Etiket arşivi: Baksı Kültür Sanat Vakfı

Çağdaş Sanata Varış 276|Çağdaş Kavramsal Sanat 7

Kimlik 6
Göçmenlik

  • Tanınmama veya yanlış tanınma bir baskı biçimidir. Charles Taylor’a (1931-) göre kimlikler, inşaları için çevre tarafından tanınmaya bağımlıdırlar; tanınmazlarsa veya yanlış tanınırlarsa, oluşumları kötü şartlar altında gerçekleşir. Bu hem bireysel, hem de kolektif düzeyde geçerlidir. Yine Taylor’a göre, feodal toplumların ana ilkesi saygınlık iken, modern toplumun esas ilkesi eşit onur ilkesidir.
  • Toplumların karmaşıklaşması, daha fazla sosyal grupta tanınma ihtiyacı yaratmıştır. Küreselleşme, daha fazla melezleşmeye ve kültürel farklılıkların daha iyi algılanmasına yol açmıştır.
  • ABD’li filozof Nancy Fraser (1947-), tanınmayı siyasi bir kategori olarak görür: Tanınma, her şeyden önce sosyal adalet meselesidir. Temel prensip, devlete bağlı olan veya olmayan sosyal kurumlara katılım eşitliğidir (parity of participation). Bunun gerçekleşmesi için gereken ilk koşul maddi olanakların sağlanmasıdır. Aşırı yoksulluk sesini duyuramaz. Her yaşam tarzının eşit değerini kabul eden katılım eşitliği ilkesi, radikalleşmiş bir liberal eşitlik ilkesi olarak sunulur.
Göçmenlerin Reddi, Banksy. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

Göçmenlerin Reddi, Banksy.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Global Karaköy, 2016.

  • Alman filozof Axel Honneth’a (1949-) göre, her adaletsizlik tanınmamadan doğar; tanınma ana konudur: Bireylerin kendilerini birey olarak algılayabilme ve rasyonel hesaplar yapabilme kapasiteleri, öncesinde çevre tarafından birey olarak tanınmış olmalarını gerektirir.
  • Fransa’da 2005 yılının sonunda üç hafta süren banliyö ayaklanmaları ve birçok açıdan 2011 yazında İngiltere’de yaşanan ayaklanmalar tam da bu sorunla ilgilidir. Fransa’nın büyük şehirlerinin banliyölerinde yaşayan, büyük çoğunluğu işsiz, Sahra Altı Afrika ve Mağrip kökenli olan gençler arabaları ve kamu mallarını ateşe vermişler ve polisle sert çatışmalara girmişlerdir. Olaylar İslam’ın ve kontrolsüz göçlerin üzerine atılmış olsa da, aslında sömürgecilik ve yeni sömürgeciliğin ürünüdür. Irksal olarak damgalanmaları, işe başvurmaları sırasında yaşadıkları ayrımcılıkta açıkça görülür.
  • 2009 yılında Ernst Bloch Ödülü madalyası ile ödüllendirilmiş olan ABD/Türk filozof Seyla Benhabib (1950-), uluslararası hukukun kaynağını devletlerin egemenliğinden aldığını; son senelerde uluslararası hükümet kurumları ve sivil toplum örgütlerinin sayısında artış olduğunu; göç hareketlerinin yoğunlaştığını; bu hukuki ve siyasi küreselleşmenin artık kozmopolit normlar gerektirdiğini savunmaktadır.
  • 11 Eylül 2001’den başlayarak ABD, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerde dahi, Müslüman göçmenler ve yerleşimciler, siyasi soruşturmalara ve güvenlik soruşturmalarına maruz kaldılar.
  • 2003 yılına gelindiğinde Batı Avrupa’da 15 milyonun üzerinde Müslüman yaşamaktaydı. Bu sayı, bölgenin toplam nüfusunun yaklaşık %4’ü; Finlandiya, Danimarka ve İrlanda’nın toplam nüfusundan daha fazla idi.
  • Çinli muhalif sanatçı ve aktivist Ai Weiwei ve Hint asıllı Britanyalı sanatçı Anish Kapoor, 2015’te Avrupa’da yaşanan sığınmacı krizi ile ilgili sığınmacıların durumlarına ve yaşamsal haklarına dikkat çekmek için omuzlarında sığınmacıları temsilen battaniyeler taşıyarak ve mültecilerin kat ettikleri mesafeyi sembolik biçimde dile getirmek üzere Londra’da yürüyüş yaptı. Ai Weiwei, Kopenhag’daki sergisini, Danimarka hükumetinin mültecilerin değerli eşyalarına el koymasını öngören yasa tasarısının onaylanması üzerine kapatmıştı.
  • İslam’a dair tematikler kamusal sanatta yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. 2007 yılında Kopenhag’ın sembolü Denizkızı heykeline kara çarşaf giydirildi. Bu suretle heykel, yabancı bir dinin boyunduruğuna girmiş bir kurban gibi gösterilmekteydi. Bu anonim eylemle, “ülkenin İslamlaştırılması tehdidi”ne dikkat çekilmek isteniyordu. Yine Kopenhag’da, başında geleneksel örtüsüyle Danimarkalı bir kadını temsil eden Balıkçının Karısı heykelinin yanında, başında İslami başörtüsü ile fotoğraf çektirten bir milletvekili ve göç uzmanı, iki örtü arasında bir aşinalık kurmak istemiştir. Danimarka Çağdaş Sanatı’nda tanınmış bir fotoğraf sanatçısı olan Trine Søndergaard (1972-), geleneksel örtü (strude) takmış kadın fotoğraflarından oluşan bir sergi açarak kimlikleri sorgulamak istediğini; Danimarkalı kadınların saygınlığın geleneksel işareti olarak taktığı örtü ışığında bakınca Müslüman kadınların örtüsü bir Ötekilik sembolü olmaktan çıkabilir, görsel sanat aracılığıyla, kültürlerarası bir aşinalık yaratmak mümkün olabilir diye düşündüğünü belirtmiştir.
  • Ai Weiwei, Suriyeli mültecilerin durumunu dünyaya duyurmak için Midilli Adası’nda performanslar düzenledi. Ai Weiwei, Nilüfer Demir’in çekmiş olduğu Aylan Kurdi fotoğrafı ile aynı pozu vererek mülteci dramına bir kez daha dikkat çekmek istedi. Aynı amaçla Berlin Konzerthaus’un cephesindeki beş kolonunu göçmenler tarafından kullanılmış 14 bin can yeleği ile kapladı (Şubat 2016).
Anadolu’dan Yansımalar (Su, Us, Yolculuklar), Ragıp Basmazölmez, 2001. Enstalasyon, ahşap bavul üzerine kumaş kaplama ve su sesi. Baksı Müzesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Anadolu’dan Yansımalar (Su, Us, Yolculuklar), Ragıp Basmazölmez, 2001.
Enstalasyon, ahşap bavul üzerine kumaş kaplama ve su sesi.
Baksı Müzesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kendisine “gelecek arkeoloğu” denilen, sosyo-kültürel trendlerin gelişimini inceleyen Lidewij Edelkoort, bir başka kimlik daha tanımlıyor: sadece beğendikleri şeyleri paylaşıp, beğenmedikleri hakkında fikir beyan etmeyen, like jenerasyonu.
  • Hanif Kureishi, Son Söz adlı eserinde “önemsiz detaylar insanın asıl yapı taşıdır” diye yazmış.

 

Efkar Kırıkları, Hüsamettin Koçan, 2000. Hüsamettin Koçan şöyle diyor: “Oralı olmayanlar bir sınıra dayanıyorlar. Sahile gitmek aslında bir sınırla karşılaşmaktır. Öteki bizle yüz yüze gelmektir. Kıyıdaki için hep bir öteki yaka vardır. Onun için sınıra gelip dayanmak bir ötekiyle buluşmaktır. Oralı olmayan ve hepsi göçebe olanlar gelip o sınıra dayandıkları zaman aslında kendi sınırlılıklarını ve yabancılaşma durumlarının karşıtı olan bir psikolojiyle yaşıyorlar. İçimizdeki o yalnızlaşma ve yabancılaşma durumu.” Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı

Efkar Kırıkları, Hüsamettin Koçan, 2000.
Hüsamettin Koçan şöyle diyor: “Oralı olmayanlar bir sınıra dayanıyorlar. Sahile gitmek aslında bir sınırla karşılaşmaktır. Öteki bizle yüz yüze gelmektir. Kıyıdaki için hep bir öteki yaka vardır. Onun için sınıra gelip dayanmak bir ötekiyle buluşmaktır. Oralı olmayan ve hepsi göçebe olanlar gelip o sınıra dayandıkları zaman aslında kendi sınırlılıklarını ve yabancılaşma durumlarının karşıtı olan bir psikolojiyle yaşıyorlar. İçimizdeki o yalnızlaşma ve yabancılaşma durumu.”
Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı

 

Renk 14

  • Ziya Gökalp siyah-kara ile beyaz-ak arasındaki ayrışmadan bahseder: “Halk siyahla beyazı maddiyatla, kara ile akı maneviyatla kullanır. Mesela siyah yüzlü bir adamın alnı ak olabilir, beyaz çehreli bir adamın yüzü kara çıkabilir.”
  • Şeytan siyah ve karadır.
  • Mitoloji  “her şeyin başlangıcı geceydi” der. Kitab-ı Mukaddes’te ilk renk siyahtır, başlangıçtan beri vardır ve olumsuz bir statüye sahiptir. Siyah ile gece birleşir.
  • Ateş kırmızı, hava beyaz, su yeşil, toprak siyahtır.
  • Antikçağ ve Ortaçağ boyunca beyaz rahiplerin, kırmızı savaşçıların, siyah ise zanaatkarların rengi olur.
  • Yakındoğu, Ortadoğu ve Mısır’da, Antik Yunan’da olumlu bir renk olan siyah, Roma’da olumsuzdur. Roma’da öfke ve cimrilik siyahla simgelenir. Beyaz, güvercin gibi saf ve erdemli; siyah, karga gibi murdardır.
  • Satrançta siyah ve beyaz karşıttır.
  • 20. yüzyıl öncesi ve sonrasında siyah, kömür, petrol olarak tekrar egemenlik kazanır.
Anadolu’nun Görsel Tarihi Fasikül III, Hüsamettin Koçan, 1995. Hüsamettin Koçan’a göre, kırsalın rengi beyazdır, bir umudu, gelişim sürecini dile getirir. Deniz, Selçuklu’ nun çevresindeki kültürlere nasıl baktığını yansıtır ve rengi mavidir. Tuğla ise, göçer ve yerleşik kültürün ayrıştırılmasındaki belirleyici olarak mimariyi işaret eder ve Selçuklu mimarisini, temel yapı taşı tuğlanın rengi ile simgeler: kırmızı. Koçan, Selçuklu sisteminden saptadığı Kırsal, Deniz ve Tuğla olmak üzere üç temel noktayı belli renk ve içeriklerle simgesel bir içeriğe büründürdü ve eserlerinde kullandı. Fotoğraf: Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı.

Anadolu’nun Görsel Tarihi Fasikül III, Hüsamettin Koçan, 1995.
Hüsamettin Koçan’a göre, kırsalın rengi beyazdır, bir umudu, gelişim sürecini dile getirir. Deniz, Selçuklu’ nun çevresindeki kültürlere nasıl baktığını yansıtır ve rengi mavidir. Tuğla ise, göçer ve yerleşik kültürün ayrıştırılmasındaki belirleyici olarak mimariyi işaret eder ve Selçuklu mimarisini, temel yapı taşı tuğlanın rengi ile simgeler: kırmızı.
Koçan, Selçuklu sisteminden saptadığı Kırsal, Deniz ve Tuğla olmak üzere üç temel noktayı belli renk ve içeriklerle simgesel bir içeriğe büründürdü ve eserlerinde kullandı.
Fotoğraf: Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı.

Yararlanılan Kaynaklar

  • Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı.
  • Siyahın Öyküsü İnsanın Öyküsüdür, Ömer Erdem, Radikal Kitap, 17 Haziran 2016.
  • Siyah, Michel Pastoureau, Sel Yayıncılık, 2016.

 

Nar 6

Narlı Madonna, Sandro Botticelli, 1487. Fotoğraf: goldenhorncafe.blogcu.com

Narlı Madonna, Sandro Botticelli, 1487.
Fotoğraf: goldenhorncafe.blogcu.com

  • Afrika’da Gabon’da ve Asya’da nar, dişilik bereketini sembolize eder. Hindistan’da da kısır kadınlar çocuk sahibi olabilmek için nar suyu içerler. Bir Vietnam mitolojisine göre, nar açıldığında yüzlerce çocuk verir. Her tür doğum, büyüme ve çoğalma fikrini içeren konularda nar sembolü yer almış, tören eşyalarına yansımış, hatta tahılların saklandığı küpler de nar motifleriyle süslenerek, bolluk ve bereket gibi beklentiler dile getirilmiştir.
  • 19. yüzyılda yazılmış bir kitaptan, dövülmüş nar kabuklarıyla deriyi ovarak deriye elastikiyet kazandırıldığını; Dicle Nehri üzerinde işleyen sandalların bu yolla yapıldığını okuyoruz.
  • Doğu Akdeniz ülkelerinde, nar çok eski zamanlardan beri şarap ve şerbet yapımında kullanılmıştır. Ayrıca nar sosu ve nar ekşisi yapılmıştır.
Anadolu’da dokunan halı ve kilimlerde Yaşam Ağacı en çok işlenen motiflerden biridir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Anadolu’da dokunan halı ve kilimlerde Yaşam Ağacı en çok işlenen motiflerden biridir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Hüsamettin Koçan’ın 1980’lerden bugüne kullanageldiği, figür gibi dikey boyanmış Y biçimi, hayat ağacı ile ilişkilendirilebilir. İnsanın merkezinden çıkan, ya da merkezinde insanın bulunduğu bir kozmik ağaç. Fotoğraf: csmuze.anadolu.edu.tr

Hüsamettin Koçan’ın 1980’lerden bugüne kullanageldiği, figür gibi dikey boyanmış Y biçimi, hayat ağacı ile ilişkilendirilebilir. İnsanın merkezinden çıkan, ya da merkezinde insanın bulunduğu bir kozmik ağaç.
Fotoğraf: csmuze.anadolu.edu.tr

  • Osmanlı Devleti zamanında tatlı ve ekşi nar cinsinin bulunduğunu, beyaz narın tanelerinin pembemsi ve tatlı olduğunu, Bağdat’tan gelen siyah narın kabuğunun koyu mor renginde, iri taneli ve ekşi olduğu bilinmektedir. Osmanlıda narın, limondan önce yiyeceklerde, ekşi soslarda kullanıldığını biliyoruz.
  • Nar suyu ve şerbeti Mısır’da, İran ve Türkiye’de bugün hala çok sevilir.
  • Nardan yapılan bir şurup Yakındoğu’da yemek pişirmede kullanılır. Bu sos, tavuklu sebzeli yemeklerde, tavuk, ördek pişirilirken kullanılan, tatlı-ekşi lezzet veren bir sostur.
  • Kuru nar taneleri yemeklerde kullanılır.
  • Yeni yılda evin kapısının önünde evin hanımı yeni yılın bereketli olması ve yeni bir hayatı başlatması için narı yere atar ve narın tanelerini saçar. Bu gelenekte nar hem bitmiş olan yılı, yani ölümü, yeni yılla yeniden başlayan hayatı simgeler.
  • Benzer bir gelenek hasadın bereketli olması için Türkiye’de de uygulanır.
  • Nar tanelerini yere dökmek günahtır, nar cennet meyvesidir.
Oturduğum sokaktaki bir apartmanın girişine konmuş seramik nar ağacı panosu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Oturduğum sokaktaki bir apartmanın girişine konmuş seramik nar ağacı panosu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Nar Türkiye’de siyah rengin elde edilmesinde kullanılmış, nar çiçeklerinden de koyu kırmızı boya elde edilmiştir.
  • Türkiye’de kilimlerde, kanaviçelerde, cam altı resimlerde bolluk ve bereketin simgesi olarak yaşam ağacı, gün çiçeği ve nar işlenir.
  • Modern tıp, narı ömrü uzatan ve yaşlanmayı geciktiren yiyecekler arasında saymaktadır. Böylece nar, bir cennet meyvesi olmaya devam etmektedir.
Nar Ağacı, Karla Gudeon. Fotoğraf: www.covegallery.com

Nar Ağacı, Karla Gudeon.
Fotoğraf: www.covegallery.com

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Nar, Gönül Tekin, Yemek ve Kültür, Yaz 2014.
  • Somut Olmayan Kültürel Miras, Baksı Kültür Sanat Vakfı Yayınları, 2015.
  • Art and History of Egypt, Alberto Carlo Carpiceci, Casa Editrice Bonechi, 1994.
  • Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.
  • Eski Yakındoğu’da Nar Sembolizmine Dair: Bir Derleme Çalışması, H. Hande Duymuş Florioti, Tarih Okulu Dergisi, Haziran 2015.
  • Antioch Mosaics, Ed. Fatih Cimok, A Turizm Yayınları, 1999.
  • Mosaics of the Bardo Museum, Art and History Collection, Céres Edition, 1998.
  • Altın Dal, Cilt I, James G. Frazer, Payel Yayınları, Bilim Kitapları 37.
  • Altın Dal, Cilt II, James G. Frazer, Payel Yayınları, Bilim Kitapları 38.
  • Koçan, Zeynep Yasa Yaman, Baksı Kültür Sanat Vakfı.