Etiket arşivi: Budizm

Şiddet 45| Doğu’da Kadının Konumu 6 | Hindistan 1

  • Kız çocukların aşağı toplumsal statüsünü günümüzde Hindistan’da ve Çin’in bazı bölgelerinde hala görüyoruz.
  • Çin ve Hint kültüründe cinsel ve törensel alanlarda kadın övülür. Hindistan, Kamasutra ile olduğu kadar, tapınaklardaki taşkın cinsel duyumsallık ile de bilinir. Bazı topluluklarda sevişme törenleri ruhsal kurtuluşun, nurlanmanın en önemli yolu olarak görülür. Taoizm’de, Hinduizm’de Tantrik Budizm’de, tensel, cinsel aşk, kişiyi ölümsüzlüğe götüren bir yol olarak algılanır. Ancak Hindistan’da kadınların toplumsal statüleri düşüktür.
  • Hinduizm, Taoizm, Konfüçyüs inancı ve Budizm’de beden günahkar olarak algılanmaz.
  • Konfüçyüs inancı, Hinduizm ve Budizm’de kadından kaçınma duygusu hakimdir.
Efsaneye göre güzel Prenses Hemavati’yi gören Ay Tanrısı Chandra ilk görüşte ona aşık olur. Chandra, güzel prensesin karşısına yakışıklı ve çekici bir prens olarak çıkar ve onu kendisine aşık etmeyi başarır, daha sonra bu çiftin bu bölgeyi bir aşk şehrine çevirdiği söylenir. Aşk ve tutku için yapılan 85 tapınağın 22 tanesi günümüze ulaşmıştır. Tapınaklar, Tanrı Şiva ile eşi Şakti’nin birleşmesini, yani kozmik birleşmeyi betimleyen kabartmalarla süslüdür. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Kajuraho, Hindistan 2011.

Efsaneye göre güzel Prenses Hemavati’yi gören Ay Tanrısı Chandra ilk görüşte ona aşık olur. Chandra, güzel prensesin karşısına yakışıklı ve çekici bir prens olarak çıkar ve onu kendisine aşık etmeyi başarır, daha sonra bu çiftin bu bölgeyi bir aşk şehrine çevirdiği söylenir.
Aşk ve tutku için yapılan 85 tapınağın 22 tanesi günümüze ulaşmıştır. Tapınaklar, Tanrı Şiva ile eşi Şakti’nin birleşmesini, yani kozmik birleşmeyi betimleyen kabartmalarla süslüdür.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Kajuraho, Hindistan 2011.

  • MÖ 5. yüzyılda yazılmış Mahabharata’da bir kız çocuğun doğumu felaket olarak değerlendiriliyordu, çünkü “kadınlar bütün kötülüklerin nedeniydi ve hafifmeşreptiler”.
  • Yasaların yasaklamasına rağmen, bugün bile, doğacak çocuk kız ise kürtaja başvurulabiliyor.
  • Cenazenin layıkıyla kalkabilmesi için her insanın bir oğul sahibi olması gerekiyor. Yakılmak için gerekli hazırlıkları oğul yapıyor. Cenaze ateşini, ölünün en büyük oğlu tutuşturuyor. Mutlu bir yeniden doğuş için, ruhu serbest bırakıp yükselişini hızlandırmak için her Hindu, bir erkek evlat sahibi olmak istiyor.
  • Hindistan’da görülen Caynacılar arasında kadınlar, hiçbir zaman önemsiz bir konumda görülmemişler; ama dini hiyerarşide, her zaman, erkeklerden sonra, ikinci sırada gelmişler. Digambara mezhebi kadınların kurtuluşa eremeyeceğine inanırken, Şvetambara mezhebi her iki cinsin de kurtuluşa erebileceğine inanıyor.

 

Han Kang ve Vejetaryen 2

Romanda insan olmanın vahşetinden kaçma çabası işleniyor.

Pek çok dinin etkisi altında kalmış Uzakdoğu’da halkın büyük çoğunluğu tek bir dini inanışa sahip değildir. Bölgeye ve yaşam biçimlerine göre dini inanışlar çeşitlilik gösterir. Halk birçok farklı dini inanışa aynı anda sahiptir. Japonlar yaşarken Şinto, ölürken Budist olduklarını söylerler. Genel anlamda bakıldığında Güney Kore’de halkın %46’sı Budist.

Tüm Uzakdoğu inançlarının ortak hedefi ruh göçü tutsaklığından kurtulmak, yetkinliğe ve mutlak özgürlüğe ulaşmaktır. Farklı inançlar bu amaca farklı adlar veriyor; Budizm’de Nirvana, Hinduizm’de Mokşa gibi.

Uzakdoğu etiğinin en önemli kuralı herhangi bir canlıya zarar vermekten kaçınmaktır. Bu öğretinin adı Ahimsa. Bir canlı varlığın gelişim sürecine müdahale etmek, yeniden doğuş döngüsünden kurtuluşu geciktiriyor. Ahimsa ilkesini en tavizsiz Caynacılar uyguluyor. Budistler ve Hindular uygulamada daha gevşek davranıyorlar.

Hayvanlara gösterilen saygıyı da unutmamak gerek. Vejetaryenlik Uzakdoğu’da çok yaygındır. Et yiyen bir ailenin evine gitmek, onları kendi evine kabul etmek bazı yerlerde tabu olabiliyor; deri giysi/eşya kullanmak da.

Tapınak önünde lotus satan kadınlardan biri. Phnom Penh, Kamboçya. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tapınak önünde lotus satan kadınlardan biri.
Phnom Penh, Kamboçya.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çiçekler canlı oldukları halde, tapınakta yapılacak ayin için kopartılmalarına razı olunuyor. Nilüfer, Budist inancın en önemli sembollerinden biridir. Mikro açıdan bireyin, makro açıdan evrenin aydınlanmasını temsil ediyor. Kökleri çamurda olan bu çiçek, saflığı ve mükemmelliği simgeliyor. Kutsal ırmakların ve tapınak havuzlarının arındırma özelliği olduğu düşünülüyor.

Her şeyin bir ruhu olduğu kadim inancı; Uzakdoğu inançlarında, doğaya duyulan saygı ile kadının sadece vücuduna çiçekler çizildiğinde huzur duyması, onların silinmesini istememesi, bir ağaca dönüşmek arzusu bana birbirini destekliyor gibi geldi. Bitkilerin insanlardan farklı olarak, hiçbir şeye zarar vermeden yaşayabilmesi yazar tarafından özellikle vurgulanmış.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Vejetaryen, Han Kang, April Yayıncılık, 2017.
  • Ben Pancarım, Geyiğim, Ormanım, Elif Türkölmez, Radikal Kitap, 6 Ocak 2017.
  • Sadece Bitkiler Zarar Vermeden Yaşayabiliyor, Güliz Arslan, Hürriyet, 28 Ocak 2017.
  • Belki de Bir Rüyadır, Metin Celal, Cumhuriyet Kitap, 12 Ocak, 2017.
  • The World’s Living Religions, Prof. Robert Ernest Hume, Crest Publishing House, New Delhi, 2000.
  • Jainism, Lothar Clermont, Prakash Books, New Delhi, 1998.
  • Religious Symbols of Hinduism, Buddhism and Tantrism, Trilok Chandra Majupuria ve Rohit Kumar Majupuria, Lashkar, India, 2004.

 

Libya 38 Kasr Libya

Al-Bayda şehrinin batısında yer alan bu bölgeyi Vandallar’dan Justinyen’in komutanı Belisarius (500-565) almış. Buranın eski adı Olbia idi. Bizans döneminden önce burası Pentapolis’e dahildi, yani beş Roma şehrinden biriydi. Kasr Libya, Libya Sarayı anlamına geliyor. Fotoğraftaki Doğu Kilisesi’nde gezdiğimiz yapı Justinyen döneminden, 6. yüzyıldan kalma. Burası bir Piskoposluk imiş. Doğu ve Batı Kiliseleri’nin halkın gayretiyle yapıldığı sanılıyor. Burası, 1957 yılında, inşaat çalışmaları yapılırken bulunmuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Al-Bayda şehrinin batısında yer alan bu bölgeyi Vandallar’dan Justinyen’in komutanı Belisarius (500-565) almış.
Buranın eski adı Olbia idi. Bizans döneminden önce burası Pentapolis’e dahildi, yani beş Roma şehrinden biriydi.
Kasr Libya, Libya Sarayı anlamına geliyor. Fotoğraftaki Doğu Kilisesi’nde gezdiğimiz yapı Justinyen döneminden, 6. yüzyıldan kalma. Burası bir Piskoposluk imiş. Doğu ve Batı Kiliseleri’nin halkın gayretiyle yapıldığı sanılıyor.
Burası, 1957 yılında, inşaat çalışmaları yapılırken bulunmuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Doğu Kilisesi’nin taban mozaiklerini rüzgardan, yağmur ve rutubetten korumak için küçük bir müze yapılmış ve mozaik çerçevelerin içindeki 50 mozaik panel oraya taşınmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Doğu Kilisesi’nin taban mozaiklerini rüzgardan, yağmur ve rutubetten korumak için küçük bir müze yapılmış ve mozaik çerçevelerin içindeki 50 mozaik panel oraya taşınmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kasr Libya Müzesi’ndeki mozaikler ülkedeki en iyi Bizans mozaik  koleksiyonudur. Mozaiklerde dört nehir tanrılarla betimlenmiş: Nil, Dicle, Fırat ve Tuna. Aralarında hiç tanrıça yok.  Kilisede pagan döneme ait mozaikler bulunması yadırganabilir. Mozaiklerin pagan söylem ile Hıristiyanlığı yaymak amacıyla yapıldığı düşünülüyor. Antik dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri, Helios’un (Güneş Tanrısı) bronz heykeli ayna tutarken; su perisi; kadın figürü ile temsil edilen yeniden doğuş; Nil Nehri’nden sahneler nilüferler, timsahlar, balıklar ve ördeklerle betimlenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kasr Libya Müzesi’ndeki mozaikler ülkedeki en iyi Bizans mozaik koleksiyonudur. Mozaiklerde dört nehir tanrılarla betimlenmiş: Nil, Dicle, Fırat ve Tuna. Aralarında hiç tanrıça yok.
Kilisede pagan döneme ait mozaikler bulunması yadırganabilir. Mozaiklerin pagan söylem ile Hıristiyanlığı yaymak amacıyla yapıldığı düşünülüyor. Antik dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri, Helios’un (Güneş Tanrısı) bronz heykeli ayna tutarken; su perisi; kadın figürü ile temsil edilen yeniden doğuş; Nil Nehri’nden sahneler nilüferler, timsahlar, balıklar ve ördeklerle betimlenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Batı Kilisesi. Burasının 5. yüzyılda inşa edildiği, 6. yüzyılın sonlarında tadil edildiği düşünülüyor. Grek haçı planlı. Tabandaki mozaik tabloda, kuşlar ve iki ceylan arasına konmuş haç vardır. “Sonsuzluk pınarından su içmiş” olan geyik, Budizm’de olduğu gibi Hıristiyanlık’ta da önemli simgelerden biridir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Batı Kilisesi. Burasının 5. yüzyılda inşa edildiği, 6. yüzyılın sonlarında tadil edildiği düşünülüyor. Grek haçı planlı. Tabandaki mozaik tabloda, kuşlar ve iki ceylan arasına konmuş haç vardır. “Sonsuzluk pınarından su içmiş” olan geyik, Budizm’de olduğu gibi Hıristiyanlık’ta da önemli simgelerden biridir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kıyıdan biraz içerde Ömer Muhtar’ın vadisi, Vadi Kuf (Mağara Vadisi).  1968 yılında İtalyan’lar buraya asma bir köprü inşa etmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kıyıdan biraz içerde Ömer Muhtar’ın vadisi, Vadi Kuf (Mağara Vadisi). 1968 yılında İtalyan’lar buraya asma bir köprü inşa etmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Nar 5

  • Nar, Etrüsk mezarlarında da ölümle ilgili bir motif olarak kullanılmıştır.
  • Romalılar, narın vatanının bir Fenike kolonisi olan, Kuzey Afrika’daki Kartaca olduğunu düşündükleri için, Romalı yazar Plinius (MS 23-79), narı Kartaca elması olarak adlandırmıştır.
  • Romalılar narı hem meyve olarak tüketmişler, hem de şarap yapımında kullanmışlardır. Neron’un en sevdiği içkinin nar ve ayvadan yapıldığı biliniyor.
  • Nar bahçeleri ile dolu olan İspanya’nın Granada şehri ismini nardan almıştır. Yahudiler, MS 3. yüzyılda bu şehre yerleştiklerinde oturdukları bölgeye verdikleri ad da nar anlamına gelmekteydi.
  • Eski Roma’da gelinlerin başları nar dalları ile süslenmiştir. Eleusis’te Demeter’in rahipleri büyük Misterion törenleri sırasında nar dallarından taç giymişlerdir.
Cornucopia, Zeus’u çocukken besleyen Amalthea'nın boynuzu, bolluk ve bereket simgesi sayılan meyvelerle dolu, boynuz biçimli kap. İçindeki meyvelerden birinin nar olduğu düşünülür. MS 4. yüzyılın ilk yarısından olduğu düşünülen, Antakya Mozaik Müzesi’nde sergilenen Chresis tablosunun detayında bereket boynuzu. Fotoğraf: Antioch Mosaics, Ed. Fatih Cimok, A Turizm Yayınları, 1999.

Cornucopia, Zeus’u çocukken besleyen Amalthea‘nın boynuzu, bolluk ve bereket simgesi sayılan meyvelerle dolu, boynuz biçimli kap. İçindeki meyvelerden birinin nar olduğu düşünülür.
MS 4. yüzyılın ilk yarısından olduğu düşünülen, Antakya Mozaik Müzesi’nde sergilenen Chresis tablosunun detayında bereket boynuzu.
Fotoğraf: Antioch Mosaics, Ed. Fatih Cimok, A Turizm Yayınları, 1999.

  • Zerdüştlük’te nar, doğurganlık, ölümsüzlük ve zenginlik sembolüdür. Zerdüşt tapınma törenlerinde kutsal sayılan nar kullanılır. Tüm yıl boyu yeşil kalan nar bitkisi, ruhun ölmezliğini sembolize eder. Aynı zamanda bir tek narın içindeki binlerce parça refah ve zenginliğin işareti olarak kabul edilir. Bu nedenle çocukların takdis törenlerinde nar taneleri, pirinç ve kuru üzüm taneleri ile karıştırılarak etrafa serpilir. Zerdüştler için nar ruhun ölmezliği, doğanın mükemmelliği, bolluk ve refah anlamlarını ifade ederek dinsel törenlerinde yerini almıştır.
  • İran mitolojisinde İsfendiyar’ın nar yedikten sonra yenilmez olduğuna inanılmıştır.
  • Maniheizm’in kurucusu Mani’nin doğumunda nar önemli bir etkendir. Fa-Ta adındaki kralın karısı yediği nardan gebe kalmış ve göğsünden Mani doğmuştur.
  • Kötü tanrıça Hariti, Buda’nın ona verdiği narı yiyerek iyileşmiştir. Nar, Budizm’de kutsallığının yanı sıra hayatın olumlu yönlerinin özü, hastalığı iyileştiren bir şifa kaynağı olarak kabul edilmiştir.
  • Eski İbrani mühürlerinde bereket ve verimlilik ile ilişkilendirilen nar motifleri sıklıkla kullanılmıştır.
  • Museviler’in kutsal kitap metinlerinde nar,  çiçekleri, meyvesi ve tadının güzelliği övülerek kutsallığın, doğurganlığın ve bolluğun simgesi olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, Yahudi inancına göre nar, doğruluğu simgeler. Kur’an-ı Kerim’de nar bir cennet meyvesi olarak zikredilmektedir. Tevrat’ta da birçok yerde nardan bahsedilirken, İncil’de nardan söz edilmez ama nar, Hristiyanların dini süsleme sanatında sıklıkla kullanılan bir motif olmuştur.
  • Papaz giysilerinde, oda duvarlarına asılan dinsel süsleme amaçlı kumaşlarda ve metal işlerinde nar motifine rastlanır. Öte yandan, Noel ya da yılbaşlarında narın toprağa ya da taşa atılarak kırılması, bereket arama inancı ile ilgili olarak Hıristiyan kültüründe bir olgu olarak yaşamaya devam etmektedir.
Hristiyanlıkta, Hz. Meryem ve İsa tasvirlerinde görülen nar sembolünün, kıyamet gününü ve cennetteki sonsuz hayatı simgelemek üzere kullanılmış olduğu düşünülmektedir. Yaşam ve Ölüm Ağacı, Berthold Furtmeyer, 1481. Fotoğraf:atxcatholic.com

Hristiyanlıkta, Hz. Meryem ve İsa tasvirlerinde görülen nar sembolünün, kıyamet gününü ve cennetteki sonsuz hayatı simgelemek üzere kullanılmış olduğu düşünülmektedir.
Yaşam ve Ölüm Ağacı, Berthold Furtmeyer, 1481.
Fotoğraf:atxcatholic.com

  • Kilise, Gerçek Haç’ın, Cennet Bahçesi’nde yetişen Yaşam Ağacı’ndan yapıldığını öne sürer. İnanca göre Adem, cennetten sürülünce onu da götürmüş ve Hıristiyanlığın öncülerine teslim etmiştir; onlar da ağacı Tufan sırasında Nuh’un Gemisi’nde saklamışlardır. Binlerce yıl sonra İsa o ağaçtan yapılan çarmıha gerilmiştir.
  • Ortaçağ’da mistikler, narın insan ruhunu gıpta, nefret ve öfkeden temizlediğini öne sürmüşlerdir.

 

Özbekistan Gezisi 2

2005 yılında Fest ile yaptığım Türkmenistan, Özbekistan ve Türkistan (Kazakistan) gezisinde rehberimiz sevgili Yıldırım Büktel idi. Merak ettiğim ülkeler olmasına rağmen bu kadar beğeneceğimi, bu kadar çok şey öğreneceğimi de beklemiyordum. Harika bir gezi idi. Bu gezinin Özbekistan kısmını sizlerle paylaşacağım. Ancak Özbekistan’da gördüğümüz yerleri,  Hiva, Buhara, Şehr-i Sebz, Semerkand ve Taşkent’i paylaşmadan önce, bazı temel noktaları anlatacağım.

2005 yılında Fest ile yaptığım Türkmenistan, Özbekistan ve Türkistan (Kazakistan) gezisinde rehberimiz sevgili Yıldırım Büktel idi. Merak ettiğim ülkeler olmasına rağmen bu kadar beğeneceğimi, bu kadar çok şey öğreneceğimi de beklemiyordum. Harika bir gezi idi. Bu gezinin Özbekistan kısmını sizlerle paylaşacağım. Ancak Özbekistan’da gördüğümüz yerleri, Hiva, Buhara, Şehr-i Sebz, Semerkand ve Taşkent’i paylaşmadan önce, bazı temel noktaları anlatacağım.

  • Özbekistan, göçebe yaşam tarzı ile yerleşik yaşam tarzlarının aynı anda yaşandığı bir ülkedir ve step, çöl, vaha, dağ gibi farklı coğrafi unsurların bileşiminden oluşur. Ülke kabaca hayvan besleyen kuzey ile toprağı işleyen güney olarak tanımlanabilir. Kızılkum Çölü’nde ne bir damla su, ne de bir tutam ot olmadığı, Karakum Çölü’nün ise yürüyerek 20 günde geçilebildiği bilinir.
  • Tarih kitaplarımızdan bildiğimiz Maveraünnehir’in büyük kısmı  burasıdır. Maveraünnehir, Ceyhun (Amu Derya) ve Seyhun (Siri Derya) nehirleri arasında kalan bölgedir. Günümüzde burası Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan arasında bölünmüştür. Türkçede, nehrin ötesi anlamına gelir. Ceyhun Nehri’nin adı Yunancada Oxus olduğu için bölgeye Batı dillerinde Transoxiana denir. Orta Çağ Arap coğrafyacıları ise bölgeye Türkistan adını vermiştir.
  • MÖ 800’den itibaren İskitler (Sakalar), Fergana Vadisi’nden Harezm vahasına kadar olan topraklar üzerinde göçebe bir hanedan kurarlar. Çadırlarda yaşayan bu halkın tarihe en büyük katkısı at üzerindeyken ok atmayı başarmaları ve bunu başkalarına öğretmeleridir.
  • MÖ 530 yılında Persler bölgeye hakim olurlar ve üç satraplığa ayırırlar: Harezm, Sogdian (Zeravşan ve Fergana Vadileri) ve Baktrian (Özbekistan’ın güneyi, Tacikistan ve Afganistan’ın kuzeyi). Bu dönemde şehirleşme hızlanır, Zerdüşt dini bölgede yayılır. Zerdüşt kutsal kitabı Avesta’da bu bölgenin adı zikredilir.
  • MÖ 329’da Büyük İskender gelir, Semerkand’ı ve Zeravşan’ı fetheder, şişirilmiş koyun postlarıyla ordusuna Amu Derya Nehri’ni geçirtir, Fergana Vadisi’ne ulaşır ve en doğudaki İskenderiye şehrini kurar (bugünkü Hocent). Bölgedeki direnişi yatıştırmak için burada Roksana ile evlenir ve tek oğluna bu evlilikten sahip olur.
  • İskender’in MÖ 323’teki ölümünden sonra Selevkoslar, imparatorluğun doğu kısmına hakim olurlar; MÖ 250 yıllarından itibaren bölgede Part Devleti egemendir.
  • MÖ 138 yılında Çin imparatorunun elçisi Ferganalıların çok hızlı koşmaları ile tanınan (kan terleyen) küçük atlarından almak için bölgeye gelir. Çin elçi grubu gittikleri yerlerde Çin ipeğine gösterilen ilgiyi fark eder. Bu bilgi, İpek Yolu’nun doğmasını sağlar. MS 1. yüzyıldan itibaren ticaret bölgede önemli bir etkinlik haline gelir.
  • Budizm, Sogdianlılar vasıtasıyla Çin’e ulaşır.
  • 3. yüzyıldan itibaren Sasaniler döneminde yeni ticaret yollarının da devreye girmesi ile Sogdian ülkesi çok zengin olur.
  • Yeni göçebe akınları Altaylar’dan Beyaz Hunlar’ın (Heftalitler) gelişine kadar devam eder. 5. yüzyılda onlar Sasani İmparatorluğu’nun doğusunu işgal ederken, Siyah Hunlar da Avrupa’yı titretmektedir. “Tanrı’nın Okları” diye adlandırılan Hunlar, geçtikleri her yerde kalıcı etnik ve dilsel etki bırakırlar.
(A) Horasan, (B) Maveraünnehir, (C) Harezm Fotoğraf: Phoenix2, de.wikipedia.org

(A) Horasan, (B) Maveraünnehir, (C) Harezm
Fotoğraf: Phoenix2, de.wikipedia.org

  • Fergana ve Zeravşan tüccar ve sanatçıları çok başarılı ve zengin oldular. Ayrıca bölge Zerdüşt dininin, Budizm’in, Nasturilik’in, Yahudilik’in ve Manicilik’in karşılaştığı bir kavşak oldu.
  • Sasaniler’i mağlup eden Müslüman Araplar 649’da yeni inancı Maveraünnehir’e yaymaya başladı. 706-713 yılları arasında Buhara, Semerkand, Harezm, Taşkent Emevi Halifesi’ne düşman Horasan yöneticisi Kutayba’nın hakimiyetine girdi. 715 yılında Kutayba kendi askerleri tarafından öldürülünce Sogdianlılar ve Türkler doğan iktidar boşluğunu değerlendirdi. Abbasi Halifesi’nin otoritesi buralara ulaşamayınca bölge, bağımsız davranan yerel emirlerin eline geçti. Bölgeyi ele geçirme teşebbüsünde bulunan Tang Hanedanı bozguna uğradı.
  • 9. yüzyılda Samanoğulları bölgeyi bir asır boyunca egemenlikleri altında tuttu. Sünni İslam bölgede kök saldı. Buhara, çağın önemli sanatçı ve bilim adamlarının toplandığı bir merkez oldu.
  • 999 yılında İslamiyeti yeni kabul etmiş Türk hanedanlarından Gazneliler Horasan ve Harezm’i, Karahanlılar ise Maveraünnehir’i fethettiler.
  • 11. yüzyılda Selçuklular bölgeyi ele geçirdi. 1141 yılında Selçuklu sultanı Sancar Moğollar karşısında bozguna uğradı. Karahitay Moğolları Çin’in batısından Aral Gölü’ne kadar olan alanı çok kısa bir zamanda fethetti. Harezm ülkesi, Moğolları 13. yüzyıla kadar frenlemeyi başardı.