Etiket arşivi: Art International 2015

Şiddet 51| Doğu’da Kadının Konumu 9

  • Pakistan’da bir kadın tecavüze uğramışsa, mahkemeye başvurabilmek için dört erkeğin tanıklığına ihtiyacı var! Tecavüze uğrayan kadının yanında bu eylem anında erkek koruyucusu yoksa peşinen kötü karakterli olarak suçlanıyor! Ziya ül Hak döneminde (1978-1988) kadınların ve Müslüman olmayan kimselerin mahkemede tanık olarak dinlenmesi yasaklanmıştı.
  • Pakistan diktatörü Ziya ül Hak, peçe takma zorunluluğu getirdi. Onun döneminde kadınlar, bozulmuşluğun kökeni olarak ilan edildi. Kadınların meslek sahibi olması, ahlaksal çöküntünün ve ailenin parçalanmasının nedeni sayıldı. Yeni rejim, kadınları çalışma hayatından dışladı. Ziya ül Hak’ın sıkı rejimi sona erdikten sonra da Pakistan’da mizojini günümüze kadar devam etti.
Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015. Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi. 1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve Enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015.
Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi.
1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve Enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 2002 yılında, Pakistan’ın Pencab Eyaleti’nde, erkek kardeşinin daha yüksek kasttan bir kadınla ilişki kurmasını cezalandırmak için bir kadın, yaşadığı köyün heyeti tarafından, yüzlerce tanık önünde, bir saat boyunca, birden çok erkeğin kendisine tecavüz etmesi cezasına mahkum oluyor. Tepkiler o kadar büyük oluyor ki, polis olaya karışan erkekleri tutuklamak zorunda kalıyor, kadına da tazminat ödeniyor.
  • Yine 2002 yılında bir kadın, eniştesini kendisine tecavüz etmekle suçladığı için taşlanarak ölüm cezasına çarptırıldı. Tepkiler üzerine ceza kaldırıldı.
  • Sharmeen Obaid-Chinoy (1978-), günümüzdeki en ünlü Pakistanlı kadın. 2012 ve 2016 yıllarında belgesel dalında almış olduğu iki Akademi Ödülü, altı Emmy Ödülü ile tanınan bir sinemacı. 2012 yılında Time Dergisi onu dünyanın en etkili yüz kişisinden biri seçmiş. Davos’ta yüzlerine kezzap atılan Pakistanlı kadınları anlatan belgeselinin izlenmesinden iki yıl sonra, 2017’de Dünya Ekonomik Forumu’nda eş başkanlık yapan ilk sanatçı oldu. Ülkesindeki namus cinayetlerine yoğunlaşıp, karılarına işkence uygulayan kocaları cezalandıran yasaların çıkmasını sağlamış.
  • 2002 yılında Kuzey Kore’de, kadın tutukevinde doğum yapan kadınların çıplak beton zemin üzerinde, doktorun doğumu çizmesi ile kadının karnına basarak yaptırdığı, doğan çocuğun ise hemen öldürüldüğü Washington’da Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komisyonu önünde anlatılmıştı.
  • 2002 yılında Nijerya’da evlilik dışı hamile kalan bir kadın, boynuna kadar toprağa gömülerek halk tarafından başı parçalanana kadar taşlanma cezası aldı.
  • Klitoridektomi, İngiltere’de Viktoryen Dönemde (1837-1901) de uygulanan bir metottu. Kadınları melankoli, histeri ve nemfomani gibi kadın hastalıklarından koruduğu düşünülüyordu. Günümüzde de Mısır’dan Somali’ye kadar uzanan bölgede, Arap Yarımadası’nda ve Asya’nın bazı yörelerinde kadınların ve genç kızların %80-100’ü klitoris sünnetine maruz kalıyor.
  • Kenyalı kadınların yaklaşık yarısı bugün de cinsel organ sakatlanmasının tehdidi altında.
  • Nijerya’da her insanın bir erkek bir de kadın ruhuyla dünyaya geldiğine inanılıyor. Bir kadında kadınlık ruhunun tam olarak gelişmesi için, erkek ruhunun bulunduğu beden parçasının alınması gerekiyor. Kadınsal ruh, sünnet edilen deri parçasının altında olduğu için de erkeklerde sünnet zorunlu.
  • Mısır’da1996 yılında kadın sünneti resmen yasaklandı.
  • Arap dünyasındaki kadınların peçe takma zorunluluğu, Batı için geriliğin simgesi iken, peçe takma, Batı’nın siyasal, ekonomik ve kültürel baskısını yıkmanın da sembolü oldu.
  • 11 Eylül 2001 olaylarının planlayıcısı Mohammed Atta, vasiyetinde hiçbir kadının cesedine değmemesini, hiçbir hamile kadının veya kirlenmiş kişilerin kendisine veda etmemesini ve taziye için evine ayak basmamasını istemişti!
  • Yemen’de Arap Baharı ile başlayan kaosta 2011 yılında imzalanan Girişim’de istenen hususlardan biri “çocuklar ile kadınlar başta olmak üzere dezavantajlı kesimlerin korunması için gerekli tedbirlerin alınması” olmuştur.
Kadın Ev, Louise Bourgeois, 1990. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 15. istanbul Bienali, Pera Müzesi, 2017.

Kadın Ev, Louise Bourgeois, 1990.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 15. istanbul Bienali, Pera Müzesi, 2017.

2017 yılı itibarıyla dünya genelindeki çocuk gelin (18 yaşın altında) sayısının 700 milyon olduğu basında yer aldı.

Hindistan’da Yüksek Mahkeme 18 yaş altı kız çocuklarla evlilikte cinsel ilişkinin tecavüz kapsamına alınmasına karar verdi.

İngiliz tıp dergisi Lancet’te yayımlanan Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmasına göre dünya genelinde 2010-2014 arasında her yıl güvensiz koşullarda 25 milyon kürtaj operasyonu yapıldı. Bunların %97’si Afrika, Asya ve Latin Amerika’da gerçekleşti.

Dünyada okuma yazma bilmeyen ve eğitim hakkından mahrum bir milyara yakın yetişkinin üçte ikisinin kadın olduğu biliniyor.

Dünyada 131 milyon okul çağındaki kız çocuğu eğitim almıyor.

10 kız çocuğundan biri 20 yaşından önce cinsel şiddete uğruyor.

Dünyadaki arazilerin %1’i, 300 trilyon dolarlık mal varlığının 14 trilyon doları kadınlara ait.

Üniversiteyi yeni bitirmiş kadınlar erkeklerden %20 daha az para kazanıyor. Bu fark on yıl içerisinde %31’e kadar artıyor.

Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamanın, sürdürülebilir kalkınmaya giden önemli bir yol; müreffeh, barışçıl ve dirençli toplumlar oluşturmak için gerekli olduğu, yalnızca kadınların değil, insanlığın geleceğine de yatırım olduğu düşünülüyor.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Çin Halk Cumhuriyeti, Luoyang Eski Kent, 2017.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Çin Halk Cumhuriyeti, Luoyang Eski Kent, 2017.

 

Çağdaş Sanata Varış 275|Çağdaş Kavramsal Sanat 6

Kimlik 5
Feminist Sanat 2

Fotoğraf sanatçısı Melisa Mızraklı’nın Contemporary İstanbul 2015’te yer alan eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf sanatçısı Melisa Mızraklı’nın Contemporary İstanbul 2015’te yer alan eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kadın Halleri, Beril Anılanmert, 2008. Sanatçı,” Çalışmalarımda, kadının günlük yaşam döngüsünü, kültür taşıyıcısı olarak rolünü veya erkek akrabaların arasına sıkışmış kız çocuklarını ve genelde gelenek adı altında uygulanan şiddete karşı görüşü ele almaktayım,” diyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Baksı Müzesi, 2016.

Kadın Halleri, Beril Anılanmert, 2008.
Sanatçı,” Çalışmalarımda, kadının günlük yaşam döngüsünü, kültür taşıyıcısı olarak rolünü veya erkek akrabaların arasına sıkışmış kız çocuklarını ve genelde gelenek adı altında uygulanan şiddete karşı görüşü ele almaktayım,” diyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Baksı Müzesi, 2016.

Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015. Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi. 1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015.
Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi.
1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Tüketim, kapitalizmin kendisini ayakta tutmak için vazgeçemeyeceği bir araçtır. Kadın ve zevk de metalaştırılmış bir tüketim nesnesidir. Vücut Sanatı ve özellikle onun feminist versiyonları yerleşik, egemen kadın algılarına, kadının görsel ideoloji içindeki konumuna karşı bir direniştir. Bu direniş, kadının bir tutku ve zevk nesnesi olmasına ve kadının metalaştırılmasına bir başkaldırıyı da içerir.
ORLAN(1947-) takma adını kullanan ve adını büyük harflerle yazan Fransız performans sanatçısı ve akademisyen, bedenini bir sanat yapıtı olarak kullandı. 1990’da, dokuz ameliyat performansından ilkini gerçekleştirdi. Renkli perdelerle dekore edilmiş tiyatrolarda, bilinci yerinde ama lokal anestezi altında, ünlü modacıların imzasını taşıyan kostümler giyerek, şiir ve müzik eşliğinde, estetik ameliyat geçirdi. Omnipresence adlı yedinci performans, New York’ta gerçekleşti ve uydu yoluyla dünya çapında yayınlandı. Yani izleyici performanstan fiziki olarak ayrıldı. O ameliyatların bazıları videoya kaydedildi. ORLAN, işlemler sırasında çekilmiş fotoğraflarını birer sanat yapıtı olarak izleyiciye sundu. Ameliyatları yapan feminist estetik uzmanı, implantlar yerleştirerek sanatçının yüzünü yeniden şekillendirdi. Bir dizi ameliyatla alnının iki yanına birer boynuz yapıldı (1990’ların başı ile ortası). Kendisini Kolomb öncesi sanat ile özdeşleştirdiği işleri de oldu. ORLAN çalışmasının estetik ameliyatlara değil, güzellik standartlarına karşı olduğunu; kadına ve bedene gittikçe daha çok dayatılan ideolojiye karşı olduğunu belirtmiştir. Bir ifade aracı olarak vücudun kullanılışı ilk kez Yves Klein tarafından 1958-60'ta gerçekleştirilmiş, bu yöntem, 1964 yılı sonrasında Vücut Sanatı olarak adlandırılmıştır. ORLAN’ın girişimi ile, bedenin sahibi kimdir; devlet ve bireyin bedenlere hükmetme yetkisi nereye kadardır; sanatın bedenle ilişkisindeki eşik nerede başlar gibi Çağdaş Döneme ait sorularla beden olguları Çağdaş dönemde de devam etmiştir. ORLAN performanslarında kendi bedenini, feminist sorunlara eğilmek için bir ortam olarak kullanmıştır. Burada Kavramsal Sanat, Beden Sanatı, Feminist Sanat, Performans Sanatı, Video Sanatı iç içedir. Žižek’e göre Batı’nın toplumsal sistemi “liberal kadınları” rekabet güçlerini koruyabilmek için güzellik ameliyatlarına katlanmak için devasa bir baskı altına almaktadır. Kadınların gönüllü olarak güzellik ameliyatı eziyetine katlandıkları Batılı toplumun, kadınları sünnete maruz bırakan Afrika toplumundan ilke olarak farkı yoktur. Fotoğraf: biografieonline.it

ORLAN(1947-) takma adını kullanan ve adını büyük harflerle yazan Fransız performans sanatçısı ve akademisyen, bedenini bir sanat yapıtı olarak kullandı. 1990’da, dokuz ameliyat performansından ilkini gerçekleştirdi. Renkli perdelerle dekore edilmiş tiyatrolarda, bilinci yerinde ama lokal anestezi altında, ünlü modacıların imzasını taşıyan kostümler giyerek, şiir ve müzik eşliğinde, estetik ameliyat geçirdi. Omnipresence adlı yedinci performans, New York’ta gerçekleşti ve uydu yoluyla dünya çapında yayınlandı. Yani izleyici performanstan fiziki olarak ayrıldı.
O ameliyatların bazıları videoya kaydedildi. ORLAN, işlemler sırasında çekilmiş fotoğraflarını birer sanat yapıtı olarak izleyiciye sundu. Ameliyatları yapan feminist estetik uzmanı, implantlar yerleştirerek sanatçının yüzünü yeniden şekillendirdi. Bir dizi ameliyatla alnının iki yanına birer boynuz yapıldı (1990’ların başı ile ortası). Kendisini Kolomb öncesi sanat ile özdeşleştirdiği işleri de oldu.
ORLAN çalışmasının estetik ameliyatlara değil, güzellik standartlarına karşı olduğunu; kadına ve bedene gittikçe daha çok dayatılan ideolojiye karşı olduğunu belirtmiştir.
Bir ifade aracı olarak vücudun kullanılışı ilk kez Yves Klein tarafından 1958-60′ta gerçekleştirilmiş, bu yöntem, 1964 yılı sonrasında Vücut Sanatı olarak adlandırılmıştır. ORLAN’ın girişimi ile, bedenin sahibi kimdir; devlet ve bireyin bedenlere hükmetme yetkisi nereye kadardır; sanatın bedenle ilişkisindeki eşik nerede başlar gibi Çağdaş Döneme ait sorularla beden olguları Çağdaş dönemde de devam etmiştir.
ORLAN performanslarında kendi bedenini, feminist sorunlara eğilmek için bir ortam olarak kullanmıştır.
Burada Kavramsal Sanat, Beden Sanatı, Feminist Sanat, Performans Sanatı, Video Sanatı iç içedir.
Žižek’e göre Batı’nın toplumsal sistemi “liberal kadınları” rekabet güçlerini koruyabilmek için güzellik ameliyatlarına katlanmak için devasa bir baskı altına almaktadır. Kadınların gönüllü olarak güzellik ameliyatı eziyetine katlandıkları Batılı toplumun, kadınları sünnete maruz bırakan Afrika toplumundan ilke olarak farkı yoktur.
Fotoğraf: biografieonline.it

 

Çağdaş Sanata Varış 245|Çağdaş Dönem 20 Politika 3

  Flower Thrower, Banksy, tuval üzerine akrilik, 2003. Global Karaköy, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Flower Thrower, Banksy, tuval üzerine akrilik, 2003.
Global Karaköy, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Birbirini tanımayan bir grup insanın internet üzerinden, e-posta veya sosyal ağlar vasıtasıyla daha önceden belirlenen yer ve zamanda, yine önceden kararlaştırılan bir eylemi gerçekleştirdikten sonra dağılmaları Çağdaş Dönem’in halka açık flash mob (bir anlık güruh) uygulamasıdır. Žižek’in görüşüne göre, bu bir estetik politik protestodur. Flash mob’lar kent şiiri olarak tanımlanıyor. Žižek flash mob’ların politikanın Malevich’i olduğunu, o ünlü beyaz yüzey üzerine siyah karenin politik karşılığı olduğunu düşünüyor.
  • 2005’te Fransız banliyö ayaklanmalarında binlerce araba yandı. Žižek bu tür olayları flash mob’ların radikal karşıtları olarak görüyor. Žižek, 1968’i vizyonu olan bir ayaklanma iken, 2005 ayaklanması herhangi bir vizyon iması, protestocuların getirdiği bir talebi olmayan, yalnızca tanınma ısrarı taşıyan bir eylem olarak görüyor ve bu tür hiçbir şey talep etmeyen ve şiddet içeren protesto eylemlerine protestonun sıfır seviyesi adını veriyor.
Retablo VII, Carlos Aires, 2015. Art International 2015, İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Retablo VII, Carlos Aires, 2015.
Art International 2015, İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Flash mob’ların ilginç türleri de ortaya çıktı: İspanya’da parlamentonun alt kanadında 12 Aralık 2014’te onaylanan yeni güvenlik yasasıyla gösteri haklarının kısıtlandığını savunan binlerce kişi, dünyanın birçok yerinden insanların da yolladığı videolarla oluşturulan hologram görüntülerini, Madrid’deki meclis binasına yansıttılar. Böylece İspanyollar, gösteri haklarının ellerinden alınamayacağını göstermiş ve dünyada ilk defa hologramlı, toplu bir siyasi eylem gerçekleştirmiş oldular.
İsimsiz, Muntean/Rosenblum, 2015. Art International 2015, İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Muntean/Rosenblum, 2015.
Art International 2015, İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Politik olanın kültürelleştirildiği bu post-politika çağında, insanın şikayetini dile getirmesinin tek yolu kültürel ve/veya etnik talepler düzeyinde olmaktadır.
  • Žižek’e göre Çağdaş “seçim toplumu” çıkmazdadır: kendimizi sürekli hayatlarımızı temelden etkileyecek konularla ilgili karar vermek zorunda kalmış, ama tam bir bilgi temeline sahip olmayan halde buluruz.  Sorun, nitelikli bir seçim yapmamızı sağlayacak bilgiyi elde edemeden seçim yapmaya zorlanıyor olmamızdır. Demokrasilerde sıradan her yurttaş sadece biçimsel olarak karar veren kişidir.
  • Feminist tartışmalar 1970’lerden başlayarak politik olan kişisel olandır tanımını ortaya çıkarmıştı. 1990’ların başında ideolojilerin sonuna gelindiği konuşulmaya başlanmıştır. Michel Foucault, mikro iktidar kavramı ile merkezi iktidarı reddetmiştir. Politikanın artık kişisel alanda üretileceği düşüncesi giderek ağırlık kazanmıştır.
  • Çağdaş Dönem her şeyin geçici olduğu bir zaman dilimidir. Yeni teknolojiler hayatımızı her gün değiştiriyor. Geçmişin gelenekleri geri gelmiyor. Geleceğin ne getireceği konusunda da en ufak bir fikrimiz yok. Buna rağmen, sanki özgürmüşüz gibi yaşamaya zorlanıyoruz. Şeyleri daha hızlı bilmeye başladığımızda da onlarla ne yapacağımızı bilmiyoruz.
  • Ekonomik kriz, siyasi istikrarsızlık ve terör tehdidi otoriterliği cazip hale getirebiliyor. Bu durumlarda bireysel özgürlükler, kuvvetler ayrılığı, çoğulculuk gibi değerlere ilgi azalıyor. Liberal değerleri güçlü refah toplumlarında bile otoriter eğilimlere destek güçleniyor. Kitleleri seferberliğe çağıran otoriter hareketler kriz dönemlerinde cazibe kazanıyor. Kökünü kazımak, hainleri ezmek, yabancıları göndermek, duvar örmek gibi basit çözümler kitlelere cazip geliyor. Ama Avusturya kökenli Britanyalı felsefeci Karl Raimund Popper’ın (1902-1994) sözünü de unutmamak lazım: “Çok karmaşık sorunlara önerilen basit çözümler daima yanlıştır.”
Sınırlar, Yerbossyn Meldibekov, 2011. Art International 2015’te eserleriyle yer alan Kazak sanatçı Yerbossyn Meldibekov, Sovyetler’in dağılması sonucunda oluşan değişimlerden bire bir etkilenen ülkelerden birine mensup. Sınırların değişkenliği, sınırların suniliği üzerine bir eser yaratmış. Meldibekov, Özbekistan’ın atası sayılan Emir Timur’un bazı betimlemelerinde bir beyaz adam olarak; 1941 yılında Sovyet antropolog Mikhail Gerasimov’un Timur’un mozolesinde yaptığı incelemelere sadık, bilimsel verileri odağına alan çalışmalarda ise Moğol tipte betimlendiğini; ilkine naif klasisizm, ikincisine kritik realizm denebileceğini; ikisinin de farklı ideolojik gerçeklikleri yansıttığını belirtiyor ve her çeşit sanatın, tematik ve biçimsel olarak, gündelik deneyimlerden izler taşıdığını ekliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sınırlar, Yerbossyn Meldibekov, 2011.
Art International 2015’te eserleriyle yer alan Kazak sanatçı Yerbossyn Meldibekov, Sovyetler’in dağılması sonucunda oluşan değişimlerden bire bir etkilenen ülkelerden birine mensup. Sınırların değişkenliği, sınırların suniliği üzerine bir eser yaratmış.
Meldibekov, Özbekistan’ın atası sayılan Emir Timur’un bazı betimlemelerinde bir beyaz adam olarak; 1941 yılında Sovyet antropolog Mikhail Gerasimov’un Timur’un mozolesinde yaptığı incelemelere sadık, bilimsel verileri odağına alan çalışmalarda ise Moğol tipte betimlendiğini; ilkine naif klasisizm, ikincisine kritik realizm denebileceğini; ikisinin de farklı ideolojik gerçeklikleri yansıttığını belirtiyor ve her çeşit sanatın, tematik ve biçimsel olarak, gündelik deneyimlerden izler taşıdığını ekliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Gizli revizyonizm, usulca dışlamanın tarihi çok eskidir. Roma’da, Senato’da oylanan damnatio memoriae, birini öldükten sonra sessizliğe, unutuluşa mahkum etmek anlamına geliyordu. Yapılan şey, ismini resmi tescillerden silmek ya da onu tasvir eden heykelleri ortadan kaldırmak yahut da doğduğu günü uğursuz ilan etmekti. Aynı şey, Stalin döneminde, sürgüne gönderilmiş veya öldürülmüş eski yöneticileri fotoğraflardan silerek yapılmıştı. Örneğin Troçki’ye böyle olmuştu. Kazak sanatçı Yerbossyn Meldibekov bu işinde, 1989 sonrası Lenin’e yapılan damnatio memoriae’yi tespit ediyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Gizli revizyonizm, usulca dışlamanın tarihi çok eskidir. Roma’da, Senato’da oylanan damnatio memoriae, birini öldükten sonra sessizliğe, unutuluşa mahkum etmek anlamına geliyordu. Yapılan şey, ismini resmi tescillerden silmek ya da onu tasvir eden heykelleri ortadan kaldırmak yahut da doğduğu günü uğursuz ilan etmekti. Aynı şey, Stalin döneminde, sürgüne gönderilmiş veya öldürülmüş eski yöneticileri fotoğraflardan silerek yapılmıştı. Örneğin Troçki’ye böyle olmuştu.
Kazak sanatçı Yerbossyn Meldibekov bu işinde, 1989 sonrası Lenin’e yapılan damnatio memoriae’yi tespit ediyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  •  “Buda’nın vaazını izleyen ilk yüzyıllarda, Buda tasvir edilmez. Yokluğuyla gösterilir. Ayak izleriyle. Boş bir koltukla. Gölgesinde meditasyon yaptığı bir ağaçla. Süvarisi olmayan eyerli bir atla. Ancak Büyük İskender’in Asya’ya varmasından itibaren, Yunan sanatçıların etkisiyle, Buda’ya bedensel bir görünüş verilmeye başlanır. Böylece Taliban, bilmeden, Budizm’in tam aslına dönüşüne katkıda bulundu.  Hakiki Budistler için, Bamiyan Vadisi’ndeki bugün boş olan o oyuklar, belki eskiden olduğundan daha anlamlı, daha doludur.”

“Günümüzde, Müslüman-Arap uygarlığını bazen yalnızca bu terörist eylemlerden ibaretmiş gibi gösteren saldırılar, bu uygarlığın geçmişteki azametini neredeyse örtme noktasına varacak sonunda. Aynı, Aztelerin kanlı kurban törenlerinin, Aztek uygarlığının tüm güzelliklerini yüzyıllarca örttüğü gibi. Bugün aynı tehlike İslam’ın başında: yarın öbür gün, yakın dönem hafızamızda, sırf bu terörist şiddetten ibaret olmak. Zira hafızamız indirgeyicidir.”

Böyle diyor Jean-Claude Carriére, Umberto Eco ile yaptığı söyleşisinde.

  • Tüm bu sürecin hem yaptıklarımızı hem de benliğimizi değiştirdiği öne sürülüyor.
  • Artık dünyada bir tek sanat tarihi yok, sanat tarihleri var. Yerleşik tarihin ve dayandığı kabullerin Avrupa merkezli ve Batı kanonuna dayalı olduğu artık genel kabul görmektedir. Dolayısıyla bir sanat tarihleri bütününün olması gerektiği öne sürülmektedir.
  • Güncel sanat dünyası insanı düşünmeye zorlayan bir alandır.

 

Çağdaş Sanata Varış 244|Çağdaş Dönem 19 Politika 2

Communism Peak, Yerbossyn Meldibekov, 2006-2014. Kazak sanatçı metal objelerden yaptığı enstalasyonunda, 20. yüzyıl boyunca, dağların tepelerine politik ve ideolojik şartlara uygun olarak farklı isimler verildiğini, örneğin Tacikistan’daki bir tepenin altı kez isim değiştirdiğini, özellikle Kazakistan’da üretilmiş emaye kapları deforme ederek bizlere hatırlatıyor. Art International 2015, İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Communism Peak, Yerbossyn Meldibekov, 2006-2014.
Kazak sanatçı metal objelerden yaptığı enstalasyonunda, 20. yüzyıl boyunca, dağların tepelerine politik ve ideolojik şartlara uygun olarak farklı isimler verildiğini, örneğin Tacikistan’daki bir tepenin altı kez isim değiştirdiğini, özellikle Kazakistan’da üretilmiş emaye kapları deforme ederek bizlere hatırlatıyor.
Art International 2015, İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 2011 yılında Tunus’ta başlayan sivil ayaklanmalar olan Arap Baharı, İspanyol indignatos, Yunan aganaktismenoi, Occupy Wall Street ve Gezi hareketleri, lidersiz ve kendi kendine örgütlenmiş sıradan yurttaşların ayaklanmaları idi. Katılımcıları toplumsal ve ideolojik anlamda heterojendi. Önceden belirlenmiş bir gündem veya ideolojileri yoktu. Sosyal ağ teknolojisinden yoğun biçimde yararlanmışlardı.
  • İspanyol indignatos, Yunan aganaktismenoi ve Occupy hareketleri, küresel sermayenin dışında işleyebilecek yeni bir toplumsal model ve alternatif üretim modelleri geliştirmek istiyordu.
  • Alain Badiou ve Slavoj Žižek, bu ayaklanmaları sağlam örgütlenme kavramından yoksun buldular; düşünce üretmediğini, programa dönüşme gücünden yoksun, yalnızca hiddet dile getiren eylemler olarak nitelediler.
  • Žižek, toplumsal hareketlerinaracısız, tamamen kendi kendine yönetilmesinin imkansız olduğunu iddia eder. Kolektif eylemin siyaset alanına hakim olabileceğine inanmanın ütopik olduğunu; mevcut liberal demokratik rejimlerin yerine, ne tür bir temsil kurulması gerektiğinin araştırılmasını önerir.
  • Çağımızın özerk, katılımcı ve temsile dayanmayan siyasetinin etkili teorisyenleri Antonio Negri ve Michael Hardt, bu hareketleri hem kamusal hem özel mülkiyetin ötesinde, hiyerarşiler olmadan karar vermeyi ve kolektif katılımı mümkün kılan, çokluğun yatay örgütlenmesi olarak gördüler. Bu iki teorisyen, Neoliberal sermaye düzeninin ötesinde, demokrasinin yenilenmesi gerektiğini düşünüyorlar.
  • Ernesto Laclau, Chantal Mouffe ve Slavoj Žižek gibi teorisyenler, güç ilişkileri ve hegemonyanın kökünün kazınamayacağını; hegemonyanın radikal değişim amaçlı her sosyal hareket ve kolektif projenin ana unsuru haline geleceğini kabul ederler.
  • Richard Day, John Holloway, Saul Newman, Manuel Castells, Antonio Negri ve Michael Hardt, hiyerarşikgüç ilişkilerini reddeden ve özerk bir biçimde belirlenmiş bağlantılar, fikirler, duygular ve programlar üreterek, açık yatay ağlarda eşit ve dolaysız olarak işbirliğinde bulunan birçok toplumsal aracı vasıtasıyla çalışan, devletçi olmayan ve temsile dayanmayan demokratik siyaset formlarını uygun görürler. Hegemonik olmayan, eşitlikçi faaliyet tarzlarını, fiili demokratik yapının başlıca yeniliği olarak görüp, bunları toplumsal ve siyasi dönüşümün etkili süreçleri olarak desteklerler.
  • Avrupa Marksizminin önemli figürü Althusser, ideolojinin açıktan değil örtük bir şekilde işlediğini söyler; ideoloji verili saydığımız pratikler, yapılar ve imgelerde yaşar. İdeolojiyi içselleştiririz ve varlığının ya da etkilerinin çok da bilincinde olmayız; ideoloji bilinçdışıdır.

 

Çağdaş Sanata Varış 243|Çağdaş Dönem 18 Politika 1

  • İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ayhan Kaya’ya göre, globalizm ve küreselleşme kavramları birbirinden farklı iki olguyu ifade eder. Birebir Türkçe karşılığı olmayan globalizm kavramı, bir siyasal ideolojiye denk düşerken, küreselleşme (globalisation) kavramı ise, özellikle 1960’lı yılların ardından dünyada ivme kazanan iletişim, bilişim ve ulaşım teknolojileriyle birlikte belirginlik kazanan ve tekil bir öznesi olmayan sürecin adıdır. Globalizm ideolojisinin en önemli savunucusu ABD’dir. Globalizmin başlangıcı 20. yüzyıl başlarına kadar gider. ABD’nin bu dönemde uygulamaya başladığı kolonisiz emperyalizm, 20. yüzyılın yeni emperyalizm modelidir. Post kolonyalizm olarak da nitelenen bu süreçte iktisadi olduğu kadar kültürel emperyalizm de sergilenmiştir. 20. yüzyıla damgasını vuran Pax Americana, biraz nitelik değiştirerek Pax Capital (paranın getirdiği barış) ya da globalizm ideolojisi haline gelmiştir. 11 Eylül 2001’de ABD, 1812 yılından beri ilk kez kendi topraklarında saldırıya uğramış, bu tarih, dünya siyasetinde önemli bir dönüm noktası olmuştur: Pax Capital’in sonu gelmiş, çok taraflı dünya düzeninin tesisi ile ekonomik hegemonyanın paylaşılması gerekli olmuş, terör küreselleşmiştir.
Panos Tsagaris’in Art International İstanbul’da sergilenen eseri, 2015. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Panos Tsagaris’in Art International İstanbul’da sergilenen eseri, 2015.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

All Palaces, Robert Montgomery, 2013. Art International 2015, İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

All Palaces, Robert Montgomery, 2013.
Art International 2015, İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ulusal hükümetlerin artık mali ve parasal politika üzerinde bir gücü kalmadığını;
Parlamento sisteminin tamamen işlevsiz hale geldiğini;
İktidarın artık toprağa ve sınırlara bağlı olmadan aktığını;
Temsili demokrasinin yapısı gereği siyasal katılımı engellediğini düşünenler:

Finansal sistemin toplumsallaştırılması;
Enerji sisteminin kökünden dönüştürülmesi;
Kullanılmayan tarım arazilerinin kolektifleştirilmesi;
Toplumsal meclisler aracılığıyla doğrudan demokrasinin kurulması;
Sermaye akışı alanının tamamen dışında işleyecek (ve sermaye birikimi döngüsüne katılmayı reddedecek) yeni siyasal alanlar açılması;
Dışlayıcı olmayan, aksine kapsayıcı kolektif karar verme yöntemlerinin yaratılması;
Yeni siyasal öznelliklerin geliştirilmesi için:

Eşitlikçi katılım,
Karar almada eşitlik,
Yataylık,
Doğrudan demokrasi,
Toplumsal dayanışma,
Çok sayıda alanda kolektif hareketlilik,
Kitlesel ayaklanmalar, “meydan hareketleri”,
Hiyerarşilerin reddi,
Toplumsal özyönetim,
Yatay özyönetim talep etmekte/
gerçekleştirmektedirler.

 

Madalyonun diğer yanında ise;
Neoliberal devlet yapısı,
Göçmen karşıtları,
Radikal  siyasi partiler,
Polis şiddeti vardır.

Stop and Search-Study, Banksy, 2007. Global Karaköy, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Stop and Search-Study, Banksy, 2007.
Global Karaköy, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu