Etiket arşivi: ArtInternational

Şiddet 24 | Kadına Yönelik Şiddet Mizojini 1

En el Filo, Javier Pérez, 2012. ArtInternational İstanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

En el Filo, Javier Pérez, 2012.
ArtInternational İstanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Erkeğin kadına üstünlüğünü açıklayan düşünce ve inanç sisteminin adı mizojini’dir. Kadından nefret ya da kadını aşağılama olarak tanımlanır. Mizojinide erkekte cinsel arzu uyandıran kadın suçludur.
  • Psikoloji, mizojininin kökenlerini ana-oğul ilişkisinde arar. Korku da bir başka etkendir.
  • Çok eski dönemlerden beri, pek çok kültürde, adet görme tabulaştırılmıştır. Bu dönemde kadınların her şeyi yok edebilecek büyük bir güçle yüklü olduğu varsayılmıştır. Bu gücü, herkesin güvenliği için, sınırlamak tabunun amacıdır.
  • Adetten gelebilecek tehlikelerden bazıları şunlardı: birayı, şarabı, sirkeyi, sütü bozardı; ürünleri yakardı; fideleri öldürürdü; bahçeleri kuruturdu; yemişleri dökerdi; aynaların ışığını soldururdu; usturaları köreltirdi; demiri ve pirinci paslandırırdı; arıları öldürürdü; kısraklara yavrusunu düşürtürdü; ağaca çıksa ağacı kuruturdu vb. Bu yüzden adet görmekte olan kadının, toprağa basmaması, güneşi görmemesi lazımdı.
  • Adet döneminde Avustralyalı kadınların erkeklerin kullandığı şeyleri kullanması yasaktı; bunu yaparlarsa cezaları ölümdü. Çocuk doğurduklarında diğer insanlardan ayrılır, bu dönemde kullandıkları kaplar yakılırdı.
  • Bazı Kuzey Amerika Kızılderilileri arasında kadınların aybaşı dönemlerinde erkeklerin kap kacağına dokunmaları yasaktı. Bu dönemdeki kadınlar kirli kabul edildikleri için, daha sonra kullananlara bir zarar verebilir veya şanssızlık getirebilirlerdi.
  • Güney Amerika Kızılderilileri, ilk kez adet gören genç kızları hamakta kırbaç ile döverlerdi. Çünkü tehlike ilk adette özellikle büyüktü.
  • Alaska Eskimoları arasında hiç kimse, lohusalık döneminde bir kadının kullandığı eşyayı arınıncaya kadar isteyerek kullanmazdı.
  • Hindu Brahmanlar, adet gören bir genç kızla karşılaşmanın uzun ve mutlu yaşamı engelleyecek yedi günahtan biri sayarlar. Bu duruma düşmüş olan Brahmana bir şey yemek yasaktır.
  • Hindu dini, adet gören kadına karşı çok katıdır; bu kadınlarla ilişkiyi kesinlikle yasaklar. Adet günlerinde bir erkeğin eline değmiş olan kadınların kırbaçla dövüldükleri olur-du.
  • Kadınların gerek adet dönemi gerekse lohusalık kanamalarından duyulan derinlere kök salmış korku, eski dönemlerde onların bu dönemde tecridini getirdiği gibi, günümüzde de tapınaklara alınmamaları ile sürmektedir.
En Puntas, Javier Pérez, 2012. ArtInternational İstanbul 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

En Puntas, Javier Pérez, 2012.
ArtInternational İstanbul 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Güzel kız çocuk tehlikelidir. Ergenliğe adım atma yaşında daha da tehlikeli olur. Ergenliğe erişen kıza tokat atmak, kadın olmasının tehlikesini atlatmak gayesini taşır.

 

 

Şiddet 17 | Cinsel Şiddet 2

  • Aziz Augustinus (354-430) ilk günah mitini geliştirmişti. Suç, hazzı Tanrı’da değil, yaratıklarda arayan akıldışı arzu demek olan, şehvet ile kirlenmiş cinsel eylemdi.
  • Bastırılan cinsellik, giderek şiddete dönüşüyor. Şiddet ve arzu, cezalandırma ve tatmin isteği iç içe geçerek vahşi bir karanlık oluşturuyor.
  • Sigmund Freud’un bilinçaltı üzerine temellenen Psikanalitik anlayışında esas olan çocukluk süreci, cinsellik ve saldırganlık dürtüleridir. Bilinçdışı alan olan id; cinsel ve saldırgan dürtülerin, arzuların ve hazların kaynağı olarak kişinin karakter oluşumunda en önemli unsur olarak kabul edilir.
  • Cinsel duyguları bastırma, cinsel saplantının bir başka formudur.
  • Bedensel arzularını tatmin edemeyen ve kendi bedenine yabancılaşan insanın şiddete yöneldiği biliniyor. Tatminsizliğin yarattığı zihinsel gerilim, şiddet olarak dışa yansıyor.
  • Diğer güdüler gibi cinsel güdü de kontrol altına alınabilir. Aileden topluma kadar uzanan çevrenin eğitici, yönlendirici, ya da tersine, kışkırtıcı etkisi önemli rol oynar.
  • Kontrol altına alınamayan cinsellik ve saldırganlık güdüsü birbirini tetikler.
  • Kadın bedeni, işlenip karın doyuran toprakla özdeş tutulmuş, işlenip soyu devam ettiren bir tarla gibi algılanmıştır.
  • Jacques Lacan’a (1901-1981) göre, cinselliğin çeşitli tarzlarının cinsel gereksinimin hazzından öte, bir kendine saygı sağlama aracı olarak kullanılması olgusuyla karşılaşılır.
  • 16. yüzyılın sonlarına kadar Kilise, Aristo’nun kuramını benimsemiş, erkek ceninin döllenmeden 40 gün, dişi ceninin 60 gün sonra bir ruh kazandığına inanmıştı. Bu süreler içinde kürtaj yapılabilirdi.  1588 yılında Papa’nın çocuk aldırmanın ceninin gelişmesinin her döneminde cinayet olacağı yönündeki açıklaması ile durum değişmişti.

(Bloğumuzda 25 Aralık 2015 tarihinde yayımlanan Katolikler ve Kürtaj adlı yazıya da bakabilirsiniz.)

  • 1960’lı yıllarda piyasaya çıkan doğum kontrol hapı günümüzde de Papaların hışmına uğruyor.
  • Bugün bütün uygar toplumlar, cinsel ilişkiye zorlamanın suç olduğunda birleşiyor. Bunu yapan erkek tecavüz suçlusudur ve bu suçun cezası vardır. Katolik Kilisesi’nin anlayışına göre ise, hamile kalmada kadının onayı önemli değildir.
  • Köktenci Protestan kuruluşların baskısı ile 1980’li yıllarda Başkan Ronald Reagan kürtaj yapan ya da bu konuda kadınları bilgilendiren sosyal hizmet kuruluşlarına bütün maddi destekleri kesmişti. En önemli destekçileri köktendinci çevrelerden olan George W. Bush da kürtaja karşı savaş açtı; tüm aile planlaması ve sağlık örgütlerine yapılan yardımları tamamen kesti; yoksul ülkeleri de ya kürtaj yardımlarını tamamen durdurma ya da ABD yardımlarından vazgeçmeye zorladı.
  • Katolik Kilisesi ile Protestan köktendinciler kürtaj konusunda ittifak içinde.
  • Eşcinseller, transseksüeller şiddetin konusu olmaktadır. 1960-1970’lerden başlayarak kadın ve erkek kategorilerinin baskıcı olduğuna; biyolojik ve toplumsal cinsiyet arasındaki ayrıma dikkat çekilmeye başlanmıştır. Biyolojik cinsiyet, kadınlar ve erkekler arasındaki biyolojik ayrımlara, toplumsal cinsiyet ise onları ayıran kültürel farklılıklara işaret eder. Toplumsal cinsiyet (gender) cinsel kimliğin kültürel tanımıdır; toplumsal temelli değer, rol ve beklentilerin tümüyle ilişkilendirilir.

2015 yılında ArtInternational İstanbul’da sergilenen Alexandre ve John Gaillard’ın eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2015 yılında ArtInternational İstanbul’da sergilenen Alexandre ve John Gaillard’ın eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Evlilik de ataerkilliğin ve baskının dayanaklarından biri olarak görülmeye başlanmış; devletin, cinsel davranışların düzenlenmesine ve bireyler arasındaki ilişkinin nitelenmesine el koyuşu olduğu yönünde yorumlar gelişmiştir.
  •  1960’lı yıllardan bu yana pek çok feminist sanatçı medya aracılığıyla inşa edilen cinsel rollere ve tarihsel erkek egemen sanata odaklanmıştır. Bu konuları canlandırmak için popüler kültürde sık sık yer alan kadının bir cinsel obje ve/veya “evinin tanrıçası” imajlarını kullanmışlardır. Bunu bazen sosyal beklentilere paralel giyinip makyaj yaparak bir Performans’ta sergilemişlerdir. Bazı sanatçılar kozmetik kullanımının şahsiyeti nasıl ortadan kaldırdığını vurgulayan işler yaparken, bir kısmı da kalıplaşmış cinsel rolleri makyaj ile vurgulamayı seçmiştir.
Fotoğraf sanatçısı Zanele Muholi (1972-) ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki siyah lezbiyenler ile cinsiyet değiştirmiş olanların karşılaştıkları nefret ve dışlanma ile gördükleri şiddeti görselleştirmeyi amaçlar. Kendisi de eşcinsel olan sanatçı, onlar adına konuşan ve görseller yayımlayanlara, kendilerinin de bunu yapabilecek yetenekte olduğunu göstermek ve suskun kalmamak adına bu işe soyunduğunu söylüyor. Bordeaux, Zanele Muholi, 2013. Fotoğraf: Media Diversified

Fotoğraf sanatçısı Zanele Muholi (1972-) ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki siyah lezbiyenler ile cinsiyet değiştirmiş olanların karşılaştıkları nefret ve dışlanma ile gördükleri şiddeti görselleştirmeyi amaçlar. Kendisi de eşcinsel olan sanatçı, onlar adına konuşan ve görseller yayımlayanlara, kendilerinin de bunu yapabilecek yetenekte olduğunu göstermek ve suskun kalmamak adına bu işe soyunduğunu söylüyor.
Bordeaux, Zanele Muholi, 2013.
Fotoğraf: Media Diversified

 

 

Çağdaş Sanata Varış 279|Çağdaş Kavramsal Sanat 10

GABRIEL OROZCO, TRACEY EMIN

  • Meksika’nın yaşayan en ünlü sanatçısı Gabriel Orozco (1962-), New York’a gittiğinde malzeme bile alacak parası yoktu. Sokaklarda yaptığı sanatı, radikal bir Arte Povera idi. Eline geçen her şeyi kullandı: bisiklet, macun, yoğurt kabı, oyun hamuru, nefesinin piyano kapağındaki buğusunu bile (1993). Orozco, Kavramsal Sanat için gelişmiş bir dil oluşturan öncülerden biri olarak kabul edilir.
  • İçinden ve dışından siyah-beyaz geometrik desende boyanmış bir insan kafatası olan Siyah Uçurtmalar adlı eseri, Damien Hirst’ün For the Love of God adlı eserine ilham kaynağı olmuş ve Hirst, kendisinden aldığı ilham için Orozco’ya teşekkür mektubu yazmış, denir.
  • Orozco’nun deyişiyle, her tür sanat, Modern veya Postmodern, Kavramsal gerçekliğe bir köprü kurma çabasındadır.
Pinpon Masası, Gabriel Orozco, 1998. Dört tarafı yarım pinpon masası ile çevrili bir havuz. Fotoğraf:5centsapound.tumblr.com

Pinpon Masası, Gabriel Orozco, 1998.
Dört tarafı yarım pinpon masası ile çevrili bir havuz.
Fotoğraf:5centsapound.tumblr.com

  • Orozco, oyun hamurundan yapılmış bir topun şehrin sokaklarında yuvarlanması sonucu bir nevi kentin parmak izi haline gelmesi, 1992; Orozco’nun pendulum fonksiyonlu bilardo masası, 1996; çift klavyeli piyanosu, 1998; tavan pervanesi üzerinde dönen tuvalet kağıtları, 1997-2001; yerinden çıkartılıp bir odanın ortasına konmuş asansör kabini, 1994; taşları tuhaf hareket eden satranç tahtası, 1995; bir köpeğin kuyruğunun kumda bıraktığı iz, 1995; gruplar halinde düzenlenmiş motosiklet, 1995; konserve kedi mamalarını şapka gibi giymiş karpuzlar, 1992; çalının üzerine yerleştirilmiş bir dondurma külahı,1995; ve pek çok fotoğraf, video, enstalasyon ve çizim yapmıştır.
  • Üretimi daima deneyseldir; işleri zeka açısından kıvrak ve nüktelidir, sürprizlerle doludur: Bir ressamın işinden çok bir şairin işine yakın bulunur. Örtülü anlamları bulur, hayalleri gerçekle karıştırır, gerçeği daha gerçek kılar, sanatın özünü ortaya çıkarır, denir.
Uzunlamasına üç parçaya ayrılmış Citroën marka bir otomobilin orta parçası atıldıktan sonra monte edilmiş hali, 1993. Fotoğraf:www.telegraph.co.uk

Uzunlamasına üç parçaya ayrılmış Citroën marka bir otomobilin orta parçası atıldıktan sonra monte edilmiş hali, 1993.
Fotoğraf:www.telegraph.co.uk

The Beetle Sphere, Ichwan Noor, 2013. Alüminyum ve WV’nin hakiki parçaları ile yapılmış eser, 2015 yılında İstanbul’da Artınternational’da sergilendi. Kavramsal Sanat için otomobili kullanmış iki sanatçının eserini arka arkaya vermek istedik. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

The Beetle Sphere, Ichwan Noor, 2013.
Alüminyum ve WV’nin hakiki parçaları ile yapılmış eser, 2015 yılında İstanbul’da Artınternational’da sergilendi. Kavramsal Sanat için otomobili kullanmış iki sanatçının eserini arka arkaya vermek istedik.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

1963-1995 Yılları Arasında Yattığım Herkes, Tracey Emin, 1995. 1995’te, Emin henüz şöhret olmadan önce üretilen bu çalışma, üzerinde Emin’in yatak paylaştığı sevgililerden, arkadaşlara, aile bireylerine herkesin isminin yazıldığı bir çadırdan ibaret. Bu eser sayesinde bir anda şöhrete ulaşan Emin, ünlü koleksiyoncu Charles Saatchi’nin de ilgisini çekiyor. Saatchi, bu çalışmayı satın alıp Londra’nın doğusunda bir depoda sahip olduğu diğer yüzlerce eserin yanına koyuyor. Fakat 2004’te çıkan ve söndürülemeyen yangın, Emin’in çadırının da sonu oluyor. Fotoğraf: www.hurriyet.com.tr

1963-1995 Yılları Arasında Yattığım Herkes, Tracey Emin, 1995.
1995’te, Emin henüz şöhret olmadan önce üretilen bu çalışma, üzerinde Emin’in yatak paylaştığı sevgililerden, arkadaşlara, aile bireylerine herkesin isminin yazıldığı bir çadırdan ibaret. Bu eser sayesinde bir anda şöhrete ulaşan Emin, ünlü koleksiyoncu Charles Saatchi’nin de ilgisini çekiyor. Saatchi, bu çalışmayı satın alıp Londra’nın doğusunda bir depoda sahip olduğu diğer yüzlerce eserin yanına koyuyor. Fakat 2004’te çıkan ve söndürülemeyen yangın, Emin’in çadırının da sonu oluyor.
Fotoğraf: www.hurriyet.com.tr

  • Britanyalı sanatçı Michael Landy (1963-), 2001 yılında, aralarında sanat yapıtlarının da bulunduğu tüm malvarlığını parçalayarak Çöküş adını verdiği Enstalasyon ve performansla tüketim kültürünün dinamiklerini gözler önüne sermiş, varlık/yokluk olgularının günümüzde yalnızca maddiyatla ölçülmesinin anlamını sorgulamıştır.

 

 

Şiddet 6 | Şiddetin Çeşitleri 3

İstanbul’da 2015 yılında ArtInternational’da sergilenen Fabrizio Corneli’nin eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul’da 2015 yılında ArtInternational’da sergilenen Fabrizio Corneli’nin eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Din, emirleri, yasakları ve ritüelleriyle sınırları net çizilmiş işaretler ve mekanlar yaratır; bir olumsuzluk sistemidir. Özgürleşme, regülasyonlardan kurtuluş, sınırları aşma ve ritüellerden arınma, olumsuzluğu aşındırmıştır. Olumsuzluğun aşındırılması aşırı bir olumluluk, aşırı hareketlilik, aşırı görünürlük, aşırı üretim ve tüketim, aşırı iletişim ve haber yaratır. Belli bir noktadan sonra haber artık bilgilendirmez, iletişim artık iletişim sağlamaz.
  • Kutsala, Erişilemez olanın olumsuzluğu hükmeder. Kutsal mekanlar, dışarıya kapanabilen, sınır koyan özel mekanlardır. Günümüz toplumsal söylemine egemen olan şeffaflık, bir paradigma değişimi yaratmıştır. Şeffaf toplum ise her eşiği aşındırır, her şeyi aynılıkta düzleştirir. Şeffaflık zorunluluğu insanı, sistemin işlevsel bir unsuru olmaya zorluyor. Bu, şeffaflığın şiddetidir. Oysa kişinin bütünlüğüne belli bir erişilmezlik de dahildir ve gereklidir. Kişinin baştan aşağı didiklenmesi şiddettir. “Ben, ötekilerin benim hakkında bilmediklerinden beslenerek yaşıyorum,” der Avusturyalı romancı ve oyun yazarı Peter Handke (1942-).
  • Genel şeffaflık politikası, Ötekiliği, farklılığı ortadan kaldırmaya, bir aynılık diktatörlüğü kurmaya yöneliktir.
  • Polonyalı sosyolog ve filozof Zygmunt Bauman’a (1925-2017) göre cemaat, şiddetli yağmurda altına sığındığımız bir saçağa, dondurucu soğukta içinden çıkmak istemediğimiz şömineli bir odaya benzer. Dışarıda olduğumuzda hemen ona sığınmak ister, sığınınca tüm sorunlarımızın çözüleceğini düşünürüz. Ama sığındıktan sonra, bu sığınmanın bir bedeli olduğunu görürüz. Özgürlüğümüzü yitirir, içeridekilerle aynılaşır, dışarıdakilerle kavgaya tutuşuruz.
Picasso Portresi, Salvador Dali, 1947. Fotoğraf: MNG Turizm Blog

Picasso Portresi, Salvador Dali, 1947.
Fotoğraf: MNG Turizm Blog

  • İftira atmak, itibarsızlaştırmak, aşağılamak, incitmek, şeyleştirmek üzerine kurulu dilsel şiddet, bir olumsuzluk şiddetidir.
  • İstilacı açısından, fethedilen halkın dilini öğrenmek bir becerikliliktir; yenilmiş olan için ise fatihin dilini öğrenmek bir uzlaşma, hatta ihanettir.
  • 17. yüzyılda Almanca tüm Latince kelimelerden arındırılmıştır.
  • “Aşırı abartılı bir dil, aşırı riyakar bir toplumun yansımasıdır, dildeki şiddet sosyal zulmün öncüsüdür”, diye yazar Mo Yan, Yaşam ve Ölüm Yorgunu adlı eserinde.
  • Yahudi felsefesi, Varoluşçuluk, etik ve ontoloji ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Litvanya kökenli Fransız filozof Emmanuel Levinas’a (1906-1995) göre, “Benim konuşmam bile şiddettir”. Ben lafı aldığımda, başkalarından lafı almış, onları susturmuş olurum. Buna göre Ben başlı başına şiddettir. Levinas’ın etiği bir şiddet etiğidir.
  • Önemli ödüller kazanan Güney Koreli yazar Han Kang da Levinas’ı hatırlatan “İnsanın yaşıyorum demesi aslında, yaşayan bir şeylere zarar veriyorum anlamına gelir, diyor.
  • Aydınlatmayan, keşfetmeyen iletişim, özel bir şiddet, olumluluk şiddeti yaymaktadır. İletisiz iletişim yığını, dikkati dağıtmakta, algıyı sakatlamaktadır.

 

Çağdaş Sanata Varış 224| Çağdaş Dönem 1

Ülkemizde Çağdaş Sanat’a büyük bir ilgi olduğunu düşünüyorum. Bu işte de başı İstanbul çekiyor. Bu düşüncem biraz da rakamlardan kaynaklanıyor. Şöyle ki:

  • 5 Eylül – 1 Kasım 2015 tarihleri arasında düzenlenen 14. İstanbul Bienali 545 bin izleyiciye ulaştı.
  • Aralık 2015’te ABD’nin önemli sanat platformlarından New York merkezli, sanat, teori, eleştiri ve haber sitesi Artsy’de yayımlanan “15 Sanat Şehri” listesinde İstanbul, güncel sanat alanında dünyanın en etkin ve ilham verici 15 kenti arasında 12. sırada yerini aldı.
  • Yine Artsy, 2016 yılı başında Avrupa’nın en etkili 20 genç küratörünü belirledi. İlgili listede Türkiye’den Övül Durmuşoğlu, Fatoş Üstek ve Defne Ayas yer aldı.
  • 36 mekana yayılan 14. İstanbul Bienali’nin İstanbul Modern’de yer alan Kanal başlıklı sergisi, ABD menşeli Blouin Artinfo dergisi tarafından 2015’in en iyi müze sergileri arasında gösterildi.
  • 12-15 Kasım 2015’de gerçekleştirilen, 10. yılını kutlayan Contemporary Istanbul fuarını 84 bin kişi ziyaret etti. Eserlerin %64’ü satıldı.
  • Çağdaş Sanat Piyasası 2014-2015 Raporu’na göre, çağdaş sanat müzayedelerinin cirosu 1.76 milyar dolar oldu. Türkiye, Çağdaş Sanat müzayedelerinde en fazla gelirin elde edildiği 15 ülke arasında. İlk üçte ABD (650 milyon dolar), Çin (542,8 milyon dolar) ve İngiltere (410 milyon dolar) var. Türkiye 6,5 milyon dolarla kişi başı milli geliri çok daha yüksek ülkelerin önünde yer alıyor.
  • Yine aynı raporda eserleri en pahalı 500 sanatçı listesinde Türkiye’den üç sanatçının adı geçiyor: Kemal Önsoy, Selma Gürbüz ve Cana Tolon.
  • 4-6 Eylül 2015 tarihlerinde üçüncüsü düzenlenenuluslararası Çağdaş Sanat fuarı ArtInternational’ı üç günde 2000′i koleksiyoner olmak üzere 32 bin 383 kişi gezdi. 27 ülkeden 87 galeri ve 400′den fazla sanatçıyı İstanbul’da buluşturan fuarın bu yılki toplam satış rakamı ise 30.2 milyon dolar olarak açıklandı.
Minik Kuşlar ve Bir İblis, Grace Schwindt, 2015. 14. İstanbul Bienali’nde İstanbul Modern’de yer alan Alman sanatçının enstalasyonunda iri taneli deniz tuzu, antik ahşap masa ve sandalyeler, bakır kazan ve kaseler, gümüş kaşıklar, hoparlörler kullanılmış. Malların tüm dünyada dolaşımının kapitalist özgürlük, bir tıklama ile erişim kolaylığı yanında, işçinin kırılganlığı, düzensizlik, tahrip edici ekonomik ve toplumsal etkiler sorgulanıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Minik Kuşlar ve Bir İblis, Grace Schwindt, 2015.
14. İstanbul Bienali’nde İstanbul Modern’de yer alan Alman sanatçının enstalasyonunda iri taneli deniz tuzu, antik ahşap masa ve sandalyeler, bakır kazan ve kaseler, gümüş kaşıklar, hoparlörler kullanılmış.
Malların tüm dünyada dolaşımının kapitalist özgürlük, bir tıklama ile erişim kolaylığı yanında, işçinin kırılganlığı, düzensizlik, tahrip edici ekonomik ve toplumsal etkiler sorgulanıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çağdaş Sanat eserlerinin hangi yollardan geçerek oluştuğunu; eserlerin arkasındaki felsefenin ne olduğunu; günümüz sanatçılarının nelerden etkilendiğini, bunların hangi aşamalardan geçtiğini ve nelerden etkilendiğini anlayabilmek için sadece günümüze değil, 1800’lü yıllara gitmek gerekiyor.

Zamanın ruhu, sözcüklerin de ruhuna yansır. Freud’un “die Besetzung” terimi, İngilizce psikanaliz literatüründe ve daha sonra Anglosakson düşünce dünyasında “cathexis” terimine dönüşmüştür. Cathexis, psikanalizde, bir etkinliğe, nesneye veya görüşe bağlanan duygusal önem, ya da ruhsal enerji yüküdür. Elektrik enerjisine benzer bir şekilde ve bağlı olduğu durumların dışında, bir nesneden diğerine, bir bölgeden bir başkasına akabilir, yer değiştirebilir. Zaman içinde cathexis de yerini “investment”a bırakmıştır. Investment, bir yatırım eylemini ifade eder. Freud’un kavramının eylem hali olan bezetsen, to occupy’a (işgal etmek) dönüşmüştür. Psikiyatr Dr. Cemal Dindar, zamanın ruhunun, küresel ölçekte bir kurama nasıl sızdığını bu örnekle anlatmış. Neoliberal ideolojinin paranın diline tahvil ettiği besetzen, to occupy, ideolojik olana karşı küresel bir direnç geliştirdiğinde yeni bir siyasal söylemin ortaya çıktığını belirtmiş: “Occupy Wall Street.” Sigmund Freud (1856-1939) ile başlayan terimin 2011 yılında bizi siyasi bir söyleme taşıması zamanın ruhu ile oldu diyebiliriz.

Katılım rakamlarıyla ilgili olduğumuzu; yapılan alım-satımlarla bu işe yatırım yaptığımızı; İstanbul’un bir sanat şehrine dönüştüğünü; küratörlerin seçiminin doğru yapıldığını; bu konuya emek vererek sanatçılarımızı dünyaya tanıtmaya başladığımızı düşünüyorum.

İlgili olduğumuz konunun ana hatlarıyla olsun bilinebilmesini sağlamak için bu dosyayı hazırlamaya 2013 yılında başlamıştım. Artık günümüze geldik.