Etiket arşivi: Berlin Duvarı

Çağdaş Sanata Varış 248|Küreselleşme / Yerelleşme

  • Tahsin Saraç, hazırladığı Fransızca-Türkçe Sözlükte küreselleşmeyi dünyacalaşma olarak Türkçeleştirmiş.
  • Amin Maalouf, küreselleşme kültürdeki çeşitliliği bir yandan tehdit ederken, bir yandan da tehdit altındaki kültürleri korumak isteyenlere bu fırsatı tanıyor, diyor. Küreselleşme çok yönlüdür; metalaşan küreselleşme ve finansal küreselleşmeden bahsedebileceğimiz gibi, küreselleşmenin dini ve kültürel boyutlarından da bahsedebiliriz.
  • Hasan Bülent Kahraman’agöre küreselleşme kapitalist dönemin önemli bir kırılma noktasıdır. Yerleşik kurumlaşmanın ve onu hazırlayan mantığın eleştirisi en üst noktaya bu dönemde ulaşmıştır. Soğuk Savaş dönemini belirleyen anlayış ve kurumlar bu dönemde yeni bir yapılanmaya tabi tutulmuş; bu dönem, yeni bir demokrasi anlayışının oluşumuna zemin hazırlamıştır. Bu dönemde Platonik Batı metafiziğinin sonuna gelinmiş, daha Aristocu bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Kant estetiğinin ciddi bir sarsıntı geçirmesi ve Duchamp anlayışının dönüştürülmesi sanatın en önemli çıkışları olmuştur. Küreselleşme ile birlikte somutlaşan ırkçılık, ayrımcılık, yoksulluk karşıtı politikalar, siyasal İslamcı hareketler sanatın ifade alanı içine soktuğu kavramlar olmuştur.
Bayrak, Serkan Demir, 2015. Dikenli tel üzerine oyun hamuru. Fotoğraf: www.artsumer.com

Bayrak, Serkan Demir, 2015.
Dikenli tel üzerine oyun hamuru.
Fotoğraf: www.artsumer.com

  • Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra, Oryantalizm kavramının güç kazanmasıyla sömürgecilik sonrası çözümlemeleri devreye girdi. Bu, Batı dışı toplumların kendi geçmişleri ve özgün kimlikleriyle bütünleşme çabalarını beraberinde getirdi. Sömürgecilik sonrası kültürel çalışmalar sistemin dışarıdan; feminist çalışmalar ise sistemin içeriden eleştirisini yaparlar.
  • 1990’larda sanat melezleşme (hybridization) kavramı ile tanıştı. Eklektisizm, farklı ifade ve üslupların bilinçli olarak yan yana getirilişi iken melezleşme, doğal bir sürecin ve oluşumun sonucudur. Zorlama melezleşme, birbirinden ayrı, farklı ve kopuk iki kültürel alanın bulunduğunu; belli koşullar altında bu iki alanın bir araya gelerek kaynaştığını kabul ederek, dışsal bir iradenin varlığını savunur. Doğal melezleşme ise, insanın her noktasını kendisinin saydığı bir dünyada yaşadığını; arındırılmış ve yalıtılmış bir kültür olamayacağı görüşünden yola çıkar; tüm kültürleri öteki kültürlerden etkilenmiş bir bünye olarak görür. Kültürlerin birbirinden etkilenmesinin doğal bir durum olarak kabul eden doğal melezleşmeye, kültürötesileşme (transculturation) da denebilir. Melezleşme, küreselleşmenin bir sonucu olarak görülebilir; melezleşme, kozmopolitizm ile birlikte düşünülebilir.
  • 1980 ve 1990’lardan başlayarak kozmopolitizm kavramına en önemli dayanaklardan biri yersiz-yurtsuzlaşma (deterritorialization) kavramı olmuştur. Gerek iç gerekse dış sınırlar oluşturan ulus devlet, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra önemli bir dönüşüm geçirmeye başlamıştır. Bu süreç Hegelci tarih anlayışının; Aydınlanma düşüncesinin yukarıdan aşağıya yapılanan toplum mühendisliği anlayışının; modernitenin ve Platonik devlet anlayışının sonuna gelindiği bir dönemdir. Yersiz-yurtsuzlaşma denilirken sadece ulusötesi değil, ulusiçi yaklaşımlar da göz önüne alınmalı; melezleşme, ulusal kültürün iç dönüşümlerini de içeren bir süreç olarak düşünülmelidir. Küresel olanın yerelleştiği, yerel olanın küreselleştiği bir döneme girilmiştir. Melezleşmeyi çoğullaşma sürecinin bir parçası olarak gören ve olumlayan düşünürler olduğu gibi eleştiren düşünürler de vardır. Çokkültürcülük, hiyerarşik bir üst kabule ve tercihe değil, zorunlu bir biraradalığa (coexistence) dönüşür; ulusal kültürel tercihler aşılır.
  • Küreselleşmenin getirdiği “yerelin evrenselleşmesi ve evrenselin yerelleşmesi” yaklaşımı kimlik kavramını politik içerikli bir milliyetçilik temeline oturtmuştur. Milliyetçilik eksenindeki açılımlar, Postmodernizm’in ve Yapısökümcülük’ün konu ettiği öteki, kimlik, fark, çoğulculuk, aidiyet gibi olgular gerek sanat, gerekse siyasal-toplumsal düzlemde yer bulmaya devam etmiştir. Küreselleşme döneminde AIDS, ekolojik ve politik kirlenme, güvenlik duygusunun yitimi sanatın konuları arasında sıklıkla yerini almıştır.

 

Teknolojik gelişmeler,
Bilginin yayılması,
Halkların yaşlanması,
Dünyanın finansal olarak birbirine bağlanması,
İnsan hakları ve politik haklarda daha talepkar olunması 21. yüzyılın ana konuları olacak gibi gözüküyor.
Bu konulara globalleşme ve yerelleşme açısından kısaca bakarsak:

Küreselleşme,

Genişlemiş pazar için yeni fırsatlar, teknolojinin ve yönetim becerisinin yayılmasını vaat ediyor.
Bunlar neticesinde ise artan verimlilik ve daha yüksek bir hayat standardı.
Buna karşılık, dengesizlik ve istenmeyen değişiklikler getirmekle suçlanıyor: İthalat ile yaratılan rekabet sonucu, çalışanların işlerini kaybetmesi; yabancı sermaye akışının resesyona yol açması; geri dönüşü olmayacak doğa felaketlerinin yaşanması gibi.

Yerelleşme,

Katılımda artış, insanlara yaşamlarına yön vermede imkan sağlamak; yerel yönetimlerle seçmene daha yakın olabilmek, daha çok kararın yerel düzeyde alınabilmesi, bu karaların daha hassas ve uyumlu olabilmesi ile övülüyor.
Tasarımı kötü yapılmış yerel yönetimin yerel altyapı kullanımında ve servislerde verimsiz kullanıma neden olacağı, bütçe açıkları yaratacağı, ağır borç yükü altına giren ve kaynaklarını akılcı kullanmayan yerel yönetimlerin ülke ekonomisini de sarsacağı savları ile yeriliyor.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 226| Çağdaş Dönem 3 Berlin Duvarı’nın Yıkılması 2

  • Küreselleşme de Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte başlatılır. 1990’larda başlayan kapitalist rekabet dalgasına küreselleşme adı verildi. Bu dalgadan sonuna kadar yararlanan Güney Kore, Tayvan, Çin gibi ülkeler oldu. Ancak bu dalgayı ABD’nin dünya çapındaki piyasaları liberalleştirme dürtüsü olarak görüp, kendi değerlerini dünyanın geri kalanına zorla kabul ettirmeye yönelik bir girişim olarak görenler çoğunlukta oldu.
  • Žižek, küresel kapitalist dünya görüşü diye bir şey olmadığını; kapitalist uygarlık diye bir şey olmadığını söyler; küreselleşmenin, kapitalizmin kendisini bütün uygarlıklara uyarlayabilmesidir der; bunu, kapitalizmin global boyutu olarak tarifler.
  • Žižek, günümüz küresel kapitalizmine dört karşıt etkinlik sıralar: ekolojik felaket tehdidi, entelektüel mülkiyet ile özel mülkiyet arasındaki uyumsuzluk, yeni tekno-bilimsel gelişmelerin sosyo-etik etkileri ve dışlanmışı kapsanmıştan ayıran duvarlar.
Fotoğraf:akademikperspektif.com

Fotoğraf:akademikperspektif.com

  • Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılışıyla sınırlar değişti. Örneğin eski Yugoslavya’nın görünüşteki birlik beraberliği paramparça oldu. Doğu Bloku içinde en Avrupalı olan, Tito’nun mirası, 1992-95 savaşı ile yıkım politikalarına ve etnik temizliğe şahit oldu. Bosna’daki olaylar Avrupa’nın göbeğindeki Müslüman varlığını gün ışığına çıkardı. 1993 yılında Mostar Köprüsü’nün yıkılması, yalnızca Bosna’yı değil, Avrupa projesini de tehlikeye attı. 2004 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin temyiz dairesi, Srebrenica’da (Doğu Bosna) Bosnalı Müslümanların katledilmesinin bir soykırım oluşturduğu hükmünü kesin bir biçimde onadı. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da yaşanmış en büyük katliamdı.
  • Duvar’ın yıkılması ile, Ortodoks Kilisesi Avrupa’da zuhur etti.
  • Cezayir kökenli sosyolog Khaled Fouad Allam’a göre, etnik farklar hassasiyeti de Berlin Duvarı’nın yıkılması sonrasına tarihlenir. Savaş Pilotu adlı eserinde Antoine de Saint-Exupéry’nin “Ben en güçlüyüm çünkü benim uygarlığım hiçbir farklılığı kesip biçmeden kendi birliğinde kenetleme gücüne sahip” dediği devir kapanmıştır.
  • Žižek’e göre, 1989, 1968’e zıt sonuçlar doğurdu: Bu defa, ayaklanma politik açıdan kazandı ama toplumsal açıdan kaybetti. Komünizm dağıldı, ama vahşi kapitalizm ile milliyetçilik karışımı olan yeni toplum, parlamenter demokrasi isteyen muhaliflerin uğruna mücadele ettiği şey değildi. 1968’in devleti ortadan kaldırmak ve kapitalizmi aşmak çabaları başarısız olduğuna göre, yeni politikanın devletten belli bir mesafede yer alması, devlet mekanizmalarının sınırlarını zorlama politikası izlenmelidir. Noam Chomsky, parlamenter demokrasinin edilginleştirici özüne dikkat çeker.
  • “Sovyetler’in yıkılması siyasetin ideolojik içeriğini bitirdi; kapitalizmin, Sovyet sistemi ile çok katmanlı rekabeti ortadan kalktı; globalleşme ortaya çıktı. Küreselleşmenin meydan okumasına etnik-dini bir yeniden kavimleşmeyle, ırkçılık ve popülizmle yanıt verildi. Sanayi kapitalizminin yerini çok daha yıpratıcı olan finans kapitalizmi aldı. Sanayi kapitalizminin yapısı çökünce işçi sınıfı kalmadı, sendikacılık bitti. Bunlar geleneksel siyasetin içeriğini dolduran şeylerdi. İnternet teknolojisi de siyasette “reality show” ortamına prim veren iklimi yarattı. Küstahlığın ve teşhirciliğin geçer akçe olduğu yeni bir iklim doğdu. Bu iklimin ürünü olan Donald Trump doğdu.” Bu sözler, Nilgün Cerrahoğlu’nun bir diplomatın ağzından yayımladığı yazısından alıntıdır.
  • Berlin Duvarı yıkıldı ama, başka duvarlar yapıldı: tamamlandığında 700 km uzunluğunda, 8-12 m yüksekliğinde, 60 m genişliğinde, yani Berlin Duvarı’ndan iki kat daha uzun, üç kat daha yüksek olması planlanan Batı Şeria Duvarı gibi.

 

Çağdaş Sanata Varış 225| Çağdaş Dönem 2 Berlin Duvarı’nın Yıkılması 1

1989

  • Irk çeşitliliğine dayanan demokratik yapılanma talepleri, halkı ırksal kategorilere ayırmış ve onlara ikamet için özel bölgeler oluşturmuş bir sistem olan Apartheid rejimine karşı 1980’lerde Güney Afrika Cumhuriyeti’nin sorunu olmaktan çıkmış, dünya çapında aktivistlerin hedefi haline gelmişti.
  • Komünist Parti’nin Sovyetler Birliği’nde kontrolü kaybetmesi, Berlin Duvarı’nın yıkılması, Prag’da Kadife Devrim, Dayanışma’nın Polonya’da iktidarı ele geçirmesi, Çin Komünist Partisi’ne önemli bir meydan okumanın ardından Halkın Kurtuluşu Ordusu’nun halkın üzerine ateş açması ile yaşanan 4 Haziran Katliamı (Tiananmen Meydanı Ayaklanması) gibi önemli olaylar 1989 yılında yaşanmıştır. Yine 1989’da, Danimarka eşcinsel evliliği yasalaştıran ilk Avrupa ülkesi olmuştur. Salman Rushdie’nin Şeytan Ayetleri kitabının yayımlanması üzerine  Ayetullah Humeyni’nin fetva vermesi de aynı yıl gerçekleşmiştir.
  • 1991 yılında Slovenya’nın ayrılması ileYugoslavya’nın dağılma süreci başlamış; içine düşülen kaos ve katliamlardan yedi devlet doğmuştur. Sovyetler Birliği bağımsız devletler halinde 1992’de dağılmış, ardından Doğu Avrupa’da da Komünist devletler çökmüş, Soğuk Savaş sona ermişti.
  • Rus eleştirmen Boris Groys bu dağılmanın Ruslar tarafından sadece Stalinizm’in değil, zihinlerinde onunla ilişkilendirdikleri Modernizm’in de reddi anlamına geldiğini belirtir. Rus kronolojisine göre, Modernizm, artık geçmişte kalmış bir rejime ait bir özelliktir.
  • Çağdaş Dönem’in ilk kırılma noktası 1989 yılı ise diğeri de 11 Eylül 2001’dir. Bu olaylar siyaset felsefesinde değişim yaratmıştır. Tüm bu sürecin hem yaptıklarımızı hem de benliğimizi değiştirdiği öne sürülüyor.
  • 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılması, komünizmin çöküşünü sembolize eder amasadecepolitik bir eylem veya sonuç değildir. Bu olayla birlikte belli bir anlayış da tarihe karıştı. Bu, ABD’li sosyolog Daniel Bell’in (1919-2011) ideolojinin sonuna ulaştığımız fikrini doğrular görünür. Sosyalizm bir Modernlik anlayışının uygulamasıydı: toplumların seçkinler aracılığıyla, yukarıdan aşağıya değiştirilmesini öngörüyordu. Toplumun nasıl bir nitelik taşıması gerektiği yukarıda kararlaştırılıyor, sistem onu uygulamak için bürokrasiyi oluşturuyordu. Berlin Duvarı bu anlayışın sonunu getirdi. O anlayışın ürettiği sanatın da sonu gelmişti. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte hızla küreselleşen dünyada yerel kimliklerin bastırıldığı; bunun da hem sağ, hem sol kanatta rahatsızlık yarattığı; sol görüşlülerin eşitsizliklerin derinleşmesinden, sağ görüşlülerin ise kimliklerin aşınmasından mustarip olduğu öne sürülür. Ancak her iki kanadın da bu sorunlara çözüm üretemediği de açıktır.

 

Almanya'yı Doğu ve Batı olarak ikiye bölen Berlin Duvarı'nın her iki yanı protest kişilerce boyanarak, yazı ve sloganlarla bezenmişti. 1989’da Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra Duvar’ın bazı parçaları şehrin çeşitli yerlerinde sergileniyordu. 1990 yılında Berlin Duvarı’na ait üzerinde grafiti bulunan 81 parça Monaco’daki müzayedede 1,5 milyon Euro’ya satıldı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Almanya’yı Doğu ve Batı olarak ikiye bölen Berlin Duvarı’nın her iki yanı protest kişilerce boyanarak, yazı ve sloganlarla bezenmişti. 1989’da Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra Duvar’ın bazı parçaları şehrin çeşitli yerlerinde sergileniyordu.
1990 yılında Berlin Duvarı’na ait üzerinde grafiti bulunan 81 parça Monaco’daki müzayedede 1,5 milyon Euro’ya satıldı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sovyet türü komünizmle Batı’nın liberal demokrasisi arasındaki elli yıllık Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, bazı gözlemciler, özellikle de Francis Fukuyama, Tarihin Sonu’na ulaşmış olduğumuzu ilan ettiler.
  • Francis Fukuyama, Tarihin Sonu ve Son İnsan (1992) adlı kitabının bütün insanların içinde liberal demokrasiye özlem olduğu şeklinde algılanarak yanlış yorumlandığını; kitabın modernleşme hakkında bir tartışma olduğunu; evrensel olanın, liberal demokrasi arzusundan çok teknoloji, yüksek yaşam standardı, sağlık hizmetleri ve dünyaya daha geniş ölçüde erişim imkanına sahip modern bir toplumda yaşama arzusu olduğunu; liberal demokrasinin sürecin yan ürünlerinden sadece biri olduğunu belirtmiştir.
  • Liberal demokratik kapitalizmin bulunmuş en iyi toplum formülü olduğunu kabul eden Fukuyamacılar’a göre, yapılacak tek şey sistemi daha adil, hoşgörülü kılmaktır.
  • Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla şekillenen dönemde, proletarya artık kapitalizme meydan okuyabilecek bir devrimci özne değildir. Sosyalizm, bazı çevrelerce artık kapitalizm ile özdeş sayılır. De Gaulle’ün işçi sınıfı, Kapitalizmle iyice bütünleşmiştir.
  • Bazıları 1989 olaylarının Marx’ın yanıldığını ayan beyan ortaya koyduğunu, diğer bazıları da Marx’ın fikirlerinin günümüzde küreselleşme olarak adlandırılan olguya tekabül ettiğini söylemektedir. Aşırı solda yer almayan Thomas Friedman, Komünist Manifesto’nun küreselleşme hakkında uzgörüşlü fikirler içeren bir metin olduğunu öne sürenlerden biridir.
  • 1990’larda küreselleşme, kimlik, çokkültürlülük, çoğulculuk siyasal kavramlar olarak ele alınmıştır. Sanatta politikanın önemi artmış, 2000’lerin sanatı bu kavramlar üzerine oturmuştur.
  • Bu yıllarda bellek, kimlik, tarih, coğrafya, göç, göçebelik, sınır/sınırsızlaşma, mekan, politik İslam, kamusal alan-özel alan kavramları, özel hayat, gizlilik ve masumiyetin kaybı, eşcinsellik siyasaları en önemli konular olmuştur.

 

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 190| Kamusal Sanat / Sokak Sanatı / Grafiti

Nur Emiroğlu’nun Berlin’in Türklerin yoğun şekilde yaşadığı Kreuzberg semtinde, 2014 yılında çektiği fotoğrafı sizlerle paylaşıyoruz.

Nur Emiroğlu’nun Berlin’in Türklerin yoğun şekilde yaşadığı Kreuzberg semtinde, 2014 yılında çektiği fotoğrafı sizlerle paylaşıyoruz.

  • Çeşitli sanatçılar toplum, kentliler, mahalle sakinleri için sanat yapıyor. İnsanlar sokaklarda, vitrinlerde sanat yapıtlarıyla karşılaşıyor.
  • İnsanlar kendi iradeleri dışında, davetsiz ama görmeye zorunlu oldukları bir sergi izliyorlar.
  • Kamusal Sanat, toplum için, kitle için yapılan bir çalışma.
  • Kamusal Sanat, 1970’li yıllarda belli bir yaygınlık kazanmıştı. Çünkü, 1970’ler dünyanın her yerinde siyasal bilincin, tavrın, atılımın, etkinliğin doruğa çıktığı bir dönemdi.
  • Kamusal Sanat’ın ardında iki somut ve Modernist düşünce yatıyor: İlki, kitlenin, toplumun estetikle, sanatla karşı karşıya getirilmesi gerektiğini düşünenler bu işe kalkışıyor. Estetiğin insanlar için zorunlu, kaçınılmaz ve eğitici olduğuna inanan bir tutum. Kitlenin bilinçsiz bir kalabalık olmaktan çıkıp nitelik kazanması için estetikle bütünleşmesinin şart olduğunu düşünenler.  İkincisi, sanat yapıtının izleyiciye sunulması gereken bir şey olduğunu; sanat yapıtının bir izleyici kitlesi tükettiğinde varlığını gerçek kıldığını düşünmek (George Dickie’nin Kurumsal Sanat Teorisi, Modernizm 3 bölümünde yer almaktadır.).
  • 1975 yılında ABD’de Ulusal Duvar Resimleri Projesi tarafından düzenlenen konferans ile Kamusal Sanat’a ilgi duyan sanatçılar bir araya getirilmişti. Vietnam Savaşı (1965-1973) sürerken ABD’de yapılan duvar resimleri, toplumsal bir hareket yaratmak potansiyeline sahipti.
  • Bugün, kitlenin elitler tarafından kararlaştırılmış bir estetik doğruya yönlendirilmesinin totaliter rejimlerin yaklaşımı olduğu düşünülüyor.
  • Otoriter rejimlerin aksine, Kamusal Sanat, o resmi sanatın ve resmi estetik ideolojinin getirdiği, önerdiği standart sanatı eleştirmek, sanatsal duyuyu özgürleştirmek peşindedir. Bütünüyle sivil bir girişimdir. Burada amaç, halkla demokratik bir ilişki kurmaktır.
  • Kamusal Sanat bir paylaşım, bir katılım, bir etkileşim ve iletişim biçimidir.
  • Kamusal Sanat eseri iletişimi sağlamak için çok dilli, çok boyutlu üretilir.
  • Kamusal Sanat eseri, çevresiyle birlikte var olur.
  • Kamusal Sanat’ın gidip bir sanat eserini görme özgürlüğünü kişilerin elinden aldığını, eserin kendisini herkese dayattığını öne sürenler var. Ayrıca sanatın kamusal alana taşmasının eserleri herkesin bakışına maruz bıraktığı, sokakta sergilenen eserin herkese ait olduğu, dolayısıyla sanatçının ona vermek istediği anlamı yitirdiği de söyleniyor.
  • Farklı görüşte olanlar da var: Kamusal Sanat eseri sonsuza kadar orada duracak bir nesne değil. Bir süre sonra eskiyecek, aşınacak ve yitip gidecek. Kamusal Sanat bir dayatma içermiyor.
Almanya'yı Doğu ve Batı olarak ikiye bölen Berlin Duvarı'nın her iki yanı protest kişilerce boyanarak, yazı ve sloganlarla bezenmişti. 1989’da Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra Duvar’ın bazı parçaları şehrin çeşitli yerlerinde sergileniyordu.

Almanya’yı Doğu ve Batı olarak ikiye bölen Berlin Duvarı’nın her iki yanı protest kişilerce boyanarak, yazı ve sloganlarla bezenmişti. 1989’da Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra Duvar’ın bazı parçaları şehrin çeşitli yerlerinde sergileniyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin’de, Komischeoper’in önünde, gösteriyi izlemeye gelenlere müzik yapan bu –muhtemelen- baba-oğul, sizce Kamusal Sanat’ın alanına girer mi? Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin’de, Komischeoper’in önünde, gösteriyi izlemeye gelenlere müzik yapan bu –muhtemelen- baba-oğul, sizce Kamusal Sanat’ın alanına girer mi?
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dünyanın en büyük açık hava sanat gösterisi olan Cow Parade (İnek resmi geçidi) dünyanın 39 büyük şehrinden sonra Ağustos 2007’de İstanbul'a geldi. Proje iş dünyası, tasarımcı, sanatçı ve halkı bir araya getiriyor. Tasarım ve sanat konusunda kendine güvenen, uygulamayı da başarılı yapacak herkes Cow Parade’e katılabiliyor.                                                      Dünyada İnek heykellerine desen veren sanatçılar içinde Vivienne Westwood, Chantal Goya, Christian Lacroix, Sir Norman Foster, David Lynch gibi bir çok ünlü isim var. Sergi her şehirde bir kez yapılabiliyor. Müzayede ile satılan ineklerden elde edilen gelir belirlenen vakıflara bağış olarak aktarılıyor. Bugüne kadar 15 milyon doların üzerinde değişik vakıf ve derneklere yardım aktaran bir etkinlik olmuş Cow Parade. 150'ye yakın inek heykeli, İstanbul’un en hareketli yerlerinde sergilenerek üç ay boyunca şehri süsledi. Fotoğraf:www.veteknoloji.net

Dünyanın en büyük açık hava sanat gösterisi olan Cow Parade (İnek resmi geçidi) dünyanın 39 büyük şehrinden sonra Ağustos 2007’de İstanbul’a geldi.
Proje iş dünyası, tasarımcı, sanatçı ve halkı bir araya getiriyor. Tasarım ve sanat konusunda kendine güvenen, uygulamayı da başarılı yapacak herkes Cow Parade’e katılabiliyor.
Dünyada İnek heykellerine desen veren sanatçılar içinde Vivienne Westwood, Chantal Goya, Christian Lacroix, Sir Norman Foster, David Lynch gibi bir çok ünlü isim var.
Sergi her şehirde bir kez yapılabiliyor. Müzayede ile satılan ineklerden elde edilen gelir belirlenen vakıflara bağış olarak aktarılıyor. Bugüne kadar 15 milyon doların üzerinde değişik vakıf ve derneklere yardım aktaran bir etkinlik olmuş Cow Parade.
150′ye yakın inek heykeli, İstanbul’un en hareketli yerlerinde sergilenerek üç ay boyunca şehri süsledi.
Fotoğraf:www.veteknoloji.net

  • Kendini sanat ortamından dışlanmış hisseden çeşitli ırklardan sanatçılar duvar resimlerini galeri sanatına bir alternatif olarak görüyorlardı.
  • Vandalizm mi, sanat mı tartışmalarına yol açan Grafiti 1970’lerden sonra tüm dünyada yaygın hale gelmiştir. Baskıcı yönetim altındaki ülkelerde bile görülen sanat; genellikle barış yanlısı, savaş karşıtı bir eğilim göstermektedir. Grafiti için en uygun zeminlerden biri duvarlardır. Yasa dışı bir uygulama olması nedeniyle Grafiti yapanların çok büyük bir çoğunluğu kimliklerini gizlemekte, takma isimler kullanmaktadır. Bazı grafiti uygulamaları kaligrafiye dönüşmüştür. 1970′li yılların sonunda gelişen Hiphop kültürü, Amerika’da kötü koşullarda ve azınlık olarak yaşayan zencilerin oluşturduğu bir kültür ve yaşam tarzıdır. Bu kültür Rap müziği, Grafiti sanatı, Break dansı ve Dj’liği içerir. 1980 sonrası Grafitinin tüm dünyada zirve yılları olmuştur.
Avrupa’da dışlanan Türkler de Hiphop kültürüne yönelmiş, Grafiti sanatı ile tanışmışlardır. Berlin, Kreuzberg. Fotoğraf: www.prolog-berlin.com

Avrupa’da dışlanan Türkler de Hiphop kültürüne yönelmiş, Grafiti sanatı ile tanışmışlardır.
Berlin, Kreuzberg.
Fotoğraf: www.prolog-berlin.com

 

 

Çağdaş Sanata Varış 60 | Modern Sanat Akımları

  • Modernizm              1860-1930
  • Geç Modernizm       1930-1960
  • Postmodernizm       1960-1980
  • Çağdaş Sanat         1980- günümüz
  • Tarihsel Avangard   İki dünya savaşı arası dönem 1918-1939
  • Neo Avangard         1945 sonrası

 

Edvard Munch’un 15 yaşındaki kız kardeşi tüberkülozdan ölmüştür. Munch, hayatı boyunca bu imajı tekrar tekrar çizmiştir. Burada üstte paylaştığımız, Munch’un bu konuyu işlediği dördüncü versiyondur. Eserin sol üst kısmında görülen, kız kardeşinin ölüm döşeğinde oturduğu koltuğu hayatı boyunca saklamıştır. Tablonun kompozisyonu merkezi ve düşeydir. Ölüm konusu İskandinav sanatında oldukça sık işlenir. Altta ise kardeşinin hastalığı ile ilgili yaptığı Hasta Çocuk adlı tablonun bir başka uyarlaması görülmektedir. Oslo Ulusal Müze.

Edvard Munch’un 15 yaşındaki kız kardeşi tüberkülozdan ölmüştür. Munch, hayatı boyunca bu imajı tekrar tekrar çizmiştir. Burada üstte paylaştığımız, Munch’un bu konuyu işlediği dördüncü versiyondur. Eserin sol üst kısmında görülen, kız kardeşinin ölüm döşeğinde oturduğu koltuğu hayatı boyunca saklamıştır. Tablonun kompozisyonu merkezi ve düşeydir. Ölüm konusu İskandinav sanatında oldukça sık işlenir.
Altta ise kardeşinin hastalığı ile ilgili yaptığı Hasta Çocuk adlı tablonun bir başka uyarlaması görülmektedir.
Oslo Ulusal Müze.

 

  • Tarihsel, toplumsal, ekonomik ve felsefi bağlamlar sanatın ortaya çıkışını, gelişimini ve yorumlanmasını etkiler.

 

  • Kimi uzmanlara göre Modernizm 1750-1960 arasında neredeyse iki yüz yıl sürmüştür.
  • 1980 sonrası için Geç Modernizm ve Postmodernizm dönemi diyenler de vardır.
  • Çoğu sanat tarihçisi 1950-1970’lerin sonları arasında geliştirilen sanat felsefesinin bugün Çağdaş Sanat olarak gördüğümüz şeye temel oluşturduğunu savunurlar.
  • Bazı yorumcular bu dönemi, Modernizm’in sonu ve Postmodernizm’in başı olarak niteler.
  • Bazıları, 1950’lerden bu yana yapılan sanatı, modernist avangard çalışmaların devamı olarak görür ve Geç Modernizm olarak adlandırır. Bu eleştirmenlerden bazıları, Postmodernizm’i tanımlanabilir bir dönem olarak ele almaktan kaçınır.
  • Bazı eleştirmenler ise, Postmodernizm’in Modernizm’in değerlerine bilinçli bir karşı çıkış olduğunu savunur.
  • Bazıları tarafından Postmodern bulunan şeyler diğerlerine göre yeni bile değil, 20. yüzyıl modern sanatının devamıdır.
  • Çağdaş Sanat’ın başlangıç tarihini Berlin Duvarı’nın yıkıldığı; Tiananmen Meydanı’ndaki gösterilerin bastırıldığı ve Sovyet kömünizminden sapan Çin’in kapitalizmin oyununa katıldığı yıl olan 1989 olarak tespit eden, Çağdaş Sanat’ı Soğuk Savaş sonrasının sanatı olarak tanımlayan uzmanlar vardır.

 

Dosyamızda, Modernizm       1860-1960
Postmodernizm 1960-1989
Çağdaş Sanat   1989-Günümüz olarak kabul edilmiştir.

 

Birbirinden çok farklı bu yorumların gösterdiği gibi, Modernizm, Postmodernizm, Geç Modernizm ve Avangard gibi terimlerin kesin ve güvenilir tanımlarının olmadığını söyleyebiliriz. Terimler, kullanıldıkları bağlama ve kullananların görüşlerine bağlıdır.

Alberto Giacometti, çağlar boyunca insan imgesini dile getirirken kullandığı ince uzun figürleri, yarınlarından emin olamayan insanların hem güçsüzlüğünü, hem de dayanıklılığını mükemmel bir biçimde ifade ederler.  Helsingor, Louisiana Açık Hava Müzesi, Danimarka.

Alberto Giacometti, çağlar boyunca insan imgesini dile getirirken kullandığı ince uzun figürleri, yarınlarından emin olamayan insanların hem güçsüzlüğünü, hem de dayanıklılığını mükemmel bir biçimde ifade ederler.
Helsingor, Louisiana Açık Hava Müzesi, Danimarka.

MODERN SANAT AKIMLARI

Şu ana kadar değindiğimiz akımların kesin çizgilerle birbirinden ayrılmadığını, akımların başlangıç ve bitiş tarihlerinin de bulanık olduğunu hatırlatmak isteriz. Örneğin Art Nouveau’nun başlangıç tarihi olarak bazı kaynaklar 1880, bazı kaynaklar 1905 yılını kabul ederken; aynı akımın bitiş tarihi olarak ise 1910 ve 1939 yılları zikredilmektedir.

 

  • Romantizm 1800-1850
  • Barbizon Ekolü 1830-1870
  • Ön Rafaelciler 1848
  • Realizm 19. yüzyılın ikinci yarısı
  • Empresyonizm 1874
  • Post Empresyonizm (Geç İzlenimcilik) – 1886 – 1905
  • Neo Empresyonizm (Yeni İzlenimcilik)- 1886 – 1906
  • Art Nouveau – 1905 – 1939 veya 1880-1910
  • Sembolizm – 1880 – 1900′ların başı veya 1886-1910
  • La Belle Epoque ve Nabiler   1888-1900
  • Ekspresyonizm (Dışavurumculuk) – 1890 – 1939
  • Fovizm – 1898 – 1906 veya 1898-1908
  • Die Brucke 1905-1913
  • Kübizm – 1908 – 1939 veya 1907-1939
  • Orfik Kübizm 1912
  • Kübo Fütürizm 1913
  • Neoplastisizm ve De Stijl 1912-1917
  • Süprematizm – 1913 veya 1915-1920’ler
  • Fütürizm – 1909 – 1939 veya 1909-1920’ler
  • Der Blaue Reiter 1911
  • Konstrüktivizm 1916 veya 1920’ler ve sonrası
  • Dadaizm – 1916 – 1923 veya 1916-1922
  • Sürrealizm 1924 veya 1922-1939
  • Art Deco 1920’ler-1930’lar

Modern sanatın 1930’ların sonuna kadar gelen akımlarını sizlerle paylaştık. Modern sanat akımlarına devam etmeden önce bir gözden geçirme yapmak istedik. Modernizm denen dönemi meydana getiren temel noktaları toplu halde gördükten sonra Modernizm akımlarına devam edip, Postmodernizm’e, daha sonra ise Çağdaş Sanat’a  geçmeyi planlıyoruz.