Etiket arşivi: Aydınlanma felsefesi

Çağdaş Sanata Varış 8 | Romantizm 5

19. Yüzyıl Mimarisi 1

  • 18.yüzyılın sonunda Fransız devrimci mimarlardan söz edilir. Yapının, işlevine uygun olarak, simgesel bir biçim almasını savunurlar. Dekora gereksinimi olmayan, saf biçimlerden yola çıkarak, sert çizgilerden oluşan bir anıtsallık, özerk olmak isteyen bir  mimari anlayış. Sular İdaresi yönetim binasının içinden ırmağın geçtiği bir silindir şeklinde, Newton için küre biçiminde bir gömüt tasarlanması gibi.
  • Siyasal zorunluluklarla yeni bir kentçilik doğdu. Sosyal, politik ve ekonomik gereklere göre kurulan veya düzenlenen kentlerde binaların varlık nedenleri ve konumları üsluplarından daha çok önemsenmiştir. Avrupa’nın eski kentlerinde yalnızca düzenleme yapılabilirken, yeni kurulan ABD’de geniş, düzenli, görkemli, yaşanabilir kentler sıfırdan, günün gereklerine uygun olarak kurulmuştur. Garlar, parlamento binaları, tiyatrolar, büyük mağazalar, konaklar egemen ideolojinin yapılarıdır. Şehircilikte sokakların açıldığı geniş meydanlar demokrasi habercisidir.
  • Mimari üslupla ilgili kararlar estetik ölçütler kadar felsefi düşüncelere, ideolojik ilkelere ve dönemin düşünsel bağlamına göre alınıyordu. İlkin devlet düşüncesine, daha sonra belirgin bir ideolojik bağlam arayan burjuva sınıfına bağlı olarak  mimari evrim geçirdi.
  • Barok Roma’nın egemenliğini yitirmesi, kutsal hakka ve Kilise’nin sınırsız gücüne tam uymuş olan barok ve rokoko artık istenmiyordu. Aydınlanma felsefesi, 1760 yıllarından itibaren burjuva sınıfının eline iktidarın anahtarlarını teslim eden bir kavram olmuştu. Bu sırada arkeoloji de belirleyici bir nitelik kazandı. Mimarlar, Napoli, Pompei ve Herculanum kazılarına ve Yunanistan’ın antik kalıntılarına akın ettiler. Klasisizm, on yıllar boyunca tek estetik olarak kaldı.
  • Napoleon kendisini Roma imparatorlarının ardılı sayıyordu. Ona göre siyaset ve mimarlık iç içeydi ve mimarlardan çok askeri mühendislere güveniyor, büyük mimarinin halklarının yararına olduğuna inanıyordu. Carrousel Anıtı ve Zafer Anıtı’nın yapımı 1806’da başlatıldı. Roma Traianus sütunun örnek alan, Büyük Ordu’ya adanan Vendome Alanı sütunu, Büyük Ordu Tapınağı (günümüzde Madeleine Kilisesi), 1811 yılında Buğday Hali’nin yeniden yapımı gibi anıtsal imparatorluk yapıları inşa edildi. Hükümdarların uluslararası eğilimleri ile klasisizm arasında akrabalık vardır. Bu tür enternasyonalist yapımların hepsinin alnaçları sütunlu bir kapıyla bezenmiştir. Sen Petersburg’da Hermitaj Müzesi, Milano’da La Scala Tiyatrosu, Madrid’de Prado Müzesi, Washington’da Capitol bu binalara örnek verilebilir. Yunan Yeniden Canlandırma üslubu 19.yüzyıl ABD’sinin önde gelen üslubuydu.  Klasik mimarlık, demokratik parlemantarizm gibi merkezi iktidarın da simgesi olarak 1930’lara kadar sürdü.
  • Yapılara, daha soylu bir görünüm vermek amacıyla, üstün kültürü simgelediği düşünülen antik sanat parçaları ilave ediliyordu. Antik örneklerden alınan motifler de, dışta olduğu kadar iç mekan tasarımında da önemliydi.
  • Romantik çağ, mimarlık alanında, antik ile gotiği birleştirmeyi düşledi. Klasisizmin uluslarüstücülüğüne, romantik düşünceye göre, soyluluğu, saflığı ve gerçeği simgeleyen Gotik karşı koyacaktı.
  • 19.yüzyılın Yeniden Canlandırma üslupları büyük ölçüde sözcük anlamı resimsi olan, Pitoresk’ten türetilmişti. Pitoresk, düzensizlik,  çeşitlilikle dramayı vurguladığı  için Yeniden Canlandırma mimarlığı da planlı bir düzensizlikle tanımlanmıştı. Erken 19.yüzyıl Pitoresk kır evlerinde karmaşık çatı çizgileri, farklı pencere türleri, bezemeli bacaları  tasarımın esasını oluşturur. Bu çeşitlilik sayesinde binaya Pitoresk bir görünüm kazandırmak amaçlanır.
  • Gotik üslup geç 18.yüzyılda önce sadece girişik bezeme gibi Gotik üsluba özgü motiflerin uyarlanmasıyla yeniden canlanmıştı. Hemen ardından Gotik binaların ölçekli olarak birebir kopyalanmasına geçildi. Mimarlar, zaman içinde evrilmiş gibi görünen binalar yapma arayışı içinde olduklarından, Gotik Yeniden Canlandırma üslubunda karakteristik ögeler olan asimetrik kuleler tasarlamaya başlamışlardı. Bir köşe üzerine yerleştirilen bu kulelerle binaya kasıtlı olarak düzensiz bir siluet kazandırılmaktaydı. Kullanılan malzemelerde bazı değişiklikler yapıldı: Ortaçağ’da olduğu gibi taş kullanmak yerine alçı, tuğla, pişmiş toprak karolar ve ahşap kullanıldığı oldu. 19.yüzyılda Gotik Yeniden Canlandırma üslubu konut yapımında da çok revaçtaydı: Sivri kemerler, mazgallı siperler, düzensiz bacalar, girişik bezemeli pencereler, çıkma kuleli konutlar yapıldı. Geç Ortaçağ’daki kamusal ihtişamı çağrıştırmayı amaçlayan Gotik Yeniden Canlandırma üslubu ulusal gururun ifade biçimi oldu. Londra’daki Parlamento Binası ve Adliye Sarayı ile pek çok kamu binası da Gotik Yeniden Canlandırma üslubunda yapıldı. Aynı şekilde, Ortaçağ’da hissedilen din sevgisini yeniden canlandırmak amacıyla bu üslup kiliselerde de sıklıkla kullanılmaya başladı. Ortaçağ Almanya’sının büyüklüğünü anımsayan tarihsel bilinç ve Prusya Kralının emri ile Köln Katedrali’nin onarımına ve katedrali tamamlama çalışmalarına başlandı. Ulus düşüncesi, Almanlar arasında giderek kendini kabul ettirirken, çokuluslu Avusturya’da ulus sorunu fazla kurcalanmıyordu. ( Gelecek için çok belirleyici bir durum.)
Köln’deki Katolik ibadethanenin temeli 1248 yılında atılmış, çalışmalar 1560 senesinde parasızlık yüzünden durdurulmuş, son taş 1880 yılında konmuştur. II. Dünya Savaşı’nda 14 bombanın hedefi olmuş, 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.

Köln’deki Katolik ibadethanenin temeli 1248 yılında atılmış, çalışmalar 1560 senesinde parasızlık yüzünden durdurulmuş, son taş 1880 yılında konmuştur. II. Dünya Savaşı’nda 14 bombanın hedefi olmuş, 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.

 

Aydınlanma 5

Aydınlanma Döneminde Müzik ve Edebiyat

Aydınlanma çağının ilkelerine göre, bilim, sanat, din ve tüm kurumlar bireye hizmet etmeli, sıradan insana seslenebilen kültür etkinlikleri düzenlenmelidir. Önceden salt soylulara ait olan sanat ve kültür dünyasında artık orta sınıfın da dinleyici ve yorumcu olarak yer almaya başlamasıyla, etkinliklerde orta sınıfın beğenisi de gözetilmeye başlanır. Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Anayasasının ilanı, çağın sonundaki Fransız İhtilali bu çağın önemli toplumsal olaylarıdır. Bilimsel buluşlar, endüstri devrimi, doğallığa övgü, orta sınıfın doğması, sanatı da yeni bir yola yönlendirmiştir. 18. yüzyıl insanın birey olarak değerlendiği, insancıl düşüncelerin öne çıktığı bir dönemdir. Seçkin insanlar yerine halk kitleleri önemlidir. Sokaktaki insan, gündelik yaşamı ile sanata yansımalıdır. İlk kez soyluların saraylarından başka bir yerde, halk konserleri yapılır. Toplumun yeni yapısına göre bahçede, sokakta, açık havada çalınmak üzere, eğlencelere eşlik eden, neşeli, nükteli, canlı müzik biçimleri doğar. Bu hafif türler, Barok orkestra süiti ile Klasik senfoni arasında köprü oluşturur. Müzik yalınlaştığı için amatör müzikçiler de seslendirmelerde yer alabilmeye başlar. Müziğin görevi de doğayı olduğu gibi, zarif bir anlatımla yansıtmak, gerçeğin seslerini duyurmaktır. 18. yüzyıl sonunda müzik, herhangi bir kalıbı örnek almaksızın, kendi doğal akışı içinde güzel olanı yansıtmalıdır. Teknik karmaşayı yenmiş ve aşırı süslü olmadan duygulara doğrudan seslenmelidir. Bu yüzyılın ortasında ve sonundaki ideal müzik, uluslararası bir dil sergilemeli, eğlendirdiği kadar soylu olmalıdır. Sıradan, ama duyarlı bir kulağa hemen seslenebilecek kadar yalın olmalıdır. Bu yüzyılda yeni bulunmuş olan piyano halk önünde çalınarak tanıtılmış, bir senfonik yapıtta iki ya da üç soliste yer verilerek konsertant senfoni biçimi geliştirilmiştir. Aydınlanma felsefesi, Haydn ve Mozart’ı hazırlamıştır. 1760-1780 yılları arasında senfoni orkestrasında 25-35 yorumcu yer alır, temel çalgılar yaylılardan oluşur, üflemeliler onların sesini güçlendirmek için kullanılır. Çağın sonunda üflemeliler de kendine özgü bir yer edinir. Opera, din dışı müziğin ilk örneği olarak daha 16. yüzyılda Floransa’da ortaya çıkmıştı. 17. yüzyılda opera sanatına İtalyan sanatçılar hakim oldu, 18. yüzyılda opera hakimiyeti İtalyanlardan Alman sanatçılara geçti. Bunlardan en önemlileri Christoph Gluck (1714-1787) ve Wolfgang Amadeus Mozart (1756-1791) dır. Yüzyılın ortalarına doğru, daha güncel konuların işlendiği, kendi dillerinde, konuları hafif ve gülünçlü operalar sahneye kondu. Bu çağda, Avrupa’nın müzik merkezi İtalya ve Almanya’dan Avusturya’nın başkenti Viyana’ya taşındı.

Bu çağ, nazım biçiminden çok, nesir çağıdır. Çünkü düzyazı, daha kolay anlaşılabilir. Düzyazı nettir. Latince boyunduruğundan kurtulan yazarlar kendi dillerinde önemli edebi eserler vermeye başladılar. Avrupa’da matbaanın hızlı bir biçimde yaygınlaşması, burjuva sınıfının aynı hızda büyümesi ve zenginleşmesi edebiyat ve sanata olan ilgiyi de hızla arttırdı. Onsekizinci yüzyıl Fransız düzyazısının en güzel örneklerini Voltaire, Condorcet, Rousseau ve diğer Aydınlanma yazarları verdiler. Voltaire Candide adlı romanında Aydınlanma düşünürlerinden bazılarının naive (saf) iyimserliğini hicveder. İnsanlığın sorunlarının bilimsel ilerleme ile kolayca çözümleneceği tezi ile alay eder. Voltaire, insanın, teknolojik ilerlemeye saf bir biçimde inanmak, ondan medet ummak yerine, “kendi bahçesini ekmesi” gerektiğini, kısacası kendi kendini yetiştirmesi gerektiğini savunur. Rousseau da Emile adındaki romanında eğitim konusundaki düşüncelerini geliştirir. Ona göre eğitimin amacı, insanlara bir sürü gereksiz bilgi ve rakam öğretmek yerine onlara yaşama sanatını ve iyi düşünebilmeyi öğretmektir. Aydınlanma dönemi Alman edebiyatının ilk önemli adı Gotthold Lessing’dir (1729-1781). Lessing Alman tiyatro türünün babası sayılır. Oyunlarında tolerans, kişilik asaleti gibi Akıl Çağı temalarını işlemiştir. Aydınlanma dönemi İngiliz edebiyatı oldukça zengindir. Hiciv yazarı Jonathan Swift (16671745), günümüzde bile sevilerek okunan Gulliver’in Gezileri’ni yazdı. Küçükler için bir macera kitabı olan bu eser aslında insanlığın çılgınlıklarını, savaşı, kavgayı, kötülüğü hicveden acımasız bir yergi ve eleştiri eseridir. Henry Fielding, 1749 da yazdığı Tom Jones adlı romanında günlük yaşamın insancıl bir portresini çizer. Aydınlanma döneminin en önemli yazarlarından birisi de Samuel Johnson’dur (1709-1784). Johnson, denemeleri, eleştiri ve hiciv yazıları yazmıştır, en önemli eseri ise İngilizce Dil Sözlüğüdür. Aydınlanma devri yazarları arasında ayrıca Alexander Pope, Benjamin Franklin ve Thomas Paine’i de saymamız gerekir.

1776 yılında yayımlanan bir eser çok belirleyici olmuştur: Kapitalizmin temel kitabı kabul edilen Adam Smith’in Ulusların Zenginliği adlı eseri. Smith kitabında, ekonomik yaşamın da doğal yasalara tabi olduğunu, ulusların esas zenginlik kaynağının emek olduğunu, ülkelerin mal üretimi konusunda işbirliği ve işbölümü yaparak mukayeseli avantajlarını kullanmaları gerektiğini, serbest dolaşımın sağlanması ve gümrük duvarlarının kalkması gerektiği gibi bugün kulağımıza hiç de yabancı gelmeyen ilkeleri ortaya koyar. Adam Smith, devletin ekonomik hayatta ancak iki konuda müdahalesinin kabul edilebileceğini söyler: Ülkeyi dış saldırıya karşı korumak ve kamu hizmetlerinin teşviki. Bunun dışındaki tüm faaliyetleri piyasanın, görünmez eli ile düzene sokacağını öne sürer. Daha önce, bir grup Fransız düşünürün (Fizyokratlar) ortaya attığı Laissez-faire (bırakınız yapsınlar) prensibini Adam Smith de aynen benimser. Gerek Fizyokratlar, gerekse Adam Smith, ekonomiye dışardan, kanun yolu ile müdahalenin sistemi bozarak insanları mutsuzluğa sürükleyeceğine inanırlar.