Etiket arşivi: Bizans

Libya 25 Sabratha

  • Sabratha, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde.
  • Trablus’un 80 km dışında yer alan Sabratha’da sürekli yaşamın MÖ 4. yüzyılda başladığı biliniyor.
  • Deniz ticareti ile uğraşan Fenikelilerin burayı korunaklı limanından ötürü seçtiği düşünülüyor.
  • MÖ 2. yüzyılda zenginliği ile ünlü bu kente gelen Yunanlar’ın mimariye getirdiği Helenistik özelliklerin zaman içinde Pön özelliklerini sildiği düşünülüyor.
  • Helenistik şehir bloklar halinde düşünülmüş, yol blokların etrafından geçirilmiştir. Yollar birbirine paraleldir ve doğru açıda kesişirler. Sabratha, Helenistik bir şehirdir, denebilir. (Helenistik Dönem, Büyük İskender’in ölüm tarihi olan MÖ 323’te başlar, MÖ 31’de, son Helenistik devlet Mısır’ın Roma tarafından işgali ile biter.)
  • 1. yüzyılda Roma’nın gelişiyle de Helenistik özellikler silikleşmiş ve kent, en ihtişamlı dönemini yaşamış, koloni statüsü kazanmış. Günümüze ulaşmış örnekler Roma döneminden.
  • Sabratha en ihtişamlı dönemini Roma egemenliği altında yaşamış.
  • 365 yılında yaşanan depremden ve Roma’nın zayıf düşmesinden sonra düşüşe geçmiş. Hıristiyanlığın bölgeye gelişi ile antik tapınakların yeniden yapımı mümkün olmamış.
  • 6. yüzyılda Bizanslılar Sabratha’yı ele geçirince, kenti Berberi akınlarından korumak için etrafını surlarla çevirmişler. Bizans surlarının en iyi korunmuş kısmı, Bizans Kapısı denen, kentin sivil, ticari, idari ve dini merkezine girişi ve iki yanında uzanan duvarlar.
  • Sabratha bir asır Bizans kenti olarak kaldıktan sonra Arapların eline geçmiş ve terk edilmiş. Kumların altında kalan kentin keşfedilmesi 20. yüzyılda İtalyan arkeologlar sayesinde olmuş.
Kentteki Roma Müzesi üç bölümden oluşuyor. Batı bölümünde Sabratha’daki mezarlardan çıkartılan eşyalar; orta ve güney bölümünde ise Justinyen Bazilikası’ndan getirilen mozaikler sergileniyor. Müzenin doğu bölümünde Zeus Tapınağı’ndan getirilen bazı heykeller ile zengin bir ailenin evinden getirilen mozaik ve freskler var. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kentteki Roma Müzesi üç bölümden oluşuyor. Batı bölümünde Sabratha’daki mezarlardan çıkartılan eşyalar; orta ve güney bölümünde ise Justinyen Bazilikası’ndan getirilen mozaikler sergileniyor. Müzenin doğu bölümünde Zeus Tapınağı’ndan getirilen bazı heykeller ile zengin bir ailenin evinden getirilen mozaik ve freskler var.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Savaş ve çiftçilikle uğraşan sıradan bir halk olarak tanımlanan Romalıların, Yunan egemenliğindeki yerleri zapt ettikten ve oralardan yağmaladıkları eserleri ülkelerine getirdikten sonra Roma estetik anlayışında bir devrim yaşandığı genel kabul görür. Korinth, MÖ 146’da yağmalandığında, Korinth heykellerinin Roma pazarına sel gibi aktığı; orijinal, işlevsel bağlamından kopmuş, tamamen sanatsal sebeplerle başka yerlerde sergilenen sanat eseri kavramının böyle doğduğu düşünülür.
Sabratha’da, Roma Müzesi’nde Justinyen Bazilikası’nın yer mozaiklerinin sergilenişi şöyle yapılıyordu: Fotoğrafta görülen, orta nefin mozaikleri yerde, yan neflerin mozaikleri ise iki yan duvarda teşhir ediliyordu. Buradaki sütunlar ve kaideleri ise bazilikada bulunan orijinallerin kopyaları. Dua kürsüsü orijinal yerine bırakılmıştı. Alttaki fotoğrafta ise mozaik tablonun detayı görülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’da, Roma Müzesi’nde Justinyen Bazilikası’nın yer mozaiklerinin sergilenişi şöyle yapılıyordu: Fotoğrafta görülen, orta nefin mozaikleri yerde, yan neflerin mozaikleri ise iki yan duvarda teşhir ediliyordu. Buradaki sütunlar ve kaideleri ise bazilikada bulunan orijinallerin kopyaları. Dua kürsüsü orijinal yerine bırakılmıştı. Alttaki fotoğrafta ise mozaik tablonun detayı görülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’da bir de Pön Müzesi var. Burada Bes Mozolesi’nden çıkartılan seramik parçalar, aslan ve erkek heykelleri sergileniyor. Seneca (MÖ 4-MS 65) sanatları şöyle ayırır: adi ve alçaltıcı (hayatta ihtiyaçları sağlayan el işleri); görme ve işitme duyularının hoşuna giden (ustalık gerektiren ama ucuz eğlenceler); çocukların ilk eğitimi için gerekli olanlar; liberal, yani özgürlükle uygun düşen sanatlar. Erdem için kaygılanan, insanı erdem yoluna sokan, insan karakteri ve insan ruhuyla uğraşan, liberal sanatlardır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pön Müzesi mozaiklerinden iki örnek. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Pön Müzesi mozaiklerinden iki örnek.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Pön Müzesi’nden. Roma’da en önemli iki değer aile ve devlete hizmetti. En yüksek iş, amme hizmetiydi. Romalı asil aileler evin girişine onlara şeref veren ve Devlete iyi hizmeti dokunmuş atalarının ilkin başlarının, sonra da büstlerinin balmumundan heykellerini koyarlardı. Bu adet, ailenin manevi hayatını sürdüren şeyin, onlar olduğunu göstermek içindi. Roma büstlerinin ve kabartmalarının bazıları, realizmi ve karakteri dikkatle çizmesi bakımından çarpıcı bulunur. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Pön Müzesi’nden.
Roma’da en önemli iki değer aile ve devlete hizmetti. En yüksek iş, amme hizmetiydi. Romalı asil aileler evin girişine onlara şeref veren ve Devlete iyi hizmeti dokunmuş atalarının ilkin başlarının, sonra da büstlerinin balmumundan heykellerini koyarlardı. Bu adet, ailenin manevi hayatını sürdüren şeyin, onlar olduğunu göstermek içindi.
Roma büstlerinin ve kabartmalarının bazıları, realizmi ve karakteri dikkatle çizmesi bakımından çarpıcı bulunur.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

 

Sanat ve Sanatçıya Dair

  • “Canlı bir at gördüğümüzde onun güzelliğinden çok, o atın resmindeki güzellikten etkileniriz. Çünkü onu yapan aklın güzelliğine hayranlık duyarız. Sanatçı, sanatsal taklit ile maddeye biçim verir ve ruhun duygularını maddede görünür kılar. Sanatçı, kendi duygularını çalıştığı maddeye işleyen kişidir..” Bizanslı akademisyen Manuel Chrysolaras (1350-1415).
  • Rus yazarını toplumun geri kalanından farklı ve daha asil biri olarak görmek, ona ayrıcalıklı bir konum vermek geleneğinin kökleri 19. yüzyıldaki Romantizm’in sanatçıyı yücelten tavrına dayanır. Bu tavır, belki deRusya’nın dünyanın geri kalanından yalıtılmışlığına bağlı olarak, Batı Avrupa’ya nazaran, daha uzun sürmüştür.

    Puşkin’in Peygamber (1820) adlı şiirindeki şairin ayrıcalıklı konumu teması, Rus kültüründe 1980’lere kadar devam etmiştir.

  • “Sanat, tuhaf mucizesiyle, bayağılığı, ruhun düşkünlüğünü törpüler. Ruhun yüceldiği bile olur.” Selim İleri, Hepsi Alev.

  • “Yazma deliliği, gerçek deliliğin panzehiridir.”
    “Sanatsever kişi, sanatçıların sıradan insanın lanetlenmesine yol açacak kusurlardan muaf tutulması gerektiğini bilir. Sanatçı, herkesin temsilcisidir, korkusuzca konuşan kişidir, ona teşekkür edilir ve o da bunun bedelini öder. Sömürgeciliğin bütün saçmalıklarını tek tek ortaya döken Forster; ortalığı koklayıp, bela ve ölüm arayan Graham Greene; hemen her şeyi gören ve gördüklerinden nefret eden Evelyn Waugh; farelere işkence eden ve ailesinin eşyalarını genelevlere bağışlayan Proust; karısının üzerine duvar örerek onu çocuklarından uzak tutan Dickens; yalancının teki olan Lilian Hellman; Simone de Beauvoir’ın genç fıstıklar ayarladığı Sartre; ikinci karısını bıçaklayan Mailer; aşıklarından ikisi intihar eden Ted Hughes….” Hanif Kureishi, Son Söz.
  • Goethe, ayaklarını sıcak suya sokup yazarmış.
  • Wagner, tütsü ve parfümlerle donatılmış bir odada, ipek sabahlığını giyerek beste yaparmış.
  • Haydn, beste yaparken tören peruğunu takarmış.
  • Nabokov, kürsünün başında dikilir, kitabını küçük not kağıtlarına yazarmış.

 

Libya 4

  • Zeytinlikler ve çöller ülkesi Libya’nın tarihi yaklaşık İsa’dan önceki 10 binlere uzanıyor. MÖ 9. yüzyılda Fizan Çölü’nde, Sahra Çölü Ticaret Yolu’nu denetleyen, Berberi bir halk olan Garamantlar yaşıyor. Bugün Libya’nın iç kesimlerinde Garamantlar döneminden kalma duvar resimlerini ve yazıları görmek mümkün(dü). Bu halkın evlerini taş yerine dağlardan çıkardıkları tuz ile inşa ettikleri söylenir.
  • Fenikeliler, MÖ 7. yüzyılda Trablus bölgesinde koloniler kurmuştu. Bunlar daha sonra Kartaca Devleti’ne bağlandı.
  • MÖ 7. yüzyılda Yunanlılar Berka (Sirenaika/Kyrenaika) kıyılarına kentler kurdular.
  • MÖ 1. yüzyılda Trablus, Roma’nın Yeni Afrika eyaletinin bir parçası oldu. Berka, başka bir Roma eyaletinin parçası idi. Fizan, Roma tarafından MÖ 19 yılında alındı.
  • MÖ 2. yüzyıla ait bir zeytinyağı amforası ve MS 1. yüzyıla tarihlenen zeytinyağı presleri bulundu.
  • Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra bölge Bizanslıların denetimi altına girdi. Bölge, 533 yılında Belisarius tarafından Vandallar’dan alındı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 7. yüzyılın ilk yarısında İslam akınları başladı. Berberi kabilelerin direnişi 8. yüzyılda kırılabildi ve Berberilerin büyük bölümü Harici mezhebini benimsedi.
  • 8. yüzyıl ortalarında Kuzey Afrika’da başlayan Harici ayaklanmaları Emevi egemenliğinin sarsılmasında önemli rol oynadı. Libya, Mısır’daki Abbasi valilerinin yönetimi altına girdi.
  • 10. yüzyılda kıyılarda Fatımiler egemendi.
  • Fatımiler zayıflayınca Libya toprakları Muvahhid akınlarına uğradı. 13. yüzyılda Hafsi egemenliği başladı.
  • 16. yüzyılda ortaya çıkan İspanyol tehdidi Hafsi sultanını korsanların yardımına muhtaç etti. Oruç Reis ve ardından Osmanlı hizmetine giren Hızır Reis (Barbaros Hayrettin Paşa), Mısır dışındaki Kuzey Afrika topraklarını 1551’de Osmanlı egemenliğine kattı. 1536’dan sonra Cezayir’de oturan bir beylerbeyi aracılığıyla yönetilen bu topraklar, 1587’de üç eyalete bölündü. Trablus, Berka ve Fizan bölgeleri Trablusgarp adı altında bir Osmanlı eyaletine dönüştü. Osmanlıların atadığı paşalar, eyalet yönetimini yeniçeri başlarına bıraktı. İç kesimlerde yerel güç odaklarının üstünlük kazanmasıyla Osmanlı denetimi bazı kıyı kesimleriyle sınırlandı.

 

Bizans İmparatorluğu 139|Konstantinopolis Limanları 3 Yenikapı Kazıları 2

  • 100 ada mevkiinde ortaya çıkarılan kalıntılar olan Konstantin ve Theodosius Surları, hipoje, Potern ve mendirek Marmaray projesinde değişiklik yapılmasına neden oldu.
  • O  güne kadar yeri tespit edilemeyen, tamamen yok olduğu sanılan Konstantin Surları’nın ortaya çıkması ile kalıntıların yerinde korunmasına karar verilmiştir.
  • 4,5 metre genişliğindeki Konstantin Surları limanın batısından başlıyor, denize bakan yüzü kesme taş duvarlardan oluşuyor. Bu sur, olasılıkla Theodosius Limanı’ndan başlayıp, batıya doğru devam ederek, Samatya İstanbul Hastanesi, Fındıkzade ve Vatan Caddesi’ni izliyor; Fatih Camii’nin olduğu yeri içine alıyor ve Yavuz Selim Camii’nin olduğu yerden aşağıya, Fener semtine iniyor.
  • Konstantin Surları’nı güney yönünde kesen diğer sur duvarı ise II. Theodosius tarafından 412’de yapılan Theodosius Surları. Bugün Yedikule’den Ayvansaray’a uzanan ve Theodosius Surları’nın Yedikule’den Haliç’in girişine kadar olan kesimine Marmara Sahil Surları adı veriliyor. Theodosius Surları’nın Haliç bölümü ise Sirkeci’den Ayvansaray’a kadar uzanıyor.
  • Konstantin Surları’nın içinde deniz tarafına açılan ve suru kesen 1.60 metre genişlikte hafifçe “S” yapan gizli bir yol bulundu. 1,85 m yüksekliğindeki bu Potern’in (tünel), büyük olasılıkla, Bizans saray yapılarının bulunduğu bölgeyi deniz kıyısına bağladığı düşünülüyor. Kazılarda bulunan 958 kandilin 16 tanesi Potern’de ortaya çıkmış. Yolun üzerinde bulunan 11. yüzyıldan kalma bir atık su kanalının sonradan bu gizli yolun içine verilmiş olduğu tahmin ediliyor.
  • 100 ada olarak adlandırılan yerde ortaya çıkarılan Theodosius Suru üzerinde, dört mezar odası (hipoje) bulundu.
  • Surlar, potern ve mezar odalarının ortaya çıkarıldığı 100 ada mevkiinde, 12.-13. yüzyıla tarihlenen ve deri işleme atölyeleri olduğu tahmin edilen kalıntılar da bulundu.
  • Yenikapı kazıları, yaklaşık 58.000 metrekarelik bir alanı kapsamasıyla, İstanbul’un tarihindeki en büyük arkeolojik kazı olmuştur.
Fotoğraf:www.rayturk.net

Fotoğraf:www.rayturk.net

  • Sirkeci İstasyonu’nda yapılan arkeolojik kazılarda Erken Bizans, Bizans ve Geç Osmanlı dönemlerine ait mimari, Roma öncesi döneme ait küçük buluntu ve çanak çömlek ele geçmiştir.
  • 2004-2008 yılları arasında Üsküdar Meydanı’nda yapılan kazılarda 12.-13. yüzyıllara tarihlenen apsidal denilen yarım daire şeklinde Bizans dönemine ait şapel, kilise veya şehitlik olabileceği tahmin edilen bir yapının temel kalıntıları bulunmuştur. Üsküdar’da Arkaik, Klasik, Helenistik ve Roma çağlarına ait buluntular da ele geçmiştir.
  • Kadıköy Ayrılık Çeşmesi’nde Bizans dönemine ait sarnıç kalıntıları bulundu ve sarnıcın dilimler halinde sökülüp kaldırılmasına karar verildi.
Fotoğraf:bizansconstantin.wordpress.com

Fotoğraf:bizansconstantin.wordpress.com

  • Strabon (MÖ 64 – MS 24), akıntının palamutları sürü halinde Haliç’e girmeye zorladığını ve dar bir bölgede elle bile yakalandığını söyler.
  • Plinius (23-79), Haliç’e Altın Boynuz denmesinin, bu körfezde kaynayan balıklardan ötürü olduğunu söyler.
  • Byzantion’un bereketi üzerimize olsun diyerek 9 Aralık 2014 tarihinde yayımlamaya başladığımız Bizans dosyamızı bitiriyoruz.

 

 

Bizans İmparatorluğu 138|Konstantinopolis Limanları 2 Yenikapı Kazıları 1

  • Bazı kaynaklarda Eleutherios Limanı olarak geçen Theodosius Limanı’nın yeri yazılı kaynaklar ile eski haritalardan biliniyordu. Ancak Bizans ekonomisinde önemli bir yere sahip bu limanın planı, büyüklüğü ve gerçek konumu bilinmiyordu. Deniz kıyısından 500 metre içeride bir zamanlar bir liman olduğunu hayal etmek zor.
  • Doğu ve Batı Roma’yı yönetmiş son imparator olan I. Theodosius (379-395) tarafından yaptırılan limanda tahıl depolamak için silolar vardı. Lykos (Bayrampaşa) Deresi’nin döküldüğü geniş girintili doğal koyun güney tarafına, doğudan batıya uzanan bir dalgakıranın yapılmasıyla oluşturulan limanın, 7. yüzyıldan itibaren derenin taşıdığı mil ve artıklarla dolmaya başladığı; Mısır’ın 641 yılında Arapların eline geçmesiyle limanın eski önemini yitirmiş olabileceği düşünülüyor..
  • 10. yüzyılda buradaki silonun, şehrin kullanılan tek silosu olduğu; limanın 11. yüzyıla kadar ufak gemiler tarafından kullanılabildiği ve 13. yüzyıldan itibaren tamamen dolarak Marmara Denizi’nden 1,5 km uzaklaştığı ve kara içinde kaldığı anlaşıldı.
  • Limanda mendirek içinde dörtgen formlu blok taşlardan yapılan bir rıhtım tespit edildi. Rıhtım taşlarının hemen önünde, birbirine paralel olarak iki sıra halinde uzanan ahşap kazıkların iskeleye ait olduğu düşünülüyor.
  • Limanın Metro kazı alanında kalan bölümünde genişliği 4,80 m uzunluğu 11,70 m olan kalın ve sık kazıklardan yapılmış ikinci bir iskelesi tespit edildi. Bu iskele kazıklarının üst kısmında I. Justinyen’e (527-565) ait altın bir sikke bulundu.
  • Bizans dönemine ait kazıkların yanında, Osmanlı dönemine ait bir de kuyu bulunmuş.
  • Limanın batı ucunun yakınında 11.-12. yüzyıla ait malzeme ile beraber 9 kafatası ortaya çıkmış. Kafatasın vücuttan ayrı gömülmesinin, ölümden sonra da azap çektireceğine olan yaygın inanış, suçluların bu şekilde cezalandırılmış olabileceklerini düşündürüyor.
Fotoğraf:arkeofili.com

Fotoğraf:arkeofili.com

  • Toplam 37 gemi kalıntısı gün ışığına çıkartılmıştır. Bu adet, 2011 başına kadar dünyada toplu olarak bulunmuş en büyük batık gemi grubudur. Theodosius Limanı’nda tespit edilen batıkların çoğu, limanın girişine yakın doğu ucunda bulunmuştur.
  • Yuvarlak gemi olarak bilinen çeşitli yük gemilerinin yanı sıra, uzun gemi olarak da tanımlanan kadırgalara kadar çok değişik örneklerin batıkları ele geçmiştir. Uzun gemiler, tiplerinin Doğu Akdeniz’de tek örneğini oluşturuyor.
  • Kazılarda 14,60 metrelik bölümü çıkarılan kadırganın, 20 metreden uzun olduğu tahmin ediliyor.
  • Yenikapı’da bulunan Doğu Roma Donanması’na ait olduğu düşünülen altı kadırga batığı döneminin bilinen ilk örneklerini oluşturmaktadır. Bunlardan dördü, Ortaçağ’da yaygın olarak kullanılan dromon adı verilen savaş gemilerine destek olmak amacıyla kullanılan, hafif ve kürekli bir gemi tipi olan galea olabileceği belirlenmiştir.
  • Yaklaşık 11 metre uzunluğundaki teknenin meşe ağacından yapıldığı tespit edildi.
  • Bu teknelerden birinin Marmara Adası’ndan yüklediği amforalarla gelip limana demirlediği, tekne battığında limanda demirli olduğu içinde bulunan iki demir çıpadan anlaşılıyor.
  • Yüküyle battığı tespit edilen ikinci teknenin içinde, Ganos (Gaziköy-Tekirdağ) üretimi sağlam durumda 16 amforayla çok sayıda kırık amfora parçaları bulundu.
  • Bulunan bazı teknelerin ise ömrünü tamamladığı için terk edildiği düşünülüyor.
  • Bodrum, Yassıada mevkiinde ve Marmaris Bozburun ile Serçe Limanı’ndaki sualtı kazılarında ortaya çıkarılan 4., 7., 9.ve 11.yüzyıllara ait batıklardan, kabuk-ilk sisteminin, Erken Bizans döneminden geç Bizans dönemine uzanan bir süreçte değiştiğini izlemek mümkün. Kabuk-ilk yöntemi, 11. yüzyılda yerini bugün kullanılan ve gemi iskeletinin ilk önce kurulduğu, kaplama tahtalarının sonradan iskelet üzerine çakıldığı iskelet-ilk sistemine bırakmış. Bu yöntemle yapılan ilk büyük geminin Serçe Limanı batığı olduğu düşünülüyor. Yenikapı’daki küçük yük gemisi, su altında kalan ve yapımı en zor olan kısmı, eski yapım geleneğinin devamı olarak kabuk-ilk yöntemiyle; su kesimi üstünde kalan kısmı ise, yeni bir yöntem olan iskelet-ilk tarzında yapılmış. Gemi yaşlandıktan sonra revizyondan geçirilerek yenilenmiş, yine iskelet-ilk sistemiyle küpeştesi yükseltilerek geminin yük taşıma kapasitesi arttırılmış. Yenikapı buluntusu gemi yapım yönteminin nasıl değiştiği ve geliştiği hakkında yeni bilgilere ulaşılmasını sağladı.
  • Gemi sahiplerinin isimleri ve nereli olduklarının yazılı olduğu pişmiş toprak levha, taş ve demir çıpalar, batık teknelere ait makara, halat gibi buluntular ve 10. yüzyıla tarihlenen amfora gövdesi üzerine kazınmış gemi betimi, Athena büstü şeklinde kantar ağırlığı, bronz terazi ve ağırlıkları, kurşun yazıtlar, ekmek damgaları, İsa figürini, haçlar, İsa betimli cam kaseler, deri sandaletler, fildişi ve kemik aletler de ele geçmiştir.
Fotoğraf:www.rayturk.net

Fotoğraf:www.rayturk.net