Etiket arşivi: Ayakkabı

Süreyya Operası’ndaki Sergi ve Bizde Operanın Başlangıcı 2

Sahne tasarımcısı, eserin geçtiği çağı, yeri, konuyu gözeterek, dönemin kostüm özellikleri; saç ve makyaj stilleri; çanta, ayakkabı, eldiven, şapka gibi dönem aksesuarlarını sahnede yansıtacakları karakterlerin özelliklerine göre kostüm tasarımlarını yorumlar ve uygulamaları denetler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sahne tasarımcısı, eserin geçtiği çağı, yeri, konuyu gözeterek, dönemin kostüm özellikleri; saç ve makyaj stilleri; çanta, ayakkabı, eldiven, şapka gibi dönem aksesuarlarını sahnede yansıtacakları karakterlerin özelliklerine göre kostüm tasarımlarını yorumlar ve uygulamaları denetler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Bosko binası 1844 yılında Tütüncüoğlu Mihail Naum tarafından satın alınmış ve perdesini Gaetano Donizetti’nin ilk gösterimini Milano’da 1840 yılında yapan Lucrezia Borgia adlı operasıyla açmıştır. Naum, Avrupa’da tutulan eserleri sıcağı sıcağına Beyoğlu’na aktarmıştır. 1846 yılında bina yanınca, Babıali’den, yabancı elçilerden ve bazı zenginlerden para toplayarak ikinci binayı yaptırmış, İtalya’dan uzman ve sanatçılar getirerek perdeyi yeniden 1848’de Verdi’nin Macbeth’i ile açmıştır. Macbeth’in de ilk temsili bir yıl önce yapılmıştı. Salonda defalarca padişahların da yer aldığı biliniyor.
  • 19. yüzyılın ikinci yarısında Gedikpaşa Tiyatrosu’nda da operalar oynanmıştır.
  • Osmanlı sarayında, haremlik ve selamlıkta ayrı oda orkestraları kurulmuştu.
  • Opera sanatı Cumhuriyet’in ilanına kadar İstanbul ve İzmir’de geçici truplar tarafından verilen temsillerle sürmüştür. Ankara’da Musiki Muallim Mektebi, İstanbul’da Belediye Konservatuarı müzik eğitim ve öğretimi için kurulan ilk okullar olmuştur. Atatürk özellikle operaya önem verilmesini istemiştir.
  • Musiki Muallim Mektebi Ankara Devlet Konservatuarı adıyla yeni bir düzene girmiş, opera yönetmeni Karl Ebert öğretmenliğinde Devlet Operası Tatbikat Sahnesi kurulmuş, ilk opera gösterileri başlamıştı. Ankara’yı İstanbul Şehir Operası izlemişti.
  • Cumhuriyet’ten sonra dış ülkelere müzik eğitimi için öğrenciler gönderilmiştir.
  • Türk besteciler tarafından ortaya konan operaların çoğu Devlet Opera ve Balesi’nin siparişi üzerine hazırlanmıştır.
Şanda Zapçı tarafından III. Mehmet operası için tasarlanan ve Süreyya Operası’nda sergide yer alan başlık. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Şanda Zapçı tarafından III. Mehmet operası için tasarlanan ve Süreyya Operası’nda sergide yer alan başlık.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Süslenmeye Dair 1

  • Japonya’nın Hokkaido Adası, Kuril Adaları ve Sahalin’in yerlisi Ainu kavmi, ağaç kabuğundan kumaş dokurdu. Erkekler körpe ağaçlardan kabuk toplar, bunları suyun içinde yumuşatır, liflerini ayırır ve güneşte kuruturlar, kadınlar da bu liflerden kumaş dokurlardı.
  • Meksika’daki Mayalar, pamuktan dokunmuş ve boyanmış elbiseler giyerlerdi. Başlık gibi süs eşyaları ise ağaç kabuklarının yumuşatılmış liflerinden yapılırdı.
  • Meksikalı kadınlar eski devirlerde de üçgen biçiminde, bazen püsküllerle süslenmiş şallar kullanırlardı.
  • Eski Mısır’da papirüsten yapılma sandaletler yaygındı. Sadece zenginler deri sandalet yaptırabilirlerdi.
  • Kore’deki eski Silla Krallığı’nın (MS 5-6. yüzyıllar) başkentinin yakınında yapılan kazılarda altından yapılma pek çok nesnenin yanında altın ayakkabılar da bulunmuştur.
  • Eski Mısırlı erkek ve kadınlar iç çamaşır olarak peştamal kullanırlardı.
  • Antik Yunanlar daha çok keten ve yünden yapılma giysiler giyerlerdi.
  • 16. yüzyılda bir Llolard’ın (Anglo-Sakson gezici derviş) yazdıklarından, zengin kadınların kol kenarlarına ipek şeritler dikilmiş tunikler ve kırmızı deri ayakkabılar giyip, başlarına uzun örtüler taktıklarını; saçlarını bukle bukle yaptıklarını; el tırnaklarını atmaca pençesi gibi sivrilttiklerini öğreniyoruz.
  • Açılıp kapanan yelpazeler MS 4. yüzyılda Japonya’da icat edilmişti.
    Fibula, iki parça kumaşı birbirine tutturmaya yarayan bir takı ve modern çengelli iğnelerin atası. MÖ 12.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu'nun batısında yaşayan Frigler Anadolu'da fibula kullanan ilk halk topluluğu olarak biliniyorlar. Başkentleri Gordion'da yapılan kazılarda çok miktarda fibula bulunmuştur. Fotoğraf: Rezan Has Müzesi

    Fibula, iki parça kumaşı birbirine tutturmaya yarayan bir takı ve modern çengelli iğnelerin atası. MÖ 12.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu’nun batısında yaşayan Frigler Anadolu’da fibula kullanan ilk halk topluluğu olarak biliniyorlar. Başkentleri Gordion‘da yapılan kazılarda çok miktarda fibula bulunmuştur.
    Fotoğraf: Rezan Has Müzesi

    • Antik dünyada bol dökümlü, gevşek giysileri bağlamak için broşlar kullanılmıştır.
    • Zengin Anglo-Sakson kadınlar çok mücevher kullanırdı. Erkeklerin ise silahları süslü olurdu. Özellikle grena (lal taşı) adı verilen kırmızı taşlardan hoşlanırlardı (MS 6-7. yüzyıllar).
    • Aztekler kulak, burun ve dudak deliklerine altın, seramik ve obsidyenden (siyah volkanik kristal) yapılma takılar takarlardı.
    • Demir Çağı Britanyası’ndaki Keltler madeni telleri bükerek torc adı verilen kolyeler yaparlardı. Snettisham’da 64 altın telden yapılma bir kilodan ağır bir torc bulundu (MÖ 100).
    • Yüzükler tarih boyunca en büyük güç kaynakları olmuşlardır. Daire sonsuzluk ve birliğin simgesidir.
    • Şeytanın insan bedenine bir boşluktan, bir delikten girdiğine inanılmıştır. Bu yüzden, büyülü bir taş ya da madenden yapılmış küpe takarak bedeni şeytana karşı korumak mümkündür. Hindistan’da buruna hızma takılmasının nedeni de aynıdır. Bazı yörelerde ağızlar ve gözler dövmelerle çizilen desenlerle korunur.
    • Elmasların, safirlerin, zümrütlerin sahiplerinin geleceğini olumlu etkilediğine inanılırdı.
Bazı değerli taşların belirli güçler taşıdığına inanıldığından, uğurlu ve uğursuz sayılan taşlar ve mücevherler vardır. Mavi Elmas ya da Umut Elması adı verilen değerli taş, 17. yüzyılda Hindistan’da Tanrı Rama’nın heykelinden çalındı, taşı bir Fransız aldı/satın aldı. Bu adam, yabani hayvanlara yem oldu. Aynı taş, Fransa Kralı XIV. Louis’nin eline geçti, kral frengiden öldü. Daha sonra elmasın sahibi olan XVI. Louis, giyotinde can verdi. Mavi Elmas, bir İngiliz bankerin eline geçti; adam elması oğluna verdi, oğlu tüm servetini kaybetti. Elması elde eden ABD’li elmas tüccarı taşı Smithsonian Enstitüsü’ne bağışladı. Marie Antoinette’e ait bir kolye de, 1960’lı yıllarda düzenlenen bir müzayedede alıcı bulamamıştı. Fotoğraf: si.edu

Bazı değerli taşların belirli güçler taşıdığına inanıldığından, uğurlu ve uğursuz sayılan taşlar ve mücevherler vardır.
Mavi Elmas ya da Umut Elması adı verilen değerli taş, 17. yüzyılda Hindistan’da Tanrı Rama’nın heykelinden çalındı, taşı bir Fransız aldı/satın aldı. Bu adam, yabani hayvanlara yem oldu.
Aynı taş, Fransa Kralı XIV. Louis’nin eline geçti, kral frengiden öldü.
Daha sonra elmasın sahibi olan XVI. Louis, giyotinde can verdi.
Mavi Elmas, bir İngiliz bankerin eline geçti; adam elması oğluna verdi, oğlu tüm servetini kaybetti.
Elması elde eden ABD’li elmas tüccarı taşı Smithsonian Enstitüsü’ne bağışladı.
Marie Antoinette’e ait bir kolye de, 1960’lı yıllarda düzenlenen bir müzayedede alıcı bulamamıştı.
Fotoğraf: si.edu

 

Süslenmeye Dair Yazılarında Yararlanılan Kaynaklar

  • Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.
  • Antik Dünyada Bilinmesi Gereken 500 Şey, Carolyn Howitt, İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
  • Ainular Ortaya Çıktı, Hürriyet Gazetesi, 06 Haziran 2008.

 

 

Bizans İmparatorluğu 35 | Bizans’ta Giysi

  • Sosyoekonomik durum, meslek, cinsiyet ve yaş Bizans İmparatorluğu’nda giysiler açısından belirleyici özelliklerdi. Kıyafetler sosyal sınıfı yansıtırdı.
  • Aristokratlar, üst düzey memurlar ve rahipler üst sınıf; hizmetçiler, keşişler, askerler ve çiftçiler alt sınıf sayılırdı.
Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

  • Erkek giysilerinin şekilleri genellikle benzer olmakla birlikte kumaş ve dikiş kalitesi farklılık gösteriyordu.
  • Tunikler Bizans’ta giyimin temelini teşkil ediyordu. Tunik, yoksullar için kıyafet olurken, üst sınıftan insanlar için bir içlik görevi görüyordu. Tunik vücutta gevşek olarak omuzlardan aşağıya sarkıp dizlere kadar uzanırdı. Kullanan kişinin aktivitelerine göre belden kuşak ile sabitlenerek de kullanılabiliyordu ve kollar mevsime göre uzun ya da kısa tutulabiliyordu. Artizanlar ve köleler kısa kollu, dize kadar uzunluğu olan, boyanmamış yünden tunikler giyerlerdi. Bazı tunikler dikdörtgen şeklinde olup omuzlardan iğnelenerek bel kısmında sabitlenerek kullanılırdı. Alt sınıf giyim tarzının en belirgin kıyafetini bu tür oluşturuyordu. Tuniğin ilk imalatında boyanmamış keten veya boyanmamış yün kullanıldı. Her ikisi de düz, sade ve süssüz dokumalardı. Daha sonraları bu tip giyim için ipek dokuma da kullanılmaya başlandı ve bu üst sınıfa mensup kimseler için daha çok iç giyim niteliğinde ya da yazlık giysi olarak kullanıldı. Ham hali genellikle toprak rengine yakın bir renkteydi ve boyama sırasında aşıboyaları kullanılıyordu. Kadınlarda tunik genellikle sınıf farkı olmaksızın sadece iç giyim olarak kullanıldı.
Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

  • Çobanlar bacaklarına ayak bileklerinden dize kadar uzanan kumaş parçaları geçirirlerdi. 12. yüzyılın ilk yarısında erkekler, dar uzun çoraplar giymeye başladı. Yüzyılın sonunda, bacakları saran ve bele oturan, dolayısıyla kemerle bağlamak gerekmeyen, çeşitli renklerde çorap kullanımı üst sınıflar arasında yayıldı.
  • Ayakkabılar açısından baktığımızda, Ravenna mozaiklerinde görünen beyaz çorapların üzerine giyilmiş sandaletler görürüz. İmparator II. Basil incilerle süslenmiş çizmeler giymiş olarak betimlenmiştir. İmparatorlara ait resimlerde, giysi boyları yere kadar olduğundan, genellikle ayakkabıların uç kısımları görülür. Bizans’ta da sandallar Roma’da olduğu gibi kalın bir taban üzerine tutturulmuş kayışlardan yapılmıştır. Kırmızı sandallar/ayakkabılar/çizmeler imparatorun işareti idi ve onun haricinde kırmızı sandal/ayakkabı/çizme giymek yasaktı. (Papalar da dış mekanda kırmızı ayakkabı giyerler.)
Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

  • Şapkalar ise Bizans erkekleri tarafından tercih edilen bir şey değildi. 12. yüzyıla gelindiği zaman şehirde yaşayan Venediklilerin sayısı artmıştı ve onların kullandığı piramit şeklindeki şapkalar yavaş yavaş imparatorluk içinde de tercih edilir hale geldi ve bunu ilerleyen yıllarda yarım küre şeklindeki şapkalar izledi.
  • 6. yüzyılda Partililer, saçlarının ön bölümünü şakaklara kadar kestirip, boyunu uzattılar. Kimi zaman buna Hun modası dendi. Başlıkları, giydikleri gömlekler ve çoğu kez ayakkabıları Hun modası olarak nitelendiriliyordu.
  • 7. yüzyıldan itibaren sakal yaygınlaştı. Traş olmak Batı’nın ilkel bir uygulaması olarak algılanmaya başlandı. Antik Yunan’da sakal çok önemliydi, Doğuda da sakal güç, kuvvet ve erkeklik simgesidir.
  • Renklerin taşıdığı sembolizm, Bizans imparatorluk kültünün çok önemli bir boyutunu oluşturur.
  • Filozoflar gri, doktorlar mavi elbise giyerdi. Zamanla din adamı kıyafeti beyazdan siyaha döndü.
  • Keşişler saçlarını file ile başlarına yapıştırırlardı.
  • Papazlar uzun, kolsuz cüppe giyerlerdi.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan bu mermer heykel parçasında askeri bir kostüm örneği görüyoruz. Diz üzerine kadar gelen tuniğin kolları uzun. Göğüs kısmı metalli, etek kısmı ise deri şeritli. Omuza bir harmani atılmış, sol elde kabzası akbaba kafası ile süslü kısa ve geniş bir kılıç var.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan bu mermer heykel parçasında askeri bir kostüm örneği görüyoruz. Diz üzerine kadar gelen tuniğin kolları uzun. Göğüs kısmı metalli, etek kısmı ise deri şeritli. Omuza bir harmani atılmış, sol elde kabzası akbaba kafası ile süslü kısa ve geniş bir kılıç var.