Etiket arşivi: Aya Sofya

Bizans İmparatorluğu 123| Patrikhane 2

  • 1453 yılında Doğu Roma’nın ortadan kalkması, Patrikhane açısından önce bir hukuk boşluğu doğurdu. Çünkü Konstantinopolis Patriklerini imparator atar, konsiller de imparatorlar tarafından toplanırdı.
  • Fatih Sultan Mehmet’in fetihten hemen sonra, Patrikhane’ye tanıdığı hak ve ayrıcalıklara ilişkin fermanın orijinali kaybolmuştur. Günümüze ulaşan ferman, tanıklıklara dayanılarak 1520’de yazılan metindir.
  • Patrikhane’nin birinci banisi Havari Andreas, ikinci banisi ise Fatih Sultan Mehmet’tir, denir.
  • Fatih, patriği hem Rum Ortodoks Kilisesi’nin ruhani lideri, hem de Üç Tuğlu Paşa/vezir rütbesiyle Rum Ortodoks milletbaşı atayarak, Patrikhane’ye hem dinsel, hem kamusal bir nitelik kazandırmıştı.
  • Fatih Sultan Mehmet, Patrik olarak, Birlik karşıtı Gennadios Skolarios’u (1403?-1472) atamıştı.
  • Fatih’in emri ile 1453 yılında din kurultayı toplandı. Başlıca amaç, Floransa Konsili’nde varılan birlik anlaşmasını reddederek Rusya’yı otosefal olma kararından döndürmekti ama olmadı. (İstanbul’da Osmanlı tarihinde, çoğu Rusya konulu, sekiz din kurultayı toplanmıştır.)
  • Osmanlı’nın temel politikası gereği, Roma’ya karşı Patrikhane’yi desteklediği bilinir.
  • Moskova Patrikliği’nin bağımsızlıkta ısrarcı olması üzerine varlığının resmen tanınmaması yoluna gidildi (Rusya günümüzde Ortodoks nüfusun %57’sini barındırmaktadır).
II. Mehmet ile Patrik Gennadios’u gösteren mozaik. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

II. Mehmet ile Patrik Gennadios’u gösteren mozaik.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Aya Sofya’dan sonra en büyük kiliselerden biri olan Aya Teodosya, Cibali. Fetih’ten önceki gün Azize Teodosya günü imiş. Şehir halkı o gece ibadet için kiliseye gelmiş ve kendilerini Türklerden koruması için dua ettikleri azizeye güller getirmişler. Ertesi gün şehri fetheden askerler, kilisenin içini güllerle dolu görünce buraya Gül Camii adını vermişler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aya Sofya’dan sonra en büyük kiliselerden biri olan Aya Teodosya, Cibali.
Fetih’ten önceki gün Azize Teodosya günü imiş. Şehir halkı o gece ibadet için kiliseye gelmiş ve kendilerini Türklerden koruması için dua ettikleri azizeye güller getirmişler. Ertesi gün şehri fetheden askerler, kilisenin içini güllerle dolu görünce buraya Gül Camii adını vermişler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fener’deki Panagia Moukhliotissa Kilisesi, Moğolların Meryemi Kilisesi, Kızıl Kilise, Kanlı Kilise gibi birden çok isimle anılan; her isminin uzun bir öyküsü olan; Bizans döneminden kalıp kesintisiz kullanılmakta olan bu tek kiliseye turistik giriş günümüzde Patrikhane’den iki nüsha izin kağıdı ile yapılabiliyor. Camiye çevrilmeden ayin yapılan tek kilise olarak kalması Fatih Sultan Mehmet’in özel fermanı ile sağlanabilmiş. Kilisenin ibadete açık kalmasını buyuran ferman bugün de içeride asılı. Kilise, çan kulesini ise Tanzimat’a borçlu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fener’deki Panagia Moukhliotissa Kilisesi, Moğolların Meryemi Kilisesi, Kızıl Kilise, Kanlı Kilise gibi birden çok isimle anılan; her isminin uzun bir öyküsü olan; Bizans döneminden kalıp kesintisiz kullanılmakta olan bu tek kiliseye turistik giriş günümüzde Patrikhane’den iki nüsha izin kağıdı ile yapılabiliyor.
Camiye çevrilmeden ayin yapılan tek kilise olarak kalması Fatih Sultan Mehmet’in özel fermanı ile sağlanabilmiş. Kilisenin ibadete açık kalmasını buyuran ferman bugün de içeride asılı.
Kilise, çan kulesini ise Tanzimat’a borçlu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bizans’tan beri eğitim yapan Fener Rum Erkek Lisesi,  Fetih’ten önce Patrikhane’nin himayesinde Patrikhane Akademisi adı altında faaliyet gösteriyormuş. 1454 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet’in izniyle Fener Rum Mekteb-i Kebiri adı altında yeniden eğitime başlamış. Dindışı eğitim burada verilirken, dini eğitim Heybeliada’ya taşınmış. Lise, ilk laik okul olma özelliğini de taşıyor. Osmanlı döneminde saray ve Bab-ı Ali tercümanları, Eflak ve Boğdan voyvodalarının çoğu bu okuldan yetişmiş. Halk arasında Kırmızı Okul diye anılan bina 1881 yılı yapımı. Fotoğraf: Fener Rum Erkek Lisesi, Ayşe Didem Özger, Skylife Mart 2000.

Bizans’tan beri eğitim yapan Fener Rum Erkek Lisesi, Fetih’ten önce Patrikhane’nin himayesinde Patrikhane Akademisi adı altında faaliyet gösteriyormuş. 1454 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet’in izniyle Fener Rum Mekteb-i Kebiri adı altında yeniden eğitime başlamış. Dindışı eğitim burada verilirken, dini eğitim Heybeliada’ya taşınmış. Lise, ilk laik okul olma özelliğini de taşıyor. Osmanlı döneminde saray ve Bab-ı Ali tercümanları, Eflak ve Boğdan voyvodalarının çoğu bu okuldan yetişmiş. Halk arasında Kırmızı Okul diye anılan bina 1881 yılı yapımı.
Fotoğraf: Fener Rum Erkek Lisesi, Ayşe Didem Özger, Skylife Mart 2000.

 

Bizans İmparatorluğu 122| Patrikhane 1

  • 381’de Konstantinopolis’te toplanan Konsil’de Konstantinopolis Kilisesi’ne Patriklik statüsü verilmiş ve Konstantinopolis Piskoposluğu (Patriklik), Roma Piskoposluğuna (Papalık) denk sayılmış, iki makamın eşit haklar taşıdığı karara bağlanmıştı.
  • 451 yılında toplanan Khalkedon (Kadıköy) Konsili, Konstantinopolis Patrikliği’nin ökümenik unvanını resmen tanıdı. Bu konsilde, Hıristiyan alemini beş yetki alanına bölen sıralamasında Konstantinopolis, başkent piskoposluğu olarak hepsinin üstüne çıkarılırken; Roma Kilisesi’ne muğlak bir öncelikten de bahis vardı. Bu önceliğin biçimsel mi, yoksa eylemsel mi olduğu tartışma konusu oldu.
  • Konstantinopolis Kilisesi, Roma’nın önceliğini salt tarihçesine dayalı protokolde birincilik olarak algılarken; Roma Kilisesi, tüm Hıristiyan aleminin öncülüğü olarak yorumluyordu.
  • Beş yönder Kilise’ye başpiskopos atama ve azletme yetkisi Konstantinopolis’teki imparatora aitti.
  • Papalık, 8. yüzyılda Büyük Konstantin’in Bağışı diye sunduğu vasiyet ile yetki engelini aştı ve 11. yüzyıla gelindiğinde dört Başpiskoposluğun üstünde bir temyiz makamı olma iddiasını taşıyordu.
  • Roma Kilisesi’nin, İsa’nın on iki havarisinden birincisi Petrus tarafından kurulduğu, Petrus’un Roma’da öldüğü ve gömüldüğü iddiası ile Papalık, Hıristiyanlığın beş Kilisesi’nden ilk sıradaki ve lideri olduğunu iddia ediyordu.
  • Roma Kilisesi, 451 yılındaki Khalkedon Konsili’nde kabul edilen Konstantinopolis Kilisesi’nin Resul Andreas tarafından kurulduğu kararını tanımamıştı. Dini jargonda, bir Havari/Resul tarafından kurulan kilise Apostolik oluyordu. Roma’ya göre, Konstantinopolis Kilisesi bir havari tarafından kurulmadığı için öncül olamazdı. Resul Andreas, Resul Petrus’un kardeşiydi.
Havari Aziz Andreas. Fotoğraf: bnr.bg

Havari Aziz Andreas.
Fotoğraf: bnr.bg

  • Doğu Slavlarının din değiştirmesi, Bizans Hıristiyanlığını, dolayısıyla patriğin nüfuz alanını genişletmişti.
  • Konstantinopolis Patrikliği, Yunanistan’dan Asya’ya uzanan Doğu Roma İmparatorluğu’nun Ortodoks ahalisi başta; Ukrayna, Rusya, Belarus Slavları, Gürcü, Bulgar, Sırp, Makedon, Rumen gibi Ortodoks Kiliseleri, en üst makam olarak Konstantinopolis Patrikliği’nin otoritesine bağlıydılar. Bu cemaatlerin patrikleri ve kilise papazları, Konstantinopolis Patriği tarafından atanır ya da onaylanırdı.
  • 7. yüzyılda Konstantinopolis Patriği’nin görev alanı Antakya, Kudüs ve İskenderiye gibi, Araplar tarafından fethedilen Doğu patrikliklerini kapsamıyordu.
  • Patrikliğin önderliği imparatora ve imparatorluğa bağlıydı. Misyoner gönderilmesi gibi dini inisiyatifler patrik kadar imparatorların da yetki alanı içindeydi.
  •  13. yüzyıldan itibaren imparatorluğun parçalanması sırasında patriğin Büyük Kilisesi, Ortodoks dünyasının birliğini temsil etmeye başladı.
  • Şehrin Latinler tarafından işgal edildiği dönemde Konstantinopolis Patriklik Makamı da İznik’te yapılandı.
  • Son İmparator Konstantin Paleologos’un Konstantinopolis’i Osmanlı’dan korumak için Papa’dan yardım istemesi; Konstantinopolis Patrikliği’nin 1448 yılında Papa’nın Floransa’da Katolik ve Ortodoks birliğini sağlamak amacıyla topladığı din kurultayına katılmasını fırsat bilen, Papa’nın otoritesini asla tanımayan Rusya, kendi patrikliğini otosefal, yani bağımsız ilan etti. Çarlık güçlendikçe, Rusların Ortodoksluğun koruyucusu olduğu tezi de güçlendi. Ortodoksluğun tarihsel merkezlerinden biri olmayan Moskova Patrikhanesi, kendisinin dünyadaki en büyük Ortodoks cemaate sahip olduğunu, Türk topraklarında kalmış bir kilisenin kendisine gerçek anlamda liderlik yapamayacağını öne sürüyordu.
  • Son İmparator Konstantin Paleologos’un yeğeni Prenses Zoe Sofia, 1472 yılında Moskova Büyük Prensi İvan Vasilyeviç ile evlenince Paleologos Hanedanı Rusya’da devam ediyor, Üçüncü Roma Moskova’dır savı oluştu.
  • Bizans döneminde, patriğin ikametgahı Aya Sofya’nın güney cephesine bitişikti. 532 yılındaki Nika Ayaklanmasında Aya Sofya yanınca, Justinyen Aya Sofya’nın yapımı sırasında Patrikhane’yi Aya Sofya’nın batısındaki Theotokos Khalkoprateia Kilisesi’ne taşıtmıştır. Kilise yaklaşık 5 sene boyunca bu işlevi görmüştür. Kiliseden günümüze pek bir şey kalmamıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 119| Bizans Sarayları 2 Büyük Saray 2

Konstantinopolis ve Ceneviz kenti Pera’nın taslağı, Christoforo Buendelmonti, 1428. Başka bir çok versiyonu bulunan bu çizim, Osmanlı fethinden öncesine ait tek çizimdir. Londra’da British Library’de bulunmaktadır. Fotoğraf: İstanbul İmparatorluklar Başkenti, Stefanos Yerasimos, Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Konstantinopolis ve Ceneviz kenti Pera’nın taslağı, Christoforo Buendelmonti, 1428.
Başka bir çok versiyonu bulunan bu çizim, Osmanlı fethinden öncesine ait tek çizimdir.
Londra’da British Library’de bulunmaktadır.
Fotoğraf: İstanbul İmparatorluklar Başkenti, Stefanos Yerasimos, Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

KHALKE/HALKİ SARAYI

  • Augusteion Meydanı, Büyük Konstantin tarafından düzenlenmiştir. Adını, Augusta sıfatını alan Konstantin’in annesi Helena’dan alır. Bu meydan, şehrin dinsel ve törensel merkezi idi. Justinyen’in at üzerindeki heykeli de bu meydandaydı. Heykel, günümüze ulaşmamıştır.
  • Büyük Saray’ın ana girişi, Augusteion’da, Khalke/Halki Kapısı’ndandı. Augusteion, Aya Sofya’nın güneyinde yer alıyordu, şehrin ana caddesi olan Mese de buradan başlıyordu.
İmparator Justinyen’i atının üzerinde tasvir eden tunç heykelinin bulunduğu sütun.  Sol elinde bir küre tutan Justinyen’in sağ eli ise doğuya doğru havada duruyormuş. Başında ise Romalı zırhına tezat, tavus kuşu tüyünden yapılmış, Pers başlığına benzer bir başlık varmış.  Bu sütun ve heykelin Justinyen’e değil, İmparator Herakles’e, şehrin kurucusu olan İmparator Konstantin’e, I. Theodosius’un, II. Theodosius’un ait olduğunu söyleyen tarihçiler de vardır. Osmanlı dönemindeki minyatürlerden anlıyoruz ki heykel ve sütun uzun yıllar boyunca yerinde kalmıştır. Heykel, Osmanlı döneminde bir elyazmasında, bir nakkaş tarafından da resimlenmiştir. 1509 yılındaki küçük kıyamet olarak bilinen İstanbul depreminde sütunun yıkılmış olduğu tahminler arasındadır. Fotoğraf:www.gnoxis.com

İmparator Justinyen’i atının üzerinde tasvir eden tunç heykelinin bulunduğu sütun. Sol elinde bir küre tutan Justinyen’in sağ eli ise doğuya doğru havada duruyormuş. Başında ise Romalı zırhına tezat, tavus kuşu tüyünden yapılmış, Pers başlığına benzer bir başlık varmış. Bu sütun ve heykelin Justinyen’e değil, İmparator Herakles’e, şehrin kurucusu olan İmparator Konstantin’e, I. Theodosius’un, II. Theodosius’un ait olduğunu söyleyen tarihçiler de vardır.
Osmanlı dönemindeki minyatürlerden anlıyoruz ki heykel ve sütun uzun yıllar boyunca yerinde kalmıştır. Heykel, Osmanlı döneminde bir elyazmasında, bir nakkaş tarafından da resimlenmiştir. 1509 yılındaki küçük kıyamet olarak bilinen İstanbul depreminde sütunun yıkılmış olduğu tahminler arasındadır.
Fotoğraf:www.gnoxis.com

  • Khalke, ismini Büyük Saray’ın bakır kapısından alır. Kapının üzerinde Hz. İsa ikonası vardı. İkonaklast dönemde bu ikonanın indirilmesi engel olmak isterken ölen Theodosia azizelik mertebesine ulaşmıştır.
  • Khalke’nin yeri, Sultanahmet Camii ve Aya Sofya arasında uzanan geniş alanın doğusunda yer alırdı.
  • II. Justinus (565-578) ünlü salon Altın Triklinos’u inşa ettirir. Sekiz köşeli salonun altın kaplamalı tavanından büyük bir avize sarkar. Duvarlar zengin bezemelidir. Salonda her biri on ikişer kişilik 19 kanepe-yatak (kline) iç içe iki halka oluşturur. Ortada imparatorun klinesi bulunur. Burada imparator tarafından özel günlerde yemek verilir. Bu Altın Taht Odası, saray törenlerinin merkezidir. Zamanla başka binaların da eklenmesiyle Boukoleon Sarayı adı verilen kompleksin çekirdeğini meydana getirir.
  • II. Justinus’un ardılı II. Tiberius, kompleksin kuzey tarafını imparator ve ailesi için uyarlamak adına pek çok büyük binayı yıktı ve yerine yenisini yaptırdı. Eski saray bahçesinin olduğu yeri bir hamam ve ahırları da içeren büyük yapılarla doldurdu.
  • Altın Taht Odası’nın kuzeyinde, II. Justinyen’in ilk saltanatına (685-695) atfedilen ve onun adıyla anılan uzun bir hol vardır. Yine kuzeyde Theophilos’a (829-843) atfedilen çeşitli törensel yapılar; 9. yüzyılın üç ana mali ofisi, bir hamam ve Altıncı Ökümenik Konsil (680-1) ile 691-2’deki Konsil’e ev sahipliği yaptıktan sonra 10. ve 11.yüzyıllarda hazinenin arşivini barındıran büyük kubbeli idari bir yapı bulunurdu. Mali bakanlıklar Büyük Saray topraklarının kuzey doğu köşesinde yoğunlaşmıştı.
  • Altın Taht Odası’nda bir mekanizma ile çalıştırılan ve üzerinde kuşlar uçuşan altın bir ağaç vardı.

 

MAGNAURA SARAYI

  • Magnaura, önce Senato binası olarak, daha sonra da Üniversite olarak hizmet gördü. Üniversitenin, 849 yılında, İmparator Theofilos‘un karısı Theodora ile Patrici Petronas‘ın ağabeyi, önce taht naibi, 10 yıl boyunca Bizans İmparatorluğu’nun gerçek hükümdarı olmuş Sezar Bardas (ö.866) devrinde kurulduğu düşünülüyor.
  • En ünlü bölümü Kabul Salonu’dur. Altı basamakla çıkılan imparator tahtı, gizli bir mekanizma ile tavana kadar yükselirken, tahtın iki yanındaki altın kaplamalı aslan heykelleri kükrer.
  • Bu yapı Büyük Saray’ın diğer daireleri ile bağlantılıdır.
  • Tavandan gümüş avizeler sarkar.
  • Sütunların aralarında değerli kumaştan perdeler asılıdır.
  • Magnaura’da imparatoriçelere ait hamam bulunur.
532 Nika İsyanından sonra inşa edilen Senato’nun anıtsal kapısının canlandırması, Justinyen dönemi tarihçisi Prokopius’un betimlemelerine göre yapılmıştır. Fotoğraf:www.byzantium1200.com/es.html

532 Nika İsyanından sonra inşa edilen Senato’nun anıtsal kapısının canlandırması, Justinyen dönemi tarihçisi Prokopius’un betimlemelerine göre yapılmıştır.
Fotoğraf:www.byzantium1200.com/es.html

DAPHNE  SARAYI

  • Büyük Saray’ının ana kanatlarından biridir. İmparatorların ve ailesinin yaşadığı bölümdür.
  • Bir kaynağa göre ismini senato üyelerine burada verilen defne dalından alır. Diğer bir kaynağa göre ise Roma’dan getirtilen bir Daphne heykelinden sonra bu isimle anılmaya başlanmıştır.
  • Sarayın tören salonunda birkaç imparatoriçenin taç giydiği biliniyor.
  • Daphne Sarayı, Khalke’deki Altın Triklinos yapılıncaya kadar sarayın en önemli dairesi olarak işlev görür.
  • Sultanahmet Camii’nin altında kalması nedeniyle kesin planı ve görünümü belirsizdir, hakkındaki tüm bilgiler yazılı kaynaklardan gelmektedir.
  • Kathisma denen İmparator Locasının, Daphne’ye yakın olduğu düşünülüyor.

İmparatorlar maiyetlerine mevkilerine göre evler tahsis ederlerdi. Sarayda görevli din adamlarına da kalacak yer sağlanırdı. Yüksek dereceli bir memurun evi, daha sonra hazineye geçer ve imparator onu başkasına tahsis ederdi. Kentte hiçbir zaman özel mülk haline gelmeden bir dizi sakini olan belli sayıda ev olduğu biliniyor.

Ahırkapı, Büyük Saray’ın sahil kapılarından biridir. İmparator II. Mihail (820-829) burada büyük ahırlar yaptırdığı için bu adı almıştır. Bu kapı, sadece saray mensupları içindi. Osmanlı döneminde Damat Nevşehirli İbrahim Paşa bu kapıyı onartmıştır.

 

 

Bizans İmparatorluğu 118| Bizans Sarayları 1 Büyük Saray 1

BÜYÜK SARAY
MAGNUM PLATIUM 1

  • Bizans’ta saray yapıları, Helenistik-Roma yapı gelenekleri doğrultusunda, destek duvarları ve tonozlu taşıyıcılar üzerinde yükselmekteydi.
  • Bizans sarayı, İsa’nın yeryüzündeki vekilinin ikametgahı olarak kabul edilirdi.
  • Saraylarda iki bölüm vardı: Andronitis-selamlık ve Ginakionitis-harem. Sarayın harem kısmında bir hadımlar ordusu çalışırdı. Haremağaları kilisede de önemli pozisyonlara yükselebilirdi, patrik olanları da vardı.
  • Büyük Saray, Hipodrom ile Marmara kıyısı arasında 100 bin metre karelik bir alanı kaplar. (Topkapı Sarayı bahçeleriyle beraber 700 bin metrekaredir).
  • Büyük Saray’ın yapımı Büyük Konstantin (324-337) tarafından başlatılır.
  • Büyük Saray için “saraylar topluluğu” denilebilir. Büyük Saray’ın karmaşık bir yapısı vardı: Holler, odalar, şapeller, kışlalar, hizmet binaları, avlulardan oluşan bir labirent olan Büyük Saray, Marmara Denizi’ne doğru bir dizi terasa yayılmıştı. Gelişimi ve planına dair belli olmayan pek çok şey vardır; sürekli yeni bilgilerle değişime uğrayan bir tablo sunar.
Antoine Helbert tarafından yapılmış Büyük Saray rekonstitüsyon çalışmaları. Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/.../byzance-scenes.

Antoine Helbert tarafından yapılmış Büyük Saray rekonstitüsyon çalışmaları.
Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/…/byzance-scenes.

  • Büyük Saray birbirine eklenmiş bölümlerden oluşmaktaydı. Sarayın en önemli bölümleri, Khalke, Magnaura ve Daphne’dir. Önemli yapılardan biri de sahildeki Boukoleon Sarayı’dır.
  • Yıkılan yapıların onarımı sırasında ve yeni eklemeler nedeniyle saray ilk düzgün planını zamanla kaybeder, ayrı bir karakter kazanır.
  • İmparator I. Theodosius 382 yılında Belgrat Ormanları’ndan şehre su taşıyan yeni bir hat ekletmiş; İmparator II. Theodosius (408-450) zamanında su kemerleri suyu, Zeuksippos Hamamları’na ve Büyük Saray’a dağıtmıştır.
  • Büyük Saray bölgesinin, 532 yılında meydana gelen Nika Ayaklanması sırasında önemli ölçüde yakılıp yıkılmasından sonra I. Justinyen (527-565), saray yapılarının köklü onarımını ve yenilenmesini sağlar. Tunç kapı, Magnaura ve Aya Sofya arasına, sarayı imparator kilisesine bağlayan çift katlı sütunlu galeriler, stoalar yerleştirilir. Bu dönemde revaklı avlu ve tören salonu daha görkemli bir üslupta inşa edilir. Sütunlu salonlarına çok renkli mozaik tabanlar döşenir. Sarayın güneybatı yamacının kıyıya doğru inen en alt üç terası da binalarla kaplanır. Egeli mimar-mühendis, Miletoslu (Söke) İsidoros ile Trallesli (Aydın) Anthemios, Aya Sofya’nın yapımında çalıştıkları gibi Büyük Saray’ın inşasında da görev alır.
  • Justinyen, Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak için 542 yılında, 80 bin metreküp su alabilen Yerebatan Sarnıcı’nı yaptırmıştır. Sarnıcın su gereksinimi Belgrat Ormanları’ndan karşılanmıştır.
  • 6. yüzyılda Çatladıkapı ve Cankurtaran çevresi de saraya ilave edilir.
  • Büyük Saray’ın bahçesinde mesokopion denen, birbirine geçen havuzlar vardı ve imparator bahçede yürüdükçe havuzlardan havuzlara su geçerdi, denir.
  • İmparator ve imparatoriçenin yatak odasının tavanı altın renkli yıldızlarla kaplı olurdu. Döşeme, mozaik idi.
  • Yoksulluk içinde geçen 7. ve 8. yüzyıllarda bile Büyük Saray’a ilaveler yapıldı. 1195 yılına kadar eklemeler devam etti.
  • Büyük Saray’daki ihtişam, 10. yüzyılda “Altın kaplamalı bronz bir ağaç, imparatorun tahtının yanında duruyordu ve mineli altın kuşlar, dallarında gerçek kuşlar gibi ötmekte, tavus kuşları kuyruklarını açmaktaydılar. Taht, yerden yüksekte, çok büyük boyutlardaydı.  Altın kaplama aslanlar, ağızlarını açıp dillerini oynatarak kükreme sesi çıkartıyorlardı. Taht, tavana kadar yükselebiliyordu” diye Konstantinopolis’e iki kez Kutsal Roma Germen İmparatoru I. Otto’nun elçisi olarak gelmiş Cremonalı tarihçi, yazar ve rahip Liudprand tarafından anlatılmıştı. Liudprand’ın en önemli eseri Bizans notlarıydı.
  • Binaların olası planlarının çıkarılmasında yararlanılanlar çoğunlukla yamaçtaki terasların destek yapıları veya tek tek mimari birimlerdir. 1930’larda yürütülen İngiliz kazılarında saraylar bölgesinin orta terası üzerinde büyük, peristilli bir avlu, avluyla aynı eksende oturtulmuş apsisli bir salon ve bunların etrafında geniş bir yapılar topluluğu ortaya çıkartılmıştı. Bu üniteler, destek yapıları ve yapay teraslar üzerine oturtulmuştu. Korint sütunuyla bezenmiş revakların derinliği 9 metreyi bulmaktaydı.
  • Revaklı avlu ve avluyla aynı eksende yerleştirilmiş tören salonu, Antik Dönem’in anıtsal yapı ögelerindendir. Bu düzen hem Helenistik-Roma sarayları, hem de İmparator ve soylulara ait kent ve kır evlerinde karşımıza çıkar. Roma saray yapıları geleneği Bizans’ta da yaşatılmıştır.
  • Revaklı avlu ve tören salonunun, Aya Sofya ve Aya İrini kiliselerinin eksenleri çakışmaktadır.
  • Büyük Saray’ın içeriği ve yaşantısı hakkındaki bilgiler İmparator VII. Konstantin Porfirogenetos’un (913-959) yazdığı Törenler Kitabı’ndan öğrenilir.
  • Büyük Saray duvarlarla kentten ayrıldığı gibi, kent yaşamıyla çeşitli yollardan bütünleşmişti de: Tören alayları, kabul törenleriyle; saray kompleksinin kenarındaki hukuk mahkemeleri ve bakanlıklara akan davacılar ve dilekçecilerle; resmi ya da aristokratik ağ aracılığıyla.
A. Vogt’un Büyük Saray’ı yeniden kurma denemesi. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

A. Vogt’un Büyük Saray’ı yeniden kurma denemesi.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Büyük Saray’ın tahmini rekonstrüksiyonu. Fotoğraf: İstanbul, Bir Kent Tarihi, Doğan Kuban, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 1996.

Büyük Saray’ın tahmini rekonstrüksiyonu.
Fotoğraf: İstanbul, Bir Kent Tarihi, Doğan Kuban, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 1996.

  • Saraya ait yeni yapıların varlığı kriz ve değişim zamanlarında kesintiye uğramış olsa da, eskilerinin bakımı sağlanmış ve Saray’ın canlılığı korunmuştu.
  • Büyük Saray’ın Kremlin’in selefi olduğu düşünülür.
  • İmparatorlar 11. yüzyıl sonunda Büyük Saray’ı terk ederek Ayvansaray bölgesindeki Vlaherna/Blakhernai Sarayı’na taşınırlar. Bu değişikliğin Büyük Saray’da yaşanmış kötü olayların anısından kaçmak ve kötü geleneklerden kurtulmak için yapıldığı düşünülüyor. Terk edilen yapıların değerli yapı malzemeleri sökülerek başka yapılarda kullanılırdı.
  • Eski saray, ardiye, cephanelik, kışla olarak kullanılmaya başlandı. Sarayın yeraltı dehlizleri 14. ve 15. yüzyıllarda zindan olarak kullanıldı.
  • Fatih, şehre girene kadar Büyük Saray’dan geriye çok az şey kalmıştı; Fatih şehri  aldığında Büyük Saray harabe halindeydi.
  • Saray kalıntılarının büyük bölümü, Osmanlı Dönemi yapılarının metrelerce altında, toprağa gömülüdür.
  • 16. yüzyılın başlarında sarayın kalıntıları üzerine Osmanlı vezirlerinin konakları inşa edilir. Sokullu Mehmet Paşa’nın konağı da buradaydı.
  • Büyük Saray’ın büyük bölümü 1919 yılında inşaatı biten Sultanahmet Cezaevi’nin altında kalmıştır. Burası günümüzde Four Seasons Oteli’dir. Otelin yakınında birkaç yapı kalıntısından başka hiçbir iz yoktur. Ayrıca Sultanahmet Arastası ve Büyük Saray Mozaikleri Müzesi de bu sarayın kalıntıları üzerine kurulmuştur.
Büyük Saray’ın günümüze ulaşan kalıntıları Sultanahmet’te görülebilmektedir. Bazı restorasyonlar yapılmıştır. Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

Büyük Saray’ın günümüze ulaşan kalıntıları Sultanahmet’te görülebilmektedir. Bazı restorasyonlar yapılmıştır.
Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

 

Bizans İmparatorluğu 115| Hipodrom 1

Bizans kamu yaşamının merkezindeki idari ve törensel kompleksin çekirdeğini meydana getiren üç yapı vardı: Hipodrom, Aya Sofya ile bitişiğindeki Patriklik ve Büyük Saray. Bunlar sırasıyla Bizans kimliğini oluşturan sivil gelenek, ilahi otorite ve imparatorluk iktidarını temsil ediyordu. Bu üçü içinde Hipodrom en “Romalı”sı, Aya Sofya ise en yenilikçi ve ihtişamlısı, Büyük Saray ise en geniş alana yayılmış ve en karmaşık olanıydı.

  • Hipodrom, Yunan’da iki ucu yuvarlak, Roma’daki uygulamalarda ise elipsin bir ucu kesik olurdu. Roma’daki Circus Maximus ana modeldi. Yunan stadyumlarına örnek, arenasının iki ucu da yuvarlak yapılmış Afrodisias’tır. Yunanlar burada spor yapardı, Romalılar ise at ve araba yarışları. Biga 2 atlı, triga 3, quadriga 4 atlı arabalardı. Yunanlarda atletler koşuyordu. Atletin düz yerden çıkması gerekmiyor ama arabaların düz yerden başlaması gerekiyordu. Hıristiyanlığın ilk yıllarında,  önemli olanın ruh olduğu, bedenin önemli olmadığı tezi öne sürülerek stadyumlara karşı çıkılmıştı.
  • Roma İmparatoru Septimus Severus tarafından Roma’daki Circus Maximus örnek alınarak 195-6 yıllarında başlatılan Antik dünyanın en büyük Hipodromu’nun inşaatı, 211’de imparatorun ölümü ile yarım kalmıştı. Yapım çalışmaları, I. Konstantin (324-337) tarafından daha da büyütülerek tamamlanmıştır.
  • Latince’de hipo at, drom ise meydan anlamına gelir. At Meydanı, Konstantinopolis’in en önemli sosyal ve kültürel mekanlarından biri olmuştur. Hipodrom ayrıca, Bizans imparatorluk ideolojisinin güçlendirildiği bir mekan, siyasal bir merkezdi.
  • Konstantinopolis Hipodromu başkentle aynı gün, 11 Mayıs 330’da açılmıştır.
  • Hipodrom’un ana girişi kuzeydoğusundaki kapı idi.
  • Hipodrom, atların gittiği yol, at yarışlarının yapıldığı yer, anlamına gelmekle birlikte, araba yarışları, yırtıcı hayvanlarla yapılan gösteriler, tiyatro oyunları, soytarıların güldürüleri, koroların söylediği şarkıların da sergilendiği yerdi. Tahta çıkacak imparatorun kalkan üzerinde havaya kaldırılması, imparatorların taç giyme törenleri ile zafer törenleri de genellikle burada yapılırdı.
  • Tahttaki ve önceki İmparatorların tahta çıkışları, doğum günleri; Hz. İsa’nın doğumu, sünneti; imparatoriçenin veya sevilen soylu bir hanımın doğum yapması gibi nedenlerle senede yaklaşık 175 gün bayram vardı. Hipodrom’da genellikle 10 gün gladyatör oyunlarına, 101 gün sahne oyunlarına ayrılırdı.  Hipodromda Afrika’dan getirilen hayvanların mızrakla avlanması gibi işler de yapılıyordu. Halka sürekli yeni oyunlar sunmak istenirdi. En cimriyi, en kötü kaynanayı seçen maymunlar; eğitimli köpeklerin saklanan bir şeyi bulması; ayıların dans etmesi; kostümlü Hun, Got, Hazar dansları sahnelemek; el, baş, ayak kesme, ahlaki suç işleyenlerin vücutlarında delik açıp baş aşağı asmak gibi cezaların uygulanması; imparatorun devrilmesi, Kilise kararlarının halka ilan edilmesi de Hipodrom’un kullanım alanlarıydı.
  • Alanın kuzeyindeki antik Mese caddesi tarafında Hipodrom’un giriş binası yer almaktaydı. Bu giriş binasının üstünde yer alan ve II. Theodosius’un (408-450) Chios’tan (Sakız Adası) getirttiği, Antikçağ’ın ünlü heykeltıraşı Lysiposs’un eseri olan yaldızlı bronzdan yapılmış dörtlü at heykeli duruyordu. Bazı kaynaklar bu heykel grubunun katishma’nın önünde durduğunu yazmaktadır. Kesin olan,  heykel grubunun Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Venedik Doçu Enrico Dandolo’nun emri ile Venedik’e götürülmüş ve San Marco Katedrali’ne konulmuş olduğudur.
  •   Hipodrom’un yaklaşık 40 basamaklı oturma yerlerinde ise, tahminlere göre 60.000-100.000 kişi oyunları seyredebiliyordu.
  • 440 x 117 m büyüklüğündeki Hipodrom’un güneyindeki yarım daire, yapay teraslama ile oluşturulmuştu.
  • Doğu tribününün (Sultanahmet Camii’nin olduğu yerde) orta kısmında, iki katlı  imparator locası yer alıyordu. 40 sütun üzerinde yükselen imparator locası katishma, arkasındaki bir koridor ve merdivenli bir yol ile saraya bağlanıyordu.