Etiket arşivi: British Museum

Şiddet 79| Kültür Mirasına Yönelik Şiddet 1

Bergama Sunağı, Berlin, Almanya. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

Bergama Sunağı, Berlin, Almanya.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

  • Arkeolojik kazı alanları ve koruma bölgelerinden, müzelerden, müzelerin depolarından kaybolan, yağmalanan, yok edilen veya çalınan eserler konumuza giriyor. Kültürel mirasa karşı işlenen suçlar hırsızlık, Vandalizm ve köktencilik gibi farklı eğilimlere dayanıyor.
  • Atina’daki Parthenon yaklaşık 2500 yıl önce Athena Tapınağı olarak inşa edildi. 500’lü yıllarda Bakire Meryem Kilisesi olarak hizmet verdi. 1687 yılındaki Venedik kuşatması sırasında barut deposu olarak kullanıldı. Büyük bir patlama ile çatısı uçtu ve heykellerinin çoğu tahrip oldu. Arkeologlar elde kalan heykellerin tekrar yapıda yerlerine konamayacağını söylüyorlar. Zaten 1801 yılında İngiliz elçisi Lord Elgin geriye kalan heykellerin yarısını, iddiaya göre Osmanlı yetkililerinin bilgisi dahilinde ve onların izniyle, İngiltere’ye nakletti. Heykeller 1807’de Lord Elgin’in geçici müzesinde sergilendikten sonra 1817’den itibaren British Museum’da yerlerini aldılar. 1980 yılından bu yana Yunan hükumetleri heykelleri Atina’ya geri getirmeye çalışıyor. Bizim Bergama Sunağı, Troya Hazineleri ve daha pek çok yurtdışına kaçırılmış eserler için verdiğimiz savaş da kamuoyu tarafından yakından izleniyor.
  • Başta İngilizler olmak üzere Avrupa aristokrasisi 19. yüzyıl sonlarına kadar Eski Mısır yapıtlarında bulup çıkardıkları mumyaları sağlıklarına iyi geldiği inancı ile toz haline getirip içmişler.
  • Define arayıcılarının yol açtığı zararlar insan eliyle verilen zararlara ibretlik örneklerdir.
İngilizler dünyanın dört bir yanından toplayıp ülkelerine taşıdıkları eserleri British Museum’da hiç olmazsa ücret almadan gösteriyor ve fotoğraf çekme izni de veriyor. Rusların Puşkin Müzesi’nde sergiledikleri Troya Hazinelerini görebilmek için müzeye giriş ücreti ödendiği gibi fotoğrafta çekilmiyordu. Böylece bu kitabı da satarak ikinci kez paranızı alıyorlardı.  Kapitalizm hangi tarafın ürünüydü? Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2000.

İngilizler dünyanın dört bir yanından toplayıp ülkelerine taşıdıkları eserleri British Museum’da hiç olmazsa ücret almadan gösteriyor ve fotoğraf çekme izni de veriyor.
Rusların Puşkin Müzesi’nde sergiledikleri Troya Hazinelerini görebilmek için müzeye giriş ücreti ödendiği gibi fotoğrafta çekilmiyordu. Böylece bu kitabı da satarak ikinci kez paranızı alıyorlardı.
Kapitalizm hangi tarafın ürünüydü?
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2000.

  • Heinrich Schliemann 1870 yılında Çanakkale’de kazılara başladı. 40 metre genişliğinde 17 metre derinliğinde bir çukur açarak birçok arkeolojik katmanı tahrip etti. Buraya Schliemann Yarması adı verildi. Schliemann 1873 yılında Hisarlık Tepesi’ndeki en eski ikinci yerleşim katmanına ait iki sur duvarı arasında 8831 parçadan oluşan büyük bir hazine buldu. Schliemann hazineden birkaç parçayı Osmanlıya verdi, gerisini Almanya’ya kaçırdı. İkinci Dünya Savaşı sonrası hazine çeşitli ülkelere dağıldı. Rusya elindeki eserlerin bir kısmını St. Petersburg’daki Hermitage Müzesi’nde, 1993 yılından itibaren de Moskova’daki Puşkin Müzesi’nde sergilemeye başladı. ABD’de Pennsylvania Müzesi’nde ve New York Metropoliten Müzesi’nde; Almanya’da Schmuckmuseum Pforzeim’da; Londra’da British Museum’da da sergilenmekte olan Troya hazinesi eserleri var. ABD’nin ülkemize iade ettiği parçalar Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergileniyor. Rusya iade talebimizi reddetti. Troya Müzesi 2018 yılında açıldığında yurtdışına kaçırılan eserlerin fotoğrafları ve bilgileri ile ülkemize getirilmesi için bir kamuoyu oluşturmak amacıyla müzede yerlerini alacak.
  • 2001 yılında Taliban’ın Orta Afganistan’da 1500 yıl önce Bamiyan Vadisi’nde kayalara oyulmuş iki Buda heykelini havaya uçurması kültürel mirasa yönelik şiddetin çok tepki çeken örneklerinden biri olmuştu. Gandhara antik krallığı eseri olan iki dev Buda heykeli (küçüğü MS 507, büyüğü MS 554 yılında yapılmıştı), Taliban tarafından önce top ateşiyle, başarılı olamayınca dinamitle 2001 yılında yıkılmıştı. 2015 yılında heykeller Çinli bir çiftin Afgan hükumetine hediye ettiği projektörle hologram olarak yerlerine konulmaya başladı.
  • Mao döneminde (1945-1976) manastırların bir kısmının yerle bir edildiği bilinir. Bu, dinin halkı uyutmasını önlemek için alınan tedbirlerden biriydi.

 

 

Şiddet 71| Atletik Şiddet 1

MÖ 490 yılına ait kil bir çömlek üzerindeki resimde rakibinin gözünü oymaya çalışan bir pankreas dövüşçüsü ve bu hareket hata sayıldığından onu cezalandırmak üzere olan bir hakem görülüyor.  Eser, British Museum’da sergilenmektedir. Fotoğraf: Kan Sporu

MÖ 490 yılına ait kil bir çömlek üzerindeki resimde rakibinin gözünü oymaya çalışan bir pankreas dövüşçüsü ve bu hareket hata sayıldığından onu cezalandırmak üzere olan bir hakem görülüyor.
Eser, British Museum’da sergilenmektedir.
Fotoğraf: Kan Sporu

  • Antik dünyada güreş, boks, pankreas ve atlı araba yarışları atletik şiddetin örnekleridir.
  • Erken dönem Mezopotamya ve Mısır’da, Girit Adası’ndaki Minos uygarlığında (MÖ 3000-MÖ 1200) boks yapıldığı biliniyor.
  • MÖ 1300-1200 yıllarına tarihlenen Kıbrıs çömleklerinde boksörler betimlenmiştir. Miken Dönemi’nde (MÖ 2000-MÖ 1100) Yunan savaşçıların atlı araba yarışlarından ve bokstan zevk aldıkları bilinmektedir.
  • Antik Yunan’da atlı araba yarışlarında ölümler, yaralanmalar normaldi. Dini festivallerde ve cenazelerde Yunan atletik şiddeti kurumsallaştırılmıştı. Yunan boksunda müsabakanın zaman sınırlaması yoktu; taraflardan biri yenilene kadar sürerdi; rakibini öldüren boksör yasal koruma altındaydı ve Yunan boksu Olimpiyatlara MÖ 688 yılında dahil edilmişti.
  • MÖ 8. yüzyılda yaşadığı düşünülen Homeros, Yunan güreşi ve boksunun ilk anlatıcısıdır.
  • Seyircinin daha fazla şiddete olan arzusunu tatmin etmek için MÖ 7. yüzyılda ortaya çıkan; yumruk, tekme, boğma, eklem çıkartma, cinsel organlara darbenin serbest olduğu pankreas da bokstan 40 yıl sonra Olimpiyat oyunlarına dahil olmuştu. Pankreas hakemi hata yapanı kamçı ile durdururdu. Pankreasta ısırmak ve rakibin gözlerini çıkarmak dışında her türlü hücum serbestti.
  • Hipokrat (MÖ 460-MÖ 377), eserlerinden birinde kafa travması geçirerek ölen bir atletten bahseder.
  • Şiddet, Romalılara hem yoğun bir zevk veriyor hem de ideolojik bir amaç olarak hizmet ediyordu. İmparatorluk yayıldıkça, yeni kazanılmış bölgelerdeki toplumların da kendilerini birer Romalı kadar sert ve dayanıklı olduklarını ispat etmeleri beklenirdi.
  • Teke tek dövüşte uzman olmak Roma’da en büyük erdemdi.

 

Emperyalizm 1

  • Sömürgecilik ve yeni sömürgecilik çalışmalarında temel nokta, Gilles Deleuze ve Félix Guattari’ye göre, Batılı modern kapitalist sistemlerle dünyanın gerisi arasındaki eşitsiz ilişkidir. Bu ilişkinin aynı zamanda Batı’nın evrensellik ve modernlik kavramlarına dayanan kimliğini kurgulama yolu olduğu öne sürülür.
  • Post-kolonyalizm adı verilen bu sorunsal, emperyal kapitalizmin sömürü mekanizmasının ötesine geçip ötekileştirme denilen ilişki tarzına da ışık tutar.
  • Batı emperyal gücünü öncekilerden ayırt eden temel özellik, Batı’nın bilgi üretme mekanizmalarını iktidarının ayrılmaz parçası haline getirmiş olmasıdır.
The Plumb-pudding in Danger, James Gillray, 1805. British Museum, Londra. Fotoğraf: The Book of Art, Cilt 1.

The Plumb-pudding in Danger, James Gillray, 1805.
British Museum, Londra.
Fotoğraf: The Book of Art, Cilt 1.

  • 19. yüzyılın son çeyreğinde, Asya’dan Afrika’ya kadar uzanan devasa toprak alanının Avrupa’ya eklemlenmesi tamamlanmıştı. Afrika’nın sömürgeleştirilmesi yaklaşık 20 yıllık bir sürede tamamlanmış, 1870’te Afrika’nın %10’u sömürge iken, 1890’da kıta topraklarının %90’ı sömürge haline getirilmişti. 20. yüzyıla girildiğinde dünya sathında sömürgeleştirme süreci son kertesindeydi; fethedilecek toprak pek kalmamıştı.
  • Büyük Britanya o yıllarda dünyanın gördüğü en büyük imparatorluk ülkesine sahipti. 33.7 milyon kilometrekarelik bir toprak alanına ve dünya nüfusunun yaklaşık dörtte birine hükmediyordu. Krallık donanması kendisinden sonra gelen en büyük iki filonun toplam gücüne eşitti. Ancak Almanya, Japonya, ABD gibi yeni aktörlerin devreye girmesi ile üretim verimliliği konusunda giderek zayıflıyor ve dünya ekonomisindeki payı düşüyordu.
  • Birinci Dünya Savaşı dünya sathında Afrika, Amerika, Asya, Avustralya ve Avrupa’dan 100’den fazla devletin katıldığı ilk küresel savaş olmuştu. Askerler, ilk kez kendi bölgelerinin dışında hiç bilmedikleri yerlere savaşa gönderilmişlerdi. Kanadalı askerler Fransa’ya, Anzaklar Gelibolu’ya, Hintliler Ortadoğu ve Avrupa’ya, Çinliler İngilizlerin, Afrikalılar Fransızların savaştıkları cephelere sürülmüşlerdi.
  • ABD’nin Vietnam denemesi Yeni Sömürgecilik kapsamında düşünülmesi gereken bir teşebbüstür.
  • Putin’in başka ülkelerde yaşayan Ruslar konusunda hak ve sorumluluk iddiası var. Putin’in 1994 yılında dile getirmeye başladığına göre Rusya, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla anavatan dışında kalmış 25 milyon Rus’u kendi kaderine terk edemezdi. Etnik Rusların ve Rusça konuşanların sorumluluğunun üstlenilmesi, Rusya’nın 20 yıldır şekillenmekte olan eski Sovyet cumhuriyetleri bölgesindeki yeniden emperyalleşme politikalarının meşruiyet kaynaklarından biri haline geldi. Eski Sovyetler Birliği bölgesinin hemen hemen tamamı Rusya’nın müdahale edebileceği alan olarak tanımlanıyordu.

 

Bu harita İngiltere’nin hiçbir dönemde işgal etmediği ülkeleri göstermektedir. Söz konusu ülkelerin sayısı sadece 22’dir. Fotoğraf: AFL67@yahoogroups.com

Bu harita İngiltere’nin hiçbir dönemde işgal etmediği ülkeleri göstermektedir. Söz konusu ülkelerin sayısı sadece 22’dir.
Fotoğraf: AFL67@yahoogroups.com

Şiddet 55| Devlet Şiddeti 1

  • Otoritenin etik ve yasal olmayan faaliyetleri otorite suçları olarak adlandırılır.
  • Reel şiddet olasılığı iç ve dış siyasetin özünü oluşturur.
  • Düzen ya da gelişme adına baskı, sömürü ve zulüm; yıldırma, keyfi yönetim, bir halkı kimliğinden yoksun bırakma; bir halka baskı yoluyla kendisini sömürenlerin ölçülerini benimsetme, onu ikinci sınıf yurttaş konumuna itme, mübadele, çaresiz ve muhtaç bırakma devletlerin işlediği suçlar kapsamına girer.
  • Hakir görme, sürgün, aforoz, hukuk koruması dışına çıkartma, olağanüstü hal uygulaması kullanılan araçlardan bazılarıdır.
  • Sosyal sistemlerin aşırı zorbalığının, insan ruhunu felç etme ve kitlesel boyun eğme eğilimini ortaya çıkarttığı biliniyor.
  • Pek çok ülkede “resmi görüş”ün dışına çıkmak tehlike içerir. Yüksek sesle düşünmek, düşündüğünü çekinmeden söylemek, pek çok ülkede, her türlü mahkumiyetin başlangıç noktasıdır.
  • İstikrarın temini için korku ve endişenin gerekli olduğu düşünülebilir. Bu yüzden salgın, savaş ve teknolojinin gerekli olduğunu düşünen çevreler vardır.
  • Bütün devletlerin içinde bir düşman ilan etme kurumu vardır. Hatta düşman yoksa onu inşa etmek gerekir. Farklı olan, tehditkardır.
  • Herhangi bir işi yapabilmek için bireyler zamanlarının önemli bir bölümünü politikacılarla ilişki kurmaya harcamak zorundaysa ülkenin kaynakları yanlış kullanılıyor demektir.

 

Asurbanipal Aslan Avında. Asur’da aslan avı iktidardaki monarşinin halkı için mücadelesinin ve halkına karşı olan koruma güdüsünün simgeleşmiş halidir. Bu rölyefin, Asurbanipal’in (MÖ.668 – 631 ) Ninova’daki (Kuzey Irak) sarayı için yapıldığı düşünülüyor. Eser, British Museum’da sergilenmektedir. Fotoğraf: Edebiyat ve Sanat Akademisi

Asurbanipal Aslan Avında. Asur’da aslan avı iktidardaki monarşinin halkı için mücadelesinin ve halkına karşı olan koruma güdüsünün simgeleşmiş halidir. Bu rölyefin, Asurbanipal’in (MÖ.668 – 631 ) Ninova’daki (Kuzey Irak) sarayı için yapıldığı düşünülüyor. Eser, British Museum’da sergilenmektedir.
Fotoğraf: Edebiyat ve Sanat Akademisi

  • Asur (MÖ 3000-MÖ612/609) rölyeflerinde kurban edilen hayvanın ifadesinde acı vardır ama avcının/kralın ifadesi korkusuz ve soğukkanlıdır; onun kendi şiddetinden etkilenmediği vurgulanır. Rölyeflerde yer alan şiddet, şiddet eylemine maruz kalan kurbanı odak noktası yapar. Tüm rölyeflerde görülen bu kodlama izleyiciyi bir çeşit estetik şiddete katılmaya veya katlanmaya çağırır. Narsisizm ile saldırganlığın el ele yürüdüğü düşünülür. Av hayvanının hem de aslan gibi güçlü bir hayvanın hakkından gelinmesi, erkek kimliğinin bir narsistik göstergesidir. Asur sanatında gözlenen sert disiplin, dosta düşmana politik şiddetin varlığını yansıtmaktadır. Bedende iktidarın tüm denetimleri kendini göstermektedir. Betimlenen ölü ve yaralıların hiçbiri Asurlu değildir. Asur sanatı narsisizmin yüceltildiği bir propaganda sanatıdır. Hiçbir zaman yenilmeyen bir Asur imgesi yaratmak için başvurulan bu yöntem, Mezopotamya’da binlerce yıl hiç değişmeden sürmüştür.
  • Antik resmin kanonik prensiplerine göre, kralın ve önemli kişilerin daha büyük betimlenmesi de politik baskının ifade edilmesidir.
  • Kölelik sistemi insanın insana şiddetini hukuki hale getiren bir sistemdir.
Roma’da plebler, toprak kiralıyorlar. Borcunu ödeyemeyen pleb köle oluyor. Bir plebin iki yere borcu varsa ve ödeyememişse, yasada bedeni bölüşülebilir diye yazıyor. Ekonomik şiddetin kökleri çok çok eskiye dayanıyor. Fotoğraf: Çizgilerle Ekonomi, RIUS, Yordam Kitap, 2016, sayfa 19.

Roma’da plebler, toprak kiralıyorlar. Borcunu ödeyemeyen pleb köle oluyor. Bir plebin iki yere borcu varsa ve ödeyememişse, yasada bedeni bölüşülebilir diye yazıyor. Ekonomik şiddetin kökleri çok çok eskiye dayanıyor.
Fotoğraf: Çizgilerle Ekonomi, RIUS, Yordam Kitap, 2016, sayfa 19.

 

 

  • Kent devletlerinin en önemli özelliği ataerkil egemenlik ilkesine dayalı oluşudur. Ataerkil sistem sömürücüydü; ruhsal mekanizması ise korku, dehşet ve boyun eğmeden oluşuyordu ve bu özelliği itibariyle şiddetin ve kaba güç felsefelerinin başlangıç noktasını ifade etmekteydi.
  • Platon’un (MÖ 427-347) bireyi yok sayan, yaptırımcı, baskıcı devletine örnek olan Sparta, hastaları ve sakatları ölüme mahkum ediyordu.
  • Aristo (MÖ 384-322), iyi yasa kurucular adaletten çok dostluğun korunmasına dikkat etmelidir, der. Dostluk, toplumsal yaşamı hukuk düzeninden daha yetkin düzenler, özellikle de şiddeti en az düzeye indirir.
  • Otorite silah demektir, silah güç, güç baskı, baskı ise şiddet demektir. Savaş şiddetin çocuğudur, şiddet de kaba gücün.
  • Romalı devlet adamı Cicero (MÖ 106-43), barış istediğimizi göstermek için savaşalım, der.

 

Çağdaş Sanata Varış 312|Çağdaş Dönemde Sergileme 7

Baksı Müzesi onuncu yılında. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

Baksı Müzesi onuncu yılında.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

  • İstanbul önemli bir kültür sanat merkezi olma yolunda ilerliyor. Başka ülkelerde olduğu gibi burada da peş peşe müzeler açılıyor, etkinlikler düzenleniyor.
  • Paris’teki Louvre Müzesi ziyaretçi sayısı açısından ilk sırada. Hemen ardından British Museum geliyor. Kamu, özel şirket, şahıs, dernek, vakıf ve benzeri kuruluşlar dahil dünyada en çok müzeye sahip olan ülke 17.500 müze ile ABD. ABD’yi Almanya 6715, İngiltere 1850, İspanya 1343, Fransa 1173, İsviçre 948, Hollanda 775, Romanya 748, Polonya 690, Macaristan 661 adet müze ile takip ediyor. Türkiye’deki müze sayısı ise 334. (www.egmus.eu ve www.aam-us.org)
  • Son yıllarda İstanbul’da özel girişimlerle pek çok müze kuruldu. S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul Modern, Pera Müzesi, Elgiz Müzesi, Borusan ofis müzesi gibi. Öte yandan Bayburt’un Bayraktar Köyü’nde Hüsamettin Koçan’ın Baksı Müzesi gibi merkezden uzakta kurulan ve 2014 Avrupa Yılın Müzesi ödülünü kazanan müzelerimiz de oldu.
  • 2015 İstanbul Bienali’nde gerçek mekanların yanı sıra sanal mekanlar da adres gösterildi. Küratör Christov-Bakargiev’e göre, bazı mekanların hayali olmasının sebebi bazı şeylere erişim olmadığını hatırlatmaktı. Küratör, her şeye erişilebileceği savının dijital çağın bir yalanı olduğunu; her şeye ulaşmanın mümkün olmadığını, bunu ziyaretçilerin de hissetmesini istediğini belirtmişti.
  • Çağdaş Dönem’de bazı sergiler 24 saat açık olarak gerçekleştirildi. Hüsamettin Koçan’ın 2002 yılında Bilgi Üniversitesi Sıraselviler Kampüsü’nde gerçekleştirdiği sergi böyle bir sergiydi.
  • Belirli konulara, sorunlara odaklanan, güncel toplumsal dönüşümü kavramaya yönelik konsept sergiler ilgi çekiyor. Sanatın güncel hali, sosyolojik bir araştırmaya dönüşebiliyor.
  • Sergilemelerde yaşanan bir başka eğilim ise farklı pratiklerin birbirlerinden beslenmesinden ve zenginleşmesinden yararlanmak için farklı sanat dallarından kişilerin ortak performansı oldu. Flüt sanatçısı Şefika Kutluer, Vivaldi’nin altı konçertosunu ardı ardına sahnede çalarken, konser süresince ressam Ertuğrul Ateş, müzikten aldığı esinle, sahnede konserle birlikte başlayıp konser bitiminde tamamladığı bir resim yaptı. Proje İstanbul ve Ankara’da uygulandı.
  • Birbirlerinin sanatından etkilenerek yeni üretimler yapan, türler arası buluşmalara bir başka örnek ise Lübnan asıllı şair Adonis ile ressam Habib Aydoğdu’nun bir sergi projesi için bir araya gelmesi oldu. Adonis, Aydoğdu’nun resimlerinden etkilenerek şiirler yazdı; Aydoğdu, Adonis’in şiirlerine ressam gözüyle baktı, atölye çalışmalarından sonra resimlerin yanında şiirlerin yer aldığı ortak çalışma 2016’da sergilendi.
  • Sergileme mekanlarında da çok çarpıcı seçimler yapılıyor. Gucci, 2017 ilkbahar-yaz koleksiyonunun ilk gösterimini Londra’da 13. yüzyıl yapısı Gotik Westminster Abbey’de yaptı. Kraliyet nikah törenlerinin yapıldığı kutsal bir mekanın bir defile için kullanılması tepki çekti ama gerçekleşti.
  • Mabetlerin, anıtların ve müzelerin etrafı lokantalar, kafeler ve hediyelik eşya satan dükkanlar ile kuşatılmıştır. Yemek yemenin, alışveriş yapmanın ve turistik gezinin aynı düzlemde yer alması, müze ve mabetlerin Disney’leştirilmesi olarak eleştirilmektedir.
  • İngiliz görsel sanatçılar Jake ve Dinos Chapman’a göre sanat yapıtı izleyici ile var olur ama çocukları müzeye götürmek tam bir saçmalıktır. Onlara göre çocukların Çağdaş Sanat ile karşılaşmaları için henüz çok erken.
  • Müzecilik günümüzde toplama, belgeleme, koruma ve sergileme işlevini aşarak ziyaretçi eğitimi, toplumsal iletişim ve sürdürülebilirlik odaklı hale geldi. Çağımızın başarılı müzeleri araştırma merkezleri, atölyeleri, görsel-işitsel anlatımları, dokunmatik ekranları, geçici sergileri, eğitim programları, kursları ile seçkinci olmayan, eser ile insan arasında interaktif bir bağ sunan, engelli erişimi, kafeleri lokantaları olan, pazarlama ve tanıtım olanakları bulunan, konserlerin, sohbetlerin yapıldığı kültür merkezleri olarak “yaşayan müze” kavramını hayata geçirdiler.
  • 2017 yılındaki 15. istanbul Bienali kapsamında sergilenen Gözde İlkin’in kültürel kodları ve kolektif hafızayı cisimleştiren kumaş ve örtü eserleri çağdaş sergilemeye de örnek oluşturuyor. Kumaş eserlerin bitimleri sergiye çıkacakmış gibi değil de evde muhafaza edilecekmiş gibi bırakılarak daha gerçekçi kılınmış.
Sergilemenin bir yöntemi de kaldırımları tuval olarak kullanmak. Eserin kalıcı olması gerekmediği fikrine belki de en iyi hizmet eden yöntem bu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Trafalgar Meydanı, Londra, 2017.

Sergilemenin bir yöntemi de kaldırımları tuval olarak kullanmak. Eserin kalıcı olması gerekmediği fikrine belki de en iyi hizmet eden yöntem bu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Trafalgar Meydanı, Londra, 2017.