyesi Bauhaus Sahnesi, resim, heykel, dans, tiyatro gibi farklı disiplinleri buluşturan deneysel bir atölye olmuş; disiplinler arası bir sanatsal anlayışın temellerinin atılmasında önemli rol oynamıştır.
  • Ailesi İzmir’den göç etmiş Rumlardan olan Fransız oyun yazarı, oyuncu, yönetmen ve şair Antonin Artaud’nun (1896-1948) 1948 yılında, tiyatrodaki vurguyu oyunun kendisinden, oyuncunun performansının üzerine çekmesi ve izleyiciyi de dramın bir parçası olarak görmesi, Performans Sanatı’na ilişkin bir öngörüyü içermiştir.
  • Soyut Dışavurumcu hareketin en bilinen temsilcisi ABD’li ressam Jackson Pollock’un (1912-1956) ABD’de 1940’ların sonu ve 1950’lerin başında damlatma ve sıçratma (drip and splash) ya da hareketli boyama (action painting) olarak adlandırılan devrim yaratan performatif tarzından da söz etmemiz gerekir.
  • 1954-1972 yılları arasında Japonya’da Gutai grubu performansa dayalı Soyut Dışavurumcu resimler gerçekleştirmiştir. Grup aksiyon resmine ilgi duyan, aksiyon resmi ile performans arası gösteriler düzenleyen bir gruptur. Jackson Pollock ve Georges Mathieu’nün sanatına saygı duyarlar. Gutai grubunun amacı Soyut Sanat’ın sınırlarını aşmak olmuştur. Malzemeye hayat vermek olarak tanımladıkları deneysel çalışmalar yapmışlardır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası, savaşa reaksiyona odaklanan Gutai grubu, yıkımın estetiğini bir sanat formu olarak belirlemiştir. Psikolojik rahatlama amacı da taşıyan boya kutularını tuvale fırlatmak, kağıt Japon paravanlarında delikler açmak, yırtmak değişim/dönüşüm arzusunu da yansıtmaktaydı. 1962 yılına tarihlenen grubun ikinci döneminde ise daha çok Japonya’da nüfus artışı ve teknolojik gelişme ile oluşan kültürel oluşuma cevap niteliği taşıdı. Geleneksel sergi mekanlarına muhalefet, dış mekanlarda açılan, katılımcı, deneysel sergiler ile gösterildi. Gutai, dağıldıktan sonra da sergileri devam etti. 2009 yılındaki Venedik Bienali’ni ve 2013 yılında Solomon R. Guggenheim Müzesi’ni 25 Gutai sanatçısının 145 eserini misafir eden kurumlara örnek verebiliriz. Fotoğraf: 2009 yılında Venedik Bienali’nde Gutai köşesi. "Gutai Venice 1" by Serwertje - Own work. Licensed.

İkinci Dünya Savaşı sonrası, savaşa reaksiyona odaklanan Gutai grubu, yıkımın estetiğini bir sanat formu olarak belirlemiştir. Psikolojik rahatlama amacı da taşıyan boya kutularını tuvale fırlatmak, kağıt Japon paravanlarında delikler açmak, yırtmak değişim/dönüşüm arzusunu da yansıtmaktaydı. 1962 yılına tarihlenen grubun ikinci döneminde ise daha çok Japonya’da nüfus artışı ve teknolojik gelişme ile oluşan kültürel oluşuma cevap niteliği taşıdı. Geleneksel sergi mekanlarına muhalefet, dış mekanlarda açılan, katılımcı, deneysel sergiler ile gösterildi. Gutai, dağıldıktan sonra da sergileri devam etti. 2009 yılındaki Venedik Bienali’ni ve 2013 yılında Solomon R. Guggenheim Müzesi’ni 25 Gutai sanatçısının 145 eserini misafir eden kurumlara örnek verebiliriz.
Fotoğraf: 2009 yılında Venedik Bienali’nde Gutai köşesi. “Gutai Venice 1″ by Serwertje – Own work. Licensed.

  • 1950’lerde Fransız ressam Georges Mathieu’nün (1921-2012) Uzakdoğu kıyafetleri ile izleyici önünde resim yaptığı etkinliklerden de söz etmek gerekir.
  • 1950’lerde performanstan ziyade Happening (oluşum) olarak adlandırılan ve tiyatro dışında sahnelenen bu tür yaklaşımların ilk örnekleri, ABD’li besteci, yazar ve eğitimci John Cage (1912-1992) tarafından gerçekleştirilmiştir. Etkinliğe katılanlar da daha önce sözünü ettiğimiz sanatçılardır: Merce Cunningham, David Tudor, Charles Olsen, Robert Rauschenberg, Mary Caroline Richards ve bir köpek. Cage, rastlantı ve doğaçlamaya yer vererek müzisyenlerin bir notasyonu aynen uygulamasını önlemiş, onların daha performatif olmasını sağlamıştır. Cage’in 4’33’’ adlı performansını da dosyamızın Neo Dada 2 adlı bölümünde anlatmıştık.
  • Cage’in öğrencisi Allan Kaprow (1927-2006), bu tür performanslara Happening adını vermiş; 1959’dan itibaren çeşitli Happeningler gerçekleştirmiş; Happening ve Environment (Çevre Sanatı) gibi yeni sanat türlerinin gelişmesinde rol oynamış; resim, müzik, tiyatro, çevre düzenlemesi gibi farklı türleri barındıran bir sanatsal anlayışın öncülüğünü yapmıştır. Kaprow, Enstalasyon sanatının gelişiminde de etkili olmuş bir kişidir. Sanatın seyirlik bir olgu olmaktan çok bir deneyim olması fikrinden hareket etmiştir.
  • Aynı dönemde ABD’li sanatçı Jim Dine (1935-) da pek çok Happening gerçekleştirmiştir.
  • Fütüristler, Dadacılar, Gerçeküstücüler performans kapsamında düşünülebilecek çeşitli etkinliklerde bulunmuşlardır. Rastlantı ögesi, performans geleneğine Dadacı ve Gerçeküstücü denemelerle, Happeningler ile, John Cage’in yapıtları ile girmiştir. Rastlantı ögesi geleneksel tiyatrodan uzaklaşma imkanı getirmiştir.
  • Yves Klein’ın (1928-1962) 1958’deki Boşluk sergisinin yanı sıra ilkini 1960’ta gerçekleştirdiği bir dizi performans, erken örnekler arasındadır.
  • 1950-1970 arasındaki süreçte Fluxus, performans kökenli bir oluşum olarak dikkat çeker.
  • Performansın,  bastırılmış dürtülere, duygu ve düşüncelere yönelik bir başkaldırı simgesi; bir eylem alanı ve aracı olarak kullanılması, kişisel ya da toplumsal düzeyde politik bir ifade biçimine dönüşmesi, bedene yönelik performansları, 1960’ların gençlik hareketlerinin, savaş karşıtı protestoların, ırk ve cinsiyet ayrımcılığına karşı ayaklanmaların bir yansıması olmuştur.
  • Viyana Eylemcileri, 1960’larda bedene yönelik sadomazoşistik tavırlarıyla gündeme gelmiştir. Grubun, genellikle çıplak gerçekleştirdiği, müstehcen, kan ve dışkının kullanıldığı pek çok performansı polisin müdahalesi ile sona ermiştir. Ana fikir, sanatçıların ve izleyicilerin bu tip performanslar aracılığıyla, bastırdıkları şiddet ve şehvet duygularından arınması, sağaltım imiş.
  • 1970’lerde yazınsal bir metnin temsilini değil, mimesis üzerine değil, daha ziyade fiziksel etkinlik ve bedensel ifadeyi ön plana çıkararak, yeni eleştirel araçlar geliştiriliyordu.

 

Çağdaş Sanata Varış 49 | Dadaizm

DADAİZM
1916-1922

 

  • Akım 1916’da Zürih’te, Hugo Ball’un açtığı Cabaret Voltaire’de başladı. Birinci Dünya Savaşı sürerken İsviçre tarafsız ve savaş istemeyenlerin sığınağı idi.
  • Dada adının nereden çıktığı ile ilgili farklı şeyler söyleniyor: Da-Da çocuk konuşması gibi, bilinçsiz söz; telefon rehberinden gelişigüzel bulunmuş bir ad vs.
  • Dada Birinci Dünya Savaşı’nın barbarlığına, sanat alanındaki ve gündelik hayattaki entelektüel katılığa bir protesto olmuştur.
  • Dadaizm hayal kırıklığının yansıması, bir protesto, geleneğe ve o güne kadar yapılmış herşeye karşı çıkıştır.
  • Kuralsızlığı kural kabul eden bir akımdır.
  • Dadacılar akılcılığı yadsıyarak karşı-sanat için çalışırlar.
  • Şair ve yazar Hugo Ball protesto amacıyla şiir okur.
  • Jean Arp, Tristan Tzara, Man Ray, Max Ernst, Picabia, Marcel Duchamp harekete ilk katılanlardandır. Sonradan Marinetti, De Chirico, Kokoshka, Picasso ve Apollinaire de gruba katılmıştır.
  • Hareketin üyelerinin yaptıkları herşey anlıktır ve protesto için bir araçtır.
  • Dadaism ile herşeyi yıkıp yerine makine koyuyorlar. Makinenin getirdiği enerji çok önemseniyor.
  • “İnsanın tükürdüğü sanattır” diyorlar. Çünkü önceden “Sanatçının her tükürdüğü sanattır” deniyormuş.
  • Günlük hayatta kullanılan objelere farklı bir anlam yüklenmeye başlanıyor.
  • Dadacıların grup toplantıları ve konferansları büyük gürültü koparıyor. En çok sokaktaki adama hitap etmek, kamuoyunu şaşkınlığa düşürmek ve sarsmak istiyorlardı.
  • Dadacı Manifesto Tristan Tzara (1896-1963) tarafından yazıldı. Tamamen rastlantılara dayalı ve geleneksel yazın kurallarının dışında bir edebiyat anlayışı geliştiren Tzara, şiirlerini gazeteden kesilen sözcükleri bir şapkada karıştırıp rastgele çekerek oluşturuyordu.
  • Herşeyi yıkmak istemelerine rağmen bu sanatçıların hepsi önceki akımların insanlarıydılar. Bir çoğu sonra New York’a gitti ve orada çalışmaya devam etti.
  • Dadaizm Zürih’ten Berlin’e geçince Alman Komünist Partisi ile birleşti. Dadacılık Berlin’de daha katı ve ödünsüz oldu. Alman Dadaist Manifestosu’nda tüm din adamları ve öğretmenler, yaratıcı kişiler ve entelektüeller Dada inançlarına çağrıldı; burjuvaziye, psikolojik araştırmalara, klasik eğitim sistemine savaş açılması önerildi; şiirlerin komünist dua olarak kabul edilmesi istendi; Dada seks merkezi kurulması ve enternasyonel seks kuralları konması istendi.
  • 1920’de yazılmış Dadacı bir makalede “ Burjuvazi ‘kendini temize çıkarmak için sanatı satın alma’ şansından mahrum bırakılmalıdır. Sanat tümüyle avamın sesini yansıtmalıdır ve Dada avamdan yanadır” diye yazılmıştı.
  • Dada ile değerler yıkılınca psikoloji işe karışmaya başlıyor. O sıralar psikanaliz çok etkili. Bilinçaltı önem kazanıyor, Sürrealizm’e yol açılıyor.
  • Fütürizm ve Dadacılık eskiye karşı çıkışları ve protestocu karakterleriyle benzeşirler. Ama Fütürizm gelecekten ümitlidir, Dadacılık ümitsiz.
  • Dadacılık 1922 sonrasında etkinliğini yitirmeye başladı. Dadacılar Gerçeküstücülüğe/Sürrealizm’e yöneldi.
Jean Arp, Orman, 1917. Soyut formlar ile kolaj yapmış. Soyut biçimleri, çoğu tesadüfen yanyana, üstüste koyarak derinlik ve hareket getirmiş. Tesadüfen çünkü kontrolü bilinçli olarak bırakmak istemiş.  Jean Arp 1916 yılında Dada hareketinin kurucularından biri olmuş, 1925 yılında Sürrealistlerle sergi yapmış. Sonra Sürrealist gruptan ayrılmış ve 1930’lardan sonra soyut heykeller yapmaya başlamış.

Jean Arp, Orman, 1917.
Soyut formlar ile kolaj yapmış. Soyut biçimleri, çoğu tesadüfen yanyana, üstüste koyarak derinlik ve hareket getirmiş. Tesadüfen çünkü kontrolü bilinçli olarak bırakmak istemiş.
Jean Arp 1916 yılında Dada hareketinin kurucularından biri olmuş, 1925 yılında Sürrealistlerle sergi yapmış. Sonra Sürrealist gruptan ayrılmış ve 1930’lardan sonra soyut heykeller yapmaya başlamış.

Francis Picabia (1879-1953) önce Kübist, sonra Dadaist, sonra Sürrealist. Dadaistlerin en anarşist olanlarından. Hiçbir anlamı olmayan makineler yapıp bunlara uygunsuz, ulvi, mistik isimler takmış. İnsanlarla, dini konularla alay etmiş. Yıkıcı. Eserleri estetik olmasın, sanata karşı olsun istemiş. “Sanat budalalıktır”, “Sanat aptallara verilen kimyevi bir maddedir”, “Başımız düşünceler yer değiştirebilsin diye yuvarlaktır” onun sözlerinden bazıları. Yukarıdaki tablosunun adı Buzağı Tapımı.

Francis Picabia (1879-1953) önce Kübist, sonra Dadaist, sonra Sürrealist. Dadaistlerin en anarşist olanlarından. Hiçbir anlamı olmayan makineler yapıp bunlara uygunsuz, ulvi, mistik isimler takmış. İnsanlarla, dini konularla alay etmiş. Yıkıcı. Eserleri estetik olmasın, sanata karşı olsun istemiş. “Sanat budalalıktır”, “Sanat aptallara verilen kimyevi bir maddedir”, “Başımız düşünceler yer değiştirebilsin diye yuvarlaktır” onun sözlerinden bazıları. Yukarıdaki tablosunun adı Buzağı Tapımı.

Marcel Duchamp’ın (1887-1968 )ilk eserleri Post Empresyonist, Kübist, daha sonra en etkili Dadaist sanatçılardan. Siyasal görüş olarak bireyci anarşist olarak tanımlanır. Birinci Dünya Savaşı öncesinde birçok sanatçının eserini  sadece göze hitap eder bulmuş ve bunun yerine sanatı yeniden zihnin hizmetine sunmak gerektiğini söylemiştir.  Seri üretim ürünlerini heykel olarak sergileyerek yüksek sanat, kültür ve pazardaki ürünler hakkındaki geleneksel düşünce ve kanıları hedef almıştır. 1913 yılında birer metre uzunluğunda üç iplik parçasını bir metre yükseklikten bir tuval üzerine atarak düştükleri yerde tuval üzerine tutturdu. Neden bir metre? Yeryüzünün çevresinin çeyreğinin on milyonda biri bir metre olarak belirlendiği için. Amaç, insanların kararlaştırdığı ölçülerin, doğa güçlerinin araya girmesiyle yararsız hale girdiğini göstermekti. Uzunluk birimi bir metre, doğru bir çizgi olmaktan çıkarılıp eğri çizgi biçimine giriyordu. Rastlantı sonucu elde edilmiş biçimler, sonraki yapıtlarında da belirleyici olmuştur. 1913’te bisiklet tekerleği ile kinetik heykeller de yapmıştır. Duchamp, bir nesneye sanat statüsünü sanatçının verdiğini öne sürmüştür. Duchamp şişe rafı, kar küreği, pisuvar gibi hazır nesneler (ready made) kullandı. Bir dükkandan satın alınan ve sanatçı tarafından biçimlendirilmeyen bir nesneye sanat statüsü vermiştir. Bu, nesnenin kültürel duruşunu ve finansal değerini artırmıştır. Duchamp’ın hazır nesneleri sanatın yetenek, estetik anlam, benzersizlik ve parasal değer gibi geleneksel niteliklerini sorgulamış ve sanat olarak nitelendirilebilecek şeylerin kapsamını genişletmiştir. Bu, aslında Postmodernist bir yaklaşımdır. “Bu boyalı bezler, neden bir ütü tahtasından daha önemli olsun ki?” demiş, mantığın, aklın kelepçesinden kurtulmak, sanatçının katkısını en aza indirmek istemiştir. Rastgele seçtiği, sıradan ve seri yapım bir  nesnenin konumunu, amacını değiştirmiş, sanat seyircisini sergilenen yapıtın sanat olup olmadığını sorgulamaya zorlamış, izleyiciyi her türlü kültür değerinin yok olması sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır. Sanatçı-sanat nesnesi-halk ilişkilerini önemsemiştir. İnsanı, günlük yaşamında kullandığı eşyayı ve kendisini sorgulaması, farkına varması, halkı sarsıp uyandırarak bir tazelenme, arınma sağlamak istemiştir. Fotoğraftaki, Marcel Duchamp’ın Çeşme  adlı eseri, 1917. Eserini emaye boya ile  "R. Mutt" takma adıyla imzalayarak, bir yandan Amerikalı bir sanatçı tarafından yapılmış izlenimi verirken, bir yandan da Almanca Armut - fakirlik kelimesinin anlamını da kullanmış ve New York’a sergiye göndermiştir. Düzenleme kurulu eseri sergilemeyi göze alamamıştır. Bu parçanın varlığını Alfred Stieglitz’in çekmiş olduğu fotoğraf sayesinde biliyoruz. Bu eser 2004 yılında İngiliz sanat çevresinden 500 kişinin oylarıyla 20. yüzyılın en etkili eseri seçilmiştir. 1919 yılında bir Mona Lisa reprodüksiyonu üzerine sakal bıyık çizmiştir. Geleneksel sanatın ikonuna saldırmak Dadaist ilkelere çok uyduğu gibi, cinsiyet sorgulaması yapmak da Dadaist ilkelere uygundur. Marcel Duchamp Fransa’nın satrançta ikinci sıradaki ustasıydı. 1923'ten sonra zamanının çoğunu satranç oynamakla geçirmiş, ancak 1930 ortalarında Sürrealistlerle işbirliği yapıp sergilerine katılmıştır. 1942'de kalıcı olarak New York'a yerleşmiş, 1944'ten itibaren Max Ernst (1891-1976) ve André Breton (1896-1966) ile birlikte Sürrealist bir dergi yayınlamıştır.  Çalışmaları Sürrealizm, Pop Art ve Kavramsal Sanat akımlarının temellerinin atılmasında etkili olmuştur.

Marcel Duchamp’ın (1887-1968 )ilk eserleri Post Empresyonist, Kübist, daha sonra en etkili Dadaist sanatçılardan. Siyasal görüş olarak bireyci anarşist olarak tanımlanır. Birinci Dünya Savaşı öncesinde birçok sanatçının eserini sadece göze hitap eder bulmuş ve bunun yerine sanatı yeniden zihnin hizmetine sunmak gerektiğini söylemiştir.
Seri üretim ürünlerini heykel olarak sergileyerek yüksek sanat, kültür ve pazardaki ürünler hakkındaki geleneksel düşünce ve kanıları hedef almıştır.
1913 yılında birer metre uzunluğunda üç iplik parçasını bir metre yükseklikten bir tuval üzerine atarak düştükleri yerde tuval üzerine tutturdu. Neden bir metre? Yeryüzünün çevresinin çeyreğinin on milyonda biri bir metre olarak belirlendiği için. Amaç, insanların kararlaştırdığı ölçülerin, doğa güçlerinin araya girmesiyle yararsız hale girdiğini göstermekti. Uzunluk birimi bir metre, doğru bir çizgi olmaktan çıkarılıp eğri çizgi biçimine giriyordu. Rastlantı sonucu elde edilmiş biçimler, sonraki yapıtlarında da belirleyici olmuştur.
1913’te bisiklet tekerleği ile kinetik heykeller de yapmıştır. Duchamp, bir nesneye sanat statüsünü sanatçının verdiğini öne sürmüştür.
Duchamp şişe rafı, kar küreği, pisuvar gibi hazır nesneler (ready made) kullandı. Bir dükkandan satın alınan ve sanatçı tarafından biçimlendirilmeyen bir nesneye sanat statüsü vermiştir. Bu, nesnenin kültürel duruşunu ve finansal değerini artırmıştır. Duchamp’ın hazır nesneleri sanatın yetenek, estetik anlam, benzersizlik ve parasal değer gibi geleneksel niteliklerini sorgulamış ve sanat olarak nitelendirilebilecek şeylerin kapsamını genişletmiştir. Bu, aslında Postmodernist bir yaklaşımdır. “Bu boyalı bezler, neden bir ütü tahtasından daha önemli olsun ki?” demiş, mantığın, aklın kelepçesinden kurtulmak, sanatçının katkısını en aza indirmek istemiştir. Rastgele seçtiği, sıradan ve seri yapım bir nesnenin konumunu, amacını değiştirmiş, sanat seyircisini sergilenen yapıtın sanat olup olmadığını sorgulamaya zorlamış, izleyiciyi her türlü kültür değerinin yok olması sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır. Sanatçı-sanat nesnesi-halk ilişkilerini önemsemiştir. İnsanı, günlük yaşamında kullandığı eşyayı ve kendisini sorgulaması, farkına varması, halkı sarsıp uyandırarak bir tazelenme, arınma sağlamak istemiştir.
Fotoğraftaki, Marcel Duchamp’ın Çeşme adlı eseri, 1917. Eserini emaye boya ile “R. Mutt” takma adıyla imzalayarak, bir yandan Amerikalı bir sanatçı tarafından yapılmış izlenimi verirken, bir yandan da Almanca Armut – fakirlik kelimesinin anlamını da kullanmış ve New York’a sergiye göndermiştir. Düzenleme kurulu eseri sergilemeyi göze alamamıştır. Bu parçanın varlığını Alfred Stieglitz’in çekmiş olduğu fotoğraf sayesinde biliyoruz. Bu eser 2004 yılında İngiliz sanat çevresinden 500 kişinin oylarıyla 20. yüzyılın en etkili eseri seçilmiştir.
1919 yılında bir Mona Lisa reprodüksiyonu üzerine sakal bıyık çizmiştir. Geleneksel sanatın ikonuna saldırmak Dadaist ilkelere çok uyduğu gibi, cinsiyet sorgulaması yapmak da Dadaist ilkelere uygundur.
Marcel Duchamp Fransa’nın satrançta ikinci sıradaki ustasıydı. 1923′ten sonra zamanının çoğunu satranç oynamakla geçirmiş, ancak 1930 ortalarında Sürrealistlerle işbirliği yapıp sergilerine katılmıştır. 1942′de kalıcı olarak New York’a yerleşmiş, 1944′ten itibaren Max Ernst (1891-1976) ve André Breton (1896-1966) ile birlikte Sürrealist bir dergi yayınlamıştır.
Çalışmaları Sürrealizm, Pop Art ve Kavramsal Sanat akımlarının temellerinin atılmasında etkili olmuştur.

 

Çığır açan fotoğrafçılığına ilaveten sanatın diğer dallarında da eser vermiş olan Man Ray (1890-1977), ironik bir şekilde Hediye adını verdiği 1921 yapımı, boyanmış ütü yüzeyine bir dizi çivi yapıştırarak nesnenin amacına ulaşmasını engelleyen bir müdahale yapmıştır. Man Ray’in geleneklere karşı çıkan eseri, gelenekleri savunan topluma karşı bir eleştiriydi. Eser, estetik etkiden ziyade saldırganlık, yabancılaşma ve zarar fikirlerini bir araya topluyor.  Man Ray “Mükemmel ile orjinal arasında bir seçim yapmak zorunda kalsam, orjinali seçerdim" demiş.

Çığır açan fotoğrafçılığına ilaveten sanatın diğer dallarında da eser vermiş olan Man Ray (1890-1977), ironik bir şekilde Hediye adını verdiği 1921 yapımı, boyanmış ütü yüzeyine bir dizi çivi yapıştırarak nesnenin amacına ulaşmasını engelleyen bir müdahale yapmıştır. Man Ray’in geleneklere karşı çıkan eseri, gelenekleri savunan topluma karşı bir eleştiriydi. Eser, estetik etkiden ziyade saldırganlık, yabancılaşma ve zarar fikirlerini bir araya topluyor. Man Ray “Mükemmel ile orjinal arasında bir seçim yapmak zorunda kalsam, orjinali seçerdim” demiş.