Etiket arşivi: Büyülü Gerçekçilik

Bir Dahi – BORIS VIAN 2

Asabi bir adamdı.

Toplum ve düzen karşıtı bir kişiliği vardı.

Gerçeği ya da düşmanı algılayabilmek ve başkalarına da algılatabilmek ister.

Fransız Kara Romanı’nın öncülerinden sayıldı. Bu romanları için mekan olarak ABD’yi seçti; şiddeti ve cinselliği yoğun kullandı.

Boris Vian, Simone de Beauvoir, Jean-Paul Sartre ve Albert Camus’nün arkadaşıydı. Fotoğraf: blog.seniorennet.be

Boris Vian, Simone de Beauvoir, Jean-Paul Sartre ve Albert Camus’nün arkadaşıydı.
Fotoğraf: blog.seniorennet.be

Fransızların Cezayir’i işgaline tepki gösteren aydınlardan biriydi.

68’in devrimcileri için bir mite dönüşmüştü.

Polisiye üslubunu çok iyi kullanan Vian, Amerikalı polisiye roman yazarı Vernon Sullivan müstearını kullanarak dört roman yazdı. Bunlar, resmi kesimler tarafından yasaklandı. Bu romanlar, Mezarlarınıza Tüküreceğim, Bütün Ölülerin Derisi Aynıdır, Ve Bütün Çirkinler Öldürülecek, Çıtırlar Farkında Değil idi.

Çoksatar, skandal ve başarı onun için yan yana gelmeye başladı.

Kendi adını kullanarak yazdığı Günlerin Köpüğü, Pekin’de Sonbahar, Yürek Söken ve Kızıl Ot romanları yüksek edebiyat kategorisinde görüldü. Bu romanlarında düşünceyi, gerçeküstü ve simgesel olanı daha ön plana çıkarttı.

Temel derdi, saygısızlığı, onursuzluğu ve ikiyüzlülüğü alaya almaktı.

En belirgin tavrı, savaşın anlamsızlığını savunmaktı.

1940’ların savaşla yoğrulmuş ortamı hemen tüm eserlerinde ön plandaydı. Ama, kara bir tablo çizmedi, esprili bir söylem tuttururdu.

Trajikomik ögeler kullanarak eleştirilerini yapardı.

Savaşla, savaşın görünmeyen sebepleriyle dalga geçtiği Generallerin Beş Çayı adlı oyununda, anne hükümdarlığından kurtulamamış bir genelkurmay başkanı, her biri birbirinden basiretsiz kuvvet komutanları, ekonomik krizin düzelmesinin tek çaresi olarak savaşı gören bir başbakan ile olayların tamamen dışında ama altta ezilen bir askeri canlandırır.

Kahramanlarının (antikahramanlarının), hepsinin yaşamla bir sorunu vardı.

Dünyada olabilecek her değerin alaya alınabileceğini düşündü. Her eserinde toplum tarafından tabulaştırılmış bir değer seçti, onun ciddiye alınışını gülünçleştirdi.

Mezarlarınıza Tüküreceğim, Bütün Ölülerin Derisi Aynıdır, Ve Bütün Çirkinler Öldürülecek ırkçılığı; Çıtırlar Farkında Değil cinsiyetçiliği; Yürek Söken dini; Kızıl Ot ile hiyerarşiyi kara mizah malzemesi yaptı.

Metinlerinin ve kahramanlarının teatrallikleri önemli özelliklerinden biriydi.

Tüm kurgularında diyaloglar büyük yer tutuyordu.

Metaforları ve fantastik ögeleri çok başarılı bir şekilde birleştirdiği için Büyülü Gerçekçilik ile irtibatlandırılmıştı.

Eserlerinde, müzisyenliğinden gelen ritim duygusu önemli rol oynardı.

Söz oyunlarından yararlanabilmesi şairliği sayesindeydi.

Alaycı, gerçekçi ve acılı bir üslubu vardı.

Korkunun, korkulanın, bilinçaltı kaygılarının üstüne gitti.

Vian için sarsmak, etkilemek, huzursuzluk yaratmak önemliydi.

“Kurallara bağlı her türlü çalışma iğrençtir, kusursuzdan uzaklaştırır.”

 

 

Büyülü Gerçekçilik

  • Gerçeküstücülük’te anlam, ussallık dışı olandadır. Büyülü/Fantastik Gerçekçilik’te anlam, katmanlı düzlemlerde fantastik ögeler ve imgelerin metin içinde yoğrulmasıyla oluşur.
  • Büyülü Gerçekçilik terimi ilk olarak 1920’lerde Almanya’da gerçeküstü görüntüler resmeden sanatçılar için kullanılmış.
  • Latin Amerikalı yazarların yerli kültüründen gelen fantastik ögeleri, mitolojiyi, yani sözlü geleneği gerçekçi bir kurguyla bir araya getirmeleri olarak tanımlanır.
  • Büyülü Gerçekçilik, dili büyüye dönüştürürken, insanı ve anlattığı gerçekliği de büyüleyen bir yaratma gücüdür.
  • Meksikalı yazar Juan Rulfo (1917-1986) ve Arjantinli Jorge Luis Borges (1899-1986) Büyülü Gerçekçilik’in babaları olarak kabul edilirler.
  • Gabriel Garcia Marquez (1927-2014), Büyülü Gerçekçilik’in mitlerden, büyüden, doğanın yarattığı sıra dışı olaylardan, Latin Amerika’nın biricik yaşam biçiminden ve Avrupa gerçekçiliğinin gereksiz görüp dışladığı deneyimlerden oluştuğunu söyler.
  • Büyülü Gerçekçilik hep coşkuludur, acılardan grotesk tuhaflıklar ya da mizah çıkarır.
  • İtici gücü anlatım biçimidir. Gerçekle örtüşmesi olanaksız olanı dışa vurur.
  • Genelde Latin Amerika’nın günlük hayatındaki fantastiği açığa çıkarır.
  • Büyülü Gerçekçilik, Latin Amerikalı yazarların anlatım biçimini tam olarak niteleyen bir terim olduğu gibi, Kafka, Boris Vian, Gunter Grass, John Fowles gibi Batılı yazarları da kapsar.
  • Son Masallar kitabıyla Bilge Karasu, Yanık Saraylar adlı eseriyle Sevim Burak, Onat Kutlar, Nazlı Eray da Büyülü Gerçekçi eserler veren yazarlarımız arasında yer alırlar.
  • Faruk Duman, Onat Kutlar ile Juan Rulfo’nun kendi ülkelerindeki yerleri arasında benzerlik görür.
  • Fantastik Gerçekçiler, gerçekçi olanı açıklanamaz olanla, düşlerin ve peri masallarının mitolojik mantığını sıradan düşünceyle birleştirerek logos hegemonyasına meydan okumaktadırlar.

Yararlanılan Kaynaklar

  • Söyle, Öldürmesinler Beni; Faruk Duman; Cumhuriyet Kitap Sayı 832.
  • Çevirmenin Gözünden G. G. Marquez, İnci Kut, Cumhuriyet Kitap 803.
  • Büyü Bunun Gerçekliğinde, Semih Gümüş, Radikal Kitap, 13 Mayıs 2005.
  • Sevgiden Öte Sürekli Ölüm, Füsun Akatlı, Yeni Yayınlar, 1980.
  • Klasiğimiz, Marquez; Semih Gümüş, Milliyet Sanat.
  • Mitlerin Kısa Tarihi, Karen Armstrong, Merkez Kitaplar, 2005.

 

 

Gabriel Garcia Marquez

GABRIEL GARCIA MARQUEZ
(1927-2014)

  • Kolombiyalı.
  • İspanyolca konuşulan dünyada Gabo diye anılan,
  • Kendisini “Mercedes’in kocası” olarak tanıtan,
    (Karısına ilk kez evlenme teklif ettiğinde kendisi 18, Mercedes 13 yaşında.)
  • Cervantes’ten sonra dünyada en çok dile çevrilen yazar.
  • Her sabah sözlüğü açıp birkaç sayfa okuma alışkanlığı olan,
  • Romanlarını yayımlandıktan sonra bir daha okumayan,
  • Ağır sigara tiryakisi,
  • Eserlerinde hayali Macondo ülkesini anlatan yazar. Macondo, Bantu dilinde muz demek. Muz, Latin Amerika sömürüsünün simgesi olan bir ürün.
Fotoğraf: Alinteri.org

Fotoğraf: Alinteri.org

  • Gabriel Garcia Marquez, daima görsel bir imgenin romanlarının çıkış noktası olduğunu söyler. Hafızamızın ve beklentilerimizin seçtiği fotografik imgeleri seçebilen; ölü ve gereksiz olan her şeyi eleyen ve bunu edebi bir dille aktarabilen kişiyi yazar olarak tanımlar.
  • Ruhsal durumlardan, düşüncelerden, duygulardan, iç hesaplaşmalardan uzun uzun bahsetmez; olayları yalın bir biçimde anlatır. Söyleyeceğini satır aralarında söyleyerek, iç dünyayı okuyucunun sezgisine bırakır.
  • Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı eserini okuduktan sonra, içinde yazmak için büyük bir istek uyandığını, ilk öykülerini o sıralarda, 1946’da yazdığını; Kral Oidipus adlı yapıtın ve Ernest Hemingway ile William Faulkner’ın da kendisini etkilediğini belirtir.
  • Yanlarında büyüdüğü liberal görüşlü emekli bir subay olan ve ona savaşı, ölümü, siyasi olay ve çatışmaları anlatan dedesi ile ona masallar, yerli mitolojisinden hikayeler anlatan anneannesinin öykülerinin kitaplarının özünü oluşturduğu söyler.
  • Marquez, yazdıkları içinde en çok, en kendiliğinden, en içten bulduğu 1950’de yazdığı, önce reddedilip ancak 1955 yılında basılabilen, ilk romanı Yaprak Fırtınası’nı beğendiğini söyler.
  • 1965 yılına kadar basılan eserleri hiç satmıyor. O yıl, 18 ay, günde 8 saat bir odaya kapanıp, dedesi ile anneannesinin çocukluğunda ona anlattıklarından esinlenen Yüzyıllık Yalnızlık adlı eserini yazıyor. İnanılmaz olanları gerçekmiş gibi gösterme hünerini çok etkileyici biçimde ortaya koyduğu kitap, basıldığı 1967 yılında ilk hafta 8000 adet, sonraki 3 yılda 500.000 adet satıyor. Marquez, dünyanın en çok tanınan ve okunan yazarlarından biri oluyor. Yüzyıllık Yalnızlık için, İspanyolca’nın Don Kişot’tan sonra yazılmış en bilinen kitabı deniyor. Kitap, günümüze kadar 60 milyona yakın sattı.
  • Yüzyıllık Yalnızlık’ta şiirsel dil, alegori, doğaüstü iç içe. Bireyleri, klasik roman dünyasının bireyleri değil. Romanın öznesi tarih. Düşle gerçekliği, gerçekçilikle fantastiği iç içe anlatıyor. Eserin dünyasında zamanın ampirik zaman kavramıyla ilgisi yok; isterse geri dönüyor, isterse yavaş, isterse hızlı akıyor. Tarihi düşlerle iç içe geçirerek, dönüştürerek, döngüsel hale getirerek anlatıyor. Aynı mitlerin zamanı gibi, geri dönüşlerden, tekrarlardan oluşuyor. Doğa ile insan arasındaki denge durmadan bozulup yeniden kuruluyor.
  • Fantastik ögelerle kurulan metinlerinde okur yabancılaşmaz, anlatıya katılır. İrkiltici ögeler, okuyucuda bir korku, kaygı yaratmaz, yadırgatıcı olmaz.
  • Büyülü Gerçekçilik’in yaratıcısı olarak bilinse de Rulfo ve Borges’in açtığı yolda yürüyor ve bu anlatımın bilinirliğini artırıyor.
  • 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülüyor.
  • Kolera Günlerinde Aşk (1986), ailenin muhalefetine rağmen büyük bir aşk yaşayan anne-babasının hikayesini anlatıyor. Bu romanı yazarken bilgisayar kullanmaya başlayan yazar; o zamana dek bir romanı yedi yılda bitirirken, bilgisayar kullanmaya başladıktan sonra sürenin üç yıla düştüğünü ve bilgisayarda yazmanın daktiloda yazmaktan daha az yorucu olduğunu Newsweek röportajında belirtmişti.
  • Benim Hüzünlü Orospularım (2005) adlı eseri, 2005 yılında İspanyolca konuşulan dünyada bir milyon adet basıldı ve daha yayımlanmadan korsan baskıları çıktı.
  • Fidel Castro’nun (1926-2016) yakın arkadaşı olan Marquez’in, her röportaj için talep ettiği 50 bin doları Küba’ya gönderdiği söylenirdi. Ama Castro’nun Susan Sontag’ın kitaplarını yasaklamasına karşı çıkmış, Kuba’daki ölüm cezasına karşı çıkarak sayısız insanın Kuba hapishanelerinden çıkıp ülkeyi terk etmesini sağlamıştı. Castro’nun ona Havana’nın en ayrıcalıklı mahallesi Savoney’de devasa bahçeli bir villa hediye ettiği söylenirdi.
  • Kendisi de gazeteci olan Marquez, genç gazetecilerin eğitimine son anına kadar destek oldu.
  • 1980’li yıllarda Kolombiya devletine karşı yıllardan beri silahlı mücadele veren FARC gerillalarıyla haşır neşir olmakla suçlandı. Bu yüzden ülkesinden sürgün oldu, Meksika’ya yerleşti.
  • Kolombiya hükümeti ile FARC gerillaları arasında; Washington-Bogota-Kuba arasında arabuluculuk yapmış; El Salvador ve Nikaragua’daki iç savaşların önlenmesi için çaba göstermişti.
  • ABD’ye giriş yasağı Başkan Bill Clinton (1993-2001) tarafından kaldırılmış; Clinton, Yüzyıllık Yalnızlık’ın en sevdiği eser olduğunu söylemişti.
  • Lenf kanserinden öldüğü gün, kendisini sürgüne göndermiş olan Kolombiya devletinin Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos onu, “Bugüne kadar yaşamış en büyük Kolombiyalı” olarak nitelendirdi.
  • Gabriel Garcia Marquez’in külleri, doğduğu ülke olan Kolombiya ile 30 yıla yakın yaşadığı ve öldüğü ülke olan Meksika arasında bölüştürüldü.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Kafka’nın Dönüşüm’ü Bende Yazma İsteği Uyandırdı, Rita Guibert, Cumhuriyet Kitap Sayı 803.
  • Çevirmenin Gözünden G. G. Marquez, İnci Kut, Cumhuriyet Kitap 803.
  • Büyü Bunun Gerçekliğinde, Semih Gümüş, Radikal Kitap, 13 Mayıs 2005.
  • Sevgiden Öte Sürekli Ölüm, Füsun Akatlı, Yeni Yayınlar, 1980.
  • Aslolan Hatırlanandır, A. Ömer Türkeş, Milliyet Sanat.
  • Marquez ve Romanda Yenilik, Murat Belge, 1981 ve www.aymavisi.org.
  • Gabo Bugünlerde Ne Yapıyor?, Pınar Savaş, Milliyet Sanat.
  • http://www.haberturk.com/yazarlar/muhsin-kizilkaya-2291/1246131-gabonun-kulleri

 

 

Kadınlık Halleri ve Laura Esquivel

Acı Çikolata (1990) ile tanıştığım yazarın ilk kitabını çok tatlı bulmuştum. Romanın baş karakteri Tita’nın ömrü mutfakta geçiyor, ruh halini yaptığı yemeklere yansıtıyor, ruh haline göre menü seçimi yapıyordu. Tita, acı tatlı duygularını, tutkusunu, sevgisini, hüznünü yemeklerine yansıtıyor, bu duygularla hazırladığı yemekler yiyenler üzerinde de etkisini gösteriyordu.

Mutfakta yemekler kaynarken Meksika da kaynıyor, federaller ile devrimciler çatışıyordu. Baskı ve direniş vardı, hem Tita’da hem de ülkede. Uysal ama sağlam bir direnişti bu, tıpkı Tita’nın karakteri gibi.

1992 yılında Acı Çikolata, Esquivel’in eski eşi Alfonso Arau tarafından, Esquivel’in uyarlaması ile, filme çekildi. Roman milyonlarca kopya satmıştı, film de birçok ödül aldı.

Saklı Lezzetler (1998) adlı eserinin alt başlığı Mutfağa Felsefi Bir Yaklaşım idi. Esquivel, “yaşamdan tat alınmazsa yaşamın bir kıymeti olmadığını, yaşam tadı taşımayan bir yazının var olamayacağını” söylüyor; “katıldığımız devrimlerden hiçbiri yeni insanın ortaya çıkmasına elverişli bir sistem yaratmayı başaramadı” diye hayıflanırken, “yeni bir devrimin olması yakın” diyerek umudunu kaybetmiyordu. Yazar, ülkesinin “Tanrı İspanyolları kendi suretinden, yerlileri şeytanın korkunç imgesinden yarattı” tavrından; mestizo (İspanyol-Kızılderili melezi), ladino (Avrupalı-Kızılderili melezi), creole (anası-babası Avrupalı, Amerika kıtasında doğmuş İspanyol) ve mulatto (Avrupa-Afrika melezi) adlandırmalarından son derece rahatsız olan biri. Tüm baskılara olduğu gibi dini baskılara da karşı: “ Aztek tanrı imgeleri aziz tasvirleriyle bire bir eşti, Aztek rahipleri nasıl kurbanların etini yiyip kanını içiyorsa İspanyol rahipler de kan içip İsa’nın bedenini yiyordu”.

Santiago Atitlan. Kilisede azizlere gerçek giysiler giydirilmiş. Meksika Guatemala Gezisi 1998. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Santiago Atitlan. Kilisede azizlere gerçek giysiler giydirilmiş.
Meksika Guatemala Gezisi 1998.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

“Kişiyi yediği, onu nasıl yediği ve onu kiminle yediği belirler” diyerek iki kitabında da tat almaya verdiği önemi bir kez daha vurguluyor. İki kitabında da yemek tarifleri veriyor, mutfağı hayatın merkezine oturtuyor. Bunları gelenek, politika ve tarihle ilişkilendiriyor.

Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu (2014) adlı eserinde perspektifi daha geniş tutmuş. Bir kadını ilgilendiren konular ile (çamaşır, ütü, yün örme, iş işleme, toprağı ekmek, haklı olmak, koruyucu olmak, koşu, dans, seks, içki….) Meksika’nın Aztek geçmişi, şamanik uygulamaların Katolik uygulamalara adaptasyonu, çağdaş Meksika siyaseti, politikacıların yozluğu, mafya kuralları, politik suikastları iç içe geçirerek anlatmış. Romanın polisiye kurgusunun yanında Aztek tanrı inançları, şaman adetleri, Meksika’ya özgü halusinojen otları da kapsayan mistik bir yanı da var.

Lupita, hayatındaki kırılmaları ütü yaparak, cinsel açlığını dans ederek gidermeye çalışan bir kadın polis.

Yazarın cinsiyetini bilmeseniz bile bir kadının yazdığını hemen anlayabileceğiniz eserler veriyor Esquivel. Roman sanatının feministi diyebiliriz ona. Kadınlık halleri üzerine kuruyor eserlerini. Devrimciliğini ve kadınlığını aynı anda vurguluyor. “Tanrıların bilgeliğinden şüphe edilmez, bir nedeni olmasa erkekleri yaratmazlardı” diyor.

Laura Esquivel (1950-), fantezi ile gerçeğin buluştuğu; olağanüstü olayların, büyülerin, gerçekliğin sınırlarını genişlettiği büyülü gerçekçilik akımının önemli temsilcilerinden.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Acı Çikolata, Laura Esquivel, Can Yayınları, 1997.
  • Saklı Lezzetler, Laura Esquivel, Can Yayınları, 2010.
  • Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu, Laura Esquivel, Can Yayınları, 2016.
  • Lupita Ütü Yapmayı Seviyordu, Billur Şentürk, Cumhuriyet Kitap, 7 Temmuz 2016.

 

Çağdaş Sanata Varış 86| ABD Sanatı 5 |Büyük Depresyon, Grant Wood, Bölgeselcilik

Fotoğraf:www.yalitimgundemi.com

Fotoğraf:www.yalitimgundemi.com

  • ABD’de Kükreyen Yirmiler’den (bakınız Art Deco) sonra, 1929 yılının sonunda iyice gün yüzüne çıkan Büyük Depresyon’un ekonomik ve sosyal hayata olduğu gibi, kaçınılmaz olarak, sanat dünyasına etkileri de kuvvetli oldu. Yirmili yıllarda yaşanan borsa çılgınlığı, 3 Eylül 1929’da Dow Jones endeksinin düşmeye başlaması ve düşüşün devam etmesi ile Depresyon başladı.
  • Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği zorluklar karşısında ABD’deki küçük şirketler birleşmek zorunda kalmış, tekeller oluşmuş, ekonomik yapı kolay yara  alabilir bir duruma düşmüştü. Bankaların kötü yapılanmış olması ve liberal ekonomiye inancı tam olan Hoover yönetiminin ekonomiye devlet müdahalesinde bulunmak istememesi, sonra da geç ve yanlış müdahalesi ekonomik faaliyetleri durdurdu, işsizlik artış gösterdi.
  • Dünyanın kreditörü olan ABD’nin içine düştüğü durum, doğal olarak başta sanayileşmiş ülkeler olmak üzere tüm dünyayı etkiledi. ABD, vermiş olduğu kredileri geri alamayınca Buhran uzun ömürlü oldu. 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı farklı ülkelerde farklı tarihlerde sona erdi.
  • Birinci Dünya Savaşı sonrası oluşan bunalımlı yıllarda, 1920’lerde olduğu gibi Büyük Depresyon yıllarında da, 1930’larda, sanatçılarda soyut biçimleri bırakarak gerçekçi anlatımlara yönelme isteği gözlenmiştir. Reginald Marsh, Isabel Bishop gibi sanatçılar Amerikan Yaşam Resmi’ni; Grant Wood, Thomas Hart Benton gibi sanatçılarsa Amerikan Bölgesel Okulu’nu (Bölgeselcilik) oluşturmuşlar, endüstrileşme içindeki kent ve kırsal kesimin yaşamını örnekleyen eserler vermişlerdi.
  • Büyük Depresyon yıllarının sanatçılara getirdiği zor koşulları hafifletebilmek için ABD hükümeti 1933-43 arasında Federal Sanat Projesi (WPA-FAP) kapsamında ülkenin çeşitli yerlerinde duvar resimleri yaptırtmıştır. Bu projelerin yan etkisi ise sanatı ve sanatçıyı toplumla yakınlaştırmak olmuştur. Davis, Graves, De Kooning, Gorky, Pollock, Gottlieb, Reinhardt, Rothko, Guston gibi, genellikle siyasi yaşamda da faal olan sanatçılar bu projelerde yer almışlardır. Bu duvar resimlerinde ünlü Meksikalıların, Rivera ve Orozco’nun etkileri açıktır. Mesajları ve tenkitleri olan bu sanatçılar Toplumsal Gerçekçiler / Sosyal Realistler olarak da adlandırılmışlardır.
  • 1930’ların zor yaşam koşulları bazı sanatçılar üzerinde zor gerçekliklerden uzaklaşma, fanzeziye yönelme arzusu yaratmıştır. Bu grup ise toplumsal sorunları Gerçeküstücü imgelerle işleyerek  Büyülü Gerçekçilik’i yaratmıştı. Ivan Albright’ı ve Peter Blume’u bu sanatçılara örnek olarak verebiliriz.
  • 1936’da Sanatçılar Kongresi kurulmuş, yoksulluk, işsizlik, çalışma koşulları, işçilerin sorunları ile de ilgilenen anti faşist bir organizasyon olmuştur. Sanat, toplumsal reformların aracı olarak kullanılmıştır.
  • 1936 yılında genç sanatçılar tarafından Amerikalı Soyut Sanatçılar Derneği kuruldu. Derneğin amacı, o dönem için modası geçmiş olarak nitelendirilen soyut sanatı geçerli kılmak ve New York’u uluslararası soyut sanat merkezi yapmaktı. Dernek uluslararası sergiler düzenledi. Avrupa’dan ABD’ye göç eden sanatçıların da etkisiyle zaman içinde soyut sanata yaklaşım değişti.
Fotoğraf:fantagero0000.blog.bg

Fotoğraf:fantagero0000.blog.bg

  • Bu dönemde ABD’de yapılan sanat Realist özellikler taşıdı. Nasyonalistler ortaya çıktı, tarihteki büyük adamların hayatları ele alındı, portreleri yapıldı. İşsizlik, pek çok ailenin göç etmesine neden oldu. ABD’yi sosyal açıdan ele alan, çalışma şartlarının kötülüğünü, çorba kuyruğunu, ücretlerin mal ile ödenmesini, doğanın vahşiliğini  yansıtan eserler verildi.
  • Grant Wood (1891-1942), 1932 yılında Büyük Depresyon’u daha kolay geçirebilmeleri için yaşadığı yerde bir Sanat Kolonisi kurdu. ABD sanatındaki Bölgeselci akımın başlamasında büyük rolü olduğu gibi, yayılabilmesi  için de ülkede gezip konferanslar vererek büyük çaba harcadı.
  • Bölgeselcilik resim sanatında özellikle 1930 ve 40′larda ABD’de Amerikan Yaşamı Resmi grubu içinde Thomas Hart Benton, Grant Wood, Andrew Wyeth ve Edward Hopper’ın Ortabatı ve Güney’i konu aldıkları yapıtlarında görülür. Sanat anlayışının belli bir bölgeye özgü olması hedeflenmiştir. Bölgeselcilik resim sanatının yanı sıra mimarlıkta da gözlenmiş, modern akımların, özellikle 1920’li 1930’lu yıllarda popüler olmuş Uluslararası Üslup’un biçim dilinin bütün dünya için uygulanabilir nitelikte olduğunu varsayması, kültür ve iklim farklılıklarını  göz ardı etmesine tepki olarak gelişmişti. Mimari yapının, toplumsal yapıyı, fiziksel çevreyi, tarihi ve kültürel mirası dikkate alması gerektiğini savunuyordu. 1960’larda mimaride Bölgeselci özellikler gözlenmiştir.
    1970’lerin sonunda mimaride de ortaya çıkan Post Modernizm, tarihsel üsluplardan aktarım yapması yüzünden modern mimarlıktan uzaklaşırken, Bölgeselcilik düşüncesine yakın özellikler göstermiştir.
    Bölgeselcilik farklı sanatçılar elinde farklı neticeler vermiştir.
  • Wood akımı yaymaya çalışırken kendi sanatsal çalışmalarına da devam etti. Stil olarak Avrupa’nın Soyut sanatını şiddetle reddederek, figüratif, realist stilde resimler yaptı. Çalışmalarında mürekkep, litografi, seramik, metal, ahşap ve topladığı, bulduğu objeleri kullandı.

Grant Wood, American Gothic, 1930.                                                                                        Fotoğraf:www.boston.com Fotoğraf:en.wikipedia.org Grant Wood’un bu tablosu ABD’deki en ünlü tablolardan biridir. Uluslararası kabul görmüş kültürel bir ikondur. Tablonun Chicago’da sergilenmesi ile birlikte Wood ülke çapında şöhretli bir sanatçı olmuştur. Gertrude Stein, tablonun küçük, kırsal yer insanının dar kafalılığı  ve bastırılmışlığı ile ilgili başarılı bir parodi olduğunu söylemiştir. Depresyonun getirdiği zorluklar toplumsal sorgulamayı da zorunlu kılmış gibidir. Kırsal Amerika’nın eleştirilmesi edebiyat ürünlerinde de kendini göstermiştir. Tablonun ilhamını Güney Iowa’da inşa edilen Neo Gotik bir evden aldığını, figürlerin sanatçının diş hekimi ve kız kardeşi olduğunu, bir çiftçi ile kızını gösterirken, kadınla erkeğin toplumdaki geleneksel rolünü ve adamın elindeki dirgenin zorlu çalışma koşullarını temsil ettiği belirtilmiştir. Wood, Avrupa’ya üç gidişinde de Kuzey’in resim geleneğinden daha çok etkilenmişti. Bu etkilenmenin tablolarındaki etkisi de bariz olmuştur. Tablo ayrıca, Bölgeselcilik akımının sembolüdür.

Grant Wood, American Gothic, 1930. Fotoğraf:www.boston.com
Fotoğraf:en.wikipedia.org
Grant Wood’un bu tablosu ABD’deki en ünlü tablolardan biridir. Uluslararası kabul görmüş kültürel bir ikondur. Tablonun Chicago’da sergilenmesi ile birlikte Wood ülke çapında şöhretli bir sanatçı olmuştur.
Gertrude Stein, tablonun küçük, kırsal yer insanının dar kafalılığı ve bastırılmışlığı ile ilgili başarılı bir parodi olduğunu söylemiştir. Depresyonun getirdiği zorluklar toplumsal sorgulamayı da zorunlu kılmış gibidir. Kırsal Amerika’nın eleştirilmesi edebiyat ürünlerinde de kendini göstermiştir. Tablonun ilhamını Güney Iowa’da inşa edilen Neo Gotik bir evden aldığını, figürlerin sanatçının diş hekimi ve kız kardeşi olduğunu, bir çiftçi ile kızını gösterirken, kadınla erkeğin toplumdaki geleneksel rolünü ve adamın elindeki dirgenin zorlu çalışma koşullarını temsil ettiği belirtilmiştir.
Wood, Avrupa’ya üç gidişinde de Kuzey’in resim geleneğinden daha çok etkilenmişti. Bu etkilenmenin tablolarındaki etkisi de bariz olmuştur.
Tablo ayrıca, Bölgeselcilik akımının sembolüdür.

Bu kültürel ikonun, neredeyse sergilenişinden itibaren, defalarca çizgi romanlarda, reklamlarda parodisi yapılmış, farklı şekillerde yer almıştır. Fotoğraf:www.artsology.com

Bu kültürel ikonun, neredeyse sergilenişinden itibaren, defalarca çizgi romanlarda, reklamlarda parodisi yapılmış, farklı şekillerde yer almıştır.
Fotoğraf:www.artsology.com

Grant Wood, Death on the Ridge Road, 1935. Depresyonun çaresizliğini yansıtan, elektrik direklerinin şeklinin ölümü haber verdiği bir tablo. Cole Porter tabloyu Williams Collage Müzesi’ne hediye etmiş. Fotoğraf:wcma.williams.edu

Grant Wood, Death on the Ridge Road, 1935.
Depresyonun çaresizliğini yansıtan, elektrik direklerinin şeklinin ölümü haber verdiği bir tablo. Cole Porter tabloyu Williams Collage Müzesi’ne hediye etmiş.
Fotoğraf:wcma.williams.edu