Etiket arşivi: Bergson

Beyin Salatası 5

Fotoğraf:www.pinterest.com

Fotoğraf:www.pinterest.com

  • Zeka, klasik olarak,
    alışılmışın dışındaki sorunları çözmede beceriklilik,
    öngörü,
    yaratıcılık,
    yeni bir düzeni ortaya çıkaran bir kestirimde bulunmak şeklinde tanımlanır.
  • Zeka, bilgiye ilişkin olguların tümünü kapsayacak biçimde kullanılmıştır. Genel olarak dikkat, bellek, yargılama, akıl yürütme, soyutlama vs diye adlandırdığımız zihinsel yetiler zekadır.
  • Zeka, en az bir kültür tarafından verilen problemleri çözmek veya eserler yaratmak için kullanılan bilgi işleme potansiyeli olarak da tanımlanıyor.
  • Kantçı idealizmde bilginin, akıl tarafından kurulduğu fikri, temel bir önerme niteliğindedir.
  • Zekadan bahsedildiğinde bireysel farklılıklar gündeme gelir. Bu farklılıklar, Alfred Binet ve Theodore Simon’u, 1905 yılında ilk şeklinde yayınladığı ünlü Metrik Zeka Ölçeği’ni geliştirmeye itmiştir. Üstün zeka tanımı IQ testinde 130 ve yukarı alanlar için kullanılır. Lewis Madison Terman ABD’de, René Zazzo Fransa’da testler geliştirmişlerdir. SAT gibi zeka testlerinin daha karmaşık çeşitleri de ortaya çıkmıştır. Akademik Yetenek Testi olan ilk açılımı daha sonra Akademik Değerlendirme Testi olarak değiştirilmiştir. (Scholastic Aptitude Test-Scholastic Assesment Test)
  • Zekayı uyuma bağlayan görüşler de vardır. Zekanın bir üst uyum şekli olduğu Bergson ve Piaget tarafından da savunulmuştur. Bu önermeye göre zeka, bir amacın gerçekleştirilmesi için araçların duruma uygun kılınmasıdır.
  • Alet yapımı da bir zeka ölçütüdür. Burada kastedilen alet geniş kapsamlıdır: matematik gibi simgesel sistemler, dil, tasarımlar, çalışma yöntemleri vs. Henri-Louis Bergson (1859-1941), insanın homo sapiens değil, homo faber olarak adlandırılmasını önermiştir. Homo sapiens, zekası sayesinde çevresiyle belli bir uyum sağlamış ve dolayısıyla yaşanan anı aşarak serbestçe düşünmek, akıl yürütmek imkanını bulmuş insan anlamına gelir. Homo faber, tabiat ortasında kendi yaşamını sürdürmek amacıyla gereken araçları kendisi üretmek zorunda kalan insandır.
  • Hangi spesifik genlerin ve hangi somut çevre faktörlerinin zekamızdan sorumlu olduğu kesin olarak bilinmiyor. İngiltere’de, Twins Early Development Study çerçevesinde gerçekleştirilen araştırmada daha iyi beslenmenin, daha uzun okul eğitiminin zekamızı geliştirdiği, okumanın zekayı olumlu etkilediği saptanmış. Araştırma sonuçlarına göre, okumak, soyut düşünmeyi güçlendiriyor; motivasyon da belli bir şey üzerinde konsantre olmamıza yardımcı olduğu için zekayı tetikliyor.
  • The Cambridge Handbook of Intelligence adlı kitabın bir bölümünde birçok kişilik özelliğinin bilişsel süreç ve becerileri gerektirdiğine dikkat çekiliyor.

 

Bizans İmparatorluğu 135|Bizans’ta Felsefe 1 Platon, Aristo, Yeni Platonculuk

  • Geç Antik çağ felsefesi, Platon’un düşüncelerinin hakimiyeti altındadır.
  • 4.-6. yüzyıllar arası, Geç Antik ve Erken Bizans döneminde, iki büyük felsefe okulu olan Atina’daki Yeni Platoncu Okul ile İskenderiye’deki Aristocu Okul arasındaki çatışmalar bilimsel olmaktan çok siyasi ve dini sorunsallardan kaynaklanıyordu.
  • Hıristiyan Felsefesinin 400’lü yıllara kadar süren ilk dönemi Patristik Felsefe, bu tarihten sonra Ortaçağ’ın sonuna kadar süren ikinci dönemi Skolastik Felsefe deyimleriyle nitelenir. İlk döneme Platon’un, ikincisine Aristo’nun görüşleri hakimdir. Bununla beraber  Platon etkisi 1200’lü yıllara kadar devam etmiş ve ancak 13. yüzyılda Aquino’lu Thomas’la yerini Aristo’nun egemenliğine bırakmıştır.
Platon'un Mağara Alegorisi üzerine bir 16.yüzyıl gravürü, University of London, Warburg Institution. Fotoğraf: www.ideayayinevi.com

Platon’un Mağara Alegorisi üzerine bir 16.yüzyıl gravürü, University of London, Warburg Institution.
Fotoğraf: www.ideayayinevi.com

Bu aşamada Platon, Aristo ve Yeni Platoncuların teoloji ile ilişkilendirilebilecek kuramlarına kısaca bakarsak:

 

PLATON’a (MÖ 427 – MÖ 347) göre:

**Algılar dünyasının ötesinde değişmeyen bir gerçeklik var.
**Ruh bir tanrısallık ama bedene hapsolmuş. Zihnin muhakeme gücü arındırılırsa tanrısal konumunu yeniden kazanabilir. Tanrı ile Ruh akrabadır.
**Mağara Alegorisi’ne göre, insan yalnızca ezeli gerçeklerin mağaranın duvarındaki titrek ışıldamalarını algılar. Ancak zihnini tanrısal ışığa alıştırırsa aydınlanma ve özgürlüğe kavuşabilir.
**İdealar Öğretisi’ne göre, idealar tam, sürekli ve etkili gerçeklerdir. Her bir genel kavrama karşılık gelen bir idea vardır. İyi ideası hepsinin üstündedir. Bu dünyanın şeyleri idealardan pay alır, onları taklit eder. İdealar üstün formlardır.
**Tanrısal dünya durağan ve değişmezdir. Yunanlar, devinim ve değişmeyi daha aşağı bir gerçeğin işaretleri sayarlar. Değişmezlik, süreklilik, hep aynı kalmak daha üstündür. Dolayısıyla en mükemmel hareket döngü hareketidir.
**Tanrısal formlar “orada, uzakta” değil, özün kendi içindedir.
**Platon’un güzellik ideasının Teistler’in tanrısı ile çok ortak yönü vardır. Teizm ya da Tanrıcılık, en geniş tanımıyla en az bir Tanrı’nın var olduğu inancıdır. Kişisel, mevcut ve aktif olarak evrenin kuruluş ve yönetiminden sorumlu bir Tanrı betimler. Tanrı dünya ve insanlar ile sürekli ilişki içerisindedir. Bu görüşleri benimseyenlere Teist denir.
**İnsanoğlu, bozulmuş tanrısallıktır.
**Evren, esas olarak rasyoneldir.
**Erdemli insanın tanrısallaşması olanaklıdır. Stoacılar da aynı görüştedir.
**Demiurgos, evrenin mimarı, insanlar için imal eden, yaratılmış olana biçim verendir.
**İyi toplumun, filozofun sıradan insanlara kabul ettireceği, akılcı ilkelerle yönetilmesi gerekir.

ARİSTO’ya (MÖ 384-MÖ 322) göre:

**Hiç kimse gerçeği tam olarak kavrayamaz.
**Formlar önsel, bağımsız bir varlığa sahip değildir.
**İlk hareket ettirici ezeli, hareketsiz, tinsel, saf bir varlıktır. Maddesel bir yanı yoktur, çünkü madde eksik ve ölümlüdür. İlk Hareket Ettirici, evrendeki bütün devinimin kaynağıdır. Dünyayı o yaratmamıştır. Bu, ona hiç yakışmayan değişmeyi, dünyevi bir eylemi içermektedir. O, evrenin varlığına kayıtsızdır: Kendinden aşağı hiçbir şeyi düşünemez. Dünyayı yönetmez, yol göstermez, yaşamımıza müdahale etmez. İnsani öz taşımaz. Zaman dışıdır. Yüce Varlık kendisini tarihte ortaya koymamıştır, zamanın sonunda yargılamada bulunmayacaktır.
**Akıl insanı tanrı ile akraba kılar. İnsanın aklı tanrısal özelliklidir. İnsanın görevi, aklını arındırarak kendisini ölümsüz ve tanrısal kılmaktır.
**Bilgelik (Sophia), insani erdemlerin en yükseğidir. Bilgeliğe tefekkür (theoria) ile ulaşılır. Tefekkür, disiplinli bir sezgidir, ona yalnızca mantıkla ulaşılamaz ve çok az insan bunu başarabilir.

PLATON-ARİSTO ORTAK NOKTALARI

Her iki filozof da tanrının tamamen duygudan uzak, acı çekmeyen, değişmeyen, ulaşılamaz, sükûnet içinde, zarar verilemez olduğunu öne sürüyor. Bu özellikler Yunan ve Hıristiyan tanrı inancında vardır. Yunan düşüncesinde tanrı ile insan aynı soydandır. Tanrı, uzak ve aşkındır. Tefekkür konusunda da ortaklaşırlar.

Raphael’in 1509 tarihli Atina Okulu adlı tablosunda Plotinus (detay). Fotoğraf: gbwwblog.wordpress.com

Raphael’in 1509 tarihli Atina Okulu adlı tablosunda Plotinus (detay).
Fotoğraf: gbwwblog.wordpress.com

YENİ PLATONCULUK VE PLOTİNUS (M.S. 205–270)

Yeni Platonculuk, Plotinus’un çalışmalarıyla başlar.
İmparator Justinyen’in Platon’un akademisini  529′da kapatmasıyla Platonik felsefe sürecinin bittiği kabul edilir.
Platon ve Aristo’nun öğretilerini uzlaştırarak oluşturulmuş felsefi bir akımdır. Yeni Platonculuk mistik veya dini unsurlarla tanımlanır.
Platon’a bir mistik olarak ilgi duyarlar. Platon’un öğretileri ruhu vücut cenderesinden kurtarıp, ruhun tanrısal aleme yükselmesine olanak tanıyordu. Bir filozof tanrıya benzediği için kendi çabasıyla tanrısal aleme yükselebilirdi. Tanrı, durağan ve uzaktır.

** Platon’un önerdiği gibi ruh bir arınma süreci yaşamalı ve tefekküre başlamalıdır.
**İçgüdüsel bilgi önemlidir.
**Tanrı Herşey ve Hiçbir şeydir. Tanrı var olanların hepsidir.
**Üçlemesi: Bir, Zihin ve Ruh.
**Bir’in cinsiyeti yoktur, fiziksel varlığa sahip değildir, bize karşı ilgisizdir. Kendisini bize göstermediği gibi, yol da göstermez.
Üç semavi dini, T. S. Eliot ve Bergson’u da çok etkilemiştir.

PLOTİNUS-ARİSTO ORTAK NOKTALARI

Yüce Varlık zaman dışıdır. Aldırışsızdır, dünya işlerine karışmaz. Kendisini tarihte ortaya koymamış, dünyayı yaratmamış, zamanın sonunda yargılamada bulunmayacak.
Tanrı, bütün varlıkların İlki’dir.

 

 

Filozof ve Felsefeci

  • Kökeni Grekçe olan felsefe ve filozof sözcükleri, Osmanlıcaya, Arap dilinin etkisiyle felasife ve feylesof olarak yerleşmiştir.
  • Felsefe, varlığın temelini araştırmaya yönelen, bilginin ilke ve yöntemlerini, bunlarla birlikte değerleri sorgulayan düşüncedir. Bunların insanla, toplumla ilişkisini araştırır. Amaç, soru sorarak kavramları açıklığa kavuşturmaktır. Kant için en başta gelen üç soru

*neyi bilebilirim,
*neyi yapabilirim,
*neye inanabilirim idi.

  • Filozof ise felsefe alanında

*yeni ve özgün düşünceler üretebilen, bu alanda,
*sistem ve gelenek kurabilen insandır.

  • Özgün düşünce üretenlere Nietzsche ve Bergson’u, sistem kuran filozoflara ise Platon, Aristo, Descartes, Kant ve Hegel’i örnek verebiliriz.
  • Felsefe tarihçileri, Thales’i (yaklaşık MÖ 500-450) ilk filozof olarak kabul etmekte birleşirler. Bu kabulün sebebi, mitolojiden akılcı felsefeye ilk kez onunla geçilmiş olmasıdır.
  • Felsefeci, felsefe konusu ile ilgili olan, bu alanda araştırmalar yapan, bu konuya yönelik bilgiler öğrenip öğreten, felsefenin kurumlaşması için emek veren kişidir. Her resim yapana ressam denemeyeceği gibi, her felsefe yapana da filozof denemez.

 

Yararlanılan Kaynak

  • Filozof Kimdir, Felsefeci Kim?, Prof. Dr. Arslan Kaynardağ, Cumhuriyet Gazetesi Olaylar ve Görüşler, 11 Aralık 2005.