Etiket arşivi: Büyük Konstantin

Bizans İmparatorluğu 130|Khora (Hora) Manastırı / İsa Kilisesi / Kariye Müzesi 1

Khora (Kariye), dıştan. Güney doğu cephesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Khora (Kariye), dıştan. Güney doğu cephesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Edirnekapı’dadır.
  • Khora, eski Yunancada kent dışı, kırsal alan anlamına gelir. Kariye de Arapça kent dışı demektir. Bu adın, yapıldığı dönemde Konstantin Surlarına nazaran şehrin dışında kaldığı için verildiği sanılmaktadır. Bu görüş doğru ise ilk yapının 413 yılından önce yapılmış olması gerekir.
  • Büyük Konstantin’in inşa ettirdiği surlara 70 yıl sonra, İmparator II. Theodosius döneminde ilave yapılmış, sur içinde kalan bölge büyütülmüştü. İlave edilen 1.5 kilometre genişliğindeki bölüm için khora tanımı uygundu. Zenginler burada kır evleri yapmışlar, bu evlerde rahip ve rahibeleri ağırlamışlardı. 6. yüzyıl başlarına gelindiğinde Konstantinopolis’in içinde ve civarında en az 100, Konstantin-Theodosius surları arasında ise en az 25 manastır oluşmuştu.
  • Khora Manastırı’nın yerinde önce tarihi kesin olarak bilinemeyen bir şapel vardı. Manastırın inşa tarihi kesin olarak bilinmez; 6.-8. yüzyıllar arasına tarihlenir.
  • 531 yılında Konstantinopolis’e gelen Filistinli Aziz Sabas’ın Khora’yı ziyaret ettiği rivayet edilir. Khora Manastırı’nın Filistin ile bağlantısının 800’lü yıllara kadar devam ettiği söylenir.
  • Khora’nın baş keşişleri, İkonaklazm devrinde imparatorun dini politikasına uyumlu hareket etmiştir.
  • İkonaklazm döneminden sonra Khora’daki keşişlerin sayısı yüzü geçmiştir. Bu sayı Bizans standartları için yüksektir.
  • Kesin arkeolojik ve tarihsel bulgularına sahip olduğumuz ilk kilise, Komnenoslar döneminin hemen başına aittir ve 1077-1081 yıllarında Aleksios I. Komnenos’un (1081–1118) kayınvalidesi Maria Dukaina tarafından inşa ettirildiği sanılmaktadır, yani Orta Bizans dönemine aittir. Bu yapının planı, kapalı Yunan haçı biçimindeydi.
  • Kilise yaklaşık elli yıl sonra, Aleksios’un imparator olmayan oğlu, beste yapan, şiir yazan, üç tane felsefe kitabının yazarı İsaakios Komnenos (1093 – 1152′den sonra) tarafından yeniden inşa ettirildi; İsaakios tek nefli bir kilise yaptırdı.
Narteksin güney kubbesinin altında büyük nişte yer alan Deisis sahnesinde Vaftizci Yahya yoktur. İsa ve Meryem’in iki yanında dua eden küçük figürler İsaakios Komnenos ve Altın Ordu Hanı Toktay ile yapmış olduğu evlilikten dolayı Moğolların Hanımı adı verilen II. Andronikos’un kızı Maria’dır. Fotoğraf: gezginhayta.blogspot.com

Narteksin güney kubbesinin altında büyük nişte yer alan Deisis sahnesinde Vaftizci Yahya yoktur. İsa ve Meryem’in iki yanında dua eden küçük figürler İsaakios Komnenos ve Altın Ordu Hanı Toktay ile yapmış olduğu evlilikten dolayı Moğolların Hanımı adı verilen II. Andronikos’un kızı Maria’dır.
Fotoğraf: gezginhayta.blogspot.com

  • Komnenoslar Dönemi’nde (1081-1185) Blakhernai Sarayı’nda başlayan yaşam, saraya yakın olan Khora’nın önemini artırdı.
  • Latin işgali esnasında kutsal emanetlerinden bazılarını yitiren ve bakımsız kalan kilisenin, 13. yüzyıl sonlarına doğru  kubbesi de yıkılmıştır.
  • Andronikos II. Paleologos (1282-1328) döneminin devlet yönetiminin ileri gelenlerinden, baş hazinedar, siyasetçi, edebiyatçı, matematik ve astronomi alanlarında bilgin, Aristo üzerine çeşitli yorumların yazarı ve büyük kitapsever Theodoros Metokhides (1270-1332) kilisenin kubbesini yeniden yaptırdı, bir narteks ve Parekklesion ile son bulan bir dış narteks ekletti. Yapım çalışmaları 1316 yılında başlamış, 1321 yılına kadar sürmüştü. Metokhides Khora için en iyi ustaları görevlendirmişti. Yapım sırasında, Komnenoslar devrinde yapılan ana mekana dokunulmamıştı. İç ve dış narteks mozaiklerle, Parekklesion freskolarla bezenmiştir.
  • Khora’nın 1279 yılında Roma Kilisesi ile birleşme yanlısı Patrik XI. Yuhanna Bekkos’un ve Patrik I. Athanasios’un ikametgahı olduğu bilinmektedir. Aynı dönemde burada ders vermeye başlayan, antik yazmaları inceleyen; Latinceden Grekçeye, Aziz Augustinus ve Boethius’tan tercümeler yapan Maksimos Planudes Khora’yı akademik açıdan da önemli bir yer haline getirdi. Bu, aslında pek yapılmazdı. “Heretik Batı”dan öğrenebilecekleri herhangi bir şey olduğunu düşünmezlerdi.
  • Khora’nın restorasyonu sırasında, çok bilgili biri olan Metokhides, Planudes’in açtığı yoldan gitmiş, Khora’da zengin, hem antik hem de Hıristiyan yazarların eserlerini barındıran bir kütüphane de oluşturmuştu. 1305-1328 yılları arasında sarayda önemli bir konumu olan Theodoros Metokhides bu sırada da entelektüel faaliyetlerine ara vermemişti. Çoğu günümüze de ulaşmış çalışmalarının basılmış hali 12 cilt tutacak miktardadır. Kütüphaneyi kendisi gibi bir polymath (çok bilgili kimse, allame, her şeyi bilen) olan yetiştirmesi Nikephoros Gregoras’a emanet etmişti.
  • III. Andronikos tahta çıkınca Metokhides’in mal varlığına el koyulmuş, sarayı yağmalanıp ateşe verilmiş, sürgüne gönderilmiştir.
  • Metokhides, görevini kötüye kullanarak çok zengin olmuş, Trakya’ya sürülmüş, 1330’da Konstantinopolis’e dönmesine izin verilmiş, son iki yılını restore ettirdiği Khora’da keşiş olarak geçirmişti. Metokhides teolojik tartışmalardan daima uzak durmuştu. Ama Gregoras bunu başaramadığı için 1351’de hüküm giydi ve Khora’da hapsedildi. 1400’lü yıllara kadar aktif olan Khora’daki kütüphaneden günümüze sadece birkaç eser ulaşmıştır.
Metokhides kendisini de nartekste, diz çökmüş, kilisesini İsa’ya sunarken betimletmiştir. Fotoğraf: www.flickr.com

Metokhides kendisini de nartekste, diz çökmüş, kilisesini İsa’ya sunarken betimletmiştir.
Fotoğraf: www.flickr.com

  • Burası, 1511 yılında Sultan II. Beyazıt döneminde camiye çevrilmiş, mozaiklere hiç dokunulmamıştır. Sadrazam Hadım Ali Paşa, burada namaz kılarken tahta kepenk ile mozaiklerin üzerlerini örttürürmüş, denir.
  • 1945 yılında müzeye dönüştürülmüş, mozaikler bakım görmüştür.
  • Son geniş kapsamlı restorasyon 1948-1959 yılları arasında Amerikan Bizans Enstitüsü tarafından yapılmıştır.
  • Yaldızlı tesseraların gelen giden turiste hediye verildiği, bazı mozaik tabloların bu yüzden bozulduğu söylenir ama, ABD Araştırma Enstitüsü’nden Paul Underwood Khora’da kasıtlı tahribata rastlamadıklarını belirtmiştir.

 

Bizans İmparatorluğu 120| Bizans Sarayları 3 Tekfur Sarayı

  • Blakhernai/Vlaherna Saray kompleksi, Haliç’e doğru inen dik yamaç üzerindeki teraslara kurulmuştu. Batısındaki surlara bitişikti. Bu saray kompleksinden günümüze kalan tek yapı, sarayın bir pavyonu olan Tekfur Sarayı’dır.
  • 4. yüzyılda Büyük Konstantin tarafından yaptırılan surlar Tekfur Sarayı’nın önünden, Anemas Zindanları’na kadar uzanıyordu. Bu surlara Blakhernai Surları adı verilmişti. 5. yüzyılda bu surlar, Haliç Surları’na bağlanmıştır.
  • Blakhernai Saray kompleksi 11. yüzyıl sonunda yapılmıştır.
  • 12. yüzyılda yabancı konuklar hem Büyük Saray’da hem de Blakhernai Sarayı’nda ağırlanırlardı. Onlara saray hazinesi gösterilir, zafer taklarını gösteren bir tur düzenlenir ve Hipodrom’da düzenlenen yarışlara götürülürlerdi. Hıristiyan konuklar Aya Sofya’ya da götürülür, Büyük Saray şapellerinde saklanan kutsal emanetler açılırdı.
  • Blakhernai Kilisesi ve Ayazması 4. yüzyılda yapılmış bir Bizans kilisesidir. Birçok Meryem ikonası burada yapılmıştır. Blakherniotissa Meryem, Bizans resim sanatında, Hz. Meryem’in iki eli yana açık dua ederken gösterildiği sahnedir. İmparator Heraklios (610-641), Blakhernai Kilisesi’ni Avarlar’dan korumak için mevcut surlara ilave sur yaptırmıştır. Bu sura bir Blakhernai Kapısı açılmıştır (Dördüncü Haçlı Seferi’nde Latinler bu kapıyı yıkarak şehri istila etmiştir. Bu kapı ve koruma duvarları 1868’de yıkılmıştır). Bu ikonanın 626’da Avarlar’ın şehri işgal etmesine engel olduğuna inanılırdı. 11. yüzyıldan itibaren bu ikonalar imparatorlara ve askeri birliklere eşlik etmeye başlamıştı. Bu ikonalar kilisede saklanırken üzerleri peçe ile örtülmekteydi. Blakhernai Saray kompleksinin yerinin seçiminde kilisenin içindeki ayazmanın etkili olduğu; ziyarete gelen imparatorun burada dinlenmesi için yapıldığı düşünülüyor. Saray büyük olasılıkla kiliseye merdiven ile bağlıydı. Ayazmanın suyu günümüzde de akmaktadır. Günümüzdeki yapı ise 19. yüzyıldan kalmadır. 20. yüzyılın ortalarında geçirdiği yangın sonucu ayrıca restore edilmiştir.
  • Blakhernai Sarayı’nın kapılarından biri olan Balat Kapısı (Palati Synegii) günümüze ulaşmamıştır.
  • Değirmenkapı ile İncili Köşk arasında yer alan; imparatorluk ailesi için kimi zaman hapishane, kimi zaman öldürüldükleri yer olan Mangana Sarayı, Blakhernai Sarayı’nın yapımından sonra yıktırılmıştır. Mangana Sarayı’ndan da günümüze pek bir şey kalmamıştır.
  • Tekfur Sarayı, Edirnekapı’yla Eğrikapı arasında; Theodosius Surlarının en kuzey uzantısıdır. Blakhernai Sarayı kompleksinin güneydeki bir parçasıdır; Blakhernai Sarayı ile Hadrianopolis Kapısı arasında, sırtını kara suruna dayamıştır.
  • Konstantin Porfirogenetos’un sarayı olarak bilinen yapı, VIII. Mihail’in oğluna mal edilmiştir, ancak son araştırmalar onu 14. yüzyıl ortasına tarihlendirmektedir. Yani Tekfur Sarayı’nın kimin tarafından, hangi tarihte yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir (10.-14. yüzyıllar arasında). İki ayrı dönemde inşa edilmiş olması da ihtimal dahilindedir.
  • Bir kişilik ibadet hücreleri cephesinde çıkmalar yapar. Cephe kemerine çakılmış, topraktan yapılma, üzeri sırlanmış çiçeklerin deliklerini görmek bugün de mümkündür. Bu süslemeye verilen ad keramoplastik-süs çömleğidir. Bu, Bulgaristan ve Romanya’da da sevilen bir uygulama olmuştur. İstanbul’da St. Benoit’nın çan kulesinde ve Tokat’taki bir türbede de bu süs çömleklerinden kullanılmıştır.
  • Bir söylentiye göre, bugün Topkapı Sarayı Müzesi’nde sergilenen Kaşıkçı Elması, Tekfur Sarayı’nda bulunmuştur.
Paleologos Rönesansı’nın tüm ışıltısını yıkıntılarıyla bile yansıtan Tekfur Sarayı. Avluya bakan cephesi çok süslüdür. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Paleologos Rönesansı’nın tüm ışıltısını yıkıntılarıyla bile yansıtan Tekfur Sarayı. Avluya bakan cephesi çok süslüdür.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Tekfur, Bizanslı yerel yöneticiye verilen addır. Tekabur, Ermenice kral demektir.
  • Sarayın duvar örgüsünde beyaz küfeki taşı ve tuğla kullanılmıştır. Alt ve üst katlarda uygulanan duvar örme tekniği arasındaki farklılık yapının iki ayrı dönemde inşa edildiği yorumlarına yol açmaktadır.
  • Bina cephesindeki bezeme, son dönem özelliği gösterir.
  • Sütunlu kemerlerle avluya açılan zemin katın üzerinde iki kat daha vardır. Ara katların birbirinden ahşapla ayrıldığı tahmin edilmektedir. Sarayın üçüncü katı surların üzerindedir.
  • Üst ve alt katları servis elemanlarının kullandığı; imparator bu sarayı kullandı ise, orta katta oturduğu düşünülüyor.
  • Tekfur Sarayı’nın bitişiğinde 14. yüzyıldan kalma bir başka köşkün de kalıntısı vardır.
  • Sarayın avlusunda bir kapı vardır, tarihçi Dukas, keşişler bu kapıyı Osmanlıya açtı, şehir bu kapıdan giren askerler tarafından işgal edildi, diye yazar. Bu iddiada bulunan tek kişi Dukas’tır. Eğer böyle bir kapı açma olduysa o, bu kapıdır. Bir şehir fetihle alındığında tüm ibadethaneleri camiye çevirme hakkı vardır.
  • Sarayın şehre bakan, doğu cephesinde balkonu olduğu düşünülüyor. Piri Reis’in İstanbul resminde burası, üstünü örten çifte meyilli çatısı ve bitişiğindeki burç üzerinde bulunan balkonu ve bunu koruyan sundurması ile gösterilmiştir.
  • Osmanlı, bu sarayı, saray olarak hiç kullanmamıştır.
  • 1719 yılında burada Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın İznikli ustalara kurdurduğu çini atölyesinin ürünleri Tekfur Sarayı çinileri olarak anılır. Üçüncü Ahmet Çeşmesi’nin, Kasım Paşa Camii’nin ve Hekimoğlu Camii’nin çinileri burada üretilmiştir.
  • Saray bir ara Yahudilere verilmiş ve Yahudhane (Yahudilerin bir arada yaşadığı apartman) olmuştur. Avrupalılar, binanın Yahudilere verilmesini bir hakaret ve Osmanlının Bizans nefreti olarak algılamıştır. 1864 yılında çıkan yangın sonucu harap olmuş, kat araları çökmüştür.
  • 19. yüzyılda sarayın kuzeyi cam fabrikası olmuş, fabrika 1955 yılında kapatılmış, Ayasofya Müzesi Müdürlüğü’ne bağlanmıştır.
Anemas Zindanı’na iniş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Anemas Zindanı’na iniş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Anemas Zindanı ve kulesi, Blakhernai Suru’na yapılmıştır. I. Aleksios Komnenos zamanında isyan eden Anemas isimli komutan 1107 yılında buraya kapatılan ilk kişi olduğundan adını ondan almıştır. 14 hücresi vardır. Burada imparatorlar, yüksek mevkidekiler hapsedilmiştir.
  • Komnenoslar dönemindeyapılan Blakhernai Sarayı’na ait oldukları anlaşılan mahzenler ve surların burçları olan kuleler, genişçe bir kompleks oluştururlar. Bu kompleksin üzerinde 1585 yılında inşa edilmiş İvaz Efendi Camii yer alır. Caminin üzerinde yer aldığı terasın önünde ise Anemas ve İsaakios Angelos Kuleleri vardır.

 

Bizans İmparatorluğu 118| Bizans Sarayları 1 Büyük Saray 1

BÜYÜK SARAY
MAGNUM PLATIUM 1

  • Bizans’ta saray yapıları, Helenistik-Roma yapı gelenekleri doğrultusunda, destek duvarları ve tonozlu taşıyıcılar üzerinde yükselmekteydi.
  • Bizans sarayı, İsa’nın yeryüzündeki vekilinin ikametgahı olarak kabul edilirdi.
  • Saraylarda iki bölüm vardı: Andronitis-selamlık ve Ginakionitis-harem. Sarayın harem kısmında bir hadımlar ordusu çalışırdı. Haremağaları kilisede de önemli pozisyonlara yükselebilirdi, patrik olanları da vardı.
  • Büyük Saray, Hipodrom ile Marmara kıyısı arasında 100 bin metre karelik bir alanı kaplar. (Topkapı Sarayı bahçeleriyle beraber 700 bin metrekaredir).
  • Büyük Saray’ın yapımı Büyük Konstantin (324-337) tarafından başlatılır.
  • Büyük Saray için “saraylar topluluğu” denilebilir. Büyük Saray’ın karmaşık bir yapısı vardı: Holler, odalar, şapeller, kışlalar, hizmet binaları, avlulardan oluşan bir labirent olan Büyük Saray, Marmara Denizi’ne doğru bir dizi terasa yayılmıştı. Gelişimi ve planına dair belli olmayan pek çok şey vardır; sürekli yeni bilgilerle değişime uğrayan bir tablo sunar.
Antoine Helbert tarafından yapılmış Büyük Saray rekonstitüsyon çalışmaları. Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/.../byzance-scenes.

Antoine Helbert tarafından yapılmış Büyük Saray rekonstitüsyon çalışmaları.
Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/…/byzance-scenes.

  • Büyük Saray birbirine eklenmiş bölümlerden oluşmaktaydı. Sarayın en önemli bölümleri, Khalke, Magnaura ve Daphne’dir. Önemli yapılardan biri de sahildeki Boukoleon Sarayı’dır.
  • Yıkılan yapıların onarımı sırasında ve yeni eklemeler nedeniyle saray ilk düzgün planını zamanla kaybeder, ayrı bir karakter kazanır.
  • İmparator I. Theodosius 382 yılında Belgrat Ormanları’ndan şehre su taşıyan yeni bir hat ekletmiş; İmparator II. Theodosius (408-450) zamanında su kemerleri suyu, Zeuksippos Hamamları’na ve Büyük Saray’a dağıtmıştır.
  • Büyük Saray bölgesinin, 532 yılında meydana gelen Nika Ayaklanması sırasında önemli ölçüde yakılıp yıkılmasından sonra I. Justinyen (527-565), saray yapılarının köklü onarımını ve yenilenmesini sağlar. Tunç kapı, Magnaura ve Aya Sofya arasına, sarayı imparator kilisesine bağlayan çift katlı sütunlu galeriler, stoalar yerleştirilir. Bu dönemde revaklı avlu ve tören salonu daha görkemli bir üslupta inşa edilir. Sütunlu salonlarına çok renkli mozaik tabanlar döşenir. Sarayın güneybatı yamacının kıyıya doğru inen en alt üç terası da binalarla kaplanır. Egeli mimar-mühendis, Miletoslu (Söke) İsidoros ile Trallesli (Aydın) Anthemios, Aya Sofya’nın yapımında çalıştıkları gibi Büyük Saray’ın inşasında da görev alır.
  • Justinyen, Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak için 542 yılında, 80 bin metreküp su alabilen Yerebatan Sarnıcı’nı yaptırmıştır. Sarnıcın su gereksinimi Belgrat Ormanları’ndan karşılanmıştır.
  • 6. yüzyılda Çatladıkapı ve Cankurtaran çevresi de saraya ilave edilir.
  • Büyük Saray’ın bahçesinde mesokopion denen, birbirine geçen havuzlar vardı ve imparator bahçede yürüdükçe havuzlardan havuzlara su geçerdi, denir.
  • İmparator ve imparatoriçenin yatak odasının tavanı altın renkli yıldızlarla kaplı olurdu. Döşeme, mozaik idi.
  • Yoksulluk içinde geçen 7. ve 8. yüzyıllarda bile Büyük Saray’a ilaveler yapıldı. 1195 yılına kadar eklemeler devam etti.
  • Büyük Saray’daki ihtişam, 10. yüzyılda “Altın kaplamalı bronz bir ağaç, imparatorun tahtının yanında duruyordu ve mineli altın kuşlar, dallarında gerçek kuşlar gibi ötmekte, tavus kuşları kuyruklarını açmaktaydılar. Taht, yerden yüksekte, çok büyük boyutlardaydı.  Altın kaplama aslanlar, ağızlarını açıp dillerini oynatarak kükreme sesi çıkartıyorlardı. Taht, tavana kadar yükselebiliyordu” diye Konstantinopolis’e iki kez Kutsal Roma Germen İmparatoru I. Otto’nun elçisi olarak gelmiş Cremonalı tarihçi, yazar ve rahip Liudprand tarafından anlatılmıştı. Liudprand’ın en önemli eseri Bizans notlarıydı.
  • Binaların olası planlarının çıkarılmasında yararlanılanlar çoğunlukla yamaçtaki terasların destek yapıları veya tek tek mimari birimlerdir. 1930’larda yürütülen İngiliz kazılarında saraylar bölgesinin orta terası üzerinde büyük, peristilli bir avlu, avluyla aynı eksende oturtulmuş apsisli bir salon ve bunların etrafında geniş bir yapılar topluluğu ortaya çıkartılmıştı. Bu üniteler, destek yapıları ve yapay teraslar üzerine oturtulmuştu. Korint sütunuyla bezenmiş revakların derinliği 9 metreyi bulmaktaydı.
  • Revaklı avlu ve avluyla aynı eksende yerleştirilmiş tören salonu, Antik Dönem’in anıtsal yapı ögelerindendir. Bu düzen hem Helenistik-Roma sarayları, hem de İmparator ve soylulara ait kent ve kır evlerinde karşımıza çıkar. Roma saray yapıları geleneği Bizans’ta da yaşatılmıştır.
  • Revaklı avlu ve tören salonunun, Aya Sofya ve Aya İrini kiliselerinin eksenleri çakışmaktadır.
  • Büyük Saray’ın içeriği ve yaşantısı hakkındaki bilgiler İmparator VII. Konstantin Porfirogenetos’un (913-959) yazdığı Törenler Kitabı’ndan öğrenilir.
  • Büyük Saray duvarlarla kentten ayrıldığı gibi, kent yaşamıyla çeşitli yollardan bütünleşmişti de: Tören alayları, kabul törenleriyle; saray kompleksinin kenarındaki hukuk mahkemeleri ve bakanlıklara akan davacılar ve dilekçecilerle; resmi ya da aristokratik ağ aracılığıyla.
A. Vogt’un Büyük Saray’ı yeniden kurma denemesi. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

A. Vogt’un Büyük Saray’ı yeniden kurma denemesi.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Büyük Saray’ın tahmini rekonstrüksiyonu. Fotoğraf: İstanbul, Bir Kent Tarihi, Doğan Kuban, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 1996.

Büyük Saray’ın tahmini rekonstrüksiyonu.
Fotoğraf: İstanbul, Bir Kent Tarihi, Doğan Kuban, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 1996.

  • Saraya ait yeni yapıların varlığı kriz ve değişim zamanlarında kesintiye uğramış olsa da, eskilerinin bakımı sağlanmış ve Saray’ın canlılığı korunmuştu.
  • Büyük Saray’ın Kremlin’in selefi olduğu düşünülür.
  • İmparatorlar 11. yüzyıl sonunda Büyük Saray’ı terk ederek Ayvansaray bölgesindeki Vlaherna/Blakhernai Sarayı’na taşınırlar. Bu değişikliğin Büyük Saray’da yaşanmış kötü olayların anısından kaçmak ve kötü geleneklerden kurtulmak için yapıldığı düşünülüyor. Terk edilen yapıların değerli yapı malzemeleri sökülerek başka yapılarda kullanılırdı.
  • Eski saray, ardiye, cephanelik, kışla olarak kullanılmaya başlandı. Sarayın yeraltı dehlizleri 14. ve 15. yüzyıllarda zindan olarak kullanıldı.
  • Fatih, şehre girene kadar Büyük Saray’dan geriye çok az şey kalmıştı; Fatih şehri  aldığında Büyük Saray harabe halindeydi.
  • Saray kalıntılarının büyük bölümü, Osmanlı Dönemi yapılarının metrelerce altında, toprağa gömülüdür.
  • 16. yüzyılın başlarında sarayın kalıntıları üzerine Osmanlı vezirlerinin konakları inşa edilir. Sokullu Mehmet Paşa’nın konağı da buradaydı.
  • Büyük Saray’ın büyük bölümü 1919 yılında inşaatı biten Sultanahmet Cezaevi’nin altında kalmıştır. Burası günümüzde Four Seasons Oteli’dir. Otelin yakınında birkaç yapı kalıntısından başka hiçbir iz yoktur. Ayrıca Sultanahmet Arastası ve Büyük Saray Mozaikleri Müzesi de bu sarayın kalıntıları üzerine kurulmuştur.
Büyük Saray’ın günümüze ulaşan kalıntıları Sultanahmet’te görülebilmektedir. Bazı restorasyonlar yapılmıştır. Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

Büyük Saray’ın günümüze ulaşan kalıntıları Sultanahmet’te görülebilmektedir. Bazı restorasyonlar yapılmıştır.
Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

 

Bizans İmparatorluğu 116| Hipodrom 2

  • Hipodrom üç bölümden oluşmaktaydı: Spina, Carceres ve Sphendone.
  • Spina, hipodromun tam ortasına, eksen duvarına, omurgasına verilen addı. Bugünkü seviyeden 5 metre aşağıda bulunan arenayı, alçak bir duvar olan spina ortadan ikiye böler ve atlı arabalar, bu duvar etrafında dönerlerdi.
  • Spina genellikle obelisk ile süslenirdi. Spinayı süsleyen yapıtlar zamanla artmış ama günümüze üçü ulaşmıştır. Büyük Konstantin zamanında spinada Romus ve Romulus’u emziren dişi kurdun ve Adem ile Havva’nın heykellerinin de olduğu düşünülüyor.
  • Büyük Konstantin’in Yunanistan’ın Delphi şehrindeki Apollon Tapınağı’ndan getirttiği savaş ganimeti Yılanlı Sütun ya da Burmalı Sütun önce Aya Sofya’nın önündeydi, sonra spinaya getirildi. Yılanlı Sütun, Antik Yunanistan’ın Persler’e karşı verdiği sonuncu savaşın, 31 Yunan sitesinin birleşerek MÖ 479 yılında Platea’da kazandıkları zaferin anıtıydı. Sütunun malzemesi savaşta edinilen tunç ganimetlerin eritilmesi ile elde edilmişti. Sütun, gövdesi birbirlerine dolanmış üç yılandan oluşur. Sütunun bir de tılsımı vardı: Burma dikiti oluşturan yılan motifleri, şehri zararlı sürüngenlerden koruyacaktı. Hem Bizans’ta hem Osmanlı’da obelisklerin tılsımlı olduğu düşünülürdü. Yılanlı Sütun, 17. yüzyıla kadar sağlamken, bir yeniçeri kılıcıyla yılan başlarını uçurduktan sonra tılsımını yitirdi denir. Bir başka görüşe göre ise burma dikitin yılan başlarının 1700 yılında sarhoş bir Leh diplomat tarafından kırıldığı yönündedir. Kayıp yılan başlarından biri sonradan bulunmuştur; İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmektedir. Sütunun orijinalinin yüksekliğinin 8 metre olduğu söylenir. Anıttan günümüze 5.30 metrelik bir bölüm ulaşmıştır.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, günümüze ulaşabilmiş tek bronz yılan başı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, günümüze ulaşabilmiş tek bronz yılan başı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Spina’nın ikinci obeliski ise, Büyük Konstantin’in şehri imarı sırasında, Hipodrom’u süslemek amacıyla kente getirtmek üzere Mısır’da yerinden indirttiği dikilitaştır. İmparator I. Theodosius’un (379-395), 390 yılında Hierapolis’ten, Karnak’taki Amon-Ra Tapınağı’ndan  getirtip Hipodrom’a koydurduğu Antik Mısır eseri III. Tutmosis Dikilitaşı’dır. Dikilitaşın spina üzerine yerleştirilme çalışmalarının 32 gün sürdüğü bilinmektedir. Anıtın taşınma sırasında kırılması veya hafifletilmek istenmesi nedeniyle alt kısmından yaklaşık üçte birinin kesilmiş olduğu düşünülmektedir. Taşın bugünkü yüksekliği 19.59 metredir. Kaidesinin iki yüzünde Grekçe ve Latince yazıtlar yer almaktadır. Diğer iki yüzünde ise, anıtın dikilişi ve araba yarışları ile ilgili sahneler kabartma olarak betimlenmiştir. Bu bölümün üzerindeki esas kaidenin dört yüzünde ise, İmparator I. Theodosius, ailesi ve saray erkanı kabartmaları vardır. Dikilitaşın piramit biçimli en üst bölümünde, dikdörtgen çerçeve içinde Firavun III. Tutmosis ile tanrı Amon-Ra el eledir. Anıt üzerinde Amon-Ra’nın betimlendiği yerlerde onun her şeye hayat, ebedilik ve tat veren, tanrıların kralı ve gökyüzünün sahibi olduğu bildirilmiştir. Firavun ise, Yukarı ve Aşağı Mısır’ın kralı, Ra’nın oğlu, ebedi hayat, devamlılık ve hazza sahip olan şeklinde yüceltilerek tanımlanmıştır. Anıtın en tepesinde yer alan çam kozalağı biçimli tepeliğin 869 yılındaki depremde düştüğü bilinmektedir.
  • Spinaya 4.-5. yüzyılda dikildiği düşünülen Örme Sütun, İmparator VII. Konstantin Porfirogenetos (913-959) ve oğlu Romanos tarafından onarılmış ve üstü altın yaldızlı bronz levhalarla kaplanmıştır. Bununla ilgili yazıt, kaidenin doğu kenarında yer almaktadır. Yazıtta anıt, Rodos’un ünlü bronz Apollon heykeli ile karşılaştırılmaktadır. Yaklaşık 32 metre boyundaki anıtın üstündeki bronz levhalar Haçlılar tarafından sökülmüştür. Bugün anıtın üzerinde görülen delikler, sökülen bronz levhaların kenetlerinin yuvalarıdır.
  • Hipodrom’un ikinci bölümü olan Carceres, spinanın kuzeyinde yer alan, yarış arabalarının giriş yeri idi. Günümüzde burada, 1898 yılında Alman imparatoru II. Wilhelm’in İstanbul’u ziyaretinin anısına Almanya’da yapılarak 1901’de alana yerleştirilen Alman Çeşmesi bulunmaktadır.
Günümüzde de Sultanahmet Meydanı’nda bulunan Theodosius Dikilitaşı’nın kaidesindeki rölyeflerden biri  İmparator Theodosius ve ailesini, Hipodrom’da katishma’da gösterileri izlerken betimler. Fotoğraf: Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

Günümüzde de Sultanahmet Meydanı’nda bulunan Theodosius Dikilitaşı’nın kaidesindeki rölyeflerden biri İmparator Theodosius ve ailesini, Hipodrom’da katishma’da gösterileri izlerken betimler.
Fotoğraf: Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

 

 

Bizans İmparatorluğu 111| Konstantin Döneminde Konstantinopolis Yapıları 2

AYA İRİNİ VE HAVARİYYUN KİLİSESİ

Fotoğraf: www.oguztopoglu.com

Fotoğraf: www.oguztopoglu.com

  • Aya İrini’nin Zeus, Afrodit veya Artemis Tapınağı üzerine inşa edildiğine dair bir görüş vardır.
  • Aya İrini (Kutsal Barış Kilisesi), yeni başkentin ilk büyük kilisesidir.
  • I. Konstantin’in 4.  yüzyılda yaptırdığı Aya İrini, 532’deki Nika Ayaklanması sırasında yandı ve I. Justinyen (527-565) tarafından yeniden yaptırıldı. Günümüze ulaşan yapı 738 depreminden sonra yapılan onarımın eseridir. Yapının çatı kısmı o dönemde yeni uygulanmaya başlanan kapalı Yunan haçı biçimindedir.
  • İlk yapımından beri üç nefli bazilika planlıdır.
  • Günümüze ulaşmış Atrium bölümü ve iki ana plan olan bazilika ve haçı bir arada barındırması açısından en önemli Bizans yapılarından biri olarak kabul edilir.
  • Ruhban sınıfının oturduğu sintronon (apsisteki oturma basamakları) bölümü ayakta kalan İstanbul’daki tek örnektir.
  • Üstteki silmelere kadar renkli mermer kaplı idi, Osmanlı döneminde sökülüp başka yapılarda kullanıldı.
  • Apsiste yer alan köşeleri gözyaşı damlalı haç İkonaklast dönemin en ünlü haçıdır. İkonaklast dönemden izler taşıyan, dünyadaki tek yapı olduğu söylenir.
  • Günümüzde taban mozaiği yerinde ahşap kaplama var. Sıvaların altının mozaik olduğu düşünülüyor.
  • Etrafında üç sarnıç yer alıyor.
  • Topkapı Sarayı’nın birinci avlusunda yer alan Aya İrini, tahta çıkan her padişahın ziyaret ettiği bir yer olmuş.
  •  Osmanlı bir dönem eski silahları burada sergilemiş. 1887 yılında, sergilenen silahların bulunduğu bölüm kapatılıp, arkeolojik eserlerin sergilendiği ilk müzemiz burada kurulmuş. Akademisyen Wendy Shaw (1970-), bu gelişimi, Osmanlı müzesinin Helen-Bizans mirasına yönelişi olarak yorumlar. Bunun başlıca nedenleri arasında II. Abdülhamit’in tahta çıkışının ardından yürürlüğe konan anayasanın imparatorluğun çeşitli kültürlerinin Osmanlı şemsiyesi altına alınmasına olanak tanıması olarak görür.
  •  Hanımlar mahfiline çıkan ahşap merdiven II. Mahmut döneminden günümüze ulaşmış.
  • Narteksteki cam mozaikler, 1992 yılında burada verilen bir partide çıkan yangında yok olmuş.
  • Havariyyun/Resuller Kilisesi, Büyük Konstantin’in kendisine yaptırdığı mozolenin çevresinde 550 yılında haç biçiminde inşa edilen ve zaman içinde emperyal kabristana dönüşen, başkentin Aya Sofya’dan sonraki en kutsal mekanı sayılıyordu.
  • Büyük Konstantin’le birlikte onun soyundan 19, İmparator Justinyen soyundan da 17 kişinin gömülü olduğu lahitlerin yanı sıra; Kudüs’ten getirilen ve hem İsa’ya, hem de azizlere ait olduğuna inanılan kutsal kalıtlar, iskelet ve kemiklerin (rölikler) defnedildiği anıt mezarlar barındırıyordu. Kutsal Emanetler’in önemli bir bölümü burada korunuyordu.
  • Burası 1204 Dördüncü Haçlı Seferi sırasında talan edildi, ganimetler Avrupa’nın çeşitli yerlerine dağıldı, en büyük pay Venedik’e düştü.
  • Büyük Konstantin’in lahdinin ve na’şının kalıtları hiçbir yerde ortaya çıkmadı.
  • İstanbul’un fethinden sonra kısa bir süre için Rum Ortodoks Patrikhanesi olarak kullanılmış, 1461 yılında yerine Fatih Camii yapılmıştır.