Etiket arşivi: Bizans’ta Mimari

Bizans İmparatorluğu 57 | Bizans’ta Mimari 7 Post Bizans, Neo Bizans, Bizans Bahçesi

Günümüz Fatih semtindeki Ayios Potiras Kilisesi hakkında yapılmış ilk kayıt 1583 tarihlidir. Dolayısıyla buranın bir Post Bizans yapısı olduğunu düşünebiliriz. Üç nefli bir bazilika olan yapının üzeri kırma çatı ile örtülüdür. Binanın kuzeyinde paraklesion’u vardır. Kaba taş ve tuğla karışımı ile inşa edilmiş olup sadece köşelerde düzgün kesme taş kullanılmıştır. Nefleri ayıran sütunlar diğer çağdaşı kiliselerdeki gibi mermer taklididir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Günümüz Fatih semtindeki Ayios Potiras Kilisesi hakkında yapılmış ilk kayıt 1583 tarihlidir. Dolayısıyla buranın bir Post Bizans yapısı olduğunu düşünebiliriz.
Üç nefli bir bazilika olan yapının üzeri kırma çatı ile örtülüdür. Binanın kuzeyinde paraklesion’u vardır. Kaba taş ve tuğla karışımı ile inşa edilmiş olup sadece köşelerde düzgün kesme taş kullanılmıştır. Nefleri ayıran sütunlar diğer çağdaşı kiliselerdeki gibi mermer taklididir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Osmanlı döneminde Rumlar, 1839 yılına kadar yeni bina inşa ettiklerinde kubbe yapamadılar, mermer sütun kullanamadılar, görkemli bina inşa edemediler. Dolayısıyla bazilikal plana geri döndüler, ahşap çatı ve sütunlar kullandılar, ahşap sütunların üzerini alçı ile sıvayarak, mermer gibi boyadılar. Bu döneme Post Bizans dönemi adı verildi. 1839’da haklar eşitlenince kubbeli, mermer sütunlu, ama üslupsuz binalar yaptılar. Bu yapılar Bizans, Osmanlı, Gotik, Barok etkili oldu. Bu yoruma Neo Bizans dendi. Taksim’deki Aya Triada Ortodoks Rum Kilisesi bu dönemin eseridir.
1881 yılında Bizantino-Morik denen stilde yapılmış olan Fener Rum Lisesi’nin tasarımı Mimar Dimadis’e aittir. Bina, İstanbul Rumları’nın ve Aynaroz rahiplerinin bağışlarıyla yapılmıştır.

1881 yılında Bizantino-Morik denen stilde yapılmış olan Fener Rum Lisesi’nin tasarımı Mimar Dimadis’e aittir.
Bina, İstanbul Rumları’nın ve Aynaroz rahiplerinin bağışlarıyla yapılmıştır.

Bizans bahçesini tahayyül ediyoruz. Giysiler gibi, bahçeyi de fresklerden, mozaiklerden biliyoruz. Khora’daki Meryem’in annesi Anna’ya Müjde sahnesinde Bizans bahçesini görüyoruz.

Bizans bahçesini tahayyül ediyoruz. Giysiler gibi, bahçeyi de fresklerden, mozaiklerden biliyoruz. Khora’daki Meryem’in annesi Anna’ya Müjde sahnesinde Bizans bahçesini görüyoruz.

  • Bizans’ta bahçe sanatının İlkçağ Yunan ve Roma sanatı kadar, Asya kültürlerinden ve daha çok Timur dönemi Türkistan ve İran bahçelerinden de etkilenmiş olduğu öne sürülürken, Bizans kır saraylarının geniş av parkları içinde kurulması buna kanıt olarak gösteriliyor.
  • Bizans bahçe sanatının da sanatın diğer dışavurum biçimleriyle aynı politik sonuçlardan etkilendiği düşünülüyor.
  • 3.-6. yüzyıla uzanan dönemde Bizans’ın önce Roma’dan çok etkilendiği, daha sonra ise bir Doğu Hıristiyan sanatının doğduğu öne sürülüyor. Bizans sanatı, 2. ve 3. yüzyıl Roma sanatının tekdüzeliği ile taban tabana zıt bir zenginlik, bir değişkenlik, bir karmaşıklık getirir. 10.-12. yüzyıllar arası Bizans sanatının ikinci altın çağı olarak nitelendirilir. Bu dönem, imparatorluğun Akdeniz’deki ticaret egemenliğinin sanat uğraşlarına yeni bir atılım sağladığı dönemdir.
  • Bu politik çalkantıların doğurduğu etkilenmeler sonucunda Roma İmparatorluğu’na karşı Doğu ağır basacak, bu da özellikle mozaik sanatında kendini hemen hissettirecektir.
  • Bizans bahçelerine gelince, elimizde bilgi kaynağı olarak yalnızca yazınsal betimlemeler var. Kaynaklara göre bu bahçelerde çevresi heykellerle çevrili havuzlar, tepelerine renkli renkli taştan ve mermerden sütunlar dikili kuyular, su gücünün kullanıldığı düzenlemelerle hareketlendirilen dekoratif yontular vardır.
  • Bir imparatorluk sanatı olarak bahçe, hükümdarın gücünü vurgulamalı, sahibi hükümdarın gücüne tanıklık etmeliydi. Burada, yapay olan, her zaman doğalın önüne geçiyordu.
  • Bizans döneminde bahçeler genellikle saraya yakın yerlerde, yani Suriçi’nde bulunuyordu. Güvenlik ve ulaşım zorluğu sebebiyle Boğaz sırtları birkaç manastır bahçesi dışında boştu.
  • Suriçi’nden sonra Konstantinopolis’teki en önemli Bizans saray bahçesinin, Osmanlı döneminde de önemli bahçelerden biri olmayı sürdüren Fener Bahçesi olduğu söyleniyor. Bizans Hanedanı yaz aylarını genellikle bu bahçede geçirirdi. İmparator Justinyen’in karısı Theodora için bir saray, üç hamam ve bir kilise yaptırdığı bu bahçe ile saray arasındaki ulaşımın süslü kayıklarla sağlandığı öne sürülüyor.
  • Roma bahçesi, doğaya müdahale eden, çok kontrollü, geometrik bir bahçe idi. Bizans bahçesinin de bu geleneği sürdürdüğü düşünülüyor. Los Angeles’taki Paul Getty Müzesi’nde bir canlandırması yapılmıştır.
  • Manastır bahçeleri ise şarap yapımı için ekilmiş bağları ve şifa veren bitkileriyle bilinirdi.
  • Genellikle haç şeklinde düzenlenmiş manastır bahçeleri, Bizans ahalisi tarafından okuma, dinlenme, düşünme ve dinsel arınma amaçlı kullanılıyordu. Günümüzde Aya Yorgi Manastırı bahçesini görmek mümkündür.
  • Surların kenarında yer alan, Bizans döneminden beri ekildiği söylenen Yedikule bahçeleri, yakın dönemde kentsel dönüşüm nedeniyle kaldırılınca yapılan tartışmalar basında yer almıştı.
  • Bizans bahçesinde asma, incir, zeytin gibi iklimle uyumlu bitkilerin dikili olduğu da kabul gören bir görüş.

 

Bizans İmparatorluğu 56 | Bizans’ta Mimari 6 Geç Dönem

Geç Bizans Dönemi ise Latin işgalinin bittiği1261 yılı ile 1453’e kadar olan döneme verilen addır. Paleologos’lar devridir.

  • Dikey elemanlar, kolon gibi, bol kullanılmaya başlıyor. Binalar yükseliyor. Orta dönem kiliselerinin tek kubbesi varken bu dönemde genellikle 5 kubbe yapılıyor. Merkezde bir büyük, kenarlarda 4 küçük kubbe. Konstantinopolis’te kiliselerin genel görünümleri aynı kalırken diğer yörelerde dış yüzeyler zenginleşiyor; tuğla her zamankinden daha çok kullanılıyor ve katronpiyer, kör arklar ve diğer dekoratif elemanlara çok rastlanıyor.
  • Paleologoslar daha önce yapılmış binaları da süslemişlerdir.
  • 15. yüzyılda maddi sıkıntı ve Osmanlılar’ın sıkıştırması sonucu pek sanatsal etkinlik olmamıştır.
  • Ana kilisesi Orta Bizans döneminden kalmış olan Khora Manastırı’nın (Kariye) mihraba desteği uçan payanda ile yapılmıştır (Aya Sofya’da da payanda vardır, ama Khora’nınki uçan payandadır).
Pammakaristos Manastırı 13. yüzyıl sonunda inşa edilmiştir. Bizans’ın ileri gelenlerinden Mihail Glabas Tarkaniotes tarafından inşa ettirilmiştir.

Pammakaristos Manastırı 13. yüzyıl sonunda inşa edilmiştir. Bizans’ın ileri gelenlerinden Mihail Glabas Tarkaniotes tarafından inşa ettirilmiştir.

Pammakaristos Manastırı’nın  Mihail Glabas Tarkaniotes ailesinin mezar şapeli olması ihtimalinden de bahsedilir. Fetihten sonra Patrikhane kilisesi önce Büyük Konstantin döneminde yapılan Havvariyun Kilisesi’ne taşınmış, Fatih Sultan Mehmet buraya cami ve külliye inşa etmek isteyince Pammakaristos Manastırı’na taşınmış,  1601 yılına Fener’deki Hagios Manastırı’na geçinceye kadar da burada kalmıştı. 1601 yılında yapılan fetihlerin hatırasına camiye dönüştürülmüş, adı da Fethiye Camii olmuştur. Bina camiye dönüştürülürken kilisenin apsis kısmı yıkılarak yerine bir mihrap yapılmıştır. 1955 yılında Amerikan Bizans Enstitüsü binayı restore etmiş, içindeki mozaik ve freskler temizlenmiş, sonradan yapılan kemer sökülüp yerine eski haline uygun sütunlar yapılmıştır. Taş ve tuğladan örülü dış duvarlarında yazılar vardır. Buradaki bazı ikonaların şimdiki Patrikhane’ye taşındığı söyleniyor. Uzun süre buradaki vaftiz sahnesinin şehirde tek olduğu düşünüldü. Galata’daki Arap Camii’nde mihrabın üstündeki sıvalar dökülünce bir vaftiz sahnesi daha ortaya çıktı. Vaftize ait bir fresk de Azize Öfemya Martiryomu’nda vardır. Yeri, Fatih ilçesinin Çarşamba semtindedir. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Pammakaristos Manastırı’nın Mihail Glabas Tarkaniotes ailesinin mezar şapeli olması ihtimalinden de bahsedilir.
Fetihten sonra Patrikhane kilisesi önce Büyük Konstantin döneminde yapılan Havvariyun Kilisesi’ne taşınmış, Fatih Sultan Mehmet buraya cami ve külliye inşa etmek isteyince Pammakaristos Manastırı’na taşınmış, 1601 yılına Fener’deki Hagios Manastırı’na geçinceye kadar da burada kalmıştı. 1601 yılında yapılan fetihlerin hatırasına camiye dönüştürülmüş, adı da Fethiye Camii olmuştur. Bina camiye dönüştürülürken kilisenin apsis kısmı yıkılarak yerine bir mihrap yapılmıştır.
1955 yılında Amerikan Bizans Enstitüsü binayı restore etmiş, içindeki mozaik ve freskler temizlenmiş, sonradan yapılan kemer sökülüp yerine eski haline uygun sütunlar yapılmıştır. Taş ve tuğladan örülü dış duvarlarında yazılar vardır.
Buradaki bazı ikonaların şimdiki Patrikhane’ye taşındığı söyleniyor. Uzun süre buradaki vaftiz sahnesinin şehirde tek olduğu düşünüldü. Galata’daki Arap Camii’nde mihrabın üstündeki sıvalar dökülünce bir vaftiz sahnesi daha ortaya çıktı. Vaftize ait bir fresk de Azize Öfemya Martiryomu’nda vardır.
Yeri, Fatih ilçesinin Çarşamba semtindedir.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Antalya Müzesi’nde sergilenmekte olan iki kuş desenli sütun başlığı. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Antalya Müzesi’nde sergilenmekte olan iki kuş desenli sütun başlığı.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Bizans İmparatorluğu 53 | Bizans’ta Mimari 3

Bizans su mimarisi örnekleri İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde görülebiliyor. Beyazıt’ta bulunmuş, 4. yüzyıla ait yazıtlı ve tıpalı mermer su boruları ve yol ağzı su dağıtım elemanı (altta). Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Bizans su mimarisi örnekleri İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde görülebiliyor. Beyazıt’ta bulunmuş, 4. yüzyıla ait yazıtlı ve tıpalı mermer su boruları ve yol ağzı su dağıtım elemanı (altta).
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • Bizans’da binanın cephesinin düz olması sevilmezdi, cephede hareketli çıkmalar olmalıydı.
  • Bursa, Mustafa Kemal Paşa’da Laskaris Sarayı olarak anılan bir Bizans sarayının kulesi ayaktadır.
  • Yunanistan, Mora’da, Mistra şehrinde, Mora despotlarının sarayı olduğu düşünülen bir saray kalıntısı vardır. Bu yapılarda, taştan, dışa çıkmalı konsolların izleri belirgindir.
  • Roma İmparatoru Diokletianus’un 4. yüzyılda, bugünkü Hırvatistan’ın ikinci büyük şehri Split’te, inşa ettirdiği 40.000 metre karelik saraydaki Jupiter Tapınağı, Bizans döneminde, 7. yüzyılda  Meryem’e adanmış bir katedrale  dönüştürüldü. Bizans’ın paganizmin izlerini temizlemek amacıyla yaptığı mimari çalışmalar da olmuştur. Daha sonra tahrip olan bu saray, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer almaktadır.
Silifke, Karakabaklı’daki Bizans evi. Fotoğraf: Türklerde Ev Kültürü, Prof. Dr. Metin Sözen, Doğan Kitap, 2001.

Silifke, Karakabaklı’daki Bizans evi.
Fotoğraf: Türklerde Ev Kültürü, Prof. Dr. Metin Sözen, Doğan Kitap, 2001.

  • Bizans evleri de sarayları taklit etmiştir. Roma geleneği baskındır. Birbirine koridorla bağlanan, biri kadınlara, diğeri erkeklere ait olan iki avlulu evlerde oturulmuştur. Görkemli Bizans evlerinde havuz ve heykel mutlaka olurdu.
  • Kilikya denen Silifke-Adana arasında Ayaklı’da; Silifke’nin hemen arkasında, birbirine zafer taklı antik yolla bağlı, Karakabaklı, Sinekkale, Işıkkale’de (bunlar Türkmenlerin verdiği adlar, eski adlarını bilmiyoruz) Bizans evleri var. Villa tipi ev, belli bir seviyeye kadar taş örülmüş, sonrası ahşap, konsolları durduğu için etrafının balkonla çevrili olduğu anlaşılan, sarnıcı, giriş siperliği duran, restorasyonsuz bir çiftlik evi vardır. Orta katın ev sahibine, alt ve üst katların hizmetlilere ait olduğu düşünülüyor. Künk kırılmış ama tuvalet giderinin yeri belli. Bölgede bazilikalar da var.
  • Taşucu yakınındaki bir yerleşmede, düzensiz planlı, üst katına dıştan merdivenle çıkılan, mazgal pencereli, yalnızca üst katlarında güneye açılan pencereleri olan evler vardır. Kesme taştan düzenli planlanmış evler ise, Gökkale, Karakabaklı, Devecili’de görülür. Bunlardan bazılarının güney cephelerinde balkonlar bulunuyordu. Karakabaklı’da üç ayrı tip Bizans evi vardır. Bunlardan biri Helenistik geleneğe uygun,  tek kat üzerine revaklı avlulu tiptedir. Silifke’nin doğu kıyısındaki Akkale, cephesi denize bakan, içinde tonozlu büyük salonları olan iki, belki de üç katlı bir yapıdır. Deniz tarafına açılan çok yüksek tonozlu giriş holleri, bunun bir kale olamayacağını gösterir. Yukarı katlara bağlantı, geniş çaplı bir helezonlu merdiven veya rampayla sağlanmıştır. Kuzey Afrika Roma villalarıyla benzerliği açık olan bu büyük bina, büyük olasılıkla Roma döneminde, Kapadokya Kralı Arhelaos’un yaptırdığı saray olabileceği düşünülmektedir. Yapı, Bizans döneminde de kullanılmıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 52 | Bizans’ta Mimari 2

  • Kemer yapımı ve beton kullanımı gibi, Romalılar tarafından geliştirilmiş kubbe, Erken Hıristiyan ve Bizans mimarlığının da önemli bir ögesiydi.
  • Kubbe, Hıristiyanlığın ilk yıllarında mezarlarda yaygın olarak kullanılmıştı. Roma ve İran’da da kubbeli yapılar vardı. Ama Bizanslı mimarlar daha önce kullanılmış elemanları birleştirerek yeni bir stil yaratmış oldular. Bizans yapı ustaları, pandantif denen üçgen unsurları kullanarak kubbe yapısı ile kare planlı bir bina arasındaki boşlukları doldurabileceklerini keşfettiler. Pandantifler, bazilikadaki merkezi bölümün üstünde kubbe kullanmayı mümkün hale getiriyordu. İstanbul’daki Aya Sofya (533-37), yarım kubbeli eksedralarla (ekoylum) çevrelenen bir merkezi basık kubbeden yararlanmaktadır. Bu yarım kubbeler de kendi küçük yarım kubbeleriyle taşınmaktadır. Roma, Erken Hıristiyan ve Bizans kubbeleri genellikle beton veya tuğlayla tek-cidarlı olarak yapılmıştı. Çift-cidarlı kubbe Rönesans’ta yapıldı. Önceleri kubbe, arkat üzerindeki duvarlara taşıtılır, kalın duvarlar tarafından payandalanırdı.
  • Altın, ipek ve mermer Augustus zamanından beri Roma İmparatorluğu’nun kullandığı malzemelerdi. Özellikle devşirme malzeme olarak kullanıldığı zaman daha da kıymetli olduğu düşünülürdü. Bizanslılar da eski mermerleri yeniden kullandılar. Bizans’ta da savaşlar ve depremler sonunda taş ve mermer ocakları kapanıyor, açık olduklarında ise malzeme çok pahalı oluyordu. Dolayısıyla devşirme malzeme kullanımı çok yaygındı. Spolia’nın (yeniden kullanılan malzemenin) varlığı, genellikle sütun başlıklarındaki garip görünümlerle kendini gösterir. Eski başlık, yeni Hıristiyanlık bağlamı içinde yeniden kurgulanır. Eski mimari biçimler, yeni dine ve onun sembollerine uyacak şekilde uyarlanmaktaydı. Malzeme ayrıca, ekonomik nedenlerin yanı sıra binayı daha önceki çağlarla ilişkilendirmek için sembolik nedenlerle de yeniden kullanılırdı. Antik Roma’dan kalma spolia, Erken Hıristiyanlık ve imparatorluğun şanıyla ilişkilendirildiği için kiliselerde özellikle tercih edilmekteydi. Venedikliler San Marco’nun cephesinde Konstantinopolis’i hatırlatan bir imparatorluk görkemi vermek için Bizans mermerlerini gemilerle ülkelerine taşımışlardı. Osmanlılar da kalan malzemeyi kendi saray ve camilerinde kullandılar.
  • 9. yüzyılda maliyet düşürmek için devşirme malzeme çok kullanıldı. Marmara Adası’ndan bile taş çıkartılmadı. O dönem sütun başlıkları sade ve derinliksizdir. Eski başlıklar yontulup tekrar kullanıldı.
  • Prota’nın (Kınalıada) sert kayaları sur yapımında kullanılmıştı.
Sütun, Romalılar tarafından dekoratif bir eleman olarak kullanılırdı. Bizans mimarisinde destek elemanı görevini yüklendi. Bizans, çok çeşitli sütun başlıkları kullandı. Yeni kiliselerin iç mekanında, sütunlar tarafından taşınan arkatlar vardı. Başlangıçta, Erken Hıristiyan dönemin sütun ve başlıkları Roma’daki öncellerine çok benziyordu. 527-536 yılları arasında inşa edilmiş Konstantinopolis’teki  Aziz Sergios ve Bakhus Kilisesi’nin (Küçük Ayasofya) sütun başlığı dantel benzeri kıvrımdal bezemeleri ve girift halkaları ile Roma etkisinden kurtulmuştu. Bunlar gibi üç ana modelden (Dor, İyon, Korent) farklı sütun başlıklarına kompozit/karma düzen adı verilir. Fotoğraf:www.panoramio.com

Sütun, Romalılar tarafından dekoratif bir eleman olarak kullanılırdı. Bizans mimarisinde destek elemanı görevini yüklendi. Bizans, çok çeşitli sütun başlıkları kullandı.
Yeni kiliselerin iç mekanında, sütunlar tarafından taşınan arkatlar vardı. Başlangıçta, Erken Hıristiyan dönemin sütun ve başlıkları Roma’daki öncellerine çok benziyordu. 527-536 yılları arasında inşa edilmiş Konstantinopolis’teki Aziz Sergios ve Bakhus Kilisesi’nin (Küçük Ayasofya) sütun başlığı dantel benzeri kıvrımdal bezemeleri ve girift halkaları ile Roma etkisinden kurtulmuştu. Bunlar gibi üç ana modelden (Dor, İyon, Korent) farklı sütun başlıklarına kompozit/karma düzen adı verilir.
Fotoğraf:www.panoramio.com

Ayvansaray’da ele geçen bu mermer sütun başı 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmekte. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ayvansaray’da ele geçen bu mermer sütun başı 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmekte. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Bizans’ta başkentte binalar, belli bir sıra taştan sonra 4-5 sıra tuğla örülerek yapılırdı. Böylece her bölüm kendi içinde çalışır, savaşta mancınığa hedef olduğunda isabet ettiği bölüm yıkılır, duvar çökmezdi. İmparatorluğun güneyinde sadece yerel taş kullanılır, tuğla gibi pahalı malzeme kullanımı pek tercih edilmezdi.
  • Bizans’ta bina yapımında kullanılan Horasan harcı denen dere kumu, tuğla parçaları ve kireçten oluşan harcın içine bazen saman da konurdu. Bizans eserlerinin restorasyonunda bu harç yerine çimentodan yapılan harcın kullanılması, yenileme çalışmalarına yöneltilen temel eleştiri konusudur.
  • Kurutulmuş çamur blokları hava koşullarına dayanıklı tuğlalar haline getirme fikri MÖ 3. binyılda gelişti. Tuğla kullanımı, bazı bölgelerde, bazı dönemlerde mimarlığın karakteristik bir ögesi oldu. Roma tuğlası günümüz tuğlasına göre daha uzun ve dardı. İtalya’da binalar genellikle tamamen tuğladan yapılmaktaydı. Öte yandan İmparatorluğun kuzey kesimlerinde tuğla, dekoratif etkiler oluşturmak için yerel taşlarla karıştırılıyordu. Bizans’ta ustalar tuğlaya damga vururdu. Konstantinopolis’te kullanılacak tuğla, Marmara Ereğlisi’nde üretilip gemi ile başkente getirilirdi. Ancak yukarıda izah edilen sebeplerle tuğlalar birden çok defa kullanıldığı için, üzerindeki damga binanın yapım tarihi hakkında doğru tarihi bilgi vermez. Bizans’ta kemer, kubbe ve tonozlar genelde tuğla gibi hafif malzeme ile yapılırdı.
  • 12.-13. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmış, harçla örülmüş görüntüsü veren ama geri çekilmiş tuğla ile yapılan yeni örgüye gizli tuğla tekniği adı verilir.
  • Taş ve tuğla almaşık örgülü duvarlar Bizans binaları için tipiktir.
  • Kullanım zorluğundan ötürü bu dönemde cam hala az kullanılıyordu. Su mermeri konarak mekanın aydınlık olması sağlanırdı.
  • Ekseriyetle üzeri kiremitle döşeli ahşap çatı yapılırdı. Çatı eğimi çok olmazdı. Kiremitlerin üzeri nadiren desenli olurdu. Kiremiti gaga burunlu mıh ile ahşaba çakarlardı. Günümüze kalan mıhlardan çatıda kullanılan ahşabın kalınlığını anlıyoruz. İstanbul’da hem Bizans’tan hem de Osmanlı’dan yadigar kurşun kaplı kubbeleri olan yapılar da vardır.
  • Osmanlı’da gezgin minare ustaları olduğu gibi, Bizans’ta da gezgin inşaat ustaları vardı. Mekanikos, mühendis gibi hesapları yapan; arkitekton ise kalfa gibi çalışan kişiye verilen addı.

 

Bizans İmparatorluğu 51 | Bizans’ta Mimari 1

  • Büyük Konstantin  Yeni Roma’yı kurarken yapılanmada Roma’daki Palatin Tepesi’ni örnek almıştır, denir.
  • Bizans mimarisinin kökleri Perge, Efes, Milet ve  Ege’deki diğer şehirlerde olmakla birlikte Doğu’dan gelen yeni mimari etkiler öne çıkarak Bizans’a ait mimari biçimler ortaya çıkmıştır.
  Yapımına 4. yüzyılda başlanmış olan Aya İrini, İstanbul'da bulunan, camiye çevrilmemiş en büyük Bizans kilisesidir. Fotoğraf:tr.wikipedia.com


Yapımına 4. yüzyılda başlanmış olan Aya İrini, İstanbul’da bulunan, camiye çevrilmemiş en büyük Bizans kilisesidir.
Fotoğraf:tr.wikipedia.com

  • Bizans mimarisi denince akla önce kiliseler gelir. Dini açıdan kilise Tanrı’nın Evi’dir, taşı toprağı kutsaldır. Sadece temeli bile kalsa, o yer kutsaldır. Kiliseler işlevlerine göre değil, biçimlerine göre tasnif edilir. İlk Hıristiyan kiliseleri, içi iki sıra sütunla, ortadaki daha geniş ve yüksek olmak üzere üç sahına/nefe bölünmüş dikdörtgen biçimindeki plana sahiptir ve bu yapı tipine bazilika denir. İnşası kolay olan bazilikadan binlerce yapılmıştır. Roma’da bazilika, mahkemelerin ve ticari anlaşmaların yapıldığı yerdi. Kilisede apsisin bulunduğu yerde, hakimler otururdu. Roma’nın sütunlu caddeleri bazilikaya örnek oldu diyenler de vardır. Batı Roma’nın düşmesinden sonra bazilikal plan Avrupa’da büyük ölçüde terk edildi ama Bizans’ta varlığını sürdürdü. Zaman içinde, neflerin üzerini örten düz çatı terkedilmiş ve parçalı kubbe inşa usüllerinin bulunmasıyla kubbeli bazilikalar ortaya çıkmıştı. Kubbeli bazilika Bizans mimarisinin dehasını gösterir ve gelecek bin yılda Ortodoks kiliselerinin modeli olur. En önemli kubbeli bazilikalardan biri Aya İrini’dir. Konstantinopolis’te 400-500 kilise olduğu düşünülüyor.
  • Bizans mimarlığında bazı kiliselerde iç mekan, dört ayağa oturtulan merkezi kubbenin dört yanına eklenen dört kol yerine, apsis yönü dışında çevresini U biçiminde saran bir koridorla genişletildi. Çevre koridorlu ya da dehlizli plan adı verilen bu şemanın örneklerine İstanbul’da Fethiye Camisi’nin yerindeki Theotokos Pammakristos Manastır Kilisesi’nin kuzey yapısında, Fenari İsa Camisi’nin yerindeki Konstantin Lips Manastır Kilisesi’nin güney yapısında rastlanmaktadır.
  • Rotonda denen yuvarlak, merkezi planlı kiliselerde çokgen planlı bir iç mekana sekiz ayak yerleştiriliyor, yapıyı örten kubbenin oturduğu bu ayaklarla dış duvarlar arasında çepeçevre bir koridor ortaya çıkıyordu. Bu türün, ayakların sekizgen değil, kare planlı bir iç mekanın yer aldığı çeşitlemesine örnek, İstanbul’daki Küçük Ayasofya Camisi’dir.
526-536 yılları arasında yapılan, mimarlarının Milet'li İsidoros ve Tralles'li Anthemius olduğu düşünülen, Bizans İmparatoru I. Justinyen ve karısı Theodora tarafından yaptırılan Aya Sergios ve Bachos Kilisesi, 1497 yılında Sultan II. Beyazıt döneminde camiye çevrilmiştir. Günümüzdeki adı Küçük Ayasofya Camii’dir. Fotoğraf:antikkonak.com

526-536 yılları arasında yapılan, mimarlarının Milet’li İsidoros ve Tralles’li Anthemius olduğu düşünülen, Bizans İmparatoru I. Justinyen ve karısı Theodora tarafından yaptırılan Aya Sergios ve Bachos Kilisesi, 1497 yılında Sultan II. Beyazıt döneminde camiye çevrilmiştir. Günümüzdeki adı Küçük Ayasofya Camii’dir.
Fotoğraf:antikkonak.com

  • Merkezi planlı (kare, çokgen ya da daire) ve tek kubbeli Roma yapılarından türeyen bir kilise planı da, daha çok Ortodoksluğun egemen olduğu Doğu Avrupa, Anadolu ve Ortadoğu’da rastlanan Yunan haçı (kolları eşit uzunlukta olan haç) biçimindeki şemaydı. Bu tür kiliseler kubbeli bir orta mekanın dört yanına eşit uzunlukta dört kolun eklenmesiyle oluşturuluyordu. Açık Yunan Haçı adı verilen bu plan tipinin iki ünlü örneği İstanbul’da bugünkü Fatih Camii’nin yerindeki Havariyyun Kilisesi ile Venedik’teki San Marco Bazilikası’dır. İkisinde de haçın kolları birer kubbeyle örtülmüştür. Bu plan tipi Orta ve Geç Bizans dönemlerinde görülmez.
  • Daha sonra kubbeli orta mekanın dört yanındaki kolların üzeri birer beşik tonozla örtüldü; kolların arasında kalan boşluklara daha küçük birer kubbeli köşe mekanı inşa edilerek, yapının planı kareye tamamlandı. Kolları eşit uzunluktaki haçın böylece kapalı bir mekanın içinde kalması ve dışarıdan algılanamaması nedeniyle bu plana Kapalı Yunan Haçı dendi. Trilye, Aziz Stefanos Kilisesi Kapalı Yunan Haçı planlı kiliselerin en eskisidir. İstanbul’daki Bodrum Camisi’nin yerindeki St. Miraleion Kilisesi, Eski İmaret Camisi’nin yerindeki Pantepoptes Manastır Kilisesi, Kilise Camisi’nin yerindeki Hagios Theodoros Kilisesi bu planın uygulandığı yapılardır. Cyril Mango’ya göre bu planın çıkış noktası ateşgede Sasani tapınakları, Suriye’deki Roma tapınakları veya Bitinya (Bursa) manastırlarıdır.
  • Sivil ve askeri mimariden günümüze ulaşmış Bizans eserlerinden bazıları  İstanbul’daki şehir surları, Tekfur Sarayı, Yerebatan ve Binbirdirek sarnıçları, Valens Su Kemeri, Çukurbostan Açık Sarnıcı, Dikilitaş, Çemberlitaş’tır. Anadolu’daki yapıların bazıları ise, Hadrianapolis Kalesi (Edirne), Eskihisar Kalesi (Gebze), Karamanağa Köprüsü (Malatya), Amasra Kalesi, Laskarisler Sarayı (İzmir), Side ve Efes gibi antik kentlerde yapılan çeşmelerdir.