Etiket arşivi: Bilinç Akışı

James Joyce 3

  • James Joyce, Proust gibi yeni teknikler, biçemler, yazın kuralları ve kuralsızlıkları yaratmıştır.
  • Joyce, Proust, Mann zamanı bir karaktermişçesine romana sokarlar. Zamanın saati ile bilincin saati ayrı ayrı işler.
  • Henry James, James Joyce, Virginia Woolf, bakış açısını gizleyen anlatı teknikleri geliştirmeye özen gösterdiler. Henry James güvenilmez anlatıcıyı anlatının merkezine taşırken, Joyce ve Woolf anlatıyı roman kişilerinin düşüncelerine, algılamalarına, izlenimlerine yayarak, çok odaklı anlatılar üretti. Artık roman okunması zor bir anlatıydı. Amacı her okura değil, bu zorluğu göğüslemeye hazır olan eğitimli ve yetenekli okura seslenmekti. Doğrudan aktarılan iç monologda ya düşünceler başka düşünceleri çağrıştırır, ya da çağrışımlar fiziksel uyarılar sonucu oluşarak birbirini kovalar. Joyce’un daha çok ikinci, Woolf’un ise birinci anlatı tekniğini kullandığı söylenebilir.
  • Bilinç akışı insanın duygu ve düşüncelerinin yarı bilinçli halden bilinçli hale geçişini gösteren zihinsel durumu yansıtır. İnsan gramer açısından doğru, düzgün cümlelerle düşünmediğinden anlatı bu tekniğe başvurduğu yerlerde gramer ve sentaksı bozar; peş peşe anlamsız gelen sözcükler geçer.

Metinler arası göndermeler, yoğunlaşmış anlamlar, yinelendikçe izlekleri pekiştiren ifadeler kullanılır.

  • Woolf ile beraber bilinç akışı yönteminin en önemli uygulayıcısı sayılan Joyce yoğun metinler arası göndermeler, parodi ve pastişe izlenimci resim ve sinema tekniğini de katmıştır.
  • Yirminci yüzyılın anlatısı ne kolektif ahlakın ve toplumsal ideallerin anlatısı olan destan, ne de sıradan insanın toplumdaki serüvenini anlatan klasik romandır. Joyce’un uyguladığı modernist anlatının temel niteliği ödünsüz öznelliktir. Ona göre çağının epiği, en öznel anlatı biçimi olan liriğe yaklaşmalıdır; Joyce 20. yüzyılın düzyazısına lirik epik der.
  • Joyce kesinlik içeren tüm felsefelere karşıdır; Albert Einstein’dan önce, her şeye göreceli yaklaşır.
  • Joyce son derece yenilikçi eserleriyle bugün de yazarlar üzerinde etkisi olan edebi yenilikler getirmiştir. Eserleri, sadece edebi yenilikçiliği ile değil, Katolikliğe, cinselliğe, sanata ve İrlanda politikasına ilişkin ortaya koyduğu yaklaşımlar ile de önemlidir.
  • 1907, 1927 ve 1932 yılında şiir kitapları yayımlanmış, düzyazısıyla birçok şaire esin kaynağı olan Joyce, şiirde başarılı olamamıştır. Kendisi de Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi adlı eserinde Stephen’ı kullanarak, yazdığı kötü şiirlerle alay eder. O bölümün lirik ve Romantik havası da ironiyi artırır. Ibsen etkisinde yazdığı Sürgünler adlı oyunu da vasat bulunur.
  • Hayatıyla sanatı birbirine çok yakındır. Tanıdıklarını sık sık ve açık açık eserlerine dahil ederdi.
  • Eleştirmenler çoğunlukla Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’ni lirik, Ulysses’i epik, Finnegan Uyanması’nı dramatik olarak sınıflandırırlar. Murat Belge’ye göre bu sınıflamalar edebi türlerden çok, sanatçının zihin durumunu anlatır. Yazarın her eserinde bu üç tarzın da örnekleri bulunabilir.

 

Çağdaş Sanata Varış 66 | Modern Edebiyat 1

Fotoğraf:wallpaper-1413856

Fotoğraf:wallpaper-1413856

  • Modern edebiyatta romanda, Gerçekçilik akımını başlatan Gustave Flaubert (1821-1880), şiirde ise Sembolizm’in öncüsü Stéphane Mallarmé (1842-1898) ve Charles Beaudelaire (1821-1867) öncü sayılıyor.
  • Modern edebiyatta da  mimarideki gibi yalınlık ve evrensellik ön plandaydı.
  • Özne yalnız, evrensel doğrularla hareket edip düşünen ve genellikle bir erkekti.
  • Özne toplum dışına itilmiş veya çekilmişti.
  • Modern edebiyatın en iyi örneklerini varoluşçu yazarlar vermişlerdir. Kafka, Gide, Sartre, Camus, toplumdan kopuk, kendi varlık sorunuyla başbaşa kalmış kahramanlar yaratmışlardır.
  • Avrupa’da demokrasinin gelişmesi ve otoriter anlayışın zayıflaması ile Tanrısal anlatım, yazarın romandaki otoriter varlığı, ağırlığını kaybetmiştir..
  • Bireysel yaşantı, toplumsal yaşantıdan daha önemli hale geldi. Olaylara bireysel bakış açısı gelişti. Olayların,  kişilerin iç dünyasındaki  etkilerini göstermek için yansıtıcı bilinç ve bakış açısı gelişti.
  • Dış dünyaya, topluma değil, insanın iç dünyasına, bilincin karmaşıklığına eğildiler.
  • Artık yaşanan bir olay değil, o olay hakkındaki izlenimler, değerlendirmeler anlatılmaya başlandı.
  • Gerçekliğin ne olduğu konusunda kuşkular belirdi.
  • Realistler toplumu ve insanları mümkün olduğunca ayrıntılı ve gerçeğe uygun bir biçimde betimlemeye çalışmışlardı. 20. yüzyılın başında ortaya konan yeni teoriler, bilimsel keşifler Realistler’in yaklaşımının sorgulanmasına yol açmış; Albert Einstein ve Sigmund Freud gibi düşünürler zaman, uzay, dil ve insan aklı kavramlarının karmaşıklığını ortaya koymuşlardı. Bu yeni düşüncelerin ışığında modernist yazarlar, gerçekliği ve nesnel doğrunun mutlak anlamda var olup olmadığını sorgulamaya başladılar. Realistlerin dünyayı birebir betimleme gayretini beyhude bir uğraş olarak değerlendiriyorlardı.
  • Gerçekliği betimlemek ve gerçekliğe beklenmedik yollarla ulaşmak için radikal teknikler kullandılar. Yapı, dil, anlatım biçimi, kronoloji gibi edebiyatın temel unsurlarıyla ilgili deneysel çalışmalara giriştiler.
  • Nesnel gerçeğe ulaşabilmek için her çalışmada birden fazla anlatıcıya yer verdiler. Böylece farklı öznel anlatımlar ( bireyin düşünce ve duygularına dayanan, subjektif ) karşılaştırılabilir hale geliyordu. Geçmişin, bugünün ve geleceğin birbirleriyle bağlantılı olduğunun altını çizmek için kronolojik söylemi bırakarak, zamanda geriye ve ileriye giden bir anlatım biçimi geliştirdiler.
  • Olaylar, Klasik gerçekçi romanda olduğu gibi, birbirini izleyen günlere, yıllara göre değil, insan bilincinin işleyiş ilkelerine göre yansıtılır oldu. Olay örgüsünden sıyrılma çareleri aranmaya başlandı.
  • Şiirde katı vezin ve kuralları gevşettiler, serbest nazım kullanmaya başladılar.
  • Aktarılan İç Konuşma Yöntemi ( narrated monologue ya da combined speech ) modern romanda çok kullanıldı.
  • Alıntılanan İç Konuşma Yöntemi (quoted monologue ya da direct free speech ) de kullanılan tekniklerden biri oldu: Anlatıcı aradan çekilir, karakterin kendi kendine konuşmasını, düşündüklerini olduğu gibi alıntılar. Proust’ta kahraman bir kişilik değil, zamanın iç bilincidir. Bilinç Akışı , bu yöntemin özel bir şeklidir. Karakterin akıp giden düşüncesinde mantıksal bağlar yerine çağrışım ilkesi egemendir. Alıntılanan bir iç konuşma içinde bir başka iç konuşma da olabilir. Dış diyalog, iç konuşma ve iç diyalog bir arada da örülebilir.
  • Öteki Ben ( second self ) meselesi gündeme gelir.
  • Organik bütünlük ve iç tutarlılık Modernizm’de önemli bir estetik değerdir.
  • 20. yüzyılda yazdığı için modern sıfatını alan, ama eski anlayışı sürdüren yazarlardan ayırmak amacıyla MODERNİST diye anılan Joyce, Kafka, Woolf, Musil, Beckett, Faulkner ile 1920’lerde Modernist yazın doruğa ulaştı. Bu aşamaya yüksek modernist dönem adı verildi.
  • Modernist romanın ana ögeleri: Örüntü, simge, imge, ritim, bakış açısı. Amaç, şiire ve müziğe yaklaşmaktı.
  • Modernistler yaşamı ve dünyayı anlamsız bulur. Çoğu, Tanrı’ya ve dine inancını yitirmiştir. Çare sanata sığınmaktır. Bu dönemde sanat bir gerçeklik sayılmıştır. Sanat örüntüye, yapıya, mitosa yaslanır.
  • James Joyce (1882-1941), Batı edebiyatının çehresini neredeyse başka hiçbir modern dönem yazarının yapmadığı biçimde değiştirmiş, bugün bile etkisi olan edebi yenilikler getirmiştir. Sıklıkla İngilizce yazılmış en iyi roman olarak değerlendirilen; dil, biçem ve anlatım ile ilgili radikal denemeler yapan; son derece yenilikçi bilinç akışı yöntemini kullanan; Homeros’un Odysseia’sının Dublin’de geçen bir yeniden anlatımı olan Ulysses 1922’de basıldı. Joyce, Marcel Proust (1871-1922), Virginia Woolf (1882-1941) ve William Faulkner (1897-1962) gibi isimlerle birlikte edebiyat alanında Modernizm’in temel figürlerinden biri olarak görülmektedir.
  • 1925 yılında yayımlanan Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway adlı eseri Batı edebiyatının modern döneminin dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. Roman, akıldan geçen düşünceler hakkındadır. Roman bilinç akışı yöntemi ile en yakın ve en eski arkadaşların arasında bile yanlış anlamalardan kaynaklanan boşluklar bulunduğunu ortaya koyar.
  • Modernist romanın hızı 1930’larda kesilmiştir.