Etiket arşivi: Balkanlar

Milliyetçilik 13

  • Yüksek doğum oranları her zaman sosyolojik bir olgu değildir. Bilinçli bir yayılma stratejisi de olabilir.
  • Eritre’nin 1992 yılında Etiyopya’dan bağımsızlığını kazanması, otuz yıl süren bir savaşla peşinden koştuğu, milliyetçiliğin bir kolektif kimlik ve siyasi emeller çerçevesi olarak süregelen önemini gösterir. Eritre’nin salt savaş alanında değil, uluslararası tanınmada da gösterdiği başarı, bize milliyetçilik retoriğinin hala etkin olduğunu hatırlatır.
Fotoğraf: Şalom Gazetesi

Fotoğraf: Şalom Gazetesi

  • Yaşadığımız dönemin en önemli sorunu göç ve mülteci meselesi. Yerliler, yabancıların ülkelerine gelip komşuları olmalarını, azalan istihdam imkanlarını ellerinden almalarını, onlara aykırı gelen bir yaşam tarzını ve kültürü mahallelerine sokmalarını istemiyorlar. Mal ve hizmet akışından, küresel finansal aktörlere, ortak pazar ve serbest ticaret stratejisinden, emek göçüne kadar küreselleşmenin her unsuruna karşı olan direniş, tüm dünyada siyasiler tarafından desteklenerek anti-demokratik, anti-entelektüel ve anti-liberal politikaların hayata geçmesiyle ırkçılık boyutuna varan bir yabancı düşmanlığı (xenophobia) ile beslenen yeni tip milliyetçilik ortaya çıkıyor.
  • Küreselleşme birçok kişiye ulus devletin ortadan kalkacağını düşündürtüyor.
  • Soğuk Savaş döneminde (1949-1989) ABD’nin söylemi “hür dünya” idi. Körfez Krizi’nde Irak’a karşı yürütülen savaşla başlayan Yeni Dünya Düzeni ile ABD “insan haklarına, demokrasiye ve meşru hükumetlere karşı saldırganlığı gerektiğinde güç kullanarak men etme misyonu” edindi.
  • Popülizmin beslendiği en güçlü damar anti-küreselleşmecilik ve milliyetçilik düşünceleriydi. Geniş kitleler küreselleşme sürecinin sadece elitlere yaradığını, sıradan insanları cezalandırdığını iddia ediyor, milli duyguları coşturan sloganları duymak istiyorlardı. Donald Trump’ın “Önce Amerika” sloganı bu talebe bir cevap niteliğindeydi.
  • Devletsiz halklar arasında da milliyetçi özlemler yeşermiştir.
  • Milliyetçi söylemi ve davaları, uluslararası çatışmalar, savaşlar kadar azdıran bir şey daha yoktur.
  • İnsanların duygularına hitap eden milliyetçilik söyleminde özü itibariyle demokratik olan herhangi bir yön mevcut değildir.
  • Gözlerimizi Batı’dan bizim tarafa çevirirsek, eskiden İranlılar tarafından Türkistan ve Tataristan taraflarına Turan denirdi. İkinci Meşrutiyet’ten sonra ülkede gelişen milliyetçi akımın yeryüzündeki bütün Türkleri birleştirerek kurmayı amaçladığı devletin adı oldu.
  • Türkler arasında milliyetçi olarak adlandırılanlar dendiğinde akla önce İttihat ve Terakki gelir. İttihat ve Terakki’nin siyasal yaşamda öne çıktığı dönemde Müslüman-Türk ahalinin yurtsever duygularını militarist-milliyetçi yönde seferber etmeye, onların heyecanını canlı tutmaya yönelik girişimlere hız verilmişti. 1913’te Müdafaa-i Milliye Cemiyeti kurulmuştu. Bu cemiyetten, halkta savaşın devamı lehine duyguları geliştirmek, bağış toplamak gibi işlerde yararlanılmıştı.
  • Türkiye’de milliyetçi olarak adlandırılanlar Anadolu’da izi olan tüm medeniyetleri benimseyip tüm bu değerlerin milliyetini oluşturduğunu öne sürenlerdir. Ulusalcılar ise Cumhuriyet sonrasında oluşan ve herkesin bize düşman olduğunu düşünen, cuntacı olmakla suçlanan gruptur. Yeni Avrupalılar olarak tanımlananlar 1980 yılı sonrası oluşan ve dünyada her yerde yaşayabilecek kişilere yakıştırılan yaftadır.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

Milliyetçilik, Craig Calhoun, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2007.

Kendine Ait Bir Roma, Cemal Kafadar, Metis Yayınları, 2017.

Duvar, Deniz Ülke Arıboğan, İnkilap Kitabevi, 2017.

Milliyetçiliğin Provokasyonu, Tanıl Bora, Birikim Yayınları, 1995.

Avrupa’daki Bağımsızlık Hareketleri, Christoph Hasselbach ve Sabrina Müller-Plotnikow, Deutsche Welle Türkçe, 10.10.2017.

İtalya Seçimlerinden Türkiye’ye, Sedat Ergin, Hürriyet Gazetesi, 6 Mart 2018.

İtalya’da “Y-Kuşağı”nın Seçimi, Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet Gazetesi, 1 Mart 2018.

Benim Güzel Bosnam, Rusmir Mahmutcehajic, Gelenek Yayıncılık, 2004.

XX. Yüzyıldan “Bazı” Dersler, Atilla İlhan, www.prizma.net.tr.

Balkanlar, Cüneyt Akalın, Cumhuriyet Gazetesi, 23 ve 24 Mayıs 2001.

Makedonya 2001, İlber Ortaylı, Milliyet, 3.6.2001.

Balkanlar ve Osmanlı Devleti, Sacit Kutlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2007.

 

 

 

Milliyetçilik 10

  • Milliyetçilik akımlarının en güçlü olduğu bölgelerden biri olan Balkanlar için Bismarck “Bir Pomeranya askerinin kemiklerine bile değmez” derdi. Pomeranya askeri, en eğitimsiz ve en ucuz donanımlı bölgesel devşirmelerdi.
  • Balkanlar’da sorun çoktur: Sorunlu bölgeler deyince Romanya hudutları içinde olan Transilvanya, Romanya ile Macaristan arasında; Kosova, Sırbistan, Arnavutluk ve bağımsız Kosova arasında; Makedonya, Yunanistan, Bulgaristan ve Makedonya Cumhuriyeti arasında sorun olan ve ilk akla gelen bölgelerdir.
  • Eski Yugoslavya’nın bulunduğu topraklarda Sırp, Karadağ, Hırvat, Sloven, Makedon, Arnavut, Boşnak, Türk, Macar, Ulah/Romen ve Çingene/Roman halklarının müşterek varlığının yaklaşık 1300 yıllık tarihi vardı. Bu etnik gruplar 489 yıl Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altında yaşamışlardı. Bölge halkı İkinci Dünya Savaşı’nda Tito’nun önderliğinde birleşerek Nazilere karşı başarılı gerilla savaşları vermiş, Almanların yenilmesinden sonra Tito başkanlığında altı cumhuriyetten oluşan Yugoslavya Federal Cumhuriyeti kurulmuş ve bütün bu etnik gruplar Tito’ya bağlı kalmışlardı.
  • Ukraynalılar, Beyaz Ruslar ve Ruslar Doğu Slavları;
    Polonyalılar, Çekler, Slovaklar, Silezyalılar, Moravyalılar Batı Slavları grubunda yer alırlar. Bir Çek ile bir Leh, iki kardeş sayılırlar.
    lovenler, Hırvatlar, Sırplar, Makedonlar, Boşnaklar, Pomaklar ve Bulgarlar Güney Slavları öbeğini oluştururlar. Yugoslav, Güney Slavları anlamına gelir.
Josip Broz Tito. Fotoğraf: Total Croatia News

Josip Broz Tito.
Fotoğraf: Total Croatia News

  • 19. yüzyılda bölgedeki siyasi toplumsal gelişmeler, Fransız Devrimi’nin etkisi ile uç veren milliyetçi bağımsızlık hareketleri ile belirlendi. Yoksul köylülük, 19. yüzyılın bağımsızlık mücadelelerinin kitlesel gücünü oluşturdu. Rusya’dan beslenen Pan-Slavizm, Slav halklarının hepsinin siyasi tasarımlarını etkilese de onları birleştiremedi.
    Her Slav halkının kendi milliyetçi akımı ve bağımsız devlet hayali vardı. Hırvat milliyetçiliğinin kurucuları, Hırvatistan’ın ve Dalmaçya’nın önemli bölümünü, Slovenya’nın ve Bosna’nın bazı kesimlerini kapsadığı varsayılan, ütopik İllirya’ya Pan-Slav ülküsünün çekirdeği anlamını yüklediler. Güney Slavlığının din, dil ve siyasal birliğini sağlayarak alt milli kimlikleri eritmeyi amaçlayan Büyük İllirya milliyetçiliği, 19. yüzyılın ikinci yarısında etkisini yitirdi. Katolik Hırvatlar, Sırpları ikinci dereceden Hırvat veya Ortodoks Hırvat sayıyorlar, Slovenleri ise dağ Hırvatları diye tanımlıyorlardı. Yunan milliyetçiliği, 19. yüzyıl sonlarında Makedonya nüfusunun çoğunluğunun Slav olduğu ortaya çıkınca, Makedonların Slavofil Yunanlılar olduğu tezini ortaya attı. Bu ve bunun gibi tezlerin günümüzde de geçerliliğini koruduğuna dikkat çekiyoruz. 20. yüzyıl başında Hırvat partileriyle Müslüman temsilcilerinin işbirliği yaparak Sırp temsilcileri dışlamaları, Sırp milliyetçiliğini şiddete itmişti. Jön Türk hareketi de bölgeyi Türkleştirmek için karşı-çeteciliğe girişmişti. 1900’lerin başında Makedonya, dünya çapında ünlenmiş bir eşkıyalık diyarıydı. Müstakbel Yugoslavya’nın Slav olmayan en büyük etnik grubu Arnavutlar arasında da Kosova’da ayrılıkçı, milliyetçi hareket gelişmeye başladı.

 

Libya 30 Leptis Magna 2

  Ören yerine 203 yılında yapılan, imparatoru ailesi ile birlikte gösteren görkemli Septimus Severus Kemeri’nden giriliyor. Roma şehri kurulurken kuzey-güney doğrultusunda bir ana cadde (cardo maximus), doğu-batı doğrultusunda bir ana cadde (decumanus maximus) tasarlanırdı. İki ana caddenin kesiştiği nokta, kolonlu anıtsal bir kavşak noktası ile süslenirdi. Roma’da caddeler birbirini dik keserdi. Caddenin mutlaka düz olması istenirdi. Caddenin düz olmaması yüz kızartıcı bir sebepti. Via recta, düz cadde, Roma mühendisliğinin yüz akı idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Ören yerine 203 yılında yapılan, imparatoru ailesi ile birlikte gösteren görkemli Septimus Severus Kemeri’nden giriliyor.
Roma şehri kurulurken kuzey-güney doğrultusunda bir ana cadde (cardo maximus), doğu-batı doğrultusunda bir ana cadde (decumanus maximus) tasarlanırdı. İki ana caddenin kesiştiği nokta, kolonlu anıtsal bir kavşak noktası ile süslenirdi. Roma’da caddeler birbirini dik keserdi. Caddenin mutlaka düz olması istenirdi. Caddenin düz olmaması yüz kızartıcı bir sebepti. Via recta, düz cadde, Roma mühendisliğinin yüz akı idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • MS 192’de Roma İmparatoru Commodus öldürüldü. Hükümdarsız geçen ara dönemde eyaletlerdeki valiler savaş çıkartmaya karar verdiler. Saldırıyı başlatan, Balkanlar ve Ren ordularına önderlik eden, Septimus Severus’tu. Roma’ya ulaşarak imparatorluğun ilk Kuzey Afrikalı imparatoru oldu. MS 69 yılından beri hiçbir komutan iktidarı ele geçirmek için Roma üzerine yürümemişti ama bu son olmayacaktı.
  • Leptis’te doğan İmparator Septimus Severus (193-211), kente mal ve arazi vergilerinden bağışıklık hakkı, ius Italicum, verdi. Leptis Magna’nın büyük yapılarından çoğu Severus döneminden kalmadır. Afrika kökenli ilk Roma imparatoru olan Severus,  Byzantion‘u cezalandırmak için yakıp yıkan, sonra da yeniden inşa eden Roma imparatorudur. (2. yüzyılın sonlarında İmparator Severus ve Niger arasındaki savaşta şehir Niger’in yanında saf tutunca Septimus Severus şehri 195/196′da ele geçirerek harabeye çevirdi. Ancak şehrin jeopolitik öneminden dolayı İmparator Severus, Byzantion’u tamir ettirip yeni yapılarla donattı. İmparator Severus’un inşa faaliyetiyle antik dönemin Byzantion’u tarihi misyonunu tamamlamış ve yeni bir Roma şehrinin tarihi başlamıştı.)
  • Severus döneminde Leptis, Afrika’nın en büyük Roma kenti idi.
Medusa ve su perisi başları ile ünlü devasa Severus Forumu. Medusaların yüz ifadeleri farklı farklı işlenmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Medusa ve su perisi başları ile ünlü devasa Severus Forumu. Medusaların yüz ifadeleri farklı farklı işlenmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası. Bazilika çok büyük üç nefli ve kolonadlı bir salondan oluşur. Her iki ucunda yarım daire biçimli birer apsis ve yan neflerinin üzerinde galeriler bulunur. Orta nef 40 m genişlikte, 70 m uzunlukta ve en az 33 m yüksekliktedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası.
Bazilika çok büyük üç nefli ve kolonadlı bir salondan oluşur. Her iki ucunda yarım daire biçimli birer apsis ve yan neflerinin üzerinde galeriler bulunur. Orta nef 40 m genişlikte, 70 m uzunlukta ve en az 33 m yüksekliktedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yukarıda solda, Herkül’ün İşleri frizi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yukarıda solda, Herkül’ün İşleri frizi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bazilikada birbirinden güzel işlenmiş frizler var. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bazilikada birbirinden güzel işlenmiş frizler var.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası, 6. yüzyılda Justinyen döneminde kiliseye çevrilmiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Septimus Severus Bazilikası, 6. yüzyılda Justinyen döneminde kiliseye çevrilmiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Acı Biber

  • Acı biber, Amerikan bitkilerinin içinde Avrupa’da en hızlı benimsenen bitkidir.
  • Biber çeşnisi Meksika mutfağının temel özelliğidir. Meksika’da acı biber çocukların şekerlemelerinde bile bulunur. Amerika kıtasında acı biber en fazla Meksika’da kullanılır.
  • Genelde zehirli olduğu zannedilen domatesin aksine Avrupa’ya getirilişinden kısa bir süre sonra özellikle Güney Avrupa’nın pek çok bölgesinde yetiştirilmeye başlanmıştır.
  • İspanya, hiç şüphesiz acı biberin Avrupa’da vardığı ilk noktadır. İspanya’ya ilk acı biber örneklerini 16. yüzyılda Colomb’un getirdiği düşünülür.
  • Acı biber aynı zamanda İran ve Hindistan’dan Doğu Akdeniz’e ulaşır.
  • Acı biber iki imparatorluk tarafından kontrol edilen ticaret yolları ile Avrupa’da yaygın hale gelmiştir: Osmanlı İmparatorluğu ve Kutsal Roma İmparatorluğu.
  • Acı biber öncelikle bir süs bitkisi ya da merak unsuru olarak botanik ve aristokrat bahçelerine alındı, ilaç olarak kullanıldı. Fakat yüz yıl sonra seçkinleri artık cezbetmez oldu.
  • Acı biber 16. yüzyılda Calabria ve Güney İtalya’ya, 17. yüzyılda Güneybatı Fransa’ya, 18. yüzyıla gelindiğinde ise Macaristan, Balkanlar ve tüm Güney Avrupa’ya yayılmış, Asya karabiberine güçleri yetmeyen, fakir halkın biberi olmuştu.
  • Tatlı biber Avrupa’da sebze olarak kullanıldı ve Avrupalı çiftçiler onları daha tatlı hale getirdiler ve ona domates biberi adını verdiler.
  • 18. yüzyılın ortalarından itibaren başta İspanyollar olmak üzere Avrupalı seçkinler acı bibere, bu defa bir mutfak malzemesi olarak, tekrar ilgi göstermeye başladılar. Fransız seçkinlerin acı bibere ilgi göstermesi ise 19. yüzyılı buldu.
  • İmparator Napolyon’un 1806-1813 yılları arasında İngiliz ticaretine engel olmak için oluşturduğu Kıta Blokajı (Continental Blockade) karabiberin teminini sınırladığında Büyük Macaristan Ovası çiftçileri acı biber üretimini artırmıştı. Ayrıca İspanya’da Extremadura ve Murcia bölgeleri ticari birer merkez oldular. Murcia günümüzde de endüstriyel toz paprika üretiminde Macaristan ile rekabet halindedir.
  • Meksika’da capsicum annuum’un acılı acısız, büyük küçük, uzun yuvarlak, açık sarıdan koyu kırmızıya yaklaşık yüz çeşidi bulunur. Meksika’da her bölgenin yerel biber çeşidi de vardır.
  • Capsicum annuum, 1200 metre yüksekliğin altında yetişir. Bu yüzden, kurutulmuş acı biber ticareti daima alçak bölgelerden yüksek bölgelere yapılır.
  • Bu biber, Meksika’da etli yahnilerin ve terbiyelerin temelidir. Ayrıca, daima taze veya sos olarak sofraya getirilir.
  • Meksika sosları en sade haliyle acı biber, tuz ve suyla yapılır. Ama genellikle içine sarımsak, soğan, domates ve taze kişniş yaprakları da konur. Malzemeler çiğ veya pişmiş olarak ezilir. Bazen kabak çekirdeği ve avakado da sosa ilave edilir.  Bazen de aynı malzeme küp şeklinde doğranır; buna guacamole denir ve Meksika usulü yemeklerin temelidir. Oaxaca’da sos bazen fasulye, patates, susam ve sarı tropik yabani erik ile zenginleştirilir ve bazen ana yemek olur.
Butan’da damlarda kırmızı biber kurutuluyor.

Butan’da damlarda kırmızı biber kurutuluyor.

Basklar, biberlerin rengini bayraklarının rengine (kırmızı, yeşil ve beyaz) benzetirler ve evlerinin önünü süslemekte kullanırlar. Butan’da da biberler evleri süslüyor.

Basklar, biberlerin rengini bayraklarının rengine (kırmızı, yeşil ve beyaz) benzetirler ve evlerinin önünü süslemekte kullanırlar.
Butan’da da biberler evleri süslüyor.

  • Günümüzde biber reçinesi ve tozu, boya olarak gıda endüstrisinde kullanılıyor.
  • Avrupa’da kırmızı renk kan ve ateş ile ve bu nedenle sıcaklık, öfkelenme, yaşamsal ve seksüel enerji ile ilgilidir. Macaristan’da “biber gibi olmak” diye bir tabir vardır ve öfkeli, sinirli veya heyecanlı anlamına gelir.
  • Avrupa’da kırmızı, cinselliği anımsatır fakat biber, rengin ötesinde, fallik bir biçime sahiptir. Macaristan’da biber, bir iktidar sembolüdür.
  • Biber, cinsel soğukluğa karşı ilaç olarak kullanılır. 19. yüzyılda Basklar, evlilik törenleri sırasında tütsü olarak yakmak için kurutulmuş biber kullanırlarmış.
  • İçinde acı biber olmayan yemek, Meksika yemeği sayılmaz. Guatemala sınırı ve ötesindeki yemek bir Meksikalı için yeterince acı değildir.
  • Biber hemen hemen tüm Latin Amerika mutfaklarında kullanılır fakat hiçbir yerde Meksika mutfağında olduğu kadar önemli değildir. Meksika’da ulusal kimlik sembolüdür. Macaristan’da da paprika bir ulusal kimlik sembolü olmuştur. Meksika’da,“Güçlüyüz çünkü biber yiyoruz” derler.
  • Biberin en acı türü Yucatan’da yetiştirilir.
  • Avrupa’da her yerde, çoğunlukla orta sınıf içinde acı lezzet tutkusu şehirlerde seyrelir.
Savur’da misafir olduğumuz evin damında biber kurutuluyor.

Savur’da misafir olduğumuz evin damında biber kurutuluyor.

  • Ülkemizde ise karabiber, et yemeklerinin ilk akla gelen baharatıdır. Bütün yumurta ve yumurtalı sebze yemeklerinde, tüm köfte çeşitlerinde ilk baharat yine karabiberdir. Laz böreği gibi tatlılarda bile yer aldığı olur.
  • Pul biber, toz haline getirilmiş kırmızıbiberden farklı olarak, çok ince çekilmeyen biber türüdür. Acısı ve tatlısı vardır. Maraş ve Antep biberi daha acıdır. İsot denen Urfa biberi ise, bir torba içinde güneşten korunarak akşamları kurutulduğu için çok daha koyu olan rengi ile diğerlerinden ayrılır. Özellikle köftelerde kullanılır.
  • Kırmızıbiber daha çok Doğu ve Güneydoğu Anadolu mutfağında yaygın olarak kullanılır.
  • Özellikle Adana, Gaziantep gibi Güney Anadolu mutfağında, biber salçası, domates salçasına tercih edilir.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Meksika’dan Avrupa’ya Acı Biber: Yiyecek, İmge ve Kültürel Kimlik, Esther Katz, Yemek ve Kültür, İlkbahar 2010.
  • Aynı Sofrada İki Ülke Türk-Yunan Mutfağı, Engin Akın ve Mirsini Lambraki, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2003.