Etiket arşivi: Ayetullah Humeyni

Şiddet 88| Sanat ve Şiddet 7

  • 1989 yılı, aynı zamanda Salman Rushdie’nin Şeytan Ayetleri kitabı hakkında Ayetullah Humeyni tarafından fetva verildiği yıldır.
  • Urduca ve İngilizce konuşan Müslüman bir ailenin Bombay doğumlu oğlu olan Rushdie, 1981 yılında Geceyarısı Çocukları adlı romanıyla, Britanya’nın en saygın ödüllerinden Booker’a değer görülmüş, ünlü bir yazardı. (Daha sonra aynı kitabı ile 1993 yılında Booker’ların Booker’ı-Booker of Bookers ve 2008 yılında Booker’ların En İyisi-Best of the Booker ödüllerine de layık görülecekti.)
  • Salman Rushdie’nin The Satanic Verses, Şeytan Ayetleri adlı romanı 1988 yılında yayımlanmış, aynı yıl İngiltere’nin en saygın kitap ödüllerinden biri olan Whitbread ödülünü kazanmıştır.
  • Kitap, Müslümanlığa hakaret ettiği gerekçesiyle Hindistan ve Güney Afrika’da yasaklanmış, daha sonra Ayetullah Humeyni tarafından yazar hakkında ölüm fetvası verilmiştir.
  • Rushdie’nin, İslamiyet’in ilk dönemlerindeki bazı olaylara dayanarak taşlama formundaki kurgusal kitabında, Peygamber’in ashabına ve hanımlarına bir genelevdeki fahişelerin ve kadın tüccarlarının ismini verdiği; Peygamber’i Ortaçağ Hıristiyanları tarafından kullanılan şeytan anlamındaki Mahound adıyla anarak onun kutsallığını lekelediği düşünüldü.
  • Humeyni-Rushdie olayı, “Postmodern’in panik ara yüzü Fundamentalizm” olarak yorumlanmıştır.
  • İngiliz Müslümanları Salman Rushdie’ye karşı İran İslam Cumhuriyeti tarafından çıkarılan fetvayı kınadılar.
Fotoğraf: imgur.com

Fotoğraf: imgur.com

  • 1990’lı yıllardan bu yana Avrupa sanatında İslam’ın simgesel figürleri giderek daha önemli bir yer işgal etmeye başlamıştır.
  • Rushdie, 2002 yılı başına kadar polis koruması altında yaşamıştır.
  • Kışkırtma etkisi kutsal ile kutsal olmayanı, temiz ile murdarı, helal ile haramın yan yana getirilmesi suretiyle yaratılmaktadır. Tahrik ettikleri polemiklerle bu eserler kamusal alanın bir parçası olmaktadırlar.
  • İlk başörtüsü olayı Fransa’da 1989 yılında olmuştur. 2003 yılına kadar başörtüsü (foulard) olarak anılan giysi, bu tarihten itibaren İslami örtü (voile islamique) adını almıştır.
  • Rushdie olayından sonra, Avrupa’da yaşayan Müslümanları temsil eden kurumlar doğmuştur. (Action Commitee for Islamic Affairs gibi)
  • Yine 1989’da, Danimarka eşcinsel evliliği yasalaştıran ilk Avrupa ülkesi olmuştur.
  • Irk çeşitliliğine dayanan demokratik yapılanma talepleri, halkı ırksal kategorilere ayırmış ve onlara ikamet için özel bölgeler oluşturmuş bir sistem olan Apartheid rejimine karşı 1980’lerde Güney Afrika Cumhuriyeti’nin sorunu olmaktan çıktı, dünya çapında aktivistlerin hedefi haline geldi.
  • 1990’larda küreselleşme, kimlik, çokkültürlülük, çoğulculuk siyasal kavramlar olarak ele alınmıştır. Sanatta politikanın önemi artmış, 2000’lerin sanatı bu kavramlar üzerine oturmuştur.
  • Bu yıllarda bellek, kimlik, tarih, coğrafya, göç, göçebelik, sınır/sınırsızlaşma, mekan, politik İslam, kamusal alan-özel alan kavramları, özel hayat, gizlilik ve masumiyetin kaybı, eşcinsellik siyasaları en önemli konular olmuştur.

 

Çağdaş Sanata Varış 227| Çağdaş Dönem 4 Salman Rushdie Şeytan Ayetleri

  • 1989 yılı, aynı zamanda Salman Rushdie’nin Şeytan Ayetleri kitabı hakkında Ayetullah Humeyni tarafından fetva verildiği yıldır.
  • Urduca ve İngilizce konuşan Müslüman bir ailenin Bombay doğumlu oğlu olan Rushdie, 1981 yılında Geceyarısı Çocukları adlı romanıyla, Britanya’nın en saygın ödüllerinden Booker’a değer görülmüş, ünlü bir yazardı. (Daha sonra aynı kitabı ile 1993 yılında Booker’ların Booker’ı-Booker of Bookers ve 2008 yılında Booker’ların En İyisi-Best of the Booker ödüllerine de layık görülecekti.)
  • Salman Rushdie’nin The Satanic Verses, Şeytan Ayetleri adlı romanı 1988 yılında yayımlanmış, aynı yıl İngiltere’nin en saygın kitap ödüllerinden biri olan Whitbread ödülünü kazanmıştır.
  • Kitap, Müslümanlığa hakaret ettiği gerekçesiyle Hindistan ve Güney Afrika’da yasaklanmış, daha sonra Ayetullah Humeyni tarafından yazar hakkında ölüm fetvası verilmiştir.
  • Rushdie’nin, İslamiyet’in ilk dönemlerindeki bazı olaylara dayanarak taşlama formundaki kurgusal kitabında, Peygamber’in ashabına ve hanımlarına bir genelevdeki fahişelerin ve kadın tüccarlarının ismini verdiği; Peygamber’i Ortaçağ Hıristiyanları tarafından kullanılan şeytan anlamındaki Mahound adıyla anarak onun kutsallığını lekelediği düşünüldü.
  • Humeyni-Rushdie olayı, “Postmodern’in panik ara yüzü Fundamentalizm” olarak yorumlanmıştır.
  • İngiliz Müslümanları Salman Rushdie’ye karşı İran İslam Cumhuriyeti tarafından çıkarılan fetvayı kınadılar.
  • 1990’lı yıllardan bu yana Avrupa sanatında İslam’ın simgesel figürleri giderek daha önemli bir yer işgal etmeye başlamıştır.
  • Rushdie, 2002 yılı başına kadar polis koruması altında yaşamıştır.
  • Kışkırtma etkisi kutsal ile kutsal olmayanı, temiz ile murdarı, helal ile haramın yan yana getirilmesi suretiyle yaratılmaktadır. Tahrik ettikleri polemiklerle bu eserler kamusal alanın bir parçası olmaktadırlar.
  • İlk başörtüsü olayı Fransa’da 1989 yılında olmuştur. 2003 yılına kadar başörtüsü (foulard) olarak anılan giysi, bu tarihten itibaren İslami örtü (voile islamique) adını almıştır.
  • Rushdie olayından sonra, Avrupa’da yaşayan Müslümanları temsil eden kurumlar doğmuştur. (Action Commitee for Islamic Affairs gibi)
Fotoğraf: imgur.com

Fotoğraf: imgur.com

  • Yine 1989’da, Danimarka eşcinsel evliliği yasalaştıran ilk Avrupa ülkesi olmuştur.
  • Irk çeşitliliğine dayanan demokratik yapılanma talepleri, halkı ırksal kategorilere ayırmış ve onlara ikamet için özel bölgeler oluşturmuş bir sistem olan Apartheid rejimine karşı 1980’lerde Güney Afrika Cumhuriyeti’nin sorunu olmaktan çıktı, dünya çapında aktivistlerin hedefi haline geldi.
  • 1990’larda küreselleşme, kimlik, çokkültürlülük, çoğulculuk siyasal kavramlar olarak ele alınmıştır. Sanatta politikanın önemi artmış, 2000’lerin sanatı bu kavramlar üzerine oturmuştur.
  • Bu yıllarda bellek, kimlik, tarih, coğrafya, göç, göçebelik, sınır/sınırsızlaşma, mekan, politik İslam, kamusal alan-özel alan kavramları, özel hayat, gizlilik ve masumiyetin kaybı, eşcinsellik siyasaları en önemli konular olmuştur.

 

Çağdaş Sanata Varış 225| Çağdaş Dönem 2 Berlin Duvarı’nın Yıkılması 1

1989

  • Irk çeşitliliğine dayanan demokratik yapılanma talepleri, halkı ırksal kategorilere ayırmış ve onlara ikamet için özel bölgeler oluşturmuş bir sistem olan Apartheid rejimine karşı 1980’lerde Güney Afrika Cumhuriyeti’nin sorunu olmaktan çıkmış, dünya çapında aktivistlerin hedefi haline gelmişti.
  • Komünist Parti’nin Sovyetler Birliği’nde kontrolü kaybetmesi, Berlin Duvarı’nın yıkılması, Prag’da Kadife Devrim, Dayanışma’nın Polonya’da iktidarı ele geçirmesi, Çin Komünist Partisi’ne önemli bir meydan okumanın ardından Halkın Kurtuluşu Ordusu’nun halkın üzerine ateş açması ile yaşanan 4 Haziran Katliamı (Tiananmen Meydanı Ayaklanması) gibi önemli olaylar 1989 yılında yaşanmıştır. Yine 1989’da, Danimarka eşcinsel evliliği yasalaştıran ilk Avrupa ülkesi olmuştur. Salman Rushdie’nin Şeytan Ayetleri kitabının yayımlanması üzerine  Ayetullah Humeyni’nin fetva vermesi de aynı yıl gerçekleşmiştir.
  • 1991 yılında Slovenya’nın ayrılması ileYugoslavya’nın dağılma süreci başlamış; içine düşülen kaos ve katliamlardan yedi devlet doğmuştur. Sovyetler Birliği bağımsız devletler halinde 1992’de dağılmış, ardından Doğu Avrupa’da da Komünist devletler çökmüş, Soğuk Savaş sona ermişti.
  • Rus eleştirmen Boris Groys bu dağılmanın Ruslar tarafından sadece Stalinizm’in değil, zihinlerinde onunla ilişkilendirdikleri Modernizm’in de reddi anlamına geldiğini belirtir. Rus kronolojisine göre, Modernizm, artık geçmişte kalmış bir rejime ait bir özelliktir.
  • Çağdaş Dönem’in ilk kırılma noktası 1989 yılı ise diğeri de 11 Eylül 2001’dir. Bu olaylar siyaset felsefesinde değişim yaratmıştır. Tüm bu sürecin hem yaptıklarımızı hem de benliğimizi değiştirdiği öne sürülüyor.
  • 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılması, komünizmin çöküşünü sembolize eder amasadecepolitik bir eylem veya sonuç değildir. Bu olayla birlikte belli bir anlayış da tarihe karıştı. Bu, ABD’li sosyolog Daniel Bell’in (1919-2011) ideolojinin sonuna ulaştığımız fikrini doğrular görünür. Sosyalizm bir Modernlik anlayışının uygulamasıydı: toplumların seçkinler aracılığıyla, yukarıdan aşağıya değiştirilmesini öngörüyordu. Toplumun nasıl bir nitelik taşıması gerektiği yukarıda kararlaştırılıyor, sistem onu uygulamak için bürokrasiyi oluşturuyordu. Berlin Duvarı bu anlayışın sonunu getirdi. O anlayışın ürettiği sanatın da sonu gelmişti. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte hızla küreselleşen dünyada yerel kimliklerin bastırıldığı; bunun da hem sağ, hem sol kanatta rahatsızlık yarattığı; sol görüşlülerin eşitsizliklerin derinleşmesinden, sağ görüşlülerin ise kimliklerin aşınmasından mustarip olduğu öne sürülür. Ancak her iki kanadın da bu sorunlara çözüm üretemediği de açıktır.

 

Almanya'yı Doğu ve Batı olarak ikiye bölen Berlin Duvarı'nın her iki yanı protest kişilerce boyanarak, yazı ve sloganlarla bezenmişti. 1989’da Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra Duvar’ın bazı parçaları şehrin çeşitli yerlerinde sergileniyordu. 1990 yılında Berlin Duvarı’na ait üzerinde grafiti bulunan 81 parça Monaco’daki müzayedede 1,5 milyon Euro’ya satıldı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Almanya’yı Doğu ve Batı olarak ikiye bölen Berlin Duvarı’nın her iki yanı protest kişilerce boyanarak, yazı ve sloganlarla bezenmişti. 1989’da Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra Duvar’ın bazı parçaları şehrin çeşitli yerlerinde sergileniyordu.
1990 yılında Berlin Duvarı’na ait üzerinde grafiti bulunan 81 parça Monaco’daki müzayedede 1,5 milyon Euro’ya satıldı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sovyet türü komünizmle Batı’nın liberal demokrasisi arasındaki elli yıllık Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, bazı gözlemciler, özellikle de Francis Fukuyama, Tarihin Sonu’na ulaşmış olduğumuzu ilan ettiler.
  • Francis Fukuyama, Tarihin Sonu ve Son İnsan (1992) adlı kitabının bütün insanların içinde liberal demokrasiye özlem olduğu şeklinde algılanarak yanlış yorumlandığını; kitabın modernleşme hakkında bir tartışma olduğunu; evrensel olanın, liberal demokrasi arzusundan çok teknoloji, yüksek yaşam standardı, sağlık hizmetleri ve dünyaya daha geniş ölçüde erişim imkanına sahip modern bir toplumda yaşama arzusu olduğunu; liberal demokrasinin sürecin yan ürünlerinden sadece biri olduğunu belirtmiştir.
  • Liberal demokratik kapitalizmin bulunmuş en iyi toplum formülü olduğunu kabul eden Fukuyamacılar’a göre, yapılacak tek şey sistemi daha adil, hoşgörülü kılmaktır.
  • Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla şekillenen dönemde, proletarya artık kapitalizme meydan okuyabilecek bir devrimci özne değildir. Sosyalizm, bazı çevrelerce artık kapitalizm ile özdeş sayılır. De Gaulle’ün işçi sınıfı, Kapitalizmle iyice bütünleşmiştir.
  • Bazıları 1989 olaylarının Marx’ın yanıldığını ayan beyan ortaya koyduğunu, diğer bazıları da Marx’ın fikirlerinin günümüzde küreselleşme olarak adlandırılan olguya tekabül ettiğini söylemektedir. Aşırı solda yer almayan Thomas Friedman, Komünist Manifesto’nun küreselleşme hakkında uzgörüşlü fikirler içeren bir metin olduğunu öne sürenlerden biridir.
  • 1990’larda küreselleşme, kimlik, çokkültürlülük, çoğulculuk siyasal kavramlar olarak ele alınmıştır. Sanatta politikanın önemi artmış, 2000’lerin sanatı bu kavramlar üzerine oturmuştur.
  • Bu yıllarda bellek, kimlik, tarih, coğrafya, göç, göçebelik, sınır/sınırsızlaşma, mekan, politik İslam, kamusal alan-özel alan kavramları, özel hayat, gizlilik ve masumiyetin kaybı, eşcinsellik siyasaları en önemli konular olmuştur.