Etiket arşivi: Bertolt Brecht

Şiddet 93| Yasaklar ve Sansür Şiddeti 4 Kitaplar 1

  • 15. yüzyılda Milano’da hüküm sürmekte olan Visconti Hanedanı’ndan Giovan Maria, barış ve savaş sözlerini idam cezasıyla yasak etmişti. Papazlar, dualarda “bize barışı ver” yerine “bize sükûnu ver” deme emri almışlardı. Tarih bunun gibi akıl almaz sözcük yasaklarıyla doludur.
  • Tarih boyunca her yeni güç ve ideolojinin, karşıtı olduğu ve üzerinde egemenlik kurmak istediği sistemin bilgisini, yok edilmesi gereken bir tehdit olarak algılayışı ile antik dönemden günümüze kasten milyarlarca kitap yakılmıştır. Kasıtlı yok etmeye doğal afetler ve kazalar da katkıda bulunmuştur ama onlar bizim konumuzun dışında. Konumuz, toplumsal hafızanın ve onun belgelerinin kasten yok edilişinin şiddeti.
  • MÖ 213 yılında Çin İmparatoru Quin Shi, tüm felsefe ve tarih kitaplarını yaktırdığı gibi, görüşlerine itiraz eden düşünürleri de canlı canlı yaktırmış.
  • Paflagonya’da (günümüzde Kastamonu, Sinop ve Çankırı’nın bulunduğu bölge) 160 yılında Epikür’ün kitapları sahte bir peygamberin emriyle çarşı meydanında yakılmış.
  • 400 yılı civarında Batı Roma generallerinden Flavius Stilico, gizli ilimlerle ilgili olduğu düşünülen Sibyl Kitapları’nı yaktırmış.
  • MÖ 3. yüzyılda kurulan İskenderiye Kütüphanesi’nin fanatik Hıristiyanların saldırısıyla ya da Jul Sezar’ın (MÖ 100-44) şehri kuşatması sırasında 150 bin cilt kitabın altı ay boyunca şehrin hamamlarında yakacak olarak kullanıldığı düşünülüyor.
  • MS 5. yüzyılda kafirlik yaydıkları gerekçesiyle Etrüsk disiplinini öğreten kitaplar yakılmış.
  • 435 yılında Konstantinopolis Patriği Nestorius’un kitapları yakılmış.
  • 12. yüzyılda Katolik Kilisesi, Cathar metinlerini yok etmiş.
  • 12. yüzyılda İspanya’da yaşamış Aristocu filozof İbn Rüşd aklı, mantığı ve bilimi savunmaya çalışmış; rasyonalist din yorumları fanatikler tarafından din karşıtı olmakla suçlanmış; kitapları yasaklanmış ve yakılmış, sürgüne gönderilmiş; ancak ölümünden bir yıl önce affedilerek saygınlığına yeniden kavuşabilmişti.
  • 1233’te Yahudi din adamı Moshe ben Maimon tarafından yazılan rehber kitap Fransa’da Montpellier’de yakılmış.
  • Paris’te kurulan mahkemede suçlu bulunan Talmud, 1242 yılında yakılmış.
  • İspanya’da Engizisyon, Katolik olmayan kitapların yakılmasını emretmiş. 1499 ve 1500 yıllarında Endülüs’te bir milyonun üzerinde Arapça ve İbranice kitap yakılmış.
  • 15. yüzyılda İtalya’da Bocaccio’nun Decameron’u ve Ovid’in tüm eserleri yakılmış.
  • Yucatan Yarımadası’na 1549 yılında Roma Katolik Başpiskoposu olarak atanan Diego de Landa, Maya Uygarlığı’na ait bütün eserleri yok ettiği için günümüze sadece 3 adet Maya kitabı ulaşmış.
  • 16. ve 17. yüzyıllarda İngiliz yazımı, sansür mekanizmalarının etkisindeydi. Edebiyat, yazarların doğrudan söylenmesi çoğu zaman mümkün olmayan şeyleri dolaylı şekilde ifade etmelerine izin veriyordu.
  • Papa’nın emriyle Martin Luther’in çevirileri 1624 yılında yakılmış.
  • 1683 yılında Oxford Üniversitesi’nde Thomas Hobbes’un kitapları yakılmış.
  • John Cleland tarafından 1749’da Birleşik Krallık’ta yayımlanan, bir fahişenin anılarının konu edildiği erotik edebiyatın önde gelen klasiği olarak kabul edilen Fanny Hill adlı roman ancak 1963 yılında İngiltere ve ABD’de yasal olarak satılmaya başlamıştır.
  • Robespierre 1793’te dini kütüphanelerin ve kraliyeti olumlayan her türlü kitabın yakılması talimatını vermiş.
  • ABD’de 18. ve 19. yüzyıllarda kölelere okuma öğretmek yasaktı; yasağa Kutsal Kitap da dahildi.
  • 19. yüzyılda İngiltere’de yetkililerce müstehcen bulunan bir kitabın basılması, bir kartpostalın veya fotoğrafın piyasaya sürülmesi ülkenin kanunlarına yapılan bir saldırı olarak algılanıyordu. Başlatılan kovuşturmanın kamuoyu desteği almasına önem veriliyormuş gibi yapılırdı. Ama kamuoyuna sorulmaz, yetkililer kamuoyu rolü oynardı. Bu rol çok benimsendi.
  • James Joyce Trieste’de iken şehir Avusturya işgali altındaydı. Il Piccolo della Sera gazetesinin editörü 1907’de gazetenin yazarlarından olan Joyce’dan İngiliz egemenliği altında yüzyıllardır direnen İrlanda’yı anlatmasını istemişti. Böylece İrlanda üzerinden benzetme yaparak sansürü kırmış olacaklardı.
  • 1920’lerde ABD Posta İdaresi Avrupa’dan yollanan “uygunsuz” kitapları yakarak yok ederdi.
  • Alice Harikalar Diyarında 1931’de Çin’de yasaklandı. General Ho Chien, hayvanların insan gibi konuşmasından hoşlanmamıştı.
  • 10 Mayıs 1933’te Nazi öğrenci örgütü üyeleri Almanya’nın üniversite kentlerinde kitap yakma ayinleri düzenlemişlerdi. Bebelplatz Berlin’in merkezinde Humboldt Üniversitesi’nin önündeki meydanın adıdır. Humboldt Üniversitesi’nin kütüphane binası o dönemde bu meydanda imiş. (Bina günümüzde Hukuk Fakültesidir.) Bebelplatz’da da aynı gün 20 bin civarında kitap yakılmış. Kitap yakma eyleminden önce Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ateşli bir konuşma yapmış. Naziler tarafından 180 bin kitap yakılma listesine alınmış ve her gece belli miktarda kitap yakılarak yok edilmiştir. Yakılmaya uygun görülen kitapların yazarları arasında Heinrich Mann, Erich Maria Remarque, Heinrich Heine, Bertolt Brecht, Stefan Zweig, Karl Marx, Albert Einstein da varmış. Bu olaya engizisyoncuların yaktığı ateşten esinlenerek Berlin Otodafe’si adı veriliyor.
Kitaplık, Micha Ullman, 1995. Kitap yakma denilince ilk akla gelenlerden biri 10 Mayıs 1933 felaketidir. Bu olayı unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) Bebelplatz’a Kitaplık adlı bir eser yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20 bin kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli Almansor adlı oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.” Anıta ek olarak her yıl Mayıs ayının başından 10’una kadar Humbolt Üniversitesi tarafından aynı meydanda edebiyat festivali düzenleniyor; festival boyunca meydana konan raflardan kitap alıp yerlerdeki minder ve hamaklarda okumak mümkün, aynı zamanda öğrenciler kitap satışı yapıyor ve kitap okuma etkinlikleri düzenleniyor. Fotoğraf: e-Skop

Kitaplık, Micha Ullman, 1995.
Kitap yakma denilince ilk akla gelenlerden biri 10 Mayıs 1933 felaketidir. Bu olayı unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) Bebelplatz’a Kitaplık adlı bir eser yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20 bin kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli Almansor adlı oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.” Anıta ek olarak her yıl Mayıs ayının başından 10’una kadar Humbolt Üniversitesi tarafından aynı meydanda edebiyat festivali düzenleniyor; festival boyunca meydana konan raflardan kitap alıp yerlerdeki minder ve hamaklarda okumak mümkün, aynı zamanda öğrenciler kitap satışı yapıyor ve kitap okuma etkinlikleri düzenleniyor.
Fotoğraf: e-Skop

 

 

 

Faşizm / Diktatörlük 2

Ortaçağlardaki Gibi, John Heartfield (1891-1969), 1934. Eserin teması şehitliktir. Ortaçağdaki din şehitleri ile Üçüncü Reich veya diğer adıyla Nazi Almanyası’nın kanına girdiklerini gamalı haçı Çarmıh gibi kullanarak ifade ediyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

Ortaçağlardaki Gibi, John Heartfield (1891-1969), 1934.
Eserin teması şehitliktir. Ortaçağdaki din şehitleri ile Üçüncü Reich veya diğer adıyla Nazi Almanyası’nın kanına girdiklerini gamalı haçı Çarmıh gibi kullanarak ifade ediyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

  • İtalyan faşizmi bir Avrupa ülkesinde iktidara gelenilk sağcı diktatörlük olmuştu. İtalyan faşizmi bir liturji, bir folklor, bir giyim tarzı yaratan ilk rejimdir. Öteki faşist hareketler ( Letonya, Estonya, Litvanya, Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, İspanya, Portekiz, Norveç, Almanya ve Güney Amerika’da) 1930’lu yıllarda ortaya çıkmıştır. Avrupa’nın liberal liderlerini, bu yeni rejimin ilginç toplumsal reformlar gerçekleştirdiğine ve komünizm tehlikesine karşı ılımlı devrimci bir seçenek oluşturduğuna ikna eden İtalyan faşizmi olmuştur.
  • Adolf Hitler’in Kavgam adlı kitabı, bir siyasal program bildirisidir. Naziliğin bir ırkçılık ve Ari ırk kuramı, bir yoz sanat anlayışı, bir iktidar istenci ve üstinsan felsefesi vardı.
  • Mussolini’ninbir felsefesi yoktu. Başlangıçta ateistken sonradan faşizmi kutsayan piskoposlar ile yakın ilişki içinde olmuş, “Tanrı’nın Gönderdiği Adam” olarak anılmıştı. İtalyan faşizmi monarşi ile devrimi, kraliyet ordusu ile Mussolini’nin özel milisini, mutlak denetim ile piyasa ekonomisini bir araya getirmişti. Devrimciydi ama tutucu toprak sahipleri tarafından finanse edilmişti. Başlangıçta cumhuriyetçiydi ama yirmi yıl boyunca kraliyet ailesine bağlılığını dile getirdi. İtalya’daki iki önemli sanat ödülünden biri olan Bergamo Ödülü avangart sanatın yeni denemelerini teşvik ediyordu. Oysa Almanya’da avangart sanat, üstü örtülü bir komünizm propagandası sayılıyordu; yozlaşmışlığın ürünü olarak görülüp yasaklanmıştı.
  • İtalyan faşizmi de Nazizm gibi bir diktatörlüktü ama felsefi zayıflığı yüzünden diğeri gibi tam totaliter bulunmaz. Ama muhalefet liderleri suikasta kurban gitmişler, siyasal muhalifler sürgüne gönderilmiş, özgür basın susturulmuş, sendikalar dağıtılmış, yasama erki kağıt üstünde kalmış, yürütme yargıyı ve kitle iletişim araçlarını denetlemiş, doğrudan yasalar çıkartmış, ırkın saflığını korumaya yönelik yasalar yapılmış, Yahudi katliamı resmen desteklenmiştir. Benito Mussolini, demokratik bir parlamentonun temelinin en iyi içeriden, yavaş yavaş çürütülebileceğini biliyordu.
  • İtalya’da Benito Mussolini döneminde (1922-1943) söylevlerinin önemli bulunan bölümleri okullarda ezberletilirdi.
  • Faşizmden emperyalizmi çıkardığımızda karşımızda İspanya’dan Franco’nun aşırı Katolik falanjizmini ve Portekiz’den Salazar’ı buluruz.
  • Faşizmden sömürgeciliği çıkardığımızda Balkan faşizmiyle karşılaşırız.
  • İtalyan faşizmine radikal bir kapitalizm karşıtlığını eklediğimizde Ezra Pound’a; faşizme Kelt mitolojisi kültü ile Kutsal Kase mistisizmini eklediğimizde Julius Evola’ya ulaşırız.
  • 1940’lı yılların sonunda Bertolt Brecht şöyle yazar: “Demokratik ülkelerde ekonominin şiddet özelliği fark edilmez, otoriter ülkelerde fark edilmeyen, şiddetin ekonomik özelliğidir.”
  • Eduardo Galeano’ya göre Latin Amerika’da devlet terörü, yönetici sınıflar başka yollarla işlerini yürütemedikleri için harekete geçer. İşkence, etkili olduğu için vardır. Demokrasi güç anlarda ulusal güvenliğe, yani oligarşinin ayrıcalıklarının ve yabancı yatırımların güvenliğine karşı bir suç teşkil eder. Onur kırıcı yapı uluslararası pazarlarda ve mali merkezlerde başlar, her yurttaşın evinde biter. Posta ve banka gibi terörün de memurları vardır ve terör gerekli olduğu için uygulanır, bir sapıklar ortaklığı değildir.
  • Günümüzde Avrupa’nın çeşitli yerlerinde etkinlik gösteren Nazi çizgisinde hareketler var. Bunlar tabii ki kaygı uyandırıyor. 1997 yılında Umberto Eco, Nazizm’in özgün biçimiyle, ulusal bir hareket olarak yeniden doğacağına inanmadığını ancak en masum kılıklarla yanaşmaya başladığında maskesini düşürmek gerektiğini yazmıştı.
Sapar Murad Niyazov (1940-2006), 1985 yılından beri Türkmen Komünist Partisi Birinci Sekreteri olarak yönettiği ülkenin, Sovyetler’in çökmesi sonrası 1991’de bağımsızlığını ilan etmesiyle Türkmenistan’ın ilk devlet başkanı olmuştu. Türkmenbaşı adını benimsemiş, 1999 yılında kendisini ebedi devlet başkanı ilan ettirmiş, sonra 70 yaşında görevi bırakacağını açıklamıştı. 2001 yılında çıkardığı Ruhname adlı kitabının okullarda okutulmasını, üniversiteye giriş ve ehliyet alımında sınav konusu olmasını zorunlu kıldı. Ocak ayına kendi adını, nisan ayına annesinin adını verdi. Türkmenbaşı adı bir meteora, ayda bir kratere, ülkenin en yüksek tepesine, caddelere, çiftliklere, at sürülerine, bir kente verildi. Her sokağa bir heykeli yapıldı, her binaya posteri asıldı. Hipokrat yeminini kaldırıp doktorları kendisine yemin ettirdi.  Aşkabat’ta yaptırttığı 95 metre yüksekliğindeki heykelin en üstündeki altın çocuk kendisini temsil ediyor. Başka altın Türkmenbaşı heykelleri de yapılmıştı. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Sapar Murad Niyazov (1940-2006), 1985 yılından beri Türkmen Komünist Partisi Birinci Sekreteri olarak yönettiği ülkenin, Sovyetler’in çökmesi sonrası 1991’de bağımsızlığını ilan etmesiyle Türkmenistan’ın ilk devlet başkanı olmuştu. Türkmenbaşı adını benimsemiş, 1999 yılında kendisini ebedi devlet başkanı ilan ettirmiş, sonra 70 yaşında görevi bırakacağını açıklamıştı. 2001 yılında çıkardığı Ruhname adlı kitabının okullarda okutulmasını, üniversiteye giriş ve ehliyet alımında sınav konusu olmasını zorunlu kıldı. Ocak ayına kendi adını, nisan ayına annesinin adını verdi. Türkmenbaşı adı bir meteora, ayda bir kratere, ülkenin en yüksek tepesine, caddelere, çiftliklere, at sürülerine, bir kente verildi. Her sokağa bir heykeli yapıldı, her binaya posteri asıldı. Hipokrat yeminini kaldırıp doktorları kendisine yemin ettirdi.
Aşkabat’ta yaptırttığı 95 metre yüksekliğindeki heykelin en üstündeki altın çocuk kendisini temsil ediyor. Başka altın Türkmenbaşı heykelleri de yapılmıştı.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.
  • Latin Amerika’nın Kesik Damarları, Eduardo Galeano, Sel Yayıncılık, 2014.
  • Yere Göğe Adını Verdi, Aklına Eseni Yasakladı, Radikal Gazetesi, 22 Aralık 2006.
  • Beş Ahlak Yazısı, Umberto Eco, Can Yayınları, 2014.

 

 

Şiddet 58| Devlet Şiddeti 4

Taklitçilik, John Heartfield, 1934. Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Taklitçilik, John Heartfield, 1934.
Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Nazilik, kesin olarak Hıristiyan karşıtı ve yeni-pagandı, tıpkı Stalin’in Sovyet Marksçılığının resmi şekli Diamat’ının açıkça maddeci ve ateist olduğu gibi. Totaliterlik, bireyin her eylemini devlete ve devletin ideolojine tabi kılan bir rejim ise, Nazizm de Stalincilik de totaliter rejimlerdi.
  • Wasili Grossmann (1905-1964), kurbanları insan olarak algılamayan totaliter sistemlerin kaba güç kullanımının, insanların aklını kötürümleştirme yeteneğine sahip olduğunu yazar.
Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi. Fotoğraf: kitap alıntılarım - WordPress.com

Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi.
Fotoğraf: kitap alıntılarım – WordPress.com

Büyük Temizlik kurbanları. Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu. Fotoğraf: Akşam

Büyük Temizlik kurbanları.
Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu.
Fotoğraf: Akşam

  • 1932–1933 arasında Sovyetler Birliği’nde, şimdiki Ukrayna ve Rusya’nın Kuban bölgesinde suni olarak yaratılan kıtlık sebebiyle yaklaşık olarak 8 milyon insanın öldüğü olaylar Ukrayna Kırımı ya da Holodomor olarak anılır. Sovyet arşivlerinin açılmaması yüzünden ölü sayısı kesin olarak bilinememektedir.
Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya. 1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya.
1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı. Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel. Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez. Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.  Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı.
Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel.
Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez.
Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • Komünist idare zamanında insanların seçim imkanlarının sosyal bakımdan baskıcı şartlarla çok sert kısıtlandığı günümüzde artık net bir biçimde biliniyor.
  • Nazizim, Stalinizm, faşizm ve diğer bütün totaliter rejimler ve onların artçıları şiddet politikası uygulamışlardır.
  • Bertolt Brecht sorar “ Tüm yetki halktan gelir. Fakat nereye gider?”

 

Bertolt Brecht / Üç Kuruşluk Opera / Epik Tiyatro

Robert Wilson’dan Üç Kuruşluk Opera. İKSV tarafından düzenlenen etkinlik, Zorlu PSM Ana Tiyatro’da gösterildi, Mayıs 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Robert Wilson’dan Üç Kuruşluk Opera.
İKSV tarafından düzenlenen etkinlik, Zorlu PSM Ana Tiyatro’da gösterildi, Mayıs 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Jonathan Swift’in Londra’da hapishanedeki hayat kadınları ve hırsızların yaşamlarını bir operayla  anlatmayı düşünmesi ile orijinal fikri ortaya çıkan, janrı hicivli opera olan Dilenci Operası/The Beggar’s Opera (1728), 20. yüzyılda Üç Kuruşluk Opera’nın çıkış noktası oldu.
  • Dilenci Operası, İtalyan operasına olan düşkünlüğü, iktidardaki İngiliz politikacıları hicvederken, idareci sınıf ile hırsız, hayat kadını gibi kişilerin benzer şekillerde halkı soyup sömürmelerini sahneliyordu.
  • Üç Kuruşluk Opera adlı müzikal tiyatro oyununun büyük kazanımlarından biri olan müziği, Kurt Julian Weill’e (1900-1950) aittir. Weill, daha önce librettosunu  John Gay‘in yazmış olduğu Dilenciler Operası üzerine Bertolt Brecht ile beraber çalışmış ve bu eserdeki olaylar dizisini koruyarak Brecht’in sözleriyle Üç Kuruşluk Opera için yeni besteler yapmıştır.
  • Gecede Trampet Sesleri ile ünlü olmuş, bu oyunu ile Kleist Ödülü’nü kazanmış olan Bertolt Brecht’e (1898-1956) Üç Kuruşluk Opera (1928) da büyük ün kazandırmıştır.
  • Brecht’in eserleri Naziler tarafından önce yasaklanmış, sonra yakılmış; Savaş sırasında sürgünde yaşamış; Savaş sonrası Batı’ya giriş izni alamadığı için Doğu Berlin’e yerleşmişti. Dünya onu hep Doğu Almanya’nın sözcüsü gibi gördü.
  • Doğu Berlin’de eşi oyuncu Helene Weigel ile birlikte Berliner Ensemble’ı kurdu (1949). Berliner Ensemble, Brecht’in ününe ün kattı.
Berliner Ensemble, 1892 yapımı bu binaya 1954 yılında taşındı. Üç Kuruşluk Opera, 1928 yılında dünya prömiyerini bu tarihi bina Theater am Schiffbauerdamm adını taşırken burada yapmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berliner Ensemble, 1892 yapımı bu binaya 1954 yılında taşındı. Üç Kuruşluk Opera, 1928 yılında dünya prömiyerini bu tarihi bina Theater am Schiffbauerdamm adını taşırken burada yapmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berliner Ensemble’ın olduğu yerde Brecht’in heykeli ve iki yanında text’leri var. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berliner Ensemble’ın olduğu yerde Brecht’in heykeli ve iki yanında text’leri var.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Brecht, kendisi de burjuva olmasına rağmen burjuva yaşantısına tepkili; anti militarist; anti faşist (Hitler’e Badanacı der); şiirlerinde önceleri daha yumuşak ve kişisel, sonra toplumsal ve politik, tiyatro eserlerinde daha didaktik; eski Alman masallarında olduğu gibi kendi eserlerinde de tekrarı seven; karşıtlıkları çok güzel kullanan (“Kutsal ülke! Mutlulukla dolu! Ölülerle dolu!”, Almanya, Solgun, Sarışın) ; efsaneleri ve başkaldıran küçük adamı seven; çirkinlikleri açıklamak için de şairlere ihtiyaç olduğunu düşünen biriydi. Dine değil, din adamlarına karşıydı.
  • Onu, ideolojik sertliği açısından eleştirenler bile Brecht’ten sonra tiyatronun aynı kalmadığını kabul ederler.
  • Dramatik tiyatroda heyecan vardır, dramlar hissedilerek duygulanılır, yürekler hoplar, tiyatro karakterleri ile özdeşleşilir. Amaç, arınmadır.
  • Brecht’in epik tiyatrosunda seyirci karakterler ile özdeşleşmemelidir. İzleyici karakterler ile özdeşleşirse eleştiri yapamaz, eyleme geçemez. Amaç, düşündürmektir.
  • Dramatik: Ben de bunu hissettim.
    Epik: Bunu hiç düşünmemiştim.
  • Dramatik: Ben böyleyim işte.
    Epik: Böyle olmamalıyım.
  • Dramatik: Bu çok doğal.
    Epik: Bu çok dikkat çekici.
  • Dramatik: Bu, her zaman böyledir.
    Epik: Bu bir son bulmalı.
  • Dramatik: Bu acı beni sarsıyor, çıkış yolu yok.
    Epik: Bu acı beni sarsıyor, elbette çıkış yolu var.
  • Dramatik: Bu büyük sanat, her şey doğal.
    Epik: Bu büyük sanat, hiçbir şey doğal değil. (“Sabahın kokusu bile sabaha benzemiyor.” Kafkas Tebeşir Dairesi, Ön Oyun)
  • Dramatik: Ağlayan ile ağlıyor, gülen ile gülüyorum.
    Epik: Ağlayanla gülüyor, gülenle ağlıyorum.
  • Epik tiyatroda dekor çok sadedir, seyirciyi içine almaz.
  • Epik tiyatroda tüm ögeler eşit öneme sahiptir.
  • Dramatik tiyatro için maskeden, epik tiyatroda ozandan bahsedebiliriz.
  • Ozan-şarkıcı kabare türüdür. Hem güldüren hem üzen, düşünmeye zorlayan kabare Almanlarda güçlüdür.
  • Brecht’e göre, inanılan şey değil, bilinen şey önemliydi. İnsanlar çok şeye inanıyordu, ama pek az şey biliyordu. (Deney, Öykü, Varlık Yayınları)
Bu güne kadar pek çok yazar ve müzisyenle işbirliği yapmış olan, Üç Kuruşluk Opera’nın yönetmeni Robert Wilson, oyunun aynı zamanda sahne ve ışık tasarımının da yaratıcısıydı. Her bir sahne, şahane bir tablo gibiydi. Pek çok ödülü ve nişanı olan Wilson’ın diğer ilgi alanları ise resim ve heykel sanatı. Wilson’un tüm işleri dansı, hareketi, ışığı, metni, tasarımı birbiri içine geçirerek bir bütün oluşturur, deniyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu güne kadar pek çok yazar ve müzisyenle işbirliği yapmış olan, Üç Kuruşluk Opera’nın yönetmeni Robert Wilson, oyunun aynı zamanda sahne ve ışık tasarımının da yaratıcısıydı. Her bir sahne, şahane bir tablo gibiydi. Pek çok ödülü ve nişanı olan Wilson’ın diğer ilgi alanları ise resim ve heykel sanatı. Wilson’un tüm işleri dansı, hareketi, ışığı, metni, tasarımı birbiri içine geçirerek bir bütün oluşturur, deniyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu müzikli gösteri, ahlaki değerleri esprili bir biçimde irdeliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu müzikli gösteri, ahlaki değerleri esprili bir biçimde irdeliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Çağdaş Sanata Varış 77 | Yeni Objektiflik / Yeni Nesnellik / New Objectivity / Neue Sachlichkeit / Post Ekspresyonizm 2

1920’ler-1933

  •  Yeni Objektiflik akımında Veristler ve Büyülü Realistler olarak iki grup tanımlanır.
  • Veristler’den Dix,  Beckmann ve Grosz toplumun şeytanları olarak gördüklerine, iktidardakilere şiddetle saldıran eserler vermişlerdi. Aslında tanımlanan iki grup arasındaki ayrım biraz muğlaktı. Veristler, Yeni Nesnelcilerin daha devrimci kanadı olarak düşünülebilirdi. Gerçekliğin çirkin yönünü öne çıkarmayı amaçlıyorlardı. Daha çiğ, daha satirik, daha kışkırtıcı eserler verdiler, diyebiliriz. Savaşta sakat kalanları, yeraltı dünyasını, düşkün kadınları, savaş zenginlerini, sapık cinayetleri konu aldılar. Sanatı bir savunma ve saldırı aracı olarak kullandılar. Dadacılıktan kaynaklanan siyasal, toplumsal ve ahlaksal bir bilinçle hareket eden sanatçıların eserlerinde toplumsal eleştiri büyük yer tuttu.
Otto Dix, Kibrit Satıcısı, 1921. Dix’in tablolarında gaziler, acınacak halde betimlenir. Savaş onları mahvetmiştir, toplum ise onlara karşı aldırmazlık içindedir. Savaş zenginleri keyif sürerken gaziler düşkünlük içindedir. Tabloda kör bir eski asker kibrit satmakta, iyi giyimli yayalar hiç aldırmamakta, hatta utanç verici yenilgiyi onlara hatırlattığı için muhtemelen ona kızmaktadırlar. Üstelik bir köpek de, kesik bacaklarına işemektedir. Fotoğraf:www.ottodix.org

Otto Dix, Kibrit Satıcısı, 1921.
Dix’in tablolarında gaziler, acınacak halde betimlenir. Savaş onları mahvetmiştir, toplum ise onlara karşı aldırmazlık içindedir. Savaş zenginleri keyif sürerken gaziler düşkünlük içindedir. Tabloda kör bir eski asker kibrit satmakta, iyi giyimli yayalar hiç aldırmamakta, hatta utanç verici yenilgiyi onlara hatırlattığı için muhtemelen ona kızmaktadırlar. Üstelik bir köpek de, kesik bacaklarına işemektedir.
Fotoğraf:www.ottodix.org

  • Max Beckmann (1884-1950) eserlerinde sosyal eleştiriye, akımın diğer sanatçılarından daha fazla yer vermiştir.
  • Weimar’ın yüksek burjuva kültürüne ve Ekspresyonizm’in sübjektif duygusallığına bir karşı çıkış, insanın karanlık yanına bakış, faşizmin sesini duyuş eserlerinde çok barizdir.
  • Nasyonal Sosyalistler’in iktidara gelmesi ile zora düşen sanatçılardan oldu. Nazilerin açtığı Dejenere Sanat sergisinde Beckmann’ın eserlerine yer verilmiştir.
Max Beckmann, Gece, 1919. Tablodaki suni ışık, kompozisyonu çok güçlendirmektedir. Fotoğraf:en.wikipedia.org

Max Beckmann, Gece, 1919.
Tablodaki suni ışık, kompozisyonu çok güçlendirmektedir.
Fotoğraf:en.wikipedia.org

George Grosz (1893-1959), Yazar Max  Herrmann-Neisse, 1925. Weimar Cumhuriyeti’nin toplumsal bozukluklarını sergilemek ve faşizm tehlikesine karşı uyarılarda bulunmak için çizdi.  İngiliz karşıtı propagandayı protesto etmek amacıyla Georg olan ilk adını George olarak İngilizleştirdi.  Burjuva sanat anlayışına karşı savaşan Dada Kulübünü kurdu. l924’ te kamu ahlakına saldırıda bulunmaktan dolayı para cezasına çarptırıldı. Fotoğraf:www.huma3.com

George Grosz (1893-1959), Yazar Max Herrmann-Neisse, 1925.
Weimar Cumhuriyeti’nin toplumsal bozukluklarını sergilemek ve faşizm tehlikesine karşı uyarılarda bulunmak için çizdi.
İngiliz karşıtı propagandayı protesto etmek amacıyla Georg olan ilk adını George olarak İngilizleştirdi.
Burjuva sanat anlayışına karşı savaşan Dada Kulübünü kurdu.
l924’ te kamu ahlakına saldırıda bulunmaktan dolayı para cezasına çarptırıldı.
Fotoğraf:www.huma3.com

 George Grosz, Güneş Tutulması, 1926. Fotoğraf:wikipedia.org


George Grosz, Güneş Tutulması, 1926.
Fotoğraf:wikipedia.org

  • Büyülü Realistler arasında sayılan Heinrich Maria Davringhausen, Alexander Kanoldt, Christian Schad ve Georg Schrimpf, Anton Räderscheidt eserlerini daha metafizik, heykelsi, mankene benzeyen figürlerle, biçim ve sınırları belirginleştirilmiş, birbirlerinden ve çevreden yalıtılmış basit biçimlerle işlediler.
Anton Räderscheidt (1892-1970), Sarı Evin Önündeki Adam, 1923. Bu tabloda, de Chirico ve Carra’nın metafizik etkisi çok açıktır. Sanatçının bu dönem eserlerinden günümüze çok az tablo ulaşmıştır. Tablolarının çoğu Naziler tarafından yoz sanat sayılarak yok edilmiş, bir kısmı ise İkinci Dünya Savaşı sırasında atılan bombalarla yok olmuştur. Fotoğraftaki tablo Savaş’ta yok olanlardan biridir. Fotoğraf:greg-neville.com

Anton Räderscheidt (1892-1970), Sarı Evin Önündeki Adam, 1923.
Bu tabloda, de Chirico ve Carra’nın metafizik etkisi çok açıktır. Sanatçının bu dönem eserlerinden günümüze çok az tablo ulaşmıştır. Tablolarının çoğu Naziler tarafından yoz sanat sayılarak yok edilmiş, bir kısmı ise İkinci Dünya Savaşı sırasında atılan bombalarla yok olmuştur. Fotoğraftaki tablo Savaş’ta yok olanlardan biridir.
Fotoğraf:greg-neville.com

  • Yeni Objektiflik mimarisi, 1920’li yılların imparatorluktan cumhuriyete geçiş dönemini, Weimar kültürünü yansıtan bir mimari olmuştur. Bruno Taut, Erich Mendelsohn, Hans Poelzig, Ernst May gibi mimarlar hemen Yeni Objektiflik prensiplerini benimsediler. Bu mimariye Almanya’da Yeni Yapı (New Building) dendi. Bu, çok kısa süren bir dönem olmuştur. Ama kısa süren bu dönem, büyük etkileri olan bir dönem olmuştur. (Frank Lloyd Wright, Le Corbusier, Bauhaus, Uluslararası Stil daha önce blogumuzda yayımlanmıştı.) Almanya’nın tazminat ödemelerinden doğan para sıkışıklığı ile Nasyonal Sosyalistler’in iktidara gelişi arasına sıkışmış bir dönemdi. Nazi döneminde tüm deneysel, konvansiyon dışı sanatsal çalışmaları yapanlar yurtdışına kaçtılar. (Bruno Taut, Türkiye’ye gelmiş, bize birçok eser bırakmış, burada ölmüş, Edirnekapı Şehitliği’ne defnedilen ilk ve tek gayrimüslim olmuştu.)
Yeni Yapı’nın ilk örnekleri 1922 Bauhaus sergisinde yer aldı. Sergiden, Georg Muche’nin tasarımı Haus am Horn. Fotoğraf:www.shafe.co.uk

Yeni Yapı’nın ilk örnekleri 1922 Bauhaus sergisinde yer aldı. Sergiden, Georg Muche’nin tasarımı Haus am Horn.
Fotoğraf:www.shafe.co.uk

  • 1920’lerin ortalarında Ekspresyonizm’den uzaklaşıp Modernist stile yaklaşan mimari, Amerikalı Frank Lloyd Wright’ın kübik sosyal konut fikrinden yola çıkarak, Hollanda’nın avangard akımı De Stijl ve Fransız Le Corbusier etkisi ile bambaşka bir yola girdi. Almanya’da Erich Mendelsohn da Ekspresyonizm’den uzaklaşmış, daha akıcı, dinamik formlara yönelmişti.
  • Yeni inşa edilen sosyal konutlar, düz çatıları, asimetrik planları, güneye bakan terasları, geniş pencereleri ile gerçekten yeniydi.
  • Daha sonra gözde olacak olan Uluslararası Stil’in beyazından farklı olarak Yeni Yapı stili evlerde sıkça canlı renkler kullanıldı. Yeni Yapı mimarlarından renge en düşkün olan Bruno Taut idi.
Erich Mendelsohn, Mossehaus gazete binası, 1923, Berlin.

Erich Mendelsohn, Mossehaus gazete binası, 1923, Berlin.

  • Gerçekçi ortamlarda, sosyal sorunlara odaklanan sinemada kürtaj, fuhuş, işçi sorunları, homoseksüellik, bağımlılık dönemin gözde konuları olmuştu.
  • Dönemin en önemli tiyatro adamı, Ekspresyonizm karşıtı Bertolt Brecht oldu.
  • Paul Hindemith, 1920’ler boyunca hem Ekspresyonist hem de Yeni Nesnel besteler yaptı. Ernst Toch ve Kurt Weill de 1920’lerde Yeni Nesnel müzik ürettiler. Şef Otto Klemperer de akımın destekçilerindendi.
  • Nasyonal Sosyalistler bir çok sanatçının sergi açmasını, bazı sanatçıları ise resim yapmasını tamamen yasaklamıştı. Akımın önemli sanatçıları sürgüne gönderilmiş, bu sanatçılar aynı tarzda eser vermeyi bırakmıştır. ABD’ye iltica eden George Grosz Romantik stilde, 1937’de Almanya’yı terk eden Max Beckmann Ekspresyonist eserler vermeye başlamıştır.
  • Yeni Objektiflik akımı, Almanya dışında da pek çok sanatçıyı etkilemiştir. Balthus’un, Dali’nin, Herbin’in ve daha pek çok sanatçının eserlerinde akımın izini görmek mümkündür.
  • Yeni Objektiflik akımı, 2012-13 sezonunda açılan çeşitli sergilerle Almanya’da tekrar görücüye çıkarıldı. Akımın nitelikleri, tanımın aldığı farklı yorumlar gündeme geldi.