Etiket arşivi: Berlin

Dil 3 Prusya Dili

Prusya bayrağı. Fotoğraf: royal-flags.co.uk

Prusya bayrağı.
Fotoğraf: royal-flags.co.uk

  • 16. yüzyılda bir Polonya düklüğü olan Prusya, 17. yüzyılda Berlin, Branderburg seçici prensleri Hohenzollern Hanedanı’nın eline geçti. 1701’de Prusya Krallığı ve 1871’de Alman İmparatorluğu bu hanedan zamanında kurulmuş, 1918 yılında Weimar Cumhuriyeti’ne kadar aynı hanedan başta kalmıştır.
  • 18. yüzyıl başında Brandenburg prensleri Prusya kralı unvanını aldılar.
  • Kutsal İmparatorluk 1806 yılında kaldırılınca Prusya adı önce Germanya dışındaki topraklara verildi, sonra bütün devlet için kullanıldı.
  • Bir Baltık dili olan Prusya dili 18. yüzyıldan sonra konuşulmaz oldu. Bu dili 15. ve 16. yüzyıllarda yapılan Alman kateşizm tercümeleri sayesinde tanıyoruz.

 

Yararlanılan Kaynak

Milliyetçilik, Craig Calhoun, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2007.

 

 

Şiddet 79| Kültür Mirasına Yönelik Şiddet 1

Bergama Sunağı, Berlin, Almanya. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

Bergama Sunağı, Berlin, Almanya.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

  • Arkeolojik kazı alanları ve koruma bölgelerinden, müzelerden, müzelerin depolarından kaybolan, yağmalanan, yok edilen veya çalınan eserler konumuza giriyor. Kültürel mirasa karşı işlenen suçlar hırsızlık, Vandalizm ve köktencilik gibi farklı eğilimlere dayanıyor.
  • Atina’daki Parthenon yaklaşık 2500 yıl önce Athena Tapınağı olarak inşa edildi. 500’lü yıllarda Bakire Meryem Kilisesi olarak hizmet verdi. 1687 yılındaki Venedik kuşatması sırasında barut deposu olarak kullanıldı. Büyük bir patlama ile çatısı uçtu ve heykellerinin çoğu tahrip oldu. Arkeologlar elde kalan heykellerin tekrar yapıda yerlerine konamayacağını söylüyorlar. Zaten 1801 yılında İngiliz elçisi Lord Elgin geriye kalan heykellerin yarısını, iddiaya göre Osmanlı yetkililerinin bilgisi dahilinde ve onların izniyle, İngiltere’ye nakletti. Heykeller 1807’de Lord Elgin’in geçici müzesinde sergilendikten sonra 1817’den itibaren British Museum’da yerlerini aldılar. 1980 yılından bu yana Yunan hükumetleri heykelleri Atina’ya geri getirmeye çalışıyor. Bizim Bergama Sunağı, Troya Hazineleri ve daha pek çok yurtdışına kaçırılmış eserler için verdiğimiz savaş da kamuoyu tarafından yakından izleniyor.
  • Başta İngilizler olmak üzere Avrupa aristokrasisi 19. yüzyıl sonlarına kadar Eski Mısır yapıtlarında bulup çıkardıkları mumyaları sağlıklarına iyi geldiği inancı ile toz haline getirip içmişler.
  • Define arayıcılarının yol açtığı zararlar insan eliyle verilen zararlara ibretlik örneklerdir.
İngilizler dünyanın dört bir yanından toplayıp ülkelerine taşıdıkları eserleri British Museum’da hiç olmazsa ücret almadan gösteriyor ve fotoğraf çekme izni de veriyor. Rusların Puşkin Müzesi’nde sergiledikleri Troya Hazinelerini görebilmek için müzeye giriş ücreti ödendiği gibi fotoğrafta çekilmiyordu. Böylece bu kitabı da satarak ikinci kez paranızı alıyorlardı.  Kapitalizm hangi tarafın ürünüydü? Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2000.

İngilizler dünyanın dört bir yanından toplayıp ülkelerine taşıdıkları eserleri British Museum’da hiç olmazsa ücret almadan gösteriyor ve fotoğraf çekme izni de veriyor.
Rusların Puşkin Müzesi’nde sergiledikleri Troya Hazinelerini görebilmek için müzeye giriş ücreti ödendiği gibi fotoğrafta çekilmiyordu. Böylece bu kitabı da satarak ikinci kez paranızı alıyorlardı.
Kapitalizm hangi tarafın ürünüydü?
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2000.

  • Heinrich Schliemann 1870 yılında Çanakkale’de kazılara başladı. 40 metre genişliğinde 17 metre derinliğinde bir çukur açarak birçok arkeolojik katmanı tahrip etti. Buraya Schliemann Yarması adı verildi. Schliemann 1873 yılında Hisarlık Tepesi’ndeki en eski ikinci yerleşim katmanına ait iki sur duvarı arasında 8831 parçadan oluşan büyük bir hazine buldu. Schliemann hazineden birkaç parçayı Osmanlıya verdi, gerisini Almanya’ya kaçırdı. İkinci Dünya Savaşı sonrası hazine çeşitli ülkelere dağıldı. Rusya elindeki eserlerin bir kısmını St. Petersburg’daki Hermitage Müzesi’nde, 1993 yılından itibaren de Moskova’daki Puşkin Müzesi’nde sergilemeye başladı. ABD’de Pennsylvania Müzesi’nde ve New York Metropoliten Müzesi’nde; Almanya’da Schmuckmuseum Pforzeim’da; Londra’da British Museum’da da sergilenmekte olan Troya hazinesi eserleri var. ABD’nin ülkemize iade ettiği parçalar Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergileniyor. Rusya iade talebimizi reddetti. Troya Müzesi 2018 yılında açıldığında yurtdışına kaçırılan eserlerin fotoğrafları ve bilgileri ile ülkemize getirilmesi için bir kamuoyu oluşturmak amacıyla müzede yerlerini alacak.
  • 2001 yılında Taliban’ın Orta Afganistan’da 1500 yıl önce Bamiyan Vadisi’nde kayalara oyulmuş iki Buda heykelini havaya uçurması kültürel mirasa yönelik şiddetin çok tepki çeken örneklerinden biri olmuştu. Gandhara antik krallığı eseri olan iki dev Buda heykeli (küçüğü MS 507, büyüğü MS 554 yılında yapılmıştı), Taliban tarafından önce top ateşiyle, başarılı olamayınca dinamitle 2001 yılında yıkılmıştı. 2015 yılında heykeller Çinli bir çiftin Afgan hükumetine hediye ettiği projektörle hologram olarak yerlerine konulmaya başladı.
  • Mao döneminde (1945-1976) manastırların bir kısmının yerle bir edildiği bilinir. Bu, dinin halkı uyutmasını önlemek için alınan tedbirlerden biriydi.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 323|Çağdaş Dönemde Edebiyat 5

Bebelplatz, Berlin’de, 10 Mayıs 1933 tarihinde Nazilerin düzenlediği kitap yakma ayininin yapıldığı yer. Humboldt Üniversitesi’nin kütüphane binası o dönemde bu meydanda imiş. Bina günümüzde Hukuk Fakültesi.  Kitap yakma eyleminden önce Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ateşli bir konuşma yapmış. 20.000 adete yakın kitap yakılmış. Yakılmaya uygun görülen kitapların yazarları arasında Heinrich Mann, Erich Maria Remarque, Heinrich Heine, Karl Marx, Albert Einstein varmış. Bu felaketi unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) buraya bir anıt yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20.000 kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli bir oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.” Her yıl, 10 Mayıs’ta Humboldt Üniversitesi’nin öğrencileri bu meydanda, bu felaketi unutturmamak için kitap satışı yapıyorlar. Fotoğraf: www.skyscrapercity.com

Bebelplatz, Berlin’de, 10 Mayıs 1933 tarihinde Nazilerin düzenlediği kitap yakma ayininin yapıldığı yer. Humboldt Üniversitesi’nin kütüphane binası o dönemde bu meydanda imiş. Bina günümüzde Hukuk Fakültesi.
Kitap yakma eyleminden önce Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ateşli bir konuşma yapmış. 20.000 adete yakın kitap yakılmış. Yakılmaya uygun görülen kitapların yazarları arasında Heinrich Mann, Erich Maria Remarque, Heinrich Heine, Karl Marx, Albert Einstein varmış.
Bu felaketi unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) buraya bir anıt yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20.000 kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli bir oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.”
Her yıl, 10 Mayıs’ta Humboldt Üniversitesi’nin öğrencileri bu meydanda, bu felaketi unutturmamak için kitap satışı yapıyorlar.
Fotoğraf: www.skyscrapercity.com

2003 yılında Beral Madra küratörlüğünde açılan Self Portrait/Kendi Portresi adlı serginin sürpriz işlerinden biri Aslı Erdoğan’a ait metinlerin 13 parça halinde çerçeveli Enstalasyonlar olarak sergide yer almasıydı.  Aslı Erdoğan’ın 2002 tarihli metninde şu cümleler göze çarpıyor: “Ben senin içinde konuşan yankıyım. Sözcüklerle anlatılamayan senim, yanıt vermeyen sessizlik… Ve bugüne dek hiçbir ölümlü yüzümü MASKESİZ görmemiştir.” Madra iki alıntı yapıyor Borusan Contemporary kataloğunda: İlki Stéphane Mallarmé’den: “Metin çünkü sonuçta dünyada her şey sonuçta bir kitaba dökülmek üzere var”..  Diğeri ise Vilém Flusser’den: “Metin çünkü metin yalnız yapı kuran değil, aciliyeti olan bir eylem.”  Aslı Erdoğan’ın metninde de sanatçı sanki yapıttaki karakterin kendisidir. Bir bakıma öyledir, çünkü anlatımı yoğun ve özneldir. Bir bakıma da metin o denli çoğuldur ki, o dünyanın içinde bir yazardır, dünya onun beynindedir, tabii imgelemi de…diyor, Beral Madra. Edebiyat ve Enstalasyon birlikteliğine bir örnek olarak vermek istedik. Fotoğraf:www.beralmadra.net

2003 yılında Beral Madra küratörlüğünde açılan Self Portrait/Kendi Portresi adlı serginin sürpriz işlerinden biri Aslı Erdoğan’a ait metinlerin 13 parça halinde çerçeveli Enstalasyonlar olarak sergide yer almasıydı.
Aslı Erdoğan’ın 2002 tarihli metninde şu cümleler göze çarpıyor: “Ben senin içinde konuşan yankıyım. Sözcüklerle anlatılamayan senim, yanıt vermeyen sessizlik… Ve bugüne dek hiçbir ölümlü yüzümü MASKESİZ görmemiştir.”
Madra iki alıntı yapıyor Borusan Contemporary kataloğunda: İlki Stéphane Mallarmé’den: “Metin çünkü sonuçta dünyada her şey sonuçta bir kitaba dökülmek üzere var”..
Diğeri ise Vilém Flusser’den: “Metin çünkü metin yalnız yapı kuran değil, aciliyeti olan bir eylem.”
Aslı Erdoğan’ın metninde de sanatçı sanki yapıttaki karakterin kendisidir. Bir bakıma öyledir, çünkü anlatımı yoğun ve özneldir. Bir bakıma da metin o denli çoğuldur ki, o dünyanın içinde bir yazardır, dünya onun beynindedir, tabii imgelemi de…diyor, Beral Madra.
Edebiyat ve Enstalasyon birlikteliğine bir örnek olarak vermek istedik.
Fotoğraf:www.beralmadra.net

Fotoğraf: www.narsanat.com

Fotoğraf: www.narsanat.com

  • Alt kültürler, kendini toplumdan ayrıştırma, düzene başkaldırı gibi saiklerle ortaya çıkar.
  • Fanzin, var olan sosyal yapıyı oluşturan tüm değerlere karşı çıkışın simgesidir. Adını fanatik’in fan’ıyla magazinin zin’inin birleşmesinden alır. Kökleri Nazi dönemi Almanya’sındaki antifaşist direnişe kadar uzanan fanzin, zamanla düzene atılan tokat niteliğine bürünerek karşı çıkışın simgesi durumuna geldi. Anarşist, sosyalist, nihilist, anti militarist başkaldırıların yanı sıra, bireysel/toplumsal isyanı içinde barındıran müzik türleri ve bunların paralelindeki yaşam biçimleri kendilerine özgün fanzinleri yarattılar. En önemli fanzin hareketlerinden biri, punk müziğin çok güçlü olduğu bir dönemde İngiltere’de yaşandı. Basının eleştirilerine ve saldırılarına maruz kalan punklar yoğun olarak alternatif yayın organlarını çıkartarak basına karşı saldırıya geçtiler. Önemli birer anti-medya silahı olanfanzinler,antifaşist, anti militarist karşı çıkışlar sergiler; savaşa, nükleer santrallere, doğanın rant uğruna yağmalanmasına, insanın sömürülmesine, hayvan türlerinin yok edilmesine kayıtsız kalmayan bir yazın türüdür. Bu konudaki tek sapma, bazı black metal gruplarının yaptığı müzikler ve onları destekleyen fanzinlerdir. Medya, çağdaş dönemin şeytan aleti sayılır. Alt kültürlerin/yer altı kültürünün elindeki iletişim araçları fanzinler, demolar ve afişlerdir.
Fotoğraf: alkislarlayasiyorum.com

Fotoğraf: alkislarlayasiyorum.com

 

Çağdaş Sanata Varış 321|Çağdaş Dönemde Edebiyat 3

  • Edebiyatta, kimlik ve çokkültürlülük, dolayısıyla melezlik ve post kolonyal meseleler Çağdaş Dönem’de öne çıktı.
  • 1990’larda sözcüklerle oynamak çok modaydı. Derrida’nın Yapısökümcü etkisi yaygındı. Kabul edilmiş bazı sözcüklerin, içerdiği anlamlar sökülüyor, yeni anlamlara kavuşturuluyordu.
  • Ticari çoksatarların pazarı, günden güne büyümektedir.
Artık e-kitap var ama Berlin’de, Kollwitz Strasse’de ağaç gövdelerinden yapılmış, bir sosyal sorumluluk projesi olarak geliştirilmiş, bedava kitap alınabilen ve isteyenin kitap bırakabildiği kütüphane hala iş görüyor. Fotoğraf: Nur Emiroğlu, 2014.

Artık e-kitap var ama Berlin’de, Kollwitz Strasse’de ağaç gövdelerinden yapılmış, bir sosyal sorumluluk projesi olarak geliştirilmiş, bedava kitap alınabilen ve isteyenin kitap bırakabildiği kütüphane hala iş görüyor.
Fotoğraf: Nur Emiroğlu, 2014.

  • Artık hayatımızda bir de e-kitap var. Bir kitabın sayısal ortamdaki kopyasına, ya da doğrudan elektronik ortamda kitap olarak yazılmış içeriğe e-kitap (elektronik kitap) deniyor. Bunlar, elektronik araçlarla okunabilmektedir.
  • 2006 yılından bu yana, yazarların hikayelerini tefrika ederek okurlarıyla buluştuğu ve kimi zaman okurların yorum yazabildiği, oy verebildiği yeni sosyal medya alanları oluştu. Bu ücretsiz uygulamalara yüklenen hikayeler mobil cihazlar ve internet aracılığıyla paylaşılabiliyor. 2015 yılı sonuna gelindiğinde her ay 40 milyon kişi bu uygulamaları ziyaret ediyor, iki milyon aktif yazar bu platformları kullanıyordu ve 150 milyondan fazla hikaye paylaşılmıştı. Penguin Random House 2015’in son 100 gününde 5 bin kitap çıkarmıştı, oysa yeni platforma 20 dakikada 5 bin orijinal hikaye yüklenmişti. Bu mecra, geleneksel yayıncılık endüstrisinin yeni yetenekleri keşfetmesi ve mevcut yazarlarını tanıtması için uygun bir platform. Bu yeni medya alanlarında 2015 sonuna kadar 7 milyondan fazla Türkçe hikaye paylaşılmıştı.
  • 2007 yılından bu yana elektronik mürekkeple çalışan e-kitap okuyucularından yararlanmak mümkün. Sanal kitap dükkanından seçilen kitabı, gazeteyi, dergiyi cihazın belleğine yüklemek, kablosuz ağ sayesinde, internet bağlantısı kesildiği durumda da okuyabilmek için gerekli. Kitap okunurken alınan notlar, altı çizilen pasajlar paylaşılabiliyor. E-satış lisansı alınmış, yayına hazırlanarak oluşturulmuş kitaplıkta milyonlarca e-kitap bulunuyor. Çok sayıda kitabı muhafaza edebilirken; e-kitabın ticari olarak ortaya çıkışı ile basılı kitaptan daha ucuz bir seçenek doğmuş oldu. Bir kitap yerine üç e-kitap alınabiliyor.
  • İnternette bir kitapçıda bulunandan daha fazla çeşit var. Bir kütüphane dolusu kitabı bir e-kitap okuma cihazına yükleyip seyahate gidebilirsiniz.
  • İnternetten bölüm bölüm kitap yayımlayıp, her bölümün sonunda okurlarından belli miktarda bir ödeme talep eden ilk yazar Stephen King oldu. Yazar, 2000 yılında, kendi sitesinde, bir ay ara ile yeni kitabı The Plant’in ilk iki bölümünü ücretsiz, sonraki bölümleri 1 dolar ödeme ile yayımlayacağı açıklamasını yapmıştı.
  • 2012 yılında, 15. yüzyılda Gutenberg’den bu yana basılan 100 milyondan çok kitabın Google tarafından elektronik ortama aktarılması gündeme geldi. Devletler ve kurumlar kamuya açık dijital kütüphane projeleri geliştirmeye başladılar. Bu gelişmeler, üniversite kütüphanelerinin kitap alımına sekte vurdu.
  • Yeni sosyal medya alanlarının oluşmasından sonra, Batı uygarlığında yüksek kültüre yakıştırılan dile, Ölü Beyaz Adamlar (Dead White Men) yakıştırması yapılmaya başlandı.

 

Çağdaş Sanata Varış 308|Çağdaş Dönemde Sergileme 3

  • Google müzelere internet üzerinden erişim imkanı sağladı. İnsanlar bundan böyle diledikleri müzeye evlerinde girebilecek, diledikleri yapıtı, çeşitli boyutlarda, kesit ve düzeylerde izleyebileceklerdi. Artık yapıtlar sadece o şehrin, o ülkenin değil, tüm insanlığın malı oluyor, yapıtlar bu anlamda küreselleşiyordu.
  • Müzelerin demokratikleşmesi anlamına gelen bu gelişme ile izleyici, yapıtların müze tarafından sıralanmasının baskısından da arınmış oluyor.
  • Müzeler de ileri teknoloji ile donatıldılar. Floransa’da Michelangelo’nun Davut heykelinin yanında duran bilgisayar, üç boyutlu olarak, yüzlerce açıdan o heykele bakma olanağı veriyor.
  • Online sanat platformları açılmaya başladı. Böylece kullanıcıların kendi galerilerini oluşturabileceği ve dünyanın dört yanından farklı arşiv ve sergilerin gezilebileceği dev sanal, yeni nesil müzeler oluştu.
  • Sosyal medyanın hayatımıza kattığı sanat trendlerinden biri de Instagram’a konan fotoğrafların galeriye taşınması.
  • Giyilebilir teknoloji de sergi deneyimlerinin bir parçasına dönüştü. Ziyaretçiler, Google Glass yardımıyla baktıkları eser hakkında direkt olarak bilgi alabilmeye başladılar.
  • Müze turlarının sesli rehber cihazları nerede olduğunuzu, neye baktığınızı ve hatta bakarken ne düşünmeniz gerektiğini bile söylemektedir. Bakma deneyimimizin çevre tarafından bu kadar koşullandırılması ve belirlenmesinin ne kadar doğru olduğu da sorgulanmaktadır.
Yahudi Müzesi, Berlin, Almanya. Müzeyi 2004 yılına kadar iki milyon kişi gezmişti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

Yahudi Müzesi, Berlin, Almanya.
Müzeyi 2004 yılına kadar iki milyon kişi gezmişti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

Berlin’de yapılacak Yahudi Müzesi için açılan yarışmaya 165 mimar katılmış. Yarışmayı Polonya Yahudi’si ABD’li Daniel Libeskind (1946-) kazanmış. 2001 yılında kapılarını izleyiciye açan müzenin giriş kat planı şimşek şeklinde ve kaplama malzemesi çinko. Beş katlı, on bin metrekare alanı olan zikzak biçimli bina labirent gibi. Bazen yüksek tavanlı büyük odalara, koridorlara, bazen çok küçük odalara, boş ve işlevsiz gibi gözüken yerlere giriliyor. Boşlukların amacı anma. Müze, Berlin’deki Yahudi tarihini “üç kader çizgisi” ile anlatıyor. İlki, ağır bir demir kapının arkasında yer alan, çıkışı olmayan Soykırım Kulesi’ne gidiyor. Burası soğuk ve karanlık, 20 metre yüksekliğindeki zindan Eski Mısır mezarlarına benziyor. İkinci yol, 49 ağaçlı E.T.A. Hoffmann Bahçesi’ne gidiyor ve Yahudilerin sürgünlerini sembolize ediyor. Üçüncü yol ise Alman-Yahudi ortak yaşamı yolu ve bizi sergilerin bulunduğu katlara götürüyor. Binanın biçimi,  kırılmış ve esnetilmiş Davut Yıldızı’na da benzetiliyor. Soykırıma uğrayan Yahudilerin isimleri bir duvarda yazılı. Müze bir başyapıt olarak kabul ediliyor.  Libeskind eserlerinde tarih, edebiyat ve felsefeyi araç olarak kullandığını ifade ediyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.

Berlin’de yapılacak Yahudi Müzesi için açılan yarışmaya 165 mimar katılmış. Yarışmayı Polonya Yahudi’si ABD’li Daniel Libeskind (1946-) kazanmış. 2001 yılında kapılarını izleyiciye açan müzenin giriş kat planı şimşek şeklinde ve kaplama malzemesi çinko. Beş katlı, on bin metrekare alanı olan zikzak biçimli bina labirent gibi. Bazen yüksek tavanlı büyük odalara, koridorlara, bazen çok küçük odalara, boş ve işlevsiz gibi gözüken yerlere giriliyor. Boşlukların amacı anma. Müze, Berlin’deki Yahudi tarihini “üç kader çizgisi” ile anlatıyor. İlki, ağır bir demir kapının arkasında yer alan, çıkışı olmayan Soykırım Kulesi’ne gidiyor. Burası soğuk ve karanlık, 20 metre yüksekliğindeki zindan Eski Mısır mezarlarına benziyor. İkinci yol, 49 ağaçlı E.T.A. Hoffmann Bahçesi’ne gidiyor ve Yahudilerin sürgünlerini sembolize ediyor. Üçüncü yol ise Alman-Yahudi ortak yaşamı yolu ve bizi sergilerin bulunduğu katlara götürüyor. Binanın biçimi, kırılmış ve esnetilmiş Davut Yıldızı’na da benzetiliyor. Soykırıma uğrayan Yahudilerin isimleri bir duvarda yazılı. Müze bir başyapıt olarak kabul ediliyor.
Libeskind eserlerinde tarih, edebiyat ve felsefeyi araç olarak kullandığını ifade ediyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2004.