Etiket arşivi: Avusturya

Faşizm / Diktatörlük 1

  • Faşist izler arasında en belirgin olanlar ırkçılık, homoseksüelliğe karşı duyulan korku, baskın maçoluk, komünizm karşıtlığı ve sağ görüşlerin tercih edilmesi, fanatikçe gelenek saplantısı, kahramanların yüceltilmesi, “yaşasın ölüm” söylemleri, kadınların alt sınıf olarak görülmesi, sürekli bir savaşma duygusu biçiminde gözlenebilir.
  • Faşizm inanmayı, itaat etmeyi, savaşmayı, güzel bir ölüm idealinin müridi olmayı, ateşe atılmayı, olabildiğince fazla çocuk doğurmayı, siyaseti varoluşun temel amacı olarak görmeyi, içinde bulunulan toplumun seçilmiş toplum olduğunu kabul etmeyi bekler.
  • Faşizm farklı siyasal ve felsefi görüşlerden oluşmuş bir kolajdır. Faşizm, çok değişik tarzlarda sahnelenebilir.
Normalleşme, John Heartfield (1891-1969), 1936. Eserin konusu Almanya ile Avusturya’nın iki yıl içinde birleşme kararıdır. Sanatçı Avusturya milliyetçiliğinin sembolü olan Kudüs Haçı’nın kenarlarını keserek bunun altındaki Nazi gamalı haçını gösteriyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

Normalleşme, John Heartfield (1891-1969), 1936.
Eserin konusu Almanya ile Avusturya’nın iki yıl içinde birleşme kararıdır. Sanatçı Avusturya milliyetçiliğinin sembolü olan Kudüs Haçı’nın kenarlarını keserek bunun altındaki Nazi gamalı haçını gösteriyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

  • Faşizmin özellikleri arasında sayılabilecekler bir sistem oluşturmaz, çoğu da birbiriyle çelişir. Ama içlerinden herhangi birinin varlığı, teşhis için yeterlidir:*Faşizmden çok daha eski olan gelenek kültü ilk sırada yer alır. Bu yapı, çelişkileri hoş gören senkretik (bağdaştırmacı) bir yapıdır.
    *Modernizme düzülen övgü yüzeyseldir. 1789 ruhu, Akıl Çağı, Aydınlanma çürümüşlüğün başlangıcı olarak görülür. Modernizmin reddi özelliklerden biridir.
    *Entelektüel dünyaya karşı güvensizlik. Aydınları geleneksel değerleri terk etmekle suçlamak; domuz entelektüeller, yumurta kafalılar, radikal züppeler, komünist yuvası üniversiteler gibi ifadelerle açığa vurulan nefret.
    *Görüş ayrılığı ile ihanetin eşdeğer tutulması. Eleştirel anlayış, ayrımlar yapar; ayrım yapmak modernizmin bir göstergesidir. Görüş ayrılığı çeşitliliğin de bir göstergesidir. Faşizm görüş birliği arar. Uyumsuzlara karşıdır. Tanımı gereği ırkçıdır.
    *Düş kırıklığı içindeki orta sınıflara çağrıda bulunur.
    *Ulusa kimliğini düşmanlar verir. Komplo saplantısı ve komployu açığa çıkarmanın en kolay yolu olarak yabancı düşmanlığı. Komplonun köklerinden biri de içeridedir. Yahudiler, hem içeride hem dışarıda olma avantajlarından ötürü hedef oluştururlar.
    *Barışseverlik kötüdür, çünkü yaşam sürekli bir savaştır. Dünya egemenliği için nihai bir savaş kaçınılmazdır, ardından altın çağ gelecektir.
    *Seçkincilik. Parti üyeleri en iyi yurttaşlardır; her yurttaş partinin üyesi olabilir/olmalıdır. Her yönetici altındakine tepeden bakar, onlardan her biri de kendi altındakileri hor görür. Bu da kitlesel seçkincilik duygusunu güçlendirir.
    *Kahramanlık ve ölüm kültü. Kahramanlık olağan karşılanan bir durumdur. Faşist kahraman en güzel ödül olan ölümü özler. Falanjistlerin sloganı Viva la Muerte! (Yaşasın Ölüm) dir.
    *Maçoluk. Kadınları küçük görmek bu işin olmazsa olmazıdır. Fallusun ikamesi silahtır.
    *Birey değil halk önemlidir ve halk tekparça bir varlıktır ve lider onların sözcüsüdür. Çürümüş parlamenter yönetimlere karşıdır.
    *Kendine özgü yeni bir dil yaratır.
    Söz konusu ögeler değişik diktatörlük biçimlerinin hepsinde ortaktır.

 

Bizans İmparatorluğu 61 | Bizans Sanatı 2

  • Bizans sanatındaki parlak dönemlerin ilki, I. Justinyen devridir, 6. yüzyıldadır; ikincisi İkonaklazm dönemi sonrası, İmparator I. Basil (867-886) ile başlayan ve Komnenos Hanedanı (1081-1175) ile devam eden dönemdir. Bu iki dönem, Bizans sanatının altın çağı diye anılır. 1261 yılında Latin işgalinin sona erdirilmesi ile sanat tekrar canlanmış, bu dönem de Osmanlı fethine kadar sürmüştür.
  • Bir imparatora ait heykel ve resimleri ortadan kaldırmak en büyük hakaret ve düşmanlık göstergesi sayılmıştır.
Farklı dönemleri temsil eden üç örnek, bin yıllık ömrü içinde Bizans sanatının geçirdiği aşamaları gösteriyor: Antik Yunan ve Roma’nın klasik izlerinden, Doğu’nun çileciliğinin izlerine, ve sonunda varılan etkileyici natüralizmi örneklerde görebiliyoruz. Fotoğraf: Byzantium, Time-Life.

Farklı dönemleri temsil eden üç örnek, bin yıllık ömrü içinde Bizans sanatının geçirdiği aşamaları gösteriyor: Antik Yunan ve Roma’nın klasik izlerinden, Doğu’nun çileciliğinin izlerine, ve sonunda varılan etkileyici natüralizmi örneklerde görebiliyoruz.
Fotoğraf: Byzantium, Time-Life.

  • Mimaride olduğu gibi edebiyatta, müzikte ve kültürün diğer alanlarında sanatçıların ana gayesi değişmezdi. Kilise içlerinin mozaik ve fresklerle süslenmesi ve dini amaçla kullanılan objelerin güzelleştirilmesi önem taşırdı. Bizans yazınında, azizlerin röliklerinin ve ikonalarının gerçekleştirdiği mucizeler önemli bir yer tutar.
  • 431 yılında toplanan Efes Konsili’nde Meryem Ana ile ilgili kararlar alındıktan sonra (Theotokos-Tanrı Anası) Meryem’in betimlenmesi değişti. Konsil kararı öncesi İsa tahtta, Meryem ayakta iken, Konsil sonrası ikonografide Meryem tahta oturdu ve İsa’yı kucağına aldı.
  • 6. yüzyıl sonundan itibaren din adamları İsa’nın insan olarak gösterilmesini istedi. “Kendisi bize nasıl görünmek istediyse öyle görünmüştür, öyle betimlenmelidir,” dendi.
  • 6. yüzyıla kadar hiçbir sanat türü için “Bizans Stili”nden bahsedilemez, denir. Ana çıkış noktası erken Hıristiyan sanatıdır. 2. ve 3. yüzyıllarda Roma mezarlarındaki fresk ve lahitler esas alındı. 4. yüzyıl başlarında Hıristiyanlar kiliseler inşa etmeye ve içlerini süslemeye başladılar. Bu tarihten itibaren Hıristiyanlar kendi stillerini üreterek, pagan Roma’dan ayrıldılar. Geç 3. ve erken 4. yüzyılda Romalıların portre sanatında benzerlik aranmaz, gayri şahsi, neredeyse sembolik olarak imparatorun yüce şahsiyeti yansıtılmaya çalışılırdı. Hıristiyanlar daha resmi, daha az naturalistik bir yorum getirdiler. 4. ve 5. yüzyıllarda bu iki stil yan yana var oldular, zaman zaman karıştırılarak kullanıldılar ama çok başarılı örnekler çıkmadı. 6. yüzyılda, Justinyen devrinde ilk başarılı örnekler yaratıldı. Bu eserler klasik sanattan naturalistik figürleri ve kompozisyonun genel ritmik dengesini aldı. Klasik figürün sağlamlığı ve üç boyutluluğunun yerine yüzeyde lineer, stilize bir yöntem uygulandı. Klasik sanatın üç boyutlu insan yüzü yerine daha abstre bir yüz, daha derinliksiz ve yüz hatlarının detaysız uygulanışı kullanıldı. En başarılı eserler saf klasik ya da saf soyut yöntemlerin kullanıldığı eserler arasından çıktı.
Soyluların yüzleri genellikle gözlemciye dönük olarak cepheden resmedilirdi. 6. yüzyıl başlarında Prenses Anikia Juliana için yapılmış ünlü Dioskorides Yazması’nda prensesin bir yanında Yücelik, öbür yanında Sağduyu kişileştirilmiştir. Tahtta oturan prenses sağ eliyle kitabın bir kopyası üzerine altın paralar atmaktadır. Üst giysisi altın çizgili, ayak taburesi de altın süslemelidir. Minyatürü bir bütün olarak içine alan ise büyük aznavur desenidir. Karenin üçgen köşeliklerinde kırmızı üzerine altın yaldızla prensesin adının harfleri yazılıdır. Lacivert fonun boyanmasında lapis lazuli kullanılmıştır. Kullanılan renklerin parıltısı, prensesin pozu, para bağışlayışı ile tablo cömertliği temsil etmektedir. Yazmada yer alan bu tablo, hem soylu kadın giysisi, hem Bizans şaşaası, hem Bizans değerleri, hem de Bizans resim sanatı  hakkında bize bilgi vermektedir. Hayırsever Anikia Juliana’nın portresi, Österreichisches Nationalbibliothek, Viyana, Avusturya.

Soyluların yüzleri genellikle gözlemciye dönük olarak cepheden resmedilirdi.
6. yüzyıl başlarında Prenses Anikia Juliana için yapılmış ünlü Dioskorides Yazması’nda prensesin bir yanında Yücelik, öbür yanında Sağduyu kişileştirilmiştir. Tahtta oturan prenses sağ eliyle kitabın bir kopyası üzerine altın paralar atmaktadır. Üst giysisi altın çizgili, ayak taburesi de altın süslemelidir. Minyatürü bir bütün olarak içine alan ise büyük aznavur desenidir. Karenin üçgen köşeliklerinde kırmızı üzerine altın yaldızla prensesin adının harfleri yazılıdır. Lacivert fonun boyanmasında lapis lazuli kullanılmıştır. Kullanılan renklerin parıltısı, prensesin pozu, para bağışlayışı ile tablo cömertliği temsil etmektedir.
Yazmada yer alan bu tablo, hem soylu kadın giysisi, hem Bizans şaşaası, hem Bizans değerleri, hem de Bizans resim sanatı hakkında bize bilgi vermektedir.
Hayırsever Anikia Juliana’nın portresi, Österreichisches Nationalbibliothek, Viyana, Avusturya.

 

 

Bizans İmparatorluğu 46 | Bizans Mutfağı 1

Konstantinopolis sakinleri 4. yüzyıldan 7. yüzyıla kadar akşam yemeklerini bir tören havasında yemeğe düşkündüler. Küçük yarım daire bir masa (sigma) ve yine yarım daire biçiminde bir kanape kullanılırdı. Uzanarak yemek yemek bir statü işaretiydi. Ziyafet masanın çevresinde oturmak küçültücüydü, toplumun alt tabakalarına mahsustu. Görgü kurallarına göre ayakkabılar çıkarılmalı, terlik giyilmeliydi. Firavunun Ziyafeti minyatürü, Yaratılış Kitabı, Eski Ahit, 6. yüzyıl, Österreichisches Nationalbibliothek, Viyana, Avusturya.

Konstantinopolis sakinleri 4. yüzyıldan 7. yüzyıla kadar akşam yemeklerini bir tören havasında yemeğe düşkündüler. Küçük yarım daire bir masa (sigma) ve yine yarım daire biçiminde bir kanape kullanılırdı. Uzanarak yemek yemek bir statü işaretiydi. Ziyafet masanın çevresinde oturmak küçültücüydü, toplumun alt tabakalarına mahsustu. Görgü kurallarına göre ayakkabılar çıkarılmalı, terlik giyilmeliydi.
Firavunun Ziyafeti minyatürü, Yaratılış Kitabı, Eski Ahit, 6. yüzyıl, Österreichisches Nationalbibliothek, Viyana, Avusturya.

  • Bizans mutfağı eski Yunan ve Romalıların kültürel deneyimleri, iklim ve doğa koşulları ve Hıristiyanlık’ın kuralları ile oluşmuştu. Zaman içinde komşulardan da bazı şeyler almışlardı.
  • Bizanslılar yemeğe düşkündüler.
  • Ziyafetler elitlerin görüşme ve etkileşim yollarından biriydi. Ziyafetin verildiği mekan, sigmanın arkasından ya da tavandan sarkan kandiller ile aydınlatılırdı.
  • Ziyafette baş konuk kanapenin sağ köşesine, minderler ve örtülere yaslanarak, ev sahibi ya da ikinci önemli konuk da sol köşeye yaslanarak uzanırlardı. Sol el bir destek minderine yerleştirilir, sağ elle de ortak kaptan yemek alınırdı. Daha önce mutfakta kesilen yiyecek parmaklarla yenirdi. Ekmek, yemeği tabaktan almak için kullanılırdı.
  • Yemek elle yendiğinden, her kaptan önce ve sonra elleri yıkamak gerekiyordu. Hizmetkarlar konuklar ellerini yıkasın diye ibrik ve leğen getirir, sonra da onlara kokular ve kokulu yağlar serperlerdi.
  • Antikçağın şarabı sulandırma adeti Bizans dönemi boyunca, 12. yüzyıla kadar devam etmiştir. Şaraba katılacak ılık su hizmetkarlar tarafından amfora ya da ibrikle sofraya getirilirdi. Suyu ılık tutmak için kullanılan bir tür semaver (authepsa) Bizanslıların masasından eksik olmazdı.
Yemek masasının etrafında uzanma adeti 8. yüzyıldan sonra giderek ortadan kalktı. Ortadan yemek yeme alışkanlığı Orta Bizans Döneminde de (9.-13.yüzyıl)  sürdü. 13.-14.yüzyıllarda sofra alışkanlıklarında yenilikler ortaya çıktı. Artık yüksek, genellikle beyaz örtüler örtülmüş masaların etrafında, katlanabilen tabure ya da sıralara oturarak yemek yenmeye başlanmıştı. Masanın ortasındaki ortak kap artık yoktur, kişisel kullanım için yapılmış küçük kaplar kullanılmaktadır. Dini ikonografide ziyafet sahneleri bu yenilikleri yansıtır. Eyüp Peygamber’in en büyük oğlunun evinde şölen, Eyüp Kitabı, Eski Ahit, Manuel Tzikandiles’in yorumu. Bibliothéque nationale de France, Paris, Fransa.

Yemek masasının etrafında uzanma adeti 8. yüzyıldan sonra giderek ortadan kalktı. Ortadan yemek yeme alışkanlığı Orta Bizans Döneminde de (9.-13.yüzyıl) sürdü. 13.-14.yüzyıllarda sofra alışkanlıklarında yenilikler ortaya çıktı. Artık yüksek, genellikle beyaz örtüler örtülmüş masaların etrafında, katlanabilen tabure ya da sıralara oturarak yemek yenmeye başlanmıştı. Masanın ortasındaki ortak kap artık yoktur, kişisel kullanım için yapılmış küçük kaplar kullanılmaktadır.
Dini ikonografide ziyafet sahneleri bu yenilikleri yansıtır.
Eyüp Peygamber’in en büyük oğlunun evinde şölen, Eyüp Kitabı, Eski Ahit, Manuel Tzikandiles’in yorumu.
Bibliothéque nationale de France, Paris, Fransa.

  • Bizanslılar günü üç öğüne bölmüşlerdi. Asil sofralarında öğle ve akşam yemeklerinin başlangıcında meze türü yemekler sunulduğu biliniyor. Bu öğünlerde üç çeşit yemek hazırlanmakta, mezelerden sonra genellikle bir balık yemeği sunulmakta, yemek bir tatlı ile bitmekteydi.
  • Bizans yemek düzeni, Ortaçağ Avrupa mutfağındaki menü zenginliğine göre daha sade idi.
  • Bizans’ta çok sayıda gurme olduğu düşünülüyor.
  • Doğu Roma sofrasında peynirin özel bir konumu vardı. Peyniri incir yaprağı ile sararlarmış.
  • Temel yağ zeytinyağı idi. Trilye’nin zeytinyağı meşhurdu.

Bir Bina İçin İlginç Fikirler | Hundertwasser

  • İnsan tabiatla iletişim içinde olmalıdır.
  • İnsan ve doğa eşit haklara sahip ortaklardır. Biri diğerine hükmetmemelidir.
  • Kişi, penceresinden dışarı uzanıp, duvarını istediği renge boyayabilmelidir.
  • İnsanın üç kabuğu vardır: Derisi, giysisi ve evi. Bunlar sürekli değişir, yenilenir, yoksa organizma ölür.
  • Yürürlükteki tüm düzenleme, kanun ve yönetmelikler başka zamanlarda ve şartlarda yapılmıştır. Bugünün gereklilik ve kısıtlarına uymaz, çevreye ve insana karşıdır.
  • Otoritelerden tadilat projesi izni almadan evin içini değiştirmenin mümkün olmaması içinde yaşayanı köle durumuna düşürmektedir.
  • Kişinin oturacağı yer, o taşınmadan bitirilmemelidir ki, kendisi istediği gibi yapabilsin.
  • Kişinin özgürlüğünü elinden almak depresyon, hastalık, mutsuzluk, boşanma, intihar, terör, vandalizm, delilik getirir.
  • Günlük yaşam ağaç, toprak, çiçeklerle temas içinde olmalıdır. Bunları yapabilmek için tatili beklemek, parka gitmek hapishanede havalandırmaya çıkmak gibi olur.
  • Standart malzeme ile ev yapmak hızlı ve ucuz ama yaratıcı değil.
  • İnsana yaraşır ev, eski çiftlik evleri gibi olmalı: Pencereleri farklı büyüklükte, farklı kotlarda, gerekli yerlerde, ihtiyaca göre konumlandırılmış olmalı. Katlar da farklı yüksekliklerde olmalı: Alt katlar yüksek, üst katlar daha alçak tavanlı olmalı. Balkonlar da değişik biçim ve büyüklüklerde ihtiyaca göre yapılmalı; dış cephe dümdüz değil, el yapımı hatalarını taşıyan, daha insani yapıda olmalı. Basamaklar da farklı malzemelerle kaplanabilmeli, farklı derinlik ve rıht yüksekliğinde yapılabilmelidir.
  • Yaşam alanlarımızdaki engebeli zeminler ayaklar için melodidir.
  • Sarmaşık ve ağaçlar mutlaka projede yer almalı, ağaçlar temel atılmadan dikilmelidir.
  • Çocuklar duvarları kazıma, çizme, boyama hakkına sahip olmalıdır. Bu soğuk, anonim görünüşü ortadan kaldırır.
  • Dikey hatlar tabiata, yatay hatlar insana ait olmalıdır.
  • Çevre, barış ve ekoloji ile uyumlu mimari ancak bu şekilde olabilir.

                                                                           ”

 

Bu fikirlerin sahibi  Avusturyalı ressam ve mimar Friedensreich Hundertwasser’in (1928-2000) Viyana’nın biraz dışındaki Hundertwasserhaus ve KunstHaus adlı projesini gezdiğimde içeride Miro’nun sergisi vardı ve binaya çok uyan, adeta orada sergilenmek için özel hazırlanmış bir sergi gibiydi. Sergide fotoğraf çekimine izin verilmeyen binanın dış görünüşü ile girişin dalgalı zeminini ve  yukarda paylaşılan fikirlerin bazılarının uygulamasını görselleştirmek için fotoğraflarımı paylaşıyorum.

Çağdaş Sanata Varış 9 | Romantizm 6

19. Yüzyıl Mimarisi 2

  • Geçmiş havası yaratmayı amaçlayan bir mimarlık anlayışı söz konusu oldu. 18.yüzyılın ortası ile 19.yüzyılın üçte ikisi arasında klasik ya da romantik üslupların değişik anlayışlarına göre hem eski soylu sınıf, hem de yeni zenginler sınıfı için sıfırdan inşa edilmiş yüzlerce şato vardır. Ayrıca Avrupa’nın dört bir yanındaki tarihsel şatolar da restore edilmiştir.
1856 yılında yapımı başlatılan Trieste’deki Miramare deniz köşkü, 1860 yılında tamamlandı. Avusturya Arşidükü Ferdinand ( daha sonra İmparator I. Maximilian)ve karısı Charlotte için Carl Junker tarafından tasarlanmıştı. Köşkün 22 hektarlık bahçesi ise Tropik ağaç ve bitkiler kullanılarak Arşidük tarafından tasarlanmıştı.

1856 yılında yapımı başlatılan Trieste’deki Miramare deniz köşkü, 1860 yılında tamamlandı. Avusturya Arşidükü Ferdinand ( daha sonra İmparator I. Maximilian)ve karısı Charlotte için Carl Junker tarafından tasarlanmıştı. Köşkün 22 hektarlık bahçesi ise Tropik ağaç ve bitkiler kullanılarak Arşidük tarafından tasarlanmıştı.

Anif Şatosu, Avusturta’nın Salzburg kentinin dışında, suni bir göl kıyısında yer alıyor. Neşeli Günler ve Odesa Dosyası adlı filmelerin seti olmuş şato, 1838-1848 yılları arasında Gotik Yeniden Canlandırma üslubunda restore edilmişti.

Anif Şatosu, Avusturya’nın Salzburg kentinin dışında, suni bir göl kıyısında yer alıyor. Neşeli Günler ve Odesa Dosyası adlı filmelerin seti olmuş şato, 1838-1848 yılları arasında Gotik Yeniden Canlandırma üslubunda restore edilmişti.

  • 19.yüzyılın varsıl ticaret ve endüstri patronları kendilerine saraydan farkı olmayan malikaneler yaptırdılar.
  • Şehirlerin büyümesi sıraevlerin gelişmesine neden oldu. 1812-22’de Londra’da, Park Crescent’ta yapılan John Nash tasarımı sıraevlerin devasa bir sütunlu portiği vardır.
  • Yeni üretim tekniklerinin, metal ve cam gibi malzemelerin 18. ve erken 19.yüzyıllardaki gelişimi belirleyici oldu. Cam pencereler Roma döneminde kullanılmış, ama sonra Ortaçağ’a dek büyük ölçüde ortadan kalkmıştı.  Geç 18. ve erken 19.yüzyılda cam yapım tekniklerinin gelişmesi ve pencere camlarına uygulanan vergilerin kalkması, 19.yüzyılın ortalarında büyük boyutta cam kullanımını teşvik etti. Geleneksel ahşap iskelet, zıvana-delik geçme ve kavilyalarla bir araya getirilir. Çivi kullanımı erken 19.yüzyıldan itibaren yaygınlaşmıştır. Binalarda metalin büyük ölçekli kullanımı dökme demirin 18.yüzyılda gelişmesiyle başlamıştır. Beton, Romalıların kubbe ve çokkatlı binalar yapmasına olanak vermişti. Demir ya da çelik profillerle desteklenen betonarme 19.yüzyılın ortasında geliştirilmişti. Dökülebilme özelliğinden dolayı beton, 19.yüzyılın ortasından itibaren alınlık, parapet ve korkuluk gibi mimari detayların yapımında kullanılmakta, üzeri boyanmaktaydı. Sıhhi tesisatın ve banyo işlevinin evin içine taşınması ancak 19.yüzyılda yaygın hale gelebilmişti. Aynı dönemde bakterinin keşfedilmesi döşeme ve duvarlarda kolay temizlenebilir mozaik karolar kullanımını getirdi.
  • Binaya karakterini veren unsurlardan biri olan pencereye gelince, dikey sürme pencere, 18. Ve 19.yüzyıllarda İngiliz ve Amerikan mimarlığının karakteristik bir ögesiydi ve büyük olasılıkla İngiliz bilim adamı Robert Hooke (1635-1703) tarafından icat edilmişti. 19.yüzyıl ortalarından itibaren, cam yapım teknolojisindeki gelişmeler sonucu daha büyük cam panellerin üretiminin mümkün olmasıyla, sürme pencere kanadının içinde, kayıtlarla bölünmemiş tek bir cam levha kullanılmaya başlandı.

(Pencere için İngilizcede kullanılan window terimi, Eski Nors dilindeki wind eye yani rüzgar gözü ifadesinden gelmektedir.)

  • 19.yüzyılın ana yakıt türü olan kömürden daha etkin yararlanmak için şömine aksamı geliştirilmiş, dökme demir gömme çözümler, kömür yakmak için ızgaralar üretilmiştir.
  • Daha önceleri ayrı dükkanlarda satılan çok çeşitli mallar artık büyük mağazalarda bir araya getiriliyordu. Mağazaların cam panelli vitrin pencereleri sergilenen malları göstermeye yarıyordu. Ortaçağ’daki penceresiz dükkanlardan, vitrinlere gelinmişti.
  • Bu yüzyılda tren ve buharlı gemilerin gelişmesi ve kitle turizmini desteklemesiyle otel önem kazanan bir bina türü haline geldi.
  • Müze, 18.yüzyılda yeni bir bina türü olarak ortaya çıkmıştı. İlk örneklerden biri Münih’teki Alte Pinakothek’tir. 19.yüzyılda müze binaları artmaya devam etti.
  • Geç 19.yüzyılda İngiltere’de mimarlığa da Kraliçe Victoria dönemi (1837-1901)adını verdi. Bu dönem, Klasik, Romanesk, Gotik ve Rönesans motiflerini kullanan yeniden canlandırmacı üslupların çeşitliliği ile karakterize olmuştur. Bu eklektik (seçmeci)tarzlardan biri olan Beaux-Arts, Yunan, Roma, Rönesans ve Barok dönemlerine özgü ögeleri birleştirmiştir. Konut gibi daha küçük ölçekli bina tipleri arasında revaçta olan Kraliçe Anne tarzı asimetri, küçük camlı pencereler, dekoratif kalkan duvarları, süslü tuğla ve kiremit işçiliğiyle belirgindir. Bu üslubun Amerikan yorumları da olmuştur. Geç 19.yüzyılda Mağrip tarzı denen  üslup rüstik tuğla duvar işçiliği, soğan kubbeli kuleler, kafesli pencereleri ile Avrupa’da uygulanmıştır. Bir başka eklektik deneme beşikkemerli üslup ise Erken Hıristiyan, Romanesk ve Rönesans  gibi beşikkemerli üsluplara ait ögeleri bir araya getirmekteydi. Yüzyılın sonuna doğru Art Nouveau gibi tamamen yeni üsluplar da ortaya çıkmıştır.
1875 yılında açılan Paris Opera binası alınlık, sütun, kubbe heykelleri ile Beaux-Arts  üslubunun tipik bir örneğidir.

1875 yılında açılan Paris Opera binası alınlık, sütun, kubbe heykelleri ile Beaux-Arts üslubunun tipik bir örneğidir.

 

Kamu binalarının büyük açıklıklı çatı ve döşemelerinde hem dökme hem de dövme demir kullanıldı. Geç 19.yüzyılda yapısal çelik geliştirildi. Ahşabın aksine demir bel vermeyecek kadar güçlüydü. 1851-2’de açılan Londra’daki King’s Cross Tren Garı içeride hiç kolon olmaması çok önemsenmişti. Ayrıca, tren raydan çıkarsa kolonlara çarparak çatıyı çökertemeyecekti. 1877’de Milano’da açılan II. Vittorio Emanuel Pasajı da taş, cam ve demirin hem yapısal hem de dekoratif olanaklarından yararlanarak yapılmıştı. 1936 yılında yanan, 1851’de inşa edilen Londra’daki Crystal Palace dökme demir iskelet içine camlı tonoz yerleştirilerek yapılmış, daha sonra konutlarda limonluk yapımı yaygınlaşmıştır.

Kamu binalarının büyük açıklıklı çatı ve döşemelerinde hem dökme hem de dövme demir kullanıldı. Geç 19.yüzyılda yapısal çelik geliştirildi.
Ahşabın aksine demir bel vermeyecek kadar güçlüydü. 1851-2’de açılan Londra’daki King’s Cross Tren Garı içeride hiç kolon olmaması çok önemsenmişti. Ayrıca, tren raydan çıkarsa kolonlara çarparak çatıyı çökertemeyecekti. 1877’de Milano’da açılan II. Vittorio Emanuel Pasajı da taş, cam ve demirin hem yapısal hem de dekoratif olanaklarından yararlanarak yapılmıştı. 1936 yılında yanan, 1851’de inşa edilen Londra’daki Crystal Palace dökme demir iskelet içine camlı tonoz yerleştirilerek yapılmış, daha sonra konutlarda limonluk yapımı yaygınlaşmıştır.