Etiket arşivi: British Museum

Şiddet 30 | Roma’da Kadına Yönelik Şiddet 3

  • İmparator Augustus (MÖ 27 – MS 14) çıkarttığı Lex Julia adlı yasa ile belli bir yaşa kadar evlenmeyen kadınların cezalandırılması; başka erkeklerle ilişki kuran kadınların kocaları veya babaları tarafından öldürülmeleri; sadakatsiz eşinden boşanmayan kocaya ağır cezalar verilmesi; evli erkeklerin eşlerinden başka sadece fahişelerle cinsel ilişkide bulunabileceği; kadınların da sadakatsiz eşlerini boşayabileceğini hükme bağlamış, ancak onlara bir zorunluluk getirilmemişti. Lex Julia ile zina, genel suçlar kapsamına alınmıştı. Senatörlerle onların çocuklarına ve torunlarına azatlılardan çocuk sahibi olmak yasaklandı. Namuslu Roma kadını, ancak yasal eş olabilirdi. Orta sınıf hem evlenmeye hem odalık olmaya elverişliydi. Fahişeler, arabulucular, kadın tellalları, azat edilmiş kız ve kadınlar, oyuncular, dansözler odalık olabilir, yasal eş olamazdı. Doğuran kadına bir tür nişan veriliyordu. Kocası ölen bir kadın, bir yıl; kocasından boşanan kadın, altı ay sonra tekrar evlenmek zorundaydı. Oysa Roma hukukunun ruhu, böyle bir konuyu, zina denli günah ve ayıp sayardı.
  • Augustus dönemine kadar erkek, karısının drahomasını ne isterse yapabilirdi. Yeni yasa ile drahomayı satmak ve başkasına devretmek yasaklandı. Yasa, Romalı kadınlara ipek giysiler giyme ve mücevher takmayı hemen hemen yasak etmişti. Yasayı protesto etmek isteyen bazı asil genç kadınlar, isimlerini fahişe listelerine yazdırmış; Roma’da, devlet denetiminde hizmet veren 35 umumhane açılmıştı. Augustus’un yerine geçen üvey oğlu Tiberius (MS 14-37), yeni bir yasa ile asil ve orta sınıftan tanınmış ailelerin kadınlarına, kendilerini fahişe listelerine kaydettirmelerini yasaklamıştı.
  • İmparatorluğun 1. yüzyılında yaşamış en etkili kadınlardan biri olan Yaşlı Agrippina (MÖ 15-MS 33), kocası Germanicus’un yaptığı savaşlarda ona eşlik etmiş; ordu birliklerinin bazılarının komutasını üzerine almış; birliklerin savaş alanından kaçışını önlemiş; bir kaleyi kocası Germanicus dönünceye kadar elinde tutmuştu.
İmparator Neron’un annesi sayesinde imparator olduğu kanısı yaygındı. Bu kanıyı izleyen, yaklaşık MS 54–59 yıllarına tarihlenen heykelde Agrippina oğluna tacını giydirirken görülüyor. Oğlu tahta geçtikten sonra da devlet işlerine müdahalesi, oğlu ile yüz yüze betimlendiği dönemin sikkelerinde de barizdir. Fotoğraflar: wikipedia ve Ancient History et cetera

İmparator Neron’un annesi sayesinde imparator olduğu kanısı yaygındı. Bu kanıyı izleyen, yaklaşık MS 54–59 yıllarına tarihlenen heykelde Agrippina oğluna tacını giydirirken görülüyor. Oğlu tahta geçtikten sonra da devlet işlerine müdahalesi, oğlu ile yüz yüze betimlendiği dönemin sikkelerinde de barizdir.
Fotoğraflar: wikipedia ve Ancient History et cetera

  • Oğlu Neron tahta geçince dönemin sikkelerine Agrippina ile oğlunun birbirine dönük profilleri basılmıştı. Roma hukukunda yeri olmayan bir hükumet modeli olarak ortak yönetim sergilediler. Neron için annesi, Optima Mater (annelerin en iyisi) idi. Otobiyografisini de yazmış olan Agrippina, oğlunun onu ilk öldürme teşebbüsünü atlattı ama ikincisini atlatamadı.
  • Jul Sezar’ın torununun torunu, İmparator Claudius’un eşi Genç Agrippina (MS 15-59), saray erkanını ve dilek sahiplerini dinleme yetkisini almıştı.
Romalı bir kadın, doktor, tüccar, hukukçu, gladyatör olabiliyordu ama politikacı olamıyordu. Bu alan kadınlara tümüyle yasaklanmıştı. Her iki Agrippina da sınırları epey zorlamışlardı ama dört yüzyıl daha sürecek imparatorlukta güçlü kadınların hiçbiri, siyasal haklar için isyan edemedi. Halikarnas (Bodrum) çıkışlı olduğu sanılan mermer rölyefte iki kadın gladyatör, Amazon ve Achillia görülüyor. Bu parça, British Museum’da sergileniyor. Aslında Colosseum’da dövüşen kadınların çoğunluğu, orada bir savaşçı olarak değil, bir kurban olarak bulunuyordu. Orada kadınların tecavüze uğradığı da oluyordu. Belgelerde anlatılanlara göre, arenadaki gladyatör yarışmaları bittikten sonra, sütunların arasında fuhuş yapılıyordu. Fotoğraf: The History Blog

Romalı bir kadın, doktor, tüccar, hukukçu, gladyatör olabiliyordu ama politikacı olamıyordu. Bu alan kadınlara tümüyle yasaklanmıştı. Her iki Agrippina da sınırları epey zorlamışlardı ama dört yüzyıl daha sürecek imparatorlukta güçlü kadınların hiçbiri, siyasal haklar için isyan edemedi.
Halikarnas (Bodrum) çıkışlı olduğu sanılan mermer rölyefte iki kadın gladyatör, Amazon ve Achillia görülüyor. Bu parça, British Museum’da sergileniyor.
Aslında Colosseum’da dövüşen kadınların çoğunluğu, orada bir savaşçı olarak değil, bir kurban olarak bulunuyordu. Orada kadınların tecavüze uğradığı da oluyordu.
Belgelerde anlatılanlara göre, arenadaki gladyatör yarışmaları bittikten sonra, sütunların arasında fuhuş yapılıyordu.
Fotoğraf: The History Blog

 

Libya 41 Cyrene 3 Müze

Ören yerinin yakınında zengin bir müze vardı. Müzede lahitler, heykeller, mozaik tablolar gördük.

Ören yerinden çıktıktan sonra Cyrene yakınındaki müzeye gittik. Tahtında Oturan Zeus heykelinin parmakları da oradaydı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ören yerinden çıktıktan sonra Cyrene yakınındaki müzeye gittik. Tahtında Oturan Zeus heykelinin parmakları da oradaydı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sfenksli iyonik başlıklı sütun. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sfenksli iyonik başlıklı sütun.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Satyr ve Nymph. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Satyr ve Nymph.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aslı British Museum’da olan Cyrene ve Aslan. Burada sadece fotoğrafı var. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aslı British Museum’da olan Cyrene ve Aslan. Burada sadece fotoğrafı var.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Baküs heykeli. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Baküs heykeli.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Müzede gördüğümüz yüzü olmayan eserler, ölen kişinin yüzünü sonradan işlemek üzere hazırlanıp bekletiliyormuş. MÖ 5. yüzyıldan günümüze ulaştıkları düşünülüyor. Cyrenaica’da böyle bir gelenek varmış. (Funerary Statues). Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Müzede gördüğümüz yüzü olmayan eserler, ölen kişinin yüzünü sonradan işlemek üzere hazırlanıp bekletiliyormuş. MÖ 5. yüzyıldan günümüze ulaştıkları düşünülüyor. Cyrenaica’da böyle bir gelenek varmış.
(Funerary Statues).
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yağmurlu bir günde gezdiğimiz, Ras el-Hilal adlı körfezdeki L’Atrun’da, Doğu ve Batı Kilisesi adı verilen iki Bizans bazilikasının 6. yüzyıldan kalma kalıntılarını gezdik. Restorasyonu ABD’li ve Fransız ekipler yapmış.  Yukarıdaki fotoğrafta, Doğu Kilisesi’nin, beyaz mermer sütunlu, Korint başlıklı apsisine bakıyoruz. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yağmurlu bir günde gezdiğimiz, Ras el-Hilal adlı körfezdeki L’Atrun’da, Doğu ve Batı Kilisesi adı verilen iki Bizans bazilikasının 6. yüzyıldan kalma kalıntılarını gezdik. Restorasyonu ABD’li ve Fransız ekipler yapmış. Yukarıdaki fotoğrafta, Doğu Kilisesi’nin, beyaz mermer sütunlu, Korint başlıklı apsisine bakıyoruz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 39 Cyrene 1

  • UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki kenti, MÖ 7. yüzyılda Santorini Adası’ndan gelen Yunanlar’ın kurduğuna inanılır.
  • MÖ 331’de Büyük İskender, daha sonra Ptolemy Hanedanı, MÖ 96’da ise Roma’nın eline geçen kent, Roma’nın önemli kentlerinden biri, bölgenin başkenti oldu ve Yunan özelliklerini korumaya devam etti.
  • MS 115’te yaşanan Yahudi ayaklanmasında kent yağmalandı, şehir harap oldu.
  • Roma İmparatoru Hadrianus (76-138) şehri neredeyse yeniden inşa etti. Hadrianus, kentin ikinci kurucusu sayılır. Artık kent mimarisine Roma özellikleri hakimdi.
  • 262 ve 365 yıllarında yaşanan iki depremde şehir yerle bir oldu, başkent Tulmeyse’ye taşındı. Sonra Cyrene yavaş yavaş tarihten silindi.
  • Cyrene’nin yeniden keşfedilmesi 1705’te Fransızlar sayesinde oldu. İlk kazılar yıllar sonra İtalyan ordusu tarafından yapıldı.
  • Cyrene, felsefe okulunun kurucusu, Sokrates’in öğrencisi Aristippos’a (MÖ 435-386); aritmetik, geometri, astronomi bilgini Theodorus’a; matematik, coğrafya, astronomi bilgini Eratosthenes’e (MÖ 276-194) ev sahipliği yapmış bir kentti. Eratosthenes, dünyanın çevresini hesapladığı bilinen ilk insandır, İskenderiye’de ölmüştür. 5. yüzyılda yaşamış olduğu düşünülen, kendi adı ile anılan spirali hesap eden bilgin Theodorus için, Platon’un onunla birlikte çalışmak için Cyrene’ye geldiği rivayet edilir. Bilgin hakkındaki tek ilk elden bilgi Platon’un üç yerinde ondan bahsettiği Diyaloglar’dır.
Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler. Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor. Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler.
Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor.
Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu. Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi. Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı. Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş. Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu.
Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi.
Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı.
Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş.
Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kentteki en eski tapınaklardan biri Apollon Tapınağı. Apollon, ışık ve güneş tanrısıdır. Leto ile Zeus’un oğludur. Elinde güneş ışınlarını tutar. Yunan mitolojisindeki güneş tanrısı Helios ile bir tutulur. Apollon, Cyrene’nin koruyucu tanrısıdır. İki yanı altışar, diğer iki kenarı on birer sütunlu tapınak, MÖ 364 yılındaki depremde yıkılmış, yeniden yapılmış. MS 115 yılındaki Yahudi ayaklanmasında tekrar zarar görmüş. 2. yüzyılda Romalılar tarafından yapılan tapınak eskilerinin temeli üzerine kurulmuş. Yıkılan birinci ve ikinci tapınağın izleri barizdi. 1861’de tapınakta bulunan Lir Çalan Apollo heykeli British Museum’da sergileniyor. Tapınağın yanındaki anıtsal çeşme de görülmeye değer.
120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri. Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri.
Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki  kopyası. Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki kopyası.
Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

 

 

Okuma Alışkanlığı

  • İskenderiye Kütüphanesi’nde (MÖ 3. yüzyıl) 700.000 parşömen tomarı olduğu söylenir.
  • Fransa Kralı I. François (1494-1547) birikimli bir soyluydu. Avcı ve sporcu olmasının yanı sıra şair, estet, bibliyofil ve koleksiyonerdi. Sarayın kütüphanesine alınan kitapları önce o okurdu. Kütüphanesini bibliyofillerin kullanımına açması da bir öncülüktü. Leonardo da Vinci’yi Fransa’ya getirten de odur.
  • Emily Dickinson: “Goncalar ve kitaplar, hüznün tesellileri…”
  • Karl Marx (1818-1883) Londra’da sürgünde yaşarken her gün British Museum’un okuma odasına gider, akşam yediye kadar çalışırdı.
  • Çocuklar için Birkenau temerküz kampının 8 kitaplık gizli bir kütüphanesi vardı.
  • Jorge Luis Borges’in kitap raflarında 5.000 cilt kitap olduğu biliniyor.
  • Susan Sontag, Borges’e yazdığı mektupta “Kimileri kitap okumayı sadece bir kaçış olarak görür: Gerçek dünyadan hayali bir dünyaya, kitapların dünyasına bir kaçış. Oysa kitaplar çok daha fazlasıdır. Onlar, tamamıyla insan olmamızın bir yoludur” diyordu. Sontag’ın New York’taki dairesinde “özlemler arşivim” diye adlandırdığı sekiz bin kitaplık bir kütüphanesi vardı.
Eligée I, Jacques Lebescond, bronz, Contemporary İstanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Eligée I, Jacques Lebescond, bronz, Contemporary İstanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Okumayı üç yaşında öğrenen Susan Sontag günde bir kitap okuduğunu yazmış. “Okumak benim eğlencem, kafa dağıtma yolum, beni her şeyden uzaklaştıran küçük bir uzay gemisi gibidir.”

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Kitap İçin…140, Selçuk Altun, Cumhuriyet Kitap, 4 Aralık, 2014.
  • Okumalar Okuması, Alberto Manguel, YKY, 2013.
  • Bilincin Kapısını Aralamak, Susan Sontag, Sel Yayıncılık, 2014.

 

Bizans İmparatorluğu 68 | Bizans’ta Mücevher 1

Altın, ametist, garnetten yapılma vücut kemeri. Geç 4. Yüzyıl. British Museum, Londra. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Altın, ametist, garnetten yapılma vücut kemeri. Geç 4. Yüzyıl.
British Museum, Londra.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Aristo’nun Ethica adlı eseri Bizanslılar için neredeyse kutsal bir kitaptı. Aristo ihtişamı, hem bir onur kaynağı, hem de bir nevi yurtseverlik ifadesi olarak ele almıştı. Bizans için lüks, sosyolojik olarak ekonomiden çok öte bir anlam ifade etti. Aristoculuğa yakışır biçimde ihtişam, cömertlik ve şeref Bizans’ta iç içe geçmiş durumdaydı.
  • Genellikle önceki hanedanlardan çok daha sönük kaldığı kabul edilen Paleologoslar döneminde bile hala ne kadar lüks içinde yaşandığını, Lincoln College Typikon olarak bilinen ayin kitabının içerdiği bir dizi aristokrat portresinden biliyoruz.
  • 10.yüzyıldan başlayarak Bizans ve Arap sarayları arasında bir tür zarafet yarışı yaşandığı biliniyor.
  • Bizans şaşaalı olmayı sevdiği kadar, bunu sergilemeyi de severdi. İmparator VI. Leon, İslam elçileri Konstantinopolis’e geldiklerinde; 1162’de Manuel I. Komnenos Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’a imparatorluk hazinesini sergilemişti. Bu tür gösteriler, iç kamuoyu kadar yabancı kamuoyunun da tüketimi içindi. Armağanı ile fark yaratarak öne çıkabilen kişi şan kazanırdı.
  • Şaşaalı saray hayatı ve imparatorların hediye dağıtma geleneğiyle ortaya çıkan mal talebi sayesinde Mese’nin (bugünkü Divan Yolu) iki yanındaki revaklar boyunca uzanan atölyeler ün kazandı. Justinyen dönemindeki (527-565) kilise inşa programı da bezemeli kilise eşyası ve ayin kapları pazarının gelişmesine yardım etti. 7. ve 8. yüzyıllarda Avar, Slav, Sasani ve Arap saldırıları ile ekonominin gerilemesi lüks mallar pazarının da küçülmesini getirdi.
  • Şaşaa yalnızca saraya özgü bir ayrıcalık değildi. Varlıklı hanelerin yarattığı zengin maddi kültür daha az zenginlerce taklit edilerek yaygınlaştı.
  • Hıristiyanlık gösterişli yaşam biçimini lanetlemesine rağmen Bizans’ta değerli takılar seçkin kadınların kıyafetinin önemli bir parçası olmaya devam etti. Hıristiyan yazarlar işlevinden ötürü yalnızca mühür yüzüklere ılımlı yaklaşıyordu. Zaman zaman Patrikler kıymetli eşya kullanımını yasakladılar.
  • Mücevher, özellikle yüzükler statüyü gösterirdi.
12. yüzyıl sonu, 13. yüzyıl başına tarihlenen bu altın yüzük, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin yeni binasının yapımı sırasında bulunmuştur. Üzerindeki yazıda, “Konstantin İrene ’ye yüzükle evlenme teklif etti” yazmaktadır. Yüzüğün yan kısmındaki süslemelerin önceleri mineli olduğu düşünülmektedir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

12. yüzyıl sonu, 13. yüzyıl başına tarihlenen bu altın yüzük, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin yeni binasının yapımı sırasında bulunmuştur. Üzerindeki yazıda, “Konstantin İrene ’ye yüzükle evlenme teklif etti” yazmaktadır. Yüzüğün yan kısmındaki süslemelerin önceleri mineli olduğu düşünülmektedir.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Bizanslı gelinlere takılması gelenek olan stephanos (Osmanlıda adı istefan olmuştur) denilen tacın kökeninin Antik Yunan kültürüne dayandığı düşünülür.
4. yüzyıl sonuna tarihlenen altıgen kafes işi pandantif de Kumluca Definesi parçaları gibi Washington DC’de Dumbarton Oaks’ta. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a, Sabancı Üniversitesi, 2010.

4. yüzyıl sonuna tarihlenen altıgen kafes işi pandantif de Kumluca Definesi parçaları gibi Washington DC’de Dumbarton Oaks’ta.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a, Sabancı Üniversitesi, 2010.