Etiket arşivi: Arter

Siyaseten Doğruculuk

  • Siyaseten doğruculuk, yeni entelektüel ahlakçılığın bir düşüncesidir.
  • 2006 yılında Noel arifesindeki haftalarda, İsa Peygamber’in temsili doğum sahnesine ait malzemeleri bazı büyük mağaza zincirleri satmaktan vazgeçtiği için İtalya’da polemikler yaşanmıştı. Farklı dinlere mensup çocukları gücendirmemek adına doğum sahnesinin okullardan kaldırılmasının da siyaseten doğruculuk adına yapıldığı söylendi.
  • Siyaseten doğruculuk (politically correct), Amerikan üniversitesinde doğmuş, liberal ve radikal öykünmeli olması nedeniyle solcu, her tür azınlığa karşı ayrımcılık sınırlarını belirleyen kökleşmiş dil alışkanlıklarını azaltmayı amaçlayan Çokkültürlülük’ün tanınmasına yönelik bir düşünce hareketidir.
  • Zenci yerine önce siyahi, sonra Afrikalı-Amerikalı; homoseksüellere yakışıksız lakaplar yerine gay, bilim adamı yerine bilim insanı  denilmeye başlanmıştır.
  • Ancak bu kampanya da kendi köktenciliğini oluşturmuştur.
  • Amerikalı feministler history (tarih) sözcüğüne, kelimedeki erkek iyelik eki nedeniyle karşı çıkmışlar, herstory sözcüğünün kullanımını önermişlerdir.
  • Umberto Eco, bir isimde değişiklik yapılıyorsa, o konuda yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu unutturmak içindir, diyordu.
Politically correct olmak, Doğrucu Davut olmak anlamına gelmez. Kibarlık gayretidir. Hıyar yerine vegetably challenged, cüce yerine vertically challenged demektir. Chapman Kardeşler Jake ve Dinos, politically correct olsalar Hitler’i çarmıha germezler, McDonald’s’ı kötü şeylerin sembolü yapmazlardı. Kardeşler, kötümser ve eleştirel, politik doğruculuğa asla pabuç bırakmayan tavırları ile basınla aralarının açılmasına alışıklar. Sanatçılar daima elitlerden fazla tehlikeli sularda dolaşırlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2016.

Politically correct olmak, Doğrucu Davut olmak anlamına gelmez.
Kibarlık gayretidir. Hıyar yerine vegetably challenged, cüce yerine vertically challenged demektir.
Chapman Kardeşler Jake ve Dinos, politically correct olsalar Hitler’i çarmıha germezler, McDonald’s’ı kötü şeylerin sembolü yapmazlardı. Kardeşler, kötümser ve eleştirel, politik doğruculuğa asla pabuç bırakmayan tavırları ile basınla aralarının açılmasına alışıklar.
Sanatçılar daima elitlerden fazla tehlikeli sularda dolaşırlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2016.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.
  • Felsefenin Kısa Tarihi, R. C. Solomon ve K. M. Higgins, İletişim Yayınları, 2013.

 

Çağdaş Sanata Varış 269|Hiperrealizm

  Untitled (Big Man), Ron Mueck, 2000. Fiberglas üzerine renklendirilmiş polyester reçine. Fotoğraf:leblogdehicky.blogspot.com


Untitled (Big Man), Ron Mueck, 2000. Fiberglas üzerine renklendirilmiş polyester reçine.
Fotoğraf:leblogdehicky.blogspot.com

  • Alman bir ailenin 1958’de Avustralya’da doğmuş, Londra’da yaşamayı seçmiş üyesi Ron Mueck (1958-), Hiperrealist nesne-heykelleriyle tanınıyor. Mueck, ya olağandan büyük, ya küçük birebirler yapıyor. Tekniğinin sağlam ve yetkin olduğu düşünülüyor. İnsan tiplemeleri, patetik eda taşıdığında hayli çarpıcı. Eserleri bir duygu birlikteliği oluşturuyorlar, bu da etkilerini artırıyor.
ABD’li sanatçı Hannah Greely’in  (1979-) 2003 Venedik Bienali’nde sergilenen Silencer adlı 2002 tarihli yapıtı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

ABD’li sanatçı Hannah Greely’in (1979-) 2003 Venedik Bienali’nde sergilenen Silencer adlı 2002 tarihli yapıtı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Belçikalı heykeltıraş Berlinde de Bruyckere (1964-) beş ölü attan oluşan serisine 2000 yılında başlamış. Bu çalışmayı Birinci Dünya Savaşı’na bir yorum getirmek amacıyla yapmış. Bu heykellerinde at derisi, at kılı, reçine, demir, ahşap, poliüretan gibi malzemeler kullanmış. 2003 Venedik Bienali’nde İtalyan Pavyonu’nda sergilenen eserleri ile uluslar arası ün kazanmış. Fotoğrafta, Bruyckere’nin Bienal’de sergilenen eserlerinden ikisini görüyoruz. Ikisi de 2003 tarihli yapıtlar. K36 Siyah At ve duvardaki setin üstünde Hanne. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Belçikalı heykeltıraş Berlinde de Bruyckere (1964-) beş ölü attan oluşan serisine 2000 yılında başlamış. Bu çalışmayı Birinci Dünya Savaşı’na bir yorum getirmek amacıyla yapmış. Bu heykellerinde at derisi, at kılı, reçine, demir, ahşap, poliüretan gibi malzemeler kullanmış. 2003 Venedik Bienali’nde İtalyan Pavyonu’nda sergilenen eserleri ile uluslar arası ün kazanmış.
Fotoğrafta, Bruyckere’nin Bienal’de sergilenen eserlerinden ikisini görüyoruz. Ikisi de 2003 tarihli yapıtlar. K36 Siyah At ve duvardaki setin üstünde Hanne.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patricia Piccinini, We are Family sergisinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patricia Piccinini, We are Family sergisinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Günümüzde dünyanın nasıl değiştiğini anlattığını, eserlerini bilimkurgu gibi düşünmediğini belirten 1965 Sierra Leone doğumlu Avustralyalı sanatçı Patricia Piccinini, yeni bir dünya yarattığımızı; kansere çare bulmak, herkesi doyurmak gibi nedenlerle doğayı değiştirdiğimizi, ona müdahale ettiğimizi söylüyor. Kendisinin bu yarattıklarımıza olan sorumluluklarımızla ilgilendiğini söylüyor. Doğayı değiştirme fikrini kabullendiğimizi  düşünüyor.  Çocuklar önyargılı olmadığı için,  yetişkinler gibi yeni hayatlarla buluşmaktan korkmadıkları için eserlerinde çocukları kullanmayı tercih ettiğini belirtiyor.
  • Bu eserde bir kız çocuğunun tanımlanması güç hayvanlarla oynadığını görüyoruz. Sergideki yaratıkların çoğu alışılmışın dışında fizyonomiye sahip. Objeler yaşam ve ölümü, koruma ve macerayı, dünyamızı bir çok farklı görümü olan yaratıkların doldurabileceğini ima ederken, tuhaf ve çirkin olanın da ilgi ve sevgiyi hakkettiğini vurgulamak istiyor.
  • Sanatçının vermek istediği en önemli mesaj, izleyiciyi birinci dereceden ilişkiler dışında diğer türlerle temasa geçirmek ve onlarla empati yapılmasını sağlamak.
  • Sanatçının 2003 Venedik Bienali’ndeki We are Family adlı sergisinde normal nedir, yaşamı kim kontrol ediyor, hayvanlarla ilişkimizin doğası nasıldır, bazılarının hayatı diğerlerininkinden daha mı kıymetlidir, bir aileyi oluşturan nedir gibi etik soruların cevaplarını izleyiciye düşündürmek istemişti.
  • Piccinini eserlerini 2011 yılında İstanbul’da Arter’de, 2015 yılında İstanbul Bienali’nde sergilemişti.
2013 yılında Venedik Bienali’ne, 2015 yılında hem Venedik hem de İstanbul Bienali’ne katılan ABD’li sanatçılardan Carole Feuerman’ın (1945-) Swimmers temalı Hiperrealist eserlerinden birini, bir diğerinin ise detayını paylaşıyoruz. Sanatçı, “Kendi kendiyle mutlu, huzurlu kişileri konu alan heykeller yapıyor, sağlıklı olma fikrini teşvik ediyorum,” diyor. Feuerman’ın en çok etkilendiği su olmuş ve su hep ilham kaynağı olmuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2013 yılında Venedik Bienali’ne, 2015 yılında hem Venedik hem de İstanbul Bienali’ne katılan ABD’li sanatçılardan Carole Feuerman’ın (1945-) Swimmers temalı Hiperrealist eserlerinden birini, bir diğerinin ise detayını paylaşıyoruz. Sanatçı, “Kendi kendiyle mutlu, huzurlu kişileri konu alan heykeller yapıyor, sağlıklı olma fikrini teşvik ediyorum,” diyor. Feuerman’ın en çok etkilendiği su olmuş ve su hep ilham kaynağı olmuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 261|Bir Sanat Biçimi Olarak Deformasyon

  • 20. yüzyıl sanatının tarihten gelen tarzının çağdaş türevlerini üretmek, geleneksel eserlere çeşitli soyutlamalarla gönderme yapmak Çağdaş Sanat’ın uyguladığı yöntemlerden biridir.
  • Kanon, ölçüm için bir standarttır. Kanon, bir konunun en iyi örneğini ifade eder. Michelangelo, İtalyan sanatında kanonik bir figür; Picasso, 20. yüzyılın kanonik sanatçısı; Mona Lisa tablosu, kanonik bir portredir.
  • Cinsiyet sorgulaması yapmak gibi, geleneksel sanatın ikonuna saldırmak da Dadaist ilkelerle başlar.

Single Ladies, Mehmet Turgut, Contemporary İstanbul 2013. Mehmet Turgut, Rönesans’ın büyük ustası Leonardo da Vinci’nin kadın portrelerine odaklanan, dört fotoğraftan oluşan Single Ladies adlı serisiyle 8. Contemporary İstanbul’da yer almıştı. Sanatçının Leonardo da Vinci’nin Erminli Kadın (1485-1490) adlı tablosunu yorumladığı fotoğraf. Mehmet Turgut’un bu seri ile geçmiş ve bugün arasındaki sürekliliği sorguladığı yazılmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu; www.lairweb.org.nz

Single Ladies, Mehmet Turgut, Contemporary İstanbul 2013.
Mehmet Turgut, Rönesans’ın büyük ustası Leonardo da Vinci’nin kadın portrelerine odaklanan, dört fotoğraftan oluşan Single Ladies adlı serisiyle 8. Contemporary İstanbul’da yer almıştı.
Sanatçının Leonardo da Vinci’nin Erminli Kadın (1485-1490) adlı tablosunu yorumladığı fotoğraf.
Mehmet Turgut’un bu seri ile geçmiş ve bugün arasındaki sürekliliği sorguladığı yazılmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu; www.lairweb.org.nz

Hiding in the City, Paris, No.09, Liu Bolin, 2006. Liu Bolin, tüm dünyada Fransız Devrimi’nin simgesi kabul edilen ve Fransız resim sanatının başyapıtlarından biri sayılan Eugene Delacroix’nın (1798-1863) Halka Yol Gösteren Özgürlük (1830) adlı tablosunda kendisini “yok ediyor”. ArtInternational 2015’te Çinli sanatçı Liu Bolin (1973-), 2005 yılında başladığı ünlü serisi Şehirde Saklanmak (Hiding in the City) dolayısıyla Görünmez Adam olarak da anılıyor. Liu bu seriyi, Asya’daki en büyük sanatçı topluluğunun yaşadığı köy için yıkım kararı alınması ve devletin sanatçıyı korumaması üzerine bir protesto olarak başlatmıştır. Bedenini farklı arka planlara, kendini fonla aynı desene boyayarak, kamufle ederek resmederek, sanatçının toplum içindeki statüsünü sorgulamış, Çinli sanatçının görünmezliğini vurgulamış, kendini yok ederek, yaptığı performanslarda sorunları görünür kılmıştır. Fotoğraf:notionofthethought.wordpress.com

Hiding in the City, Paris, No.09, Liu Bolin, 2006.
Liu Bolin, tüm dünyada Fransız Devrimi’nin simgesi kabul edilen ve Fransız resim sanatının başyapıtlarından biri sayılan Eugene Delacroix’nın (1798-1863) Halka Yol Gösteren Özgürlük (1830) adlı tablosunda kendisini “yok ediyor”.
ArtInternational 2015’te Çinli sanatçı Liu Bolin (1973-), 2005 yılında başladığı ünlü serisi Şehirde Saklanmak (Hiding in the City) dolayısıyla Görünmez Adam olarak da anılıyor. Liu bu seriyi, Asya’daki en büyük sanatçı topluluğunun yaşadığı köy için yıkım kararı alınması ve devletin sanatçıyı korumaması üzerine bir protesto olarak başlatmıştır. Bedenini farklı arka planlara, kendini fonla aynı desene boyayarak, kamufle ederek resmederek, sanatçının toplum içindeki statüsünü sorgulamış, Çinli sanatçının görünmezliğini vurgulamış, kendini yok ederek, yaptığı performanslarda sorunları görünür kılmıştır.
Fotoğraf:notionofthethought.wordpress.com

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dayanıklılık, Rero, 2014. Contemporary İstanbul 2015’te eserleri sergilenen Fransız sokak sanatçı Rero’nun (1983-) eserleri, yüzlerinin yerine sloganlar yazılmış  plastik büstleri. Orijinali, Louvre Müzesi’nde sergilenen XIV. Louis dönemi (1643-1715) heykeltıraşlarından Antoine Coysevox’un (1640-1720) eseri, Antoine Coypel büstü. Rero, klasik heykelleri deforme edip, üzerlerine mesaj yerleştiriyor. Bu eserlerden soldakinin üzerinde Time Out (zamanı geçmiş), ortadakinin üzerinde Over Write (önceden yazılmış olanı geçersiz kılma), sağdakinin üzerinde ise Locked (kilitli) yazısı yer alıyor. Sanatçı, bu eylemle, imajı iptal ettiğini ifade ediyor. Bu yazılar da üzerleri çizilerek bir anlamda iptal edilmişler. Rero, eserlerinin üzerindeki yazılarda Verdana font’unu kullanmayı tercih ediyor. Sanatçı, Graffiti kültüründen etkilendiğini, etiketlemeyi ve minimalist sloganları sevdiğini söylüyor. Sloganlarını kitapların, porselenlerin, bayrakların üzerine de yazıyor. Yaptıkları, çağdaş ikonaklazm olarak değerlendiriliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dayanıklılık, Rero, 2014.
Contemporary İstanbul 2015’te eserleri sergilenen Fransız sokak sanatçı Rero’nun (1983-) eserleri, yüzlerinin yerine sloganlar yazılmış plastik büstleri. Orijinali, Louvre Müzesi’nde sergilenen XIV. Louis dönemi (1643-1715) heykeltıraşlarından Antoine Coysevox’un (1640-1720) eseri, Antoine Coypel büstü. Rero, klasik heykelleri deforme edip, üzerlerine mesaj yerleştiriyor. Bu eserlerden soldakinin üzerinde Time Out (zamanı geçmiş), ortadakinin üzerinde Over Write (önceden yazılmış olanı geçersiz kılma), sağdakinin üzerinde ise Locked (kilitli) yazısı yer alıyor. Sanatçı, bu eylemle, imajı iptal ettiğini ifade ediyor. Bu yazılar da üzerleri çizilerek bir anlamda iptal edilmişler. Rero, eserlerinin üzerindeki yazılarda Verdana font’unu kullanmayı tercih ediyor. Sanatçı, Graffiti kültüründen etkilendiğini, etiketlemeyi ve minimalist sloganları sevdiğini söylüyor. Sloganlarını kitapların, porselenlerin, bayrakların üzerine de yazıyor. Yaptıkları, çağdaş ikonaklazm olarak değerlendiriliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yaraya Tuz serisinden, Jake & Dinos Chapman, 2003. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, Şubat 2017.

Yaraya Tuz serisinden, Jake & Dinos Chapman, 2003.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, Şubat 2017.

Retrosboktif serisinden, Jake & Dinos Chapman, 2009. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, Şubat 2017.

Retrosboktif serisinden, Jake & Dinos Chapman, 2009.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, Şubat 2017.

  • İngiliz görsel sanatçı kardeşler Jake (1966-) ve Dinos (1962-) Chapman, içeriği anlamdan boşaltarak “tekrar”ı bir taktik olarak kullanıp “kültürel değeri sıfır olan” işler üretmek istiyorlar. İspanyol sanatçı Francisco Goya’nın Yarımada Savaşı’nın (1807-1814) dehşetini anlattığı Savaşın Felaketleri başlıklı gravür serisinden edindikleri ve sonrasında boyayarak doğrudan müdahalede ettikleri baskılara Yaraya Tuz serisi adını veriyorlar. Bunların bazılarının mukavva maketlerini de üretiyorlar. Goya’nın gravürlerine yaptıkları müdahale bazı çevreler tarafından kültürel vandalizm olarak niteleniyor. Chapmanlar ise bu teşebbüsü Goya’nın işine yardım etmek olarak niteliyor; bu müdahaleleriyle Goya’nın işlerindeki içkin kötümserliğin ve olumsuzluğun altını çizdiklerini öne sürüyorlar. Chapmanlar’ın 19. yüzyıl İngiliz portreleri üzerine yağlıboya müdahalelerinden oluşan Gün Gelecek Sen De Sevilmeyeceksin adlı serileri de Arter’de sergilendi.