Etiket arşivi: Arte Povera

Çağdaş Sanata Varış 303|Ekolojik Sanat 3

  • Alman filozof Friedrich Wilhelm Nietzsche (1844-1900), doğayla baş başayken kendimizi öylesine rahat ve keyifli duymamızın nedeni, doğanın bizim hakkımızda bir görüşü olmayışıdır, der.
  • Almanya doğumlu Amerikalı siyaset bilimci Hannah Arendt (1906-1975), modern insanın doğa üzerinde kurduğu egemenliği, aşılması gereken bir sorun olarak görmekteydi. Doğayı ve dünyayı birer araca indirgemenin onlara saygısızlık; ilişkimizi bir üretim ilişkisine dönüştürmek ve kullanılabilirliği ölçüsünde değer biçmek anlamına geldiğini yazmıştı. Rüzgar bundan böyle bir doğa gücü olarak değil, insanların serinlik ya da sıcaklık gereksemesine göre değerlendirilecek bir araçtı.
  • Arte Povera sanatçıları, el işine ve emek yoğun süreçlere yönelik belirgin bir eğilim gösterir ve kavramsal olarak sanat ile zanaat arasındaki kültürel ayrımlara değinirken atık malzeme kullanımına da olumlu yaklaşmışlardır.
  • Birey odaklı felsefelerin, estetik bakış açılarının daralmasına yol açtığı; bu daralmanın, etkileşimsizlik, ilişkisizlik ve katılımsızlık getirdiği kabul edilir. Yakın tarihli sanatsal eğilimlerin yeni paradigması ise, toplumsal katılım yönünde bir iradeyi yansıtır. Sanat yapıtlarındaki ekolojik bakış açısı, sanatın anlam ve amacını galeri sisteminin ötesinde kavramlaştırır.
  • Geleneksel olarak sanat üretimi, kişisel bir davadır. Buna kontrast olarak çevresel sanat, kurumlara, müzelere, kolejlere, yerel yönetim ve yönetimlere bağımlı ve toplumun katılımını gerektiren bir çabadır; kültür ve doğayı yeniden birbirine bağlayacak çözüm yollarına odaklanır.
  • Toprak ıslahı ve sürdürülebilirlik projeleri; hayvanların esenliği için geliştirilen sanatsal girişimler de bir tür ekolojik armağan verme kapsamındadır.
  • Bazı Ekolojik Sanat örnekleri, armağan verme çerçevesi içinde görülebilir. Günümüz çevreci sanatının en önemli temsilcilerinden biri olan Mel Chin (1951-), 1990-1993 yılları arasında Minnesota’da Dirilme Sahası, Atık Depolama Alanı adlı çalışması ile insanların doğadan aldıklarını doğaya geri verme ilişkisini devreye sokmak için bilim insanları ile birlikte çevreci bir restorasyon çalışması yürütmüş, bir atık depolama alanını zehri emen bitkilerle arındırmak için uğraş vermiştir. Doğa ıslah projeleri ile sanatın sosyal farkındalık ve sorumluluk yaratma amaçlarına hizmet etmesine aracı olmuştur.
2004 yılında Danimarkalı sanatçı Marco Evaristti (1963-), 780 galon kırmızı boya, üç itfaiye hortumu ve yirmi kişilik ekibi ile Grönland’da bir buzulu kırmızıya boyadı. Amacı, sınırları ve çevre kirliliğini protesto etmekti. Aynı şeyi 2007 yılında Mont Blanc’ın tepesinde yapmaya teşebbüs ettiğinde tutuklandı. Kamusal alana tecavüz olarak algılanıp ceza alan davranış, sanat adına doğayı bu şekilde sahiplenip dönüştürmeye insanın ne ölçüde hakkı var sorusunu da gündeme taşımıştı. Fotoğraf:www.taipeitimes.com

2004 yılında Danimarkalı sanatçı Marco Evaristti (1963-), 780 galon kırmızı boya, üç itfaiye hortumu ve yirmi kişilik ekibi ile Grönland’da bir buzulu kırmızıya boyadı. Amacı, sınırları ve çevre kirliliğini protesto etmekti. Aynı şeyi 2007 yılında Mont Blanc’ın tepesinde yapmaya teşebbüs ettiğinde tutuklandı. Kamusal alana tecavüz olarak algılanıp ceza alan davranış, sanat adına doğayı bu şekilde sahiplenip dönüştürmeye insanın ne ölçüde hakkı var sorusunu da gündeme taşımıştı.
Fotoğraf:www.taipeitimes.com

 

 

 

Çağdaş Sanata Varış 279|Çağdaş Kavramsal Sanat 10

GABRIEL OROZCO, TRACEY EMIN

  • Meksika’nın yaşayan en ünlü sanatçısı Gabriel Orozco (1962-), New York’a gittiğinde malzeme bile alacak parası yoktu. Sokaklarda yaptığı sanatı, radikal bir Arte Povera idi. Eline geçen her şeyi kullandı: bisiklet, macun, yoğurt kabı, oyun hamuru, nefesinin piyano kapağındaki buğusunu bile (1993). Orozco, Kavramsal Sanat için gelişmiş bir dil oluşturan öncülerden biri olarak kabul edilir.
  • İçinden ve dışından siyah-beyaz geometrik desende boyanmış bir insan kafatası olan Siyah Uçurtmalar adlı eseri, Damien Hirst’ün For the Love of God adlı eserine ilham kaynağı olmuş ve Hirst, kendisinden aldığı ilham için Orozco’ya teşekkür mektubu yazmış, denir.
  • Orozco’nun deyişiyle, her tür sanat, Modern veya Postmodern, Kavramsal gerçekliğe bir köprü kurma çabasındadır.
Pinpon Masası, Gabriel Orozco, 1998. Dört tarafı yarım pinpon masası ile çevrili bir havuz. Fotoğraf:5centsapound.tumblr.com

Pinpon Masası, Gabriel Orozco, 1998.
Dört tarafı yarım pinpon masası ile çevrili bir havuz.
Fotoğraf:5centsapound.tumblr.com

  • Orozco, oyun hamurundan yapılmış bir topun şehrin sokaklarında yuvarlanması sonucu bir nevi kentin parmak izi haline gelmesi, 1992; Orozco’nun pendulum fonksiyonlu bilardo masası, 1996; çift klavyeli piyanosu, 1998; tavan pervanesi üzerinde dönen tuvalet kağıtları, 1997-2001; yerinden çıkartılıp bir odanın ortasına konmuş asansör kabini, 1994; taşları tuhaf hareket eden satranç tahtası, 1995; bir köpeğin kuyruğunun kumda bıraktığı iz, 1995; gruplar halinde düzenlenmiş motosiklet, 1995; konserve kedi mamalarını şapka gibi giymiş karpuzlar, 1992; çalının üzerine yerleştirilmiş bir dondurma külahı,1995; ve pek çok fotoğraf, video, enstalasyon ve çizim yapmıştır.
  • Üretimi daima deneyseldir; işleri zeka açısından kıvrak ve nüktelidir, sürprizlerle doludur: Bir ressamın işinden çok bir şairin işine yakın bulunur. Örtülü anlamları bulur, hayalleri gerçekle karıştırır, gerçeği daha gerçek kılar, sanatın özünü ortaya çıkarır, denir.
Uzunlamasına üç parçaya ayrılmış Citroën marka bir otomobilin orta parçası atıldıktan sonra monte edilmiş hali, 1993. Fotoğraf:www.telegraph.co.uk

Uzunlamasına üç parçaya ayrılmış Citroën marka bir otomobilin orta parçası atıldıktan sonra monte edilmiş hali, 1993.
Fotoğraf:www.telegraph.co.uk

The Beetle Sphere, Ichwan Noor, 2013. Alüminyum ve WV’nin hakiki parçaları ile yapılmış eser, 2015 yılında İstanbul’da Artınternational’da sergilendi. Kavramsal Sanat için otomobili kullanmış iki sanatçının eserini arka arkaya vermek istedik. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

The Beetle Sphere, Ichwan Noor, 2013.
Alüminyum ve WV’nin hakiki parçaları ile yapılmış eser, 2015 yılında İstanbul’da Artınternational’da sergilendi. Kavramsal Sanat için otomobili kullanmış iki sanatçının eserini arka arkaya vermek istedik.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

1963-1995 Yılları Arasında Yattığım Herkes, Tracey Emin, 1995. 1995’te, Emin henüz şöhret olmadan önce üretilen bu çalışma, üzerinde Emin’in yatak paylaştığı sevgililerden, arkadaşlara, aile bireylerine herkesin isminin yazıldığı bir çadırdan ibaret. Bu eser sayesinde bir anda şöhrete ulaşan Emin, ünlü koleksiyoncu Charles Saatchi’nin de ilgisini çekiyor. Saatchi, bu çalışmayı satın alıp Londra’nın doğusunda bir depoda sahip olduğu diğer yüzlerce eserin yanına koyuyor. Fakat 2004’te çıkan ve söndürülemeyen yangın, Emin’in çadırının da sonu oluyor. Fotoğraf: www.hurriyet.com.tr

1963-1995 Yılları Arasında Yattığım Herkes, Tracey Emin, 1995.
1995’te, Emin henüz şöhret olmadan önce üretilen bu çalışma, üzerinde Emin’in yatak paylaştığı sevgililerden, arkadaşlara, aile bireylerine herkesin isminin yazıldığı bir çadırdan ibaret. Bu eser sayesinde bir anda şöhrete ulaşan Emin, ünlü koleksiyoncu Charles Saatchi’nin de ilgisini çekiyor. Saatchi, bu çalışmayı satın alıp Londra’nın doğusunda bir depoda sahip olduğu diğer yüzlerce eserin yanına koyuyor. Fakat 2004’te çıkan ve söndürülemeyen yangın, Emin’in çadırının da sonu oluyor.
Fotoğraf: www.hurriyet.com.tr

  • Britanyalı sanatçı Michael Landy (1963-), 2001 yılında, aralarında sanat yapıtlarının da bulunduğu tüm malvarlığını parçalayarak Çöküş adını verdiği Enstalasyon ve performansla tüketim kültürünün dinamiklerini gözler önüne sermiş, varlık/yokluk olgularının günümüzde yalnızca maddiyatla ölçülmesinin anlamını sorgulamıştır.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 200| Yeni Dışavurumculuk 3 İtalya’da Yeni Dışavurumculuk

  • İtalya’da Yeni Dışavurumculuk, Transavanguardia adı ile de anılmıştır. Bu terim, avangard sanatın en ileri düzeyini niteler.
  • Arte Povera akımından sonra uluslararası düzeyde dikkat çeken İtalyan sanat akımı Transavanguardia olmuştur.
  • Bu grupta yer alan sanatçıların ortak özelliği, figüratif resimlerinde kendi kişisel dünyalarını yansıtan imgelere yer vermeleridir.
  • Akımın sanatçılarından Sandro Chia (1946-), Francesco Clemente (1952-), Enzo Cucchi (1949-), İtalya’nın üç büyük “C”si olarak anılır.
Name, Francesco Clemente, 1983. Francesco Clemente, İtalya, ABD ve Hindistan’da yaşamış, birikimlerini simgesel ögelerle resimlerine yansıtmıştır. Otoportreleri de ünlüdür. Fotoğraf:www.newyorker.com

Name, Francesco Clemente, 1983.
Francesco Clemente, İtalya, ABD ve Hindistan’da yaşamış, birikimlerini simgesel ögelerle resimlerine yansıtmıştır. Otoportreleri de ünlüdür.
Fotoğraf:www.newyorker.com

Leave the Artist Alone, Sandro Chia, 1985. Orfeus’tan beri Arkadyalı (Eski Yunanistan’da sade ve mesut bir ırkın oturduğu rivayet edilen dağlık bir ülke, cennet hayatı yaşanan kırlar, kırsal cennet; Mora Yarımadası’ndaki dağlık bölge) sanatçıya mitik yaratım gücü  ve vahşi hayvanı uysallaştırma gücü verme ile ilgili bir tablo. Sandro Chia, büyük İtalyan ustalarının resimlerini de mizahi bir bakışla yeniden ele alır. Fotoğraf:www.artnet.com

Leave the Artist Alone, Sandro Chia, 1985.
Orfeus’tan beri Arkadyalı (Eski Yunanistan’da sade ve mesut bir ırkın oturduğu rivayet edilen dağlık bir ülke, cennet hayatı yaşanan kırlar, kırsal cennet; Mora Yarımadası’ndaki dağlık bölge) sanatçıya mitik yaratım gücü ve vahşi hayvanı uysallaştırma gücü verme ile ilgili bir tablo.
Sandro Chia, büyük İtalyan ustalarının resimlerini de mizahi bir bakışla yeniden ele alır.
Fotoğraf:www.artnet.com

İl vento dei galli neri, Enzo Cucchi, 1983. Enzo Cucchi, betimlemenin önemli olmadığını, meselenin enerji meselesi olduğunu söylemiş. Cucchi, manzara çağrışımlı soyut mekanlar içinde figürlere yer verir. Yerel geleneklerden ve efsanelerden beslenen simgeci bir ifade benimsemiştir. Fotoğraf:nga.gov.au

İl vento dei galli neri, Enzo Cucchi, 1983.
Enzo Cucchi, betimlemenin önemli olmadığını, meselenin enerji meselesi olduğunu söylemiş. Cucchi, manzara çağrışımlı soyut mekanlar içinde figürlere yer verir. Yerel geleneklerden ve efsanelerden beslenen simgeci bir ifade benimsemiştir.
Fotoğraf:nga.gov.au

 

Çağdaş Sanata Varış 189| Arte Povera

ARTE POVERA
YOKSUL SANAT/YOKSULLUK  SANATI
1967

 

  • 1960’ların ortalarına gelindiğinde, sanatın artık eskiden olduğu şey olmadığı belirginleşmişti.
  • Eserin fikri veya dayandığı kavram en az eserin fiziksel varlığı kadar önemliydi.
  • En üstün görsel sanat biçimleri artık çevre yaklaşımı, Happeningler, fotoğraf ve sanatçının bedeninin kullanımıydı.
  • Fransa’da seri üretilmiş ürünler kullanılırken (César, Arman), İtalya’da fakir ya da yoksul sanat anlamına gelen Arte Povera grubundan sanatçılar geleneksel sanat materyallerini kullanmayı da, Modernite’ ye, teknolojiye, anımsattıkları geçmişe, yerelliğe ve meta kültürüne dayanmayı da reddettiler.
  • Neo Avangard yaklaşımların ortak özelliği, gündelik yaşamdan sıradan malzemenin sanatsal ortama taşınması oldu.
  • Tüm bunların karşısında Modernistler, sanatın izleyicide estetik bir tepki uyandırması gerektiği fikrini sürdürdüler.
  • Güncel İtalyan politikası ile bağlantılı, deneysel ve kavramsal bir sanat akımı olan Arte Povera, ucuz, gündelik, doğal, gelip geçici, atık malzeme  kullanan; doğa, kültür, tarih ve güncel hayat ile ilgili metaforik ürünler veren; sanat piyasasının ticari çarklarına karşı çıkan bir akım oldu.
  • Pop Sanat gündelik malzemenin sanatıydı; gündelik malzemenin kullanılmasıyla yapılan bir sanat değildi. Gündelik nesneleri yeniden üretiyor veya doğrudan gösteriyordu. Oysa Arte Povera sanatçıları gündelik malzemeyi doğrudan, yapıtlarını üretmekte kullanıyordu. Bunları bazen oldukları gibi bazen de dönüştürerek ve ilişkiler içinde bir araya getiriyorlardı.
  • Toprak, ahşap, halılar, endüstriyel atıklar, çeşitli canlı hayvanlar, kayalar, kağıt, ip, giysiler, aynalar, cam, gazete hatta sebzeler kullanılarak farklı materyallerle pek çok deney yapıldı. Arte Povera, 20. yüzyıl sanatının malzeme dağarcığını zenginleştirmiş; İtalyan sanatçıların deneysel tavrı malzemenin süreç içindeki değişimini izlenebilir kılarak sanat deneyiminin sınırlarını genişletmiştir. Sanat olmaktan ya da sanatsal birer yüzey olmaktan uzak nesneler, farklı doğalara sahip olan şeyler, yeni sanat kapsamında uyumlu bir ilişki kurabilmiştir.
  • Arte Povera sanatçıları yapıtlarında sık sık organik olan ve olmayan malzemeleri bir araya getirmiş, doğal ve doğal olmayan süreçleri irdelemiş, çeşitli doğa yasalarını görünür kılmaya çalışmışlardır.
  • Bu basit, değersiz malzemenin kullanım amacı, sanatı bir meta olarak biriktirilmesi gereken bir şey olmaktan çıkartmaktı. Ancak zaman içinde bu tip sanat eserlerinin de ticari bir meta olmaktan kurtulamadığı görülmüştür.
  • Yoksul sıfatı, kullanılan malzemeyi tanımladığı gibi, anlamsal şifreleri yoksullaştırmayı da tanımlar. Yoksul düştüğü bir başka yön de sanat tarihi ve etrafında oluşturulan elitizmdir. Akım, kültürü klişelerden, hatta tüm simgesel eklemelerden arındırma gerekliliğini savunmuştur.
  • Bazı eserlerde “doğal olmayan” sınırların nasıl yaratıldığı düşüncesi sorgulanır. Aynı zamanda bu konuda da bir süreçsellik söz konusudur: Dünya haritası da doğanın kendisi gibi sürekli bir dönüşüm ve değişim içindedir.
  • Arte Povera sanatçıları, el işine ve emek yoğun süreçlere yönelik belirgin bir eğilim gösterir ve kavramsal olarak sanat ile zanaat arasındaki kültürel ayrımlara değinir.
  • Arte Povera, asamblajdan farklıdır: Performans ve Yerleştirmeye/Enstalasyona yakınlığı ile ve Savaş öncesinin avangard akımları olan Sürrealizm, Dadacılık ve Konstrüktivizme olan yaklaşımıyla asamblajdan ayrılır.
  • Akım, birbiriyle alakası olmayan elemanları bir araya getirmesi ile tanınır.
  • Akımın önde gelen sanatçıları arasında Mario (1925-2003) ve Marisa (1935-)Merz, Luciano Fabro (1936-2007), Giulio Paoloni (1940-), Giuseppe Penone ( 1947-), Michelangelo Pistoletto (1933-), Alighiero Boetti (1940-2004), Giovanni Anselmo (1934-),  Gilberto Zorio (1944-), Pino Pascali (1936-1968) ilk akla gelenlerdir. Bu sanatçıların solo sergileri, 20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında da açılmaya devam etmiştir.
Venus of the Rags (Paçavraların Venüs’ü), Michelangelo Pistoletto, 1967. Beton, emaye, paçavralar. Bulunmuş bir obje, değersiz bir parça  gibi eserde yer alan klasik bir heykel ve arkasına yığılmış, canlı renklerden seçilmiş, kullanılmış giysiler. Yüksek sanat sıradan yaşama girmiş, bir enerjiler yığınıyla kaynaşmıştı. Venüs izleyiciden yüzünü çevirir ama çaputlar çevirmez. Değişen dünyanın değişen sanat eserlerinden bir örnek. İtalya’nın geçmişini temsilen, klasik döneme ait bir heykel gibi görünen ama bahçe süslemesi olarak kullanılan kitsch bir heykel ile tüketim toplumunu temsilen parçalara ayrılmış organik materyal. Heykelin yüzü paçavralara dönük. Sanki eski ile yeni iletişim halinde. Eski ile yeni arasında çarpıcı farklılıklar da net: sert-yumuşak, değerli- değersiz, estetik değeri olan-olmayan, tek renkli-çok renkli, durağan-hareketli, kültür-günlük hayattaki önemsiz işler gibi. Eser, İtalya’nın zengin sanatsal mirası altında ezilen çağdaş sanatçının çıkmazına da göndermede bulunur. 2015 İstanbul Bienali’nde de sergilenen bu eser, Arte Povera sanatının tipik örneğidir. Pistoletto bu eseri farklı şekillerde pek çok kez tekrar etmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Venus of the Rags (Paçavraların Venüs’ü), Michelangelo Pistoletto, 1967.
Beton, emaye, paçavralar.
Bulunmuş bir obje, değersiz bir parça gibi eserde yer alan klasik bir heykel ve arkasına yığılmış, canlı renklerden seçilmiş, kullanılmış giysiler.
Yüksek sanat sıradan yaşama girmiş, bir enerjiler yığınıyla kaynaşmıştı. Venüs izleyiciden yüzünü çevirir ama çaputlar çevirmez.
Değişen dünyanın değişen sanat eserlerinden bir örnek. İtalya’nın geçmişini temsilen, klasik döneme ait bir heykel gibi görünen ama bahçe süslemesi olarak kullanılan kitsch bir heykel ile tüketim toplumunu temsilen parçalara ayrılmış organik materyal.
Heykelin yüzü paçavralara dönük. Sanki eski ile yeni iletişim halinde. Eski ile yeni arasında çarpıcı farklılıklar da net: sert-yumuşak, değerli- değersiz, estetik değeri olan-olmayan, tek renkli-çok renkli, durağan-hareketli, kültür-günlük hayattaki önemsiz işler gibi.
Eser, İtalya’nın zengin sanatsal mirası altında ezilen çağdaş sanatçının çıkmazına da göndermede bulunur.
2015 İstanbul Bienali’nde de sergilenen bu eser, Arte Povera sanatının tipik örneğidir.
Pistoletto bu eseri farklı şekillerde pek çok kez tekrar etmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Pier Paolo Calzolari, 1979. Arte Povera hareketinin üyelerinden İtalyan sanatçı Pier Paolo Calzolari’nin (1943-) ilgisi ışık, madde ve zaman üzerinde toplanıyor. Buz, ateş, tuz, kalem kurşunu, su, bakır, neon, yosun, çeşitli kuş tüyleri, gül, yumurta, tütün yaprakları , duman gibi farklı elemanları bir arada kullanarak yaptığı genelde kısa ömürlü, süreçsel enstalasyonları sanatçının karakteristik ögelerinden. Fotoğraf: www.artribune.com

İsimsiz, Pier Paolo Calzolari, 1979.
Arte Povera hareketinin üyelerinden İtalyan sanatçı Pier Paolo Calzolari’nin (1943-) ilgisi ışık, madde ve zaman üzerinde toplanıyor. Buz, ateş, tuz, kalem kurşunu, su, bakır, neon, yosun, çeşitli kuş tüyleri, gül, yumurta, tütün yaprakları , duman gibi farklı elemanları bir arada kullanarak yaptığı genelde kısa ömürlü, süreçsel enstalasyonları sanatçının karakteristik ögelerinden.
Fotoğraf: www.artribune.com

Adsız veya Salata Yiyen Heykel, Giovanni Anselmo,1968. Bu eser sanatçının en iyi bilinen eserlerinden biridir: Bakır telle bağlanmış bir büyük bir küçük granitin arasına sıkıştırılmış yeşil salatadan oluşur. Yeşil salatanın kurumasına izin verilirse telin gevşemesi ile küçük taş düşer. Heykelin parçalara ayrılmasını önlemek için yeşil salatanın kurumadan değiştirilmesi gerekir. Anselmo, su, plastik, sebze gibi malzemeler kullanarak gerilim, enerji, yerçekimi gibi olguları görselleştirme çabası içinde olmuştur. Fotoğraf:contemporaryideas.blogspot.com

Adsız veya Salata Yiyen Heykel, Giovanni Anselmo,1968.
Bu eser sanatçının en iyi bilinen eserlerinden biridir: Bakır telle bağlanmış bir büyük bir küçük granitin arasına sıkıştırılmış yeşil salatadan oluşur. Yeşil salatanın kurumasına izin verilirse telin gevşemesi ile küçük taş düşer. Heykelin parçalara ayrılmasını önlemek için yeşil salatanın kurumadan değiştirilmesi gerekir.
Anselmo, su, plastik, sebze gibi malzemeler kullanarak gerilim, enerji, yerçekimi gibi olguları görselleştirme çabası içinde olmuştur.
Fotoğraf:contemporaryideas.blogspot.com

  • Marisa Merz, geleneksel bir yöntem olan dokuma eyleminin emek yoğun sürecini yapıtlarının önemli bir parçası yapmıştır.
  • Mario Merz yapıtlarında enerji simgesi olarak neon ışıkları, elektrik, taş ve toprakla kurguladığı enstalasyonlarında insanın barınma gibi temel ihtiyaçlarına ve doğayla ilişkisine göndermede bulunmuştur. Kurşun kalemi kağıttan hiç ayırmadan gerçekleştirdiği resimlerle dikkat çekmiş, Eskimo evlerini andıran enstalasyonları ile tanınmıştır.
  • Arte Povera akımının kurucularından olan Yunan Jannis Kounellis (1936-), 20. yüzyılın önemli sanatçılarından biri. Kounellis, 1960’ların sonunda bir galeride çok sayıda atık toplamış; pamuk, demir, kahve, ahşap, taş, ateş, çuval, bitki ve canlı hayvan gibi malzemelerle ilginç mekanlar kurgulamıştır. Gündelik malzemeyle, sıradan nesnelerle lirik, kavramları tartışmaya açan ve önyargılara karşı çıkan bir hamle başlatmıştır. 1969 yılında 12 atı bir galeriye getirdi. Atlar bir süre galeride kaldılar. İzleyiciler onları gördü, izledi. Dönemin bu sansasyonel enstalasyonu Arte Povera’nın gündeme gelmesinde etkili oldu. Mekana yapılan müdahaleler, performanslar bu işten etkilendi. 12 At, Arte Povera sanatçılarının sanatın alınıp satılan bir meta olmasına yönelik tepkisinin uç noktada bir temsili olmuştur. Ama:
Contemporary İstanbul 2015’in öne çıkan işlerinden; İstanbul Kongre Merkezi’nde sergilenen Jannis Kounellis’in İsimsiz adlı eseri 1 milyon 400 bin Euro’ya alıcı bularak fuarın satılan en pahalı eseri oldu. Fotoğraf: www.hurriyet.com.tr

Contemporary İstanbul 2015’in öne çıkan işlerinden; İstanbul Kongre Merkezi’nde sergilenen Jannis Kounellis’in İsimsiz adlı eseri 1 milyon 400 bin Euro’ya alıcı bularak fuarın satılan en pahalı eseri oldu.
Fotoğraf: www.hurriyet.com.tr

  • Pino Pascali, konserve kutuları, pelüş, saman gibi malzemeleri dönüştürerek hayvan ve bitki formlarını akla getiren heykeller yapmıştır. Sanatçıya göre Amerika bir eylem alanı, Avrupa eylem üzerine düşünme alanıdır. İtalya ise seçici ve içine kapalı bir yerdir.
  • Gilberto Zorio buharlaşma, basınç, ısınma ve nemlenme gibi doğal fizik yasalarına göndermede bulunduğu enstalasyonlarında izleyicinin fiziksel katılımının ortama kattığı enerjiyi bir malzeme gibi kullanmıştır.

 

Çağdaş Sanata Varış 186| Arazi Sanatı / Toprak Sanatı / Ekolojik Sanat

1960’lardan 1980’lere

  • O dönemde gelişmeye başlayan çevreci hareket,
  • O dönemde Hippi kültürünün doğayı kutsayan yaklaşımları ile doğal yaşama ilginin artması,
  • Doğada rastlanan tarihsel kalıntılara yönelik merakın uyanışı,
  • Sosyal değişim taleplerinin dile geldiği, sivil toplum hareketlerinin ırk, cinsiyet, kültür bağlamında eşit hak arayışları,
  • Statükonun simgesi olarak görülen müze ve galerilerin Modernist ve elitist tavrına tepki Arazi Sanatı’nın çıkış noktaları olmuştur.

 

  • Endüstriyel gelişmenin ve teknolojik hızın tehlikeli boyutlarını gündeme getirmek,
  • Doğaya dair bilinç oluşturmak, teknoloji karşısında doğayı kutsamak,
  • Anti kapitalist bir tavır ile piyasa sisteminin kolay metalaştıramayacağı işler üretmek amaçlanmıştır.

 

  • Sade, geometrik şekillerin açık alanlara uygulanması açısından Minimalizm ile, (ama Minimalizm’in teknolojik biçimciliğine karşıdır),
  • Doğal malzeme kullanımı ve süreçselliği açısından Arte Povera ile,
  • Yapıtların genellikle gelip geçici olması nedeniyle Happening ile,
  • Bazen sanatçının doğaya bizzat müdahale  sürecine odaklanması; sanatçıların doğa gezileri, yürüyüşleri gibi  eylemlere katılması açısından Performans Sanatı ile,
  • Projelerin zaman zaman salt belge, fotoğraf, harita ve benzeri malzemeyle sergilenmesi dolayısıyla Kavramsal Sanat ile,
  • Bitmiş yapıttan ziyade yapıtın oluşum sürecinin önem kazandığı pratikler açısından Süreç Sanatı ile yakınlık taşıyan bir akımdır.

 

  • Enstalasyon temellidir.
  • Doğayı yansıtan görünümler resim ve heykel ile sunulurken Arazi Sanatı manzaranın tanımını genişletmiştir. Robert Smithson’un deyişiyle, fırçanın yerini buldozer almıştır. Göller, çöller, kumsallar, dağlar yeni manzaralar yaratmak için birer zemin olarak kullanılmıştır. Ama, 19. yüzyılın romantik manzara ülküsüne bağlanarak doğanın gizemine yeniden dönüşü destekler.
  • Ayırıcı özelliği, doğada geniş alanlarda, yer aldığı mekana özgü olarak gerçekleştirilmesidir.

 

  • Doğal malzemeyle yapılmış olan ve:

    Yeni bir sanatsal topografi oluşturan, görsel odaklı olana Arazi Sanatı,
    Görselliği arka plana atan, doğaya doğrudan iyileştirici müdahalelerde bulunana Ekolojik Sanat,
    Taş, toprak, kum gibi malzemenin galerilerde sergilenmesine ise genellikle Toprak Sanatı denir.

 

  • Land Art kavramı 1960’lı yılların sonlarında ABD’de gelişmiş, 1970’li yıllarda Avrupa’ya yayılmıştır. Land Art,  sanatın “Non-Art” ya da “Anti-Form” hareketleri içinde yer almaktadır.
  • Amerikalı sanatçılar yapıtlarını daha çok Nevada ve California’nın çöllük bölgelerinde gerçekleştirmişler, istedikleri boyutta çalışma olanağı bulmuşlar, yapıtlarında heykel ve mimari ile ilgili verilerden yararlanmışlardır.
  • Çoğunlukla kalıcı değildir ama aralarında binlerce yıl yaşamaya aday olan arazi enstalasyonları da vardır. Kalıcı olmayanlar, fotoğraf ya da video ile tespit edilir. Bir arazide aynı çizgi boyunca ileri geri yürüyerek, çimenler doğal yoldan düzlenir. Çimler düzelene ya da yürünerek oluşturulan çizginin üzerinde büyüyene kadar varlığını korur (Richard Long, 1967). Işık, hava, yağmur, zaman ve başka insanların müdahaleleri eseri değişikliğe uğratabilir. İzleyicinin kolay kolay gidip göremeyeceği yerlerde gerçekleştirilen bu projelerin izleyici ile karşılaşmasının tek yolu çoğu zaman fotoğraftır. Fotoğraf yoluyla kitaplarda ve web sitelerinde yer alması Arazi Sanatını erişilebilir kılar.
  • Doğada bırakılan izler de yapıt sayılır. Manzarada bırakılan ayak izleri, toprak üzerinde oluşturulan ahşap ya da taş çizgiler veya daireler gibi.
  • Bunlara paralel bir anlayışla eserler veren, Yeni Gerçekçilik’in Çevre Sanatı (Environmental Art) dalında eser veren 1935 doğumlu Bulgar sanatçı Christo’ya dosyamızın 96 sayılı bölümünde yer vermiştik.
Spiral Jetty (Spiral Dalgakıran), Robert Smithson, 1969-1970. Bu sarmal eser yaklaşık 450 metre uzunluğundadır. Balçık, kaya, tuz kristali ve suyla yapılmıştır. Eser, ABD’nin Utah Eyaleti’nde Büyük Tuz Gölü’nde 4 hektarlık bir alanı kaplamıştır. Alana 6500 tondan fazla malzeme taşınmıştır.  Çalışmada kullanılan alan Utah Eyaleti’nden 20 yıllığına kiralanmıştır. Eser, *sanatsal olmayan malzemeler kullanmıştır; malzemeler hem geleneksel değildir hem de doğaldır, *sanatla ilgili beklentilerin uzağındadır, *bir galeride veya müzede değil, dışarıdadır; müze ve galerinin rolünü sorgular, *bu organik, doğal şekil soyut bir tasarım olarak da görülebilir, *ürün, aynı zamanda sanat yapma süreci hakkındadır, *doğası gereği sürekli değişen bir yapıdır; Smithson’un temalarından biri olan entropi, yani bütün doğal fenomenin aşama aşama yavaşlaması ve son bulmasıdır, *genellikle bir sanat eserinin sonsuza kadar kalmasını bekleriz ama Spiral Jetty 1972 yılında sular altında kalmıştır. Sular çekilince tuz kristalleri kayaların beyazlaşmasına yol açmıştır, *bu Arazi Sanatı örneği, hareket, yer değiştirme ve değişim hakkında olduğu kadar, radikal biçimde değişen bir dünyada sanatın anlamı, sembolizmi ve yeniden tanımlanması hakkındadır. Smithson, doğadaki yaşam-ölüm döngüsünden, yaşamsal entropiden etkilenmiş, başka yapıtlarında da spiral biçimini kullanmıştır. Smithson, Arazi Sanatı örneklerini mekan ve mekan dışı olarak ikiye ayırmıştır. Böylece, arazide gerçekleştirilen projelerle, bu projelerden arta kalan malzemelerle gerçekleştirilen enstalasyonları birbirinden ayırmıştır. Ekolojiye, sanatın çağdaş kültürdeki rolü ve sorumluluğuna ve doğa ile sanatın gerçek değerine odaklanmış olan Robert Smithson (1938-1973), kullanabileceği arazileri araştırırken bir uçak kazasında ölmüştür. Fotoğraf: art-in-public.tumblr.com

Spiral Jetty (Spiral Dalgakıran), Robert Smithson, 1969-1970.
Bu sarmal eser yaklaşık 450 metre uzunluğundadır. Balçık, kaya, tuz kristali ve suyla yapılmıştır. Eser, ABD’nin Utah Eyaleti’nde Büyük Tuz Gölü’nde 4 hektarlık bir alanı kaplamıştır. Alana 6500 tondan fazla malzeme taşınmıştır. Çalışmada kullanılan alan Utah Eyaleti’nden 20 yıllığına kiralanmıştır.
Eser,
*sanatsal olmayan malzemeler kullanmıştır; malzemeler hem geleneksel değildir hem de doğaldır,
*sanatla ilgili beklentilerin uzağındadır,
*bir galeride veya müzede değil, dışarıdadır; müze ve galerinin rolünü sorgular,
*bu organik, doğal şekil soyut bir tasarım olarak da görülebilir,
*ürün, aynı zamanda sanat yapma süreci hakkındadır,
*doğası gereği sürekli değişen bir yapıdır; Smithson’un temalarından biri olan entropi, yani bütün doğal fenomenin aşama aşama yavaşlaması ve son bulmasıdır,
*genellikle bir sanat eserinin sonsuza kadar kalmasını bekleriz ama Spiral Jetty 1972 yılında sular altında kalmıştır. Sular çekilince tuz kristalleri kayaların beyazlaşmasına yol açmıştır,
*bu Arazi Sanatı örneği, hareket, yer değiştirme ve değişim hakkında olduğu kadar, radikal biçimde değişen bir dünyada sanatın anlamı, sembolizmi ve yeniden tanımlanması hakkındadır.
Smithson, doğadaki yaşam-ölüm döngüsünden, yaşamsal entropiden etkilenmiş, başka yapıtlarında da spiral biçimini kullanmıştır.
Smithson, Arazi Sanatı örneklerini mekan ve mekan dışı olarak ikiye ayırmıştır. Böylece, arazide gerçekleştirilen projelerle, bu projelerden arta kalan malzemelerle gerçekleştirilen enstalasyonları birbirinden ayırmıştır.
Ekolojiye, sanatın çağdaş kültürdeki rolü ve sorumluluğuna ve doğa ile sanatın gerçek değerine odaklanmış olan Robert Smithson (1938-1973), kullanabileceği arazileri araştırırken bir uçak kazasında ölmüştür.
Fotoğraf: art-in-public.tumblr.com

Güneş Tünelleri, Nancy Holt, 1973-76. ABD'nin Utah Eyaleti’ndeki Lucin kasabası yakınlarında bulunan Great Basin Çölü'nde, gündönümü tarihlerine yakın zamanlarda, gün doğumu ve gün batımını Güneş Tünelleri içerisinden izleyebilirsiniz. Sanatçı Nancy Holt tarafından yapılmış anıtsal bir çalışma olan Güneş Tünelleri, her biri yaklaşık 5,48 metre uzunluğunda ve 2,74 metre çapında olan dört adet dökme beton boru kullanılarak inşa edilmiş. Tüneller, gündönümlerindeki gün doğumu ve gün batımlarını hizalayabilmek amacıyla büyük bir "X" harfi biçiminde yerleştirilmiş. Boruların kenarlarında yer alan delikler, gündüz saatlerinde güneş ışığını iç duvarlarına yansıtarak Ejderha (Draco), Kahraman (Perseus), Güvercin (Columba) ve Oğlak (Capricorn) takımyıldızlarındaki başlıca yıldızların haritalarını meydana getiriyorlar. Güneş Tünelleri'nin yaratıcısı Nancy Holt, Robert Smithson’un eşi. Güneş Tünelleri, Arazi Kullanımı Yorum Merkezi tarafından ziyaret edilen yerlerden biridir. Fotoğraf:en.wikipedia.org/Calvin Chu from Riverside.

Güneş Tünelleri, Nancy Holt, 1973-76.
ABD’nin Utah Eyaleti’ndeki Lucin kasabası yakınlarında bulunan Great Basin Çölü’nde, gündönümü tarihlerine yakın zamanlarda, gün doğumu ve gün batımını Güneş Tünelleri içerisinden izleyebilirsiniz. Sanatçı Nancy Holt tarafından yapılmış anıtsal bir çalışma olan Güneş Tünelleri, her biri yaklaşık 5,48 metre uzunluğunda ve 2,74 metre çapında olan dört adet dökme beton boru kullanılarak inşa edilmiş. Tüneller, gündönümlerindeki gün doğumu ve gün batımlarını hizalayabilmek amacıyla büyük bir “X” harfi biçiminde yerleştirilmiş. Boruların kenarlarında yer alan delikler, gündüz saatlerinde güneş ışığını iç duvarlarına yansıtarak Ejderha (Draco), Kahraman (Perseus), Güvercin (Columba) ve Oğlak (Capricorn) takımyıldızlarındaki başlıca yıldızların haritalarını meydana getiriyorlar. Güneş Tünelleri’nin yaratıcısı Nancy Holt, Robert Smithson’un eşi.
Güneş Tünelleri, Arazi Kullanımı Yorum Merkezi tarafından ziyaret edilen yerlerden biridir.
Fotoğraf:en.wikipedia.org/Calvin Chu from Riverside.

  • Galeri mekanında sergilenen Toprak Sanatı örnekleri arasında Walter De Maria’nın (1935-)?? 1977’de gerçekleştirdiği New York Toprak Odası, 197 metrekarelik bir mekanda 300 kilo toprakla yapılan bir enstalasyondur. Görünüşü ve kokusu ile izleyiciyi doğanın simgesi toprakla karşılaştırmış, enstalasyonun kapı aralığından izlenebilmesi kent insanının doğadan ne kadar uzak düştüğüne dair bir yorumdur.
  • Arazi Sanatı sanatçılarından Robert Smithson, Robert Morris (1931-2013), Richard Long (1945-) gibi sanatçıların arazi projelerinden arta kalan belleği, taş, toprak, kum, fotoğraf, gezi raporu gibi malzemeleri galeri mekanına taşıdıkları da olmuştur.
  • 1975’te kimyasal atık alanında uygulanan toprak iyileştirme ve alanı yeniden ormanlandırma girişimi; 1993’te kimyasal atıklardan verimsizleşmiş bir araziyi gerekli zirai uygulamalarla birkaç yıl süren çalışmalar süresince parsel parsel iyileştirilerek doğaya yeniden kazandırılarak kendiliğinden yıllar sürebilecek doğal süreci hızlandırma gibi girişimler Ekolojik Sanat başlığı altında değerlendirilebilir. Bu durumda sanatın biçimi nesne-meta statüsünden, süreç ve kamusal hizmet statüsüne kayar; sanat, değişimin mümkün olabileceğine dair olasılıkları görebilmemizi sağlar. Burada yapıt, diriltilmiş doğadır.
  • Sanatçıların doğada iz bırakması üzerinden kurgulanan performatif nitelikli çalışmalar, doğanın döngüselliğine göndermede bulunur; doğa üzerinde tahakkümün simgesi olan sınırları, haritaları gündeme getirir. 1993 yılında sınırları yasadışı yollardan geçerek yapılan yürüyüş Performansları, fiziki coğrafya ile siyasi coğrafya üzerinden doğa/kültür ayrımını gündeme getirmiştir.
  • Doğada yapılan yürüyüşler, bu yürüyüşler sırasında doğal malzemeyle yapılan enstalasyonlar, sanatçının doğada kendi bedeninin izini bıraktığı Performanslar, doğayı kadın bedeninin doğurganlığı ile özdeşleştiren Feminist boyutlu çalışmalar da vardır.
  • Arazi, Toprak ve Ekolojik Sanat doğaya yönelik duyarlılığın bir göstergesi olduğu kadar sanatın işlevine yönelik bir bilinçlendirme çabasıdır.
Kum heykeller yalnızca kum ve su kullanılarak yapılıyor. Kum heykel sanatı son yıllarda dünyada yeni yeni yaygınlaşan özel bir “ephemeral” (geçici) sanat türü. Kum organik ya da mineral olabilir. Organik kum tanecikleri, mercan, yumuşakçalar ve fosil parçacıkları barındırır. Tuzlu suda bunlara rastlanabilir. Mineral kum ya da kaya kumu ise mineral ya da kaya parçacıklarından oluşur. Heykelin sonunda aldığı şekli belirleyen, kullanılan kumun yapısıdır. Kum taneciklerinin boyutu ve yapısı bu bakımdan büyük önem taşır. Heykel için ideal tanecikler yuvarlak değil, karemsi olmalıdır. Plajlardaki kumlar çoğunlukla yuvarlak tanelidir; heykel yapımı için ideal diyebileceğimiz en uygun kum, nehirlerin yakınında bulunur ve dağlardan gelen su akıntılarıyla taşınır. Bu mineral kum tanecikleri köşelidirler ve birbirlerine uyarlar.  M.Ö. 4000’lerde Mısır’da uygulandığı düşünülen bu sanat biçimi, günümüze kadar gelmiştir. 2006 yılından beri düzenlenmekte olan, bu yıl  teması "Dünyanın 7 Harikası ve Mitoloji" olarak belirlenen Uluslararası Antalya Kum Heykel Festivali, Antalya sahillerinde kum heykellere ev sahipliği yapıyor. Bu yıl 9 farklı ülkeden 22 heykeltıraşın katıldığı etkinlikte heykeltıraşlar 7.000 metrekarelik bir alanda 10.000 ton taşıma kum ile, 30 civarında tema ve yüzlerce devasa boyutta kum heykel canlandırıyor. Heykellerin büyüklüğü ve kapladıkları alan nedeni ile dünyanın en büyük kum olaylarından biri olan bu organizasyon Küresel Tasarım Sanat Çalışmaları tarafından organize edilmektedir. Fotoğrafta, Antalya Lara’da, İtalyan heykeltıraş Michela Ciappini tarafından canlandırılan Jul Sezar ve Kleopatra görülüyor. Fotoğraf: Feryal Tezcan

Kum heykeller yalnızca kum ve su kullanılarak yapılıyor. Kum heykel sanatı son yıllarda dünyada yeni yeni yaygınlaşan özel bir “ephemeral” (geçici) sanat türü.
Kum organik ya da mineral olabilir. Organik kum tanecikleri, mercan, yumuşakçalar ve fosil parçacıkları barındırır. Tuzlu suda bunlara rastlanabilir. Mineral kum ya da kaya kumu ise mineral ya da kaya parçacıklarından oluşur. Heykelin sonunda aldığı şekli belirleyen, kullanılan kumun yapısıdır. Kum taneciklerinin boyutu ve yapısı bu bakımdan büyük önem taşır. Heykel için ideal tanecikler yuvarlak değil, karemsi olmalıdır. Plajlardaki kumlar çoğunlukla yuvarlak tanelidir; heykel yapımı için ideal diyebileceğimiz en uygun kum, nehirlerin yakınında bulunur ve dağlardan gelen su akıntılarıyla taşınır. Bu mineral kum tanecikleri köşelidirler ve birbirlerine uyarlar.
M.Ö. 4000’lerde Mısır’da uygulandığı düşünülen bu sanat biçimi, günümüze kadar gelmiştir.
2006 yılından beri düzenlenmekte olan, bu yıl teması “Dünyanın 7 Harikası ve Mitoloji” olarak belirlenen Uluslararası Antalya Kum Heykel Festivali, Antalya sahillerinde kum heykellere ev sahipliği yapıyor. Bu yıl 9 farklı ülkeden 22 heykeltıraşın katıldığı etkinlikte heykeltıraşlar 7.000 metrekarelik bir alanda 10.000 ton taşıma kum ile, 30 civarında tema ve yüzlerce devasa boyutta kum heykel canlandırıyor.
Heykellerin büyüklüğü ve kapladıkları alan nedeni ile dünyanın en büyük kum olaylarından biri olan bu organizasyon Küresel Tasarım Sanat Çalışmaları tarafından organize edilmektedir.
Fotoğrafta, Antalya Lara’da, İtalyan heykeltıraş Michela Ciappini tarafından canlandırılan Jul Sezar ve Kleopatra görülüyor.
Fotoğraf: Feryal Tezcan

  • 1994 yılında merkezi ABD, California Eyaleti’nde olan, ABD’de birçok şubeleri bulunan, kar amacı gütmeyen Arazi Kullanımı Yorum Merkezi kurulmuştur. Merkez, Arazi Düzeni adlı bir yayın çıkarmaktadır, American Land Museum’u kurmuş ve bir veri tabanı oluşturmuştur. Sergiler ve geziler düzenlemektedir. Merkezin tanıtımında, Robert Smithson’un yaklaşımının benimsendiği, yüceyi kavramsal olarak bilinebilir hale getirip, mutlak olmaktan çıkarmaya yönelik bir işlev gördüğü yazılıdır. Kuruluş, kendine özgü metodolojisi ile kavramsal sanat uygulamaları arasında bir bağ kurar. Sanat olarak tasarlandığı belli olan projeleri inceler. Merkez, aralarında kurumuş göl yatağından yavaş yavaş akan su sesi yayını yapan bir cihazın da olduğu yerleştirmeleri bizzat üretir. Arazi düzenlemelerine ilişkin araştırmaların sunulduğu sergiler de yapar.